7.SINIF TÜRKÇE KONULARI

ANLAM BİLGİSİ 

     SÖZCÜKTE ANLAM


Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır.

  Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.
Anlam bakımından kelimeler ve kelimeler arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:


A. ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER


Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.
1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)
Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna “temel anlam” da denir.
Meselâ, “ağız” dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle.
Soğuktan su boruları patlamış.
Ayağında eski bir spor ayakkabı var.
Biraz sonra toprak bir yola girdik.
Kanadı kırık bir martı gördüm.
Soğuk sudan boğazı şişmişti.
Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.
Dün gece erken yattım.
Sıcak çorbayı içince rahatladım.
Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.
Ahmet’in burnu iyi koku alır.
Ağzında yaralar oluşmuştu.
Elini hırsla masaya vurdu.
İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi.
Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı.
2. YAN ANLAM
Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.
Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.
Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun pantolonu düşüyordu”, “Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır.
Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)
Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış.
Uçağın kanadı havada parçalanmış.
Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.
Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.
Köprünün ayağına bomba koymuşlar.
Şişeyi boğazına kadar doldurdu.
Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim.
Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı.
Yokuşun başına kadar koştuk.
Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır.
Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb
3. MECAZ ANLAM
Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.
Bu konuyu bir daha açmayacağım.
İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.
Derdim çoktur, hangisine yanayım.
Doktora boş gözlerle bakıyordu.
Bu şarkıya bayılıyorum.
Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.
Yakında savaş patlayacak.
Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.
İnce işlere aklım pek ermiyor.
Kitapları taşırken kolum koptu.
İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.
Bu söze gençlerden biri ince bir karşılık verdi.
Onun pişkinliğine bir anlam veremedik.
Cesaretinin kırılmasına sen sebep oldun.
Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir. Eğretileme ve deyim aktarması da denir.
“Kurban olam, kurban olam
Beşikte yatan kuzuya” (açık istiare)
“Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor.” (kapalı istiare)
İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl
Saçını kestir demedim mi?
Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.
Ayağını çıkarmadan girebilirsin.
Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.
Orhan Veli’yi okur musun?
4. DEYİM ANLAM
Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.
Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.
Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.
Her gördüğüne dudak büküyordu.
Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.
İki genç adam boğaz boğaza geldi.
Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.
Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.
Matematiği aklım almıyor.
Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.
Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.
Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.
Bizimkinin iyice çenesi düştü.
Göze girmek için her şeyi yapıyor.
İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.
Bu soruya kafa yormanı istemiştim.
Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.
Burası çok ayak altı, şurada duralım.
Deyimlerin özellikleri:
a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.
Meselâ “yüzün ak olsun” yerine “yüzün beyaz olsun” denilemez,
“ocağına incir ağacı dikmek” yerine “ocağına çam ağacı dikmek” denilemez,
“ayıkla pirincin taşını” yerine “ayıkla bulgurun taşını” denilemez,
“dilinin altındaki baklayı çıkar” yerine “dilinin altındaki şekeri çıkar” denilemez,
“tüyleri diken diken ol-” yerine “kılları diken diken ol-” denemez.
Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.
Araya başka kelimeler girebilir:
“Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.
b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: “Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”
c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.
1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:
ağzı açık, kulağı delik,
eli uzun, kaşla göz arasında,
bulanık suda balık avla-, dikiş tutturama-,
can kulağı ile dinle-, köprüleri at-,
pire için yorgan yak-, pişmiş aşa su kat-,
kafayı ye-, aklı alma-,
akıntıya kürek çek-, ağzı kulaklarına var-,
bel bağla-, çenesi düş-,
göze gir-, dara düş-,
2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.
Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Allah bana ben de sana,
Atı alan Üsküdar’ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,
Ne şiş yansın ne kebap,
Fol yok yumurta yok ..
d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: “İşleyen demir ışıldar” atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.
e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?
Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..
f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:
Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)
Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)
g) Kafiyeli deyimler de vardır:
Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı

TERİM ANLAMI : 

Terim anlam nedir?

Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.

Terim anlama örnekler :

Örnek; “Köprü” sözcüğünün günlük dildeki anlamı bellidir. Dişçilikte kullanılan “köprü” sözcüğü ise terimdir.

Farklı anlamlı iki sözcüğün birleşmesi yoluyla da terim oluşturulabilir.

Örnek; Tek-el, atar-damar, dil-bilim, eş-kenar

Yabancı dillerden dilimize giren terim anlamlı söz­cükler de vardır.

Örnek; Telekominikasyon, radar, priz, radyo

CÜMLEDE ANLAM 

NESNEL VE ÖZNEL YARGILI CÜMLELER 

Nesnel ve Öznel Yargı nedir ?

    Cümleler, yansıttığı düşüncelerin özelliklerine göre “öznel” ve “nesnel” olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bazı cümleler, herkesin kabul ettiği; kimsenin itiraz edemeyeceği genel geçer doğruları ifade etmektedir.

   “Türkiye’nin başkenti Ankara’dır.” örneğinde, dünya üzerindeki kimsenin itiraz edemeyeceği bir “olgu” ifade edildiğinden, bu cümle “nesnel“dir. Fakat “Türkiye’nin en güzel şehri Ankara’dır.” cümlesi, bir “görüş” belirtmektedir. Çünkü bu düşünceye çok kişi itiraz edip, “Hayır, bence…” ile başlayan binlerce ifadeyi dile getirebilirler.

    “Bence” ile başlayan cümleler, “öznel” anlatımın tipik örneğidir. Öznel ve nesnel yargılı cümleleri ayırt ederken, yapmanız gereken yalnızca cümleye “Acaba ben buna itiraz edip, bence öyle değil böyledir gibi bir yanıt verebilir miyim?” şeklinde yaklaşma görüşü mü dile getirdiğini ortaya koyacaktır.ktır. Bu yaklaşım, cümlenin genel geçer bir olguyu mu yoksa kişiden kişiye değişen bir

Nesnel Yargılı Cümleler:

Öznenin, yani söz söyleyen kişinin düşünce ve duygularına değil, nesnenin, varlığın kendi gerçeğine dayanan, dolayısıyla kişilere göre değişmeyen yargılardır. Bu tür yargıların, yorum ve değerlendirme içermeme, kanıtlanabilir özellikte olma, herkes için aynıanlamı taşıma, akla ve mantığa dayalı olma gibi özellikleri vardır.

Nesnel yargılı cümlelere örnekler : 

Öykünün yanı sıra birçok şiir yazmış, bunlardan bazıları bestelenmiştir. (Nesnel)

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u aldığında 21 yaşındaydı. (Nesnel)

Türkiye Avrupa Topluluğu’na girebilmek için çeşitli girişimlerde bulundu. (Nesnel)

Öznel Yargılı Cümleler:

  Öznede, yani söz söyleyen kişide oluşan; nesnelerin gerçeğine değil, kişilerin duygu ve düşüncelerine bağlı olan, bu nedenle de kişiden kişiye değişebilen yargılardır. Öznel anlatımda kişi, cümleye kendi duygularını katar, bir yorum yapar. Bu tür yargılar, “bence, bana göre” anlamı taşır.

Öznel  yargılı cümlelere örnekler : 

Dostluk, insanın ve insanlığın en büyük, ne yüce değerlerinden biridir. (Öznel)

Cahit Sıtkı’nın şiirlerinin tadı başka bir ozanda yoktur ((öznel )

Kendisine yapılan iyiliği takdir etmeyecek insan yoktur. ( öznel )

Görüldüğü üzere yukarıdaki üç örnekte de ”hayır bence bu böyle değildir ” diye karşı çıkabileceğimiz bir yargı olacağından örnekler öznel yargılı cümleler olmuşlardır.

ABARTMA ( ABARTILI) CÜMLELER

Olmayacak ,imkansız ifadelere abartılı ifadeler denir.  Abartılı ifadeler ; Dikkat çekmek,meraklandırmak veya gülmek için kullanılır.

Abartılı cümlelere örnekler :

O kadar ağladı ki gözyaşları sel oldu, aktı.

Bu hafta dünya kadar soru çözdüm.

Hasta sabaha kadar gözünü kırpmadı.

Bin dereden su getirsen arınamazsın.

Duyduklarını bire bin katarak anlatıyor.

Ne geniş adam dünya yansa umurunda değil.

ATASÖZLERİ

Atasözü nedir ?
Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.
Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler
Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler
Çoğu mecazlıdır.
Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.

Atasözlerine bazı örnekler : 

Genel bir yargı bildirir.
Öğüt verme amacı taşır.
At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
Böyle gelmiş, böyle gider
Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
Damlaya damlaya göl olur.
Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.
Eden bulur.
Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Üzerine laf düşmedikçe konuşma.
Vakitsiz açılan gül çabuk solar.

SEBEP -SONUÇ ( NEDEN-SONUÇ ) CÜMLELERİ
 

Neden-sonuç cümleleri, bir eylemin hangi gerekçeyle veya hangi sebeple yapıldığını bildiren cümlelerdir. Bu cümlelerin yüklemine “niçin?” , “neden?” soruları sorulduğunda bu sorular cevapsız kalmaz. Neden-sonuç cümleleri iki bölümden oluşur: Birinci bölüm neden (sebep), ikinci bölüm ise sonuç bildirir. Genellikle “için, -den, -diğinden, ile” gibi ekler ve edatlar kullanılır.

Örnek

» Hasta olduğu için okula gelememiş.
Yukarıdaki cümlede yükleme “neden gelememiş?” sorusunu yönelttiğimizde “hasta olduğu için” cevabını alıyoruz. Yüklemin yapılış sebebi bildirildiği için bu cümle sebep-sonuç cümlesidir.» Okulların açılmasıyla masraflar arttı.
» Seni uyandırmayalım diye radyoyu açmadık.
» Yağmur yağınca maç iptal oldu.
» Malzeme yetersizliğinden inşaat yarım kaldı.

 Neden-sonuç ilişkisi bağımsız iki cümle ile de ifade edilebilir.

Örnek

» Çiçekleri gece sula; daha çabuk büyür.
» Bir daha böyle konuşma; beni üzüyorsun.Bu örneklerde birinci cümlede ifade edilen eylem, ikinci cümlede ifade edilen eylemin nedeni durumundadır. Buna “gerekçe” de denmektedir. Bu tür ifadelerde sebep cümlesi ile sonuç cümlesinin yerleri değiştirilebilir.

Neden-Sonuç Cümleleri ile Amaç-Sonuç Cümleleri Arasındaki Fark

    Neden-sonuç ile amaç-sonuç cümleleri birbirine çok benzemekte bu yüzden sık sık karıştırılmaktadır. Sebep-sonuç cümleleri ile amaç-sonuç cümlelerini ayırt etmek için şu yolu izlemeliyiz:

     Neden-sonuç ile amaç sonuç cümlelerinin karıştırılmasının en büyük sebebi iki tür cümlenin de “neden?” sorusuna cevap verebilmesidir. Eğer bir soruda birden fazla seçenekte “neden?” sorusuna cevap alabiliyorsak, öncelikle “hangi amaçla?” sorusunu sorup eleme yapmalıyız. “Hangi amaçla?” sorusunun cevabı bize amaç-sonuç cümlesini verecektir.

AMAÇ-SONUÇ CÜMLELERİ

Eylemin hangi amaca bağlı olarak gerçekleştiğinin belirtildiği cümlelerdir. Amaç-sonuç cümleleri, eyleme sorulan “hangi amaçla?” sorusuna cevap verir. Bu tür cümlelerde de “için, diye, üzere”gibi edatlardan yararlanılır.

Amaç sonuç cümlelerine örnekler : 

 Sınavı kazanmak için çok çalışmış.
Yukarıdaki cümlede yükleme “hangi amaçla çalışmış?” sorusunu yönelttiğimizde “sınavı kazanmak için” cevabını alıyoruz. Yüklemin yapılış sebebi bildirildiği için bu cümle sebep-sonuç cümlesidir.

Bildiklerini anlatmak üzere karakola başvurdu.
Kilo vereyim diye spor yapıyor.

Yazar, eleştirmene şirin görünmek maksadıyla iki yüzlü davranıyor.
Ona sık sık öğüt verirdi; iyi bir insan olsun diye..

KOŞUL-SONUÇ CÜMLELERİ

    Bir olayın veya durumun gerçekleşmesinin, başka bir olayın veya duruma bağlı olduğunu belirten cümlelerdir. Bu tür cümlelerde birinci bölüm (yan yargı) koşul, ikinci bölüm ise o koşula bağlı olarak ortaya çıkan sonuçtur (temel yargı). Türkçede koşul anlamı asıl olarak “-se” şart ekiyle sağlanır.“ise”, “-ince”, “-dikçe”, “mi”, “ama”, “üzere”, “yeter ki” ile de koşul anlamı sağlanabilir.

    Ödevini yaparsan  oyun oynayabilirsin.
   Bu cümlede koyu renkle yazılmış bölüm, eylemin yapılabilmesinin bağlı olduğu koşulu belirtmektedir. (oyun oynayabilmesi hangi koşula bağlı? → ödevini yapmasına)

Temiz bir dünya istiyorsan  yerlere çöp atma.
Müzik dinleyebilirsin ama sesini fazla açmayacaksın

KARŞILAŞTIRMA CÜMLELERİ

    Aralarında ilişki kurulabilecek iki varlığın, kavramın, nesnenin, eserin veya kişinin ortak ve farklı yönlerini daha anlaşılır hale getirmek için kıyaslamaya karşılaştırma denir.

     Karşılaştırma için mutlaka iki varlığın, kavramın, nesnenin, eserin veya kişinin benzerlik, farklılık, üstünlük gibi değişik bir değer yargısı veya bir ölçünün ortaya konması gerekmektedir. Yani karşılaştırmanın hangi yönden yapıldığı açıkça ortaya konulmalıdır.

      Karşılaştırma cümlelerinde daha çok benzetme ve karşılaştırma edat ve bağlaçları olan –den, de, ile, -e oranla, -e göre, kadar, -den daha, pek çok,  en, en çok, -den çok, -den azkullanılır.

Karşılaştırma cümlelerine örnekler şunlardır :

ÖRNEK 1 “Niğde ile Kırşehir eğitim konusunda her zaman öndedirler.” Bu cümlede Aksaray ile Kırşehir eğitim yönünden kıyaslanmaktadır. Bu kıyaslamadan her ikisi de eş değerde eğitime önem vermektedir anlamı çıkmaktadır.
ÖRNEK 2: “Biz en az bu yörenin yemeklerini soframızda bulundururuz.” Bu cümlede sofrada bulundurma yönünden diğer yörelerin yemekleriyle bu yörenin yemekleri kıyaslanmaktadır.
ÖRNEK 3: “Kemal  Ayşe’den az yemek yiyordu.” Bu cümlede yemek yeme yönünden Ali ile Ayşe kıyaslanmaktadır.
ÖRNEK 4 “Bu hastane Türkiye’nin en yüksek binasıdır.”  Bu cümlede Türkiye’deki oteller yükseklileri yönüyle kıyaslanmaktadır. Yapılan kıyaslamada bu otelin diğer otellerden daha yüksek olduğu belirtilmektedir.

BİLDİRİ CÜMLELERİ 

TANIM BİLDİREN CÜMLELER (Tanımlama Cümleleri)

Tanımadığımız bir varlığı gördüğümüzde ya da ne anlama geldiğini bilmediğimiz bir kavramı duyduğumuzda sorduğumuz ilk soru “Bu nedir?” olur. Bu soruya verilen cevap çoğu zaman bir tanım şeklindedir. Bu cümleler açıkladığı şeylerin ne işe yaradığını değil ne olduğunu bildirir. Aşağıdaki cümleleri buna göre inceleyelim:

Örnekler 

  • “Eleştirmen, sanat eserini tarafsız bir gözle incelemelidir.”
  • “Eleştirmen yargılarına duygularını karıştırmamalıdır.”
  • “Eleştirmen, sanatçının kişiliğini değil eserini dikkate almalıdır.”
  • “Eleştirmen sanat eserinin iyi ya da kötü yönlerini ortaya koyan bir sanatçıdır.”
  • “Eleştirmenin her eserde aynı başarıyı göstermesi beklenmemelidir.”

YORUM BİLDİREN CÜMLELER, ÖZELLİKLERİ

Yorumlama, görülüp duyulanlardan anlatıcının kendince bir anlam çıkarması, açıklama yapmasıdır.
Yorumlama, bu özelliğiyle kişisel, öznel bir değerlendirmedir.

Örnek:
Orhan Veli’nin şiirleri sürekli bir açılım ve gelişim içinde görülüyor.
Eğitim bir okul sorunu değildir, o insanın kendisinde taşıdığı bir eylemdir.
Ne zaman yüzüne baksam gözlerini kaçırıyor, sanki benden bir şeyler saklıyor.

Örnek
Aşağıdakilerden hangisi bir “tanım” cümlesidir?

A) Lirik şiir, akıldan çok düş gücüne, düşünceden çok duyguya yaslanır.
B) Lirik şiirde, aşkın her türlü görünüşü, bütün yönleriyle dile getirilir.
C) Lirik şiirde şair, sözcükleri seçerken, onların ses ve görüntü gücünü göz önünde tutar.
D) Lirik şiir, duyguların, çok etkili ve coşkulu bir biçimde dile getirildiği şiir türüdür.
E) Lirik şiirde yıllar yılı, aşk, ölüm, din gibi belirli temalar işlenmiştir. (1990 – ÖSS)

ÇÖZÜM:
“Lirik şiir nedir?” diye sorduğumuzda D’de bir tanımın yapıldığını görüyoruz. Diğer seçeneklerde lirik şiirin ne olduğu değil özellikleri üzerinde durulmuştur. Cevap D

DEĞERLENDİRME BİLDİREN CÜMLELER-DEĞRLENDİRME CÜMLELERİ

  Bir varlığın, kavramın veya olayın önemini, nitelik ve niceliğini belirlemek için kurulan cümlelerdir.
Bu cümleler uzun incelemeler sonucu, varlık ya da kavramı olan, olmayan, tam olan eksik olan yönlerini vurgulamak için kurulur.
Öznel nitelikli cümlelerdir varlık veya kavramın önemiyle ilgili değerlendirmeleri belirtir.

Örnekler :
Sanatçının başkalarını taklit etmesi eserlerinin özgünlüğüne gölge düşürür.

Yazarın anlatımında bir tek düzelik ve kuruluk görülüyor.

İnsanların yalnızlaştığı günümüzde sevgiye çok muhtacız.
Örnek: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “değerlendirme” söz konusu olur?
A) Kimi sanatçılar duygularını dile getirmek için kimileri de kusursuz eserler yaratmak için yazarlar.
B) Romancı, gerçekleri düş gücüyle yeniden biçimlendiren kişidir.
C) Bir eserin değerinin konusundan çok, üslubuna bağlı olduğunu her zaman söylerim.
D) Bu romandaki kişilerin birbirleriyle ilişkiler üzerine birçok inceleme yapılmıştır.
E) Bu eserde konu gerçek yaşamdan alınmış; kişiler karakterlerine uygun biçimde konuş-turulmuştur.

Çözüm: Ada yazarların yazma amacı anlatılmış. B’de romancı tanımlanmış. C’de eserin değe-
rinin nelerden oluştuğu konusuna yorum yapılmış, D’de romanın kişileri hakkında görüşler belirtilmiştir. E’de ise bir eser ele alınarak o eserin nitelikleri tanıtılmıştır.

GÖZLEM BİLDİREN CÜMLELER: 

    Bir varlığın niteliklerini ortaya çıkarmak için veya inceleme sonuçlarını paylaşmak için kullandığımız cümlelerdir.

Gözlem bildiren cümlelere örnekler : 
* Önce beni tepeden tırnağa şöyle bir süzdü.
* Bu ovada ekilmemiş bir avuç toprak bulmanız mümkün değildir.

OLASILIK (İHTİMAL-TAHMİN) CÜMLELERİ

  Herhangi bir durumun nasıl gelişeceğini, bir olayın nasıl sonuçlanacağınıönceden kestirmeye, akla yakın sonucu önceden bulmaya çalışma yöntemiyle elde edilen yargılardır.

  Belki, ihtimal ki, sanırım, olmalı, olacak gibi zarf ya da fiil türünden bazı sözcükler bu anlamı vermede kullanılır.

Olasılık bildiren cümlelerle ilgili örnekler : 

  • Bu hastalık hemen geçmeyebilir.
  • 5Bu kitabı okursan sınavda başarılı olabilirsin.
  • 6Bu kuzu bence on-on iki kilo et verir.
  • 7Bu saatte kapıyı çalan dayım olsa gerek.
  • 8Duygu, arkadaşlarıyla oynamaya gitmiş olmalı.
  • 9Ferit bugün işe gelmedi herhalde hastalandı.
  • 10Galiba herkes bildiğini okuyor.

AŞAMA BİLDİREN CÜMLELER 

    Bir durumun zamana bağlı olarak aşama aşama azaldığı ya da arttığını gösteren cümlelerdir.

Örnek 

Dünden bugüne daha iyi oluyorsunuz.

Geçen yıldan beri annem yavaş yavaş iyileşti.

 İÇERİK BİLDİREN CÜMLELER

Eserde anlatılan konuyu veren cümlelerdir. “Ne anlatılmış?” sorusuna yanıt verir.

İçerik bildiren cümlelerle ilgili örnekler : 

*Onun bütün şiirleri buram buram Anadolu kokar.

*Yazar öne sürdüğü düşünceyi açıklamak için insanın çevresini tanımlıyor.

Yaptığı televizyon programında Anadolu insanlarını konuşturuyor.

PARÇADA ANLAM

PARAGRAFIN KONUSU

   Bilindiği üzere paragraf, bir düşünceyi aktarmak amacıyla bir araya getirilmiş cümleler topluluğudur. Sınavlarda, öğrencinin, okuduğunu ne kadar anlayabildiğini ve yorumlayabildiğini ölçmek amacıyla Türkçe bölümünde en çok soru paragraftan gelir.

Konu, parçada üzerinde durulan kavramdır. Yazar parça boyunca bu kavramın çevresinde dönüp durur. Yazar parçada neden söz ediyorsa konu odur. Konu genelde bir iki sözcükten oluşur.

Anahtar kelimelere paragraf içinde dikakt etmeliyiz. Bu kelimeler bizi paragrafın konusunu bulma konusunda çok önemli kelimelerdir.

Her paragraf bir düşünceyi anlatmak amacıyla yazılır. Konu, bu amacın üzerine oturtulduğu is- kelettir. Yazının konusunu yazılma amacıyla karıştırmamak gerekir. “Bu paragrafın konusu nedir?” sorusunun cevabı, paragrafta ne anlatılmak istendiği değil, ne anlatıldığıdır.

Parçanın ana düşüncesi amaçsa konu da bu amaca ulaşmakta kullanılacak araçtır diyebiliriz.

Örnek:

Yazı olmasa ne yapardık? Akla ilk gelen, bilgiyi taşıyamazdık cevabı oluyor. Bu kadar basit değil. Yazı olmasaydı medeniyet bugünkü konumuna gelemezdi. Bilginin paylaşılmasında ciddi sorunlar yaşanırdı. “Söz uçar yazı kalır.” diye boşuna dememişler. Gerçekten de sözle ifade edilenler her zaman sözde kalır, zamanla değişime uğrar. Ama yazılı belgeler hep aynı kalır.

Bu parçanın konusu “yazının önemi”dir, diyebili- riz. Bunun için içeriğin ne kadar başarılı yansıtıl- dığı önemli değildir. Yazarın vardığı sonuç da konuyu bulmada önemli değildir. Sadece ne an- latıldığına bakarak bu paragrafın “yazının öne- mi”ne ilişkin olduğu sonucuna varabiliriz.

Bütün paragraf sorularının çözümünde yararlı olabilecek birkaç ipucu:
1- Önce soru okunur.
2- Daha sonra parça (metin) okunur.
3- Parça okunurken, önemli yerlerin altı çizilir. (Önemli yer, sorunun cevabı olabilecek olan yerdir)
4- Cevap bulunurken, yazıda anlatılanlar dikkate alınmalıdır. Kendi görüş ve düşüncelerimize göre hareket edilmemelidir.
5- Doğru seçenek bulunurken yanlış seçenekler elenmelidir.

PARAGRAFTA BAŞLIK BELİRLEME

Başlık aslında ana fikirle doğrudan ilgilidir. Konu ve ana fikir bulunduktan sonra başlığı bulmak oldukça basittir. Başlık genellikle tek, bazen iki kelimeden oluşur. Hatta konuyu oluşturan kelime çoğunlukla başlık yerine de geçer.

Başlığa bakınca parça, parçaya bakınca başlık akla gelir. İki kavram birbiriyle o denli ilişkilidir

ÖRNEK : 

Sanatta ustalık, sanıldığı gibi bir sanatçının tek başına oluşturduğu bir nitelik değildir. Gerçekte bu, yüzyıllar boyunca bu alanda gösterilen çabaların ve sürdürülen çalışmaların sonucudur. Bu yönden, bir sanatçının kendinden önce verilmiş ürünleri iyice özümsemesi gerekir. Bunu yaparsa ilk yapıtlarında bile belirli bir çizginin üstüne çıkar. Bu çizgi zamanla, kendinden sonrakilere örnek olabilecek biçimde gelişir ve özgün bir nitelik kazanır. Öyleyse hiçbir sanatçı kendisinden önce ortaya konmuş yapıtlara sırt çeviremez.

Bu parçaya en uygun başlık ne olabilir?

Bu soruya cevap verebilmek için parçanın konusu ve ana düşüncesi doğru belirlenmelidir?

Yazar bu parçada ne üzerinde duruyor?

==> “Sanatta başarılı olmanın yolu” ==> Bu, konudur.

PARAGRAFTA ANA FİKİR ( ANA DÜŞÜNCE )

Ana düşünce nasıl Bulunur  ?

  Ana düşünceyi belirlemek, bir sözcüğün cümlede kazandığı anlamı, yaptığı görevi, cümlelerin ilettikleri yargıyı kavramaya bağlıdır. Ana düşünceyi belirlemede yanılgıya düşmemek için parçayı bütünüyle kavramayı amaçlayarak okumak gerekir. Parça okunduktan sonra, “Bu parçada yazarın asıl anlatılmak istediği nedir?” sorusuna doğru bir cevap alınırsa, ana düşünce belirlenmiş olur.

ÖRNEK SORU : 

  Tiyatrolarda bayağı oyunlar oynanıyor. Sebebini sorduğumuzda, yetkililer halkın sözcüsü olduklarını, halkın ihtiyaç duyduğu oyunlar oynadıklarını iddia ediyorlar. Oysa tiyatronun görevi halkı avutmak değil, sanat eserlerini halka tanıtmaktır. Özellikle, devletin desteklediği şehir tiyatrolarının görevi budur. Devlet tiyatrolarının seyirciyi çoğaltarak para kazanma amacı olamaz. Avrupa’da kâra geçen kültür tiyatroları şüpheyle karşılanmaktadır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A)    Avrupa’da tiyatroculuğun çıkar amacıyla yapılmadığı

B)    Tiyatroların seyircinin isteğine uyarak kötü oyunlar sahnelemelerinin doğru olmadığı

C)     Tiyatroların tek amacının seyirci sayısını artırmak olduğu,

D)    Tiyatrolarda, sanat değeri olan oyunların sahnelenemediği,

E)    Halkın sanat değeri yüksek oyunları izlemekten hoşlanmadığı,

PARAGRAFTA YARDIMCI DÜŞÜNCE 

Paragrafta verilmek istenen düşünceyi desteklemek için yararlanılan fikirlerdir.

Genellikle “ulaşılamaz, değinilmemiştir, çıkarılamaz

  • Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılamaz?
  • Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
  • Böyle konuşan kişi için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
  • Bu parçada, sözü edilen kişiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
  • Bu parçada aşağıdaki düşüncelerden hangisine yer verilmemiştir?
  • Bu sözleri söyleyen sanatçı aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilemez?
  • Bu parçada okumayla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
  • Aşağıdakilerden hangisi, bu sözleri söyleyen sanatçının bir özelliği değildir?
  • Böyle anlatılan bir sanatçıdan aşağıdakilerin hangisi beklenmez?
  • Bu parçaya göre aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

” gibi olumsuz  ifadelerle sorulur.

Örnek Soru:
İçimden hep iyilik geliyor
Yaşadığımız dünyayı seviyorum
Kin tutmak benim harcım değil
Çektiğim bütün sıkıntıları unuttum
Parasız pulsuzum ne çıkar
Gelecek güzel günlere inanıyorum
Necati Cumalı
Dizelerden şairle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisi çıkarılamaz?
A) Kendisiyle barışık olduğu
B) Umutlu olduğu
C) Pişman olduğu
D) Açık yürekli olduğu

Çözümü:
“Parasız pulsuz” olduğunu bilip de “Bundan ne çıkar?” diyebilen insan, kendisiyle barışık olan insandır. (A) “Gelecek güzel günlere” inanan biri, umutludur. (B) “Kin tutmak benim harcım değil.” diyen biri açık yüreklidir. (D) Bizi, şairin pişman olduğu sonucuna götürecek bir yargıya bu şiirde yer verilmemiştir. Yanıt C

PARAGRAF OLUŞTURMA

    Bir paragraf oluşturabilecek cümleler dağınık olarak verilir ve öğrencinin bunlardan bir paragraf oluşturması istenebilir. Bu tip sorularda cümlelerin anlamca ve yapıca birbirine bağlanabilmesi aranmalıdır.

Paragraf oluşrmak için bazı kurallar vadır . Bunlar : 

ilk olarak cümlelerin tamamı  okunarak bu cümlelerin ne anlattığı belirlenmeye çalışılmalıdır.

Bir olay anlatılacaksa o olayın olma zamanı sıralanmalıdır.

Eğer bir düşünce söylenecekse mantık sırasına göre hizalanmalıdır.

Örnek paragraf.

Osmanl Devleti 1299’da kurulmuştur.

Devlet kısa zamanda büyük zaferler elde ederek 3 kıtaya hakim oldu.

Belki de daha fazla yaşayabilirdi bu büyük imparatorluk

Yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı devleti sona ermiştir.

PARAGRAF TAMAMLAMA
Parçanın son cümlesi bir bitiş bildirir. Ya anlatılanlardan bir sonuç çıkarılır ya da bir olayın bitişini gösterir. Bu soruların çözümünde cümlelerin anlamca bağlılığı yanında yapısal olarak bağlanmalarına da dikkat edilmelidir.

Örnek Soru 

Yabani hayvanları çok sever ve yakından tanırım.Çocukluğum dağlık bir yörede geçti.Orada biz çocuklara oyuncak yerine ayı yavrusu, kokarca, tavşan, tilki ya da sincap getirilirdi. ….

ÖRNEK: Aşağıdaki cümlelerle bir paragraf oluşturulduğunda, hangisi son cümle olur? 

A) Hava henüz karanlıktı.

B) Odanın içine karanlığın serinliği doldu.

C) Önce hoşa gidiyor, sonra üşütüyordu insanı.

D) Pencereyi ardına kadar açtım.

E) Hava durumu bugün yayınlanmadı CEVAP: C

PARAGRAFTA ANLATIM AKIŞINI BOZAN CÜMLE

 Paragrafta düşüncenin akışını bozan ifadeyi bulmak için o ifade cümleden çıkarıldığında paragraf normal seyrinde devam ediyorsa o cümle anlam akışını bozmaktadır.

Paragrafın genelinde aynı konudan bahsedilir;ama düşüncenin akışını bozan ifadede başka konudan bahsedilir.

Paragraf akışını bozan cümle ile ilgili örnek soru :

1)Türklerin ilk yerleşim merkezleri Orta Asya’dadır.(2)Bu dönemlerde göçebe bir yaşam şekli benimsemişlerdir.(3)Yerleşik düzene geçtikten sonra güçlü devletler kurmuşlar, bilim ve kültür alanında gelişmişlerdir.(4)Kavimler Göçü ile Avrupa’nın çehresini değiştirdiler(5)Toprak faaliyetleri de yerleşik düzene geçmeleriyle başlamıştır.

Numaralandırılmış cümlelerin hangisi paragrafın akışını bozmaktadır?

A) 1                 B) 3                 C)4                D) 5          E) 2

CEVAP : C

PARAGRAF BÖLÜNMESİ

  Düşüncenin akışıyla ilgili bir diğer soru tipi de, parçanın iki paragrafa bölünebilmesiyle ilgilidir. Bu tip parçalarda, parçanın bir bölümünde bir düşünce, ikinci bölümünde başka bir düşünce işlenir.

  (I) Birsel’in yazılarındaki bir noktaya değinmek istiyorum: yazarken yeğlediği tavır, en genel anlamıyla üslup. (II) Üslubu kendi sözleriyle “gülmece güldürmececi”dir. (III) Buna aslında yergi, ironi, iğleneleme de denir. (IV) Her okur sevmez yergi üslubunu (V) Hele ağırbaşlılık sevdalılarının yıldızları hiç barışmaz yergicilerle. (VI) Bunlarda okurun nabzını kollamak gibi bir kaygı da aramakla bulunmaz.

  Okuyunca gördünüz ki, III. cümlenin sonuna kadar ana fikir, yazarın üsluba ağırlık verdiğidir. IV. cümleden itibaren ise ana fikir, bazı okurların yergi üslubunu beğenmediğidir. Demek ki ikinci paragraf IV. cümleden başlamaktadır.

YAZIM BİLGİSİ 

SES BİLGİSİ 

BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU : 

Bir kelimenin birinci hecesinde kalın bir ünlü (a, ı, o, u) bulunuyorsa diğer hecelerdeki ünlüler de kalın, ince bir ünlü (e, i, ö, ü) bulunuyorsa diğer hecelerdeki ünlüler de ince olur: adım, ayak, boyunduruk, burun, dalga, dudak, kırlangıç; beşik, bilezik, gelincik, gözlük, üzengi, vergi, yüzük vb.

Büyük ünlü uyumuna aykırı olan Türkçe kelimeler de var­dır: anne, dahi, elma, hangi, hani, inanmak, kardeş, şişman vb.

Alıntı kelimelerde büyük ünlü uyumu aranmaz: ahenk, badem, ceylan, çiroz, dükkân, fidan, gazete, hamsi, kestane, limon, model, nişasta, otomatik, pehlivan, selam, tiyatro, viraj, ziyaret vb.

Bitişik yazılan birleşik kelimelerde büyük ünlü uyumu aranmaz: açıkgöz, bilgisayar, çekyat, hanımeli vb.

-gil, -ken, -leyin, -mtırak, -yor ekleri büyük ünlü uyumuna uymaz: akşam-leyin, bakla-­gil-ler, çalışır-ken, ekşi-mtırak, yürü-yor vb.

-daş (-taş) eki bazı kelimelerde büyük ünlü uyumuna uymaz: din-daş, gönül-daş, meslek-taş, ülkü-daş vb.

-ki aitlik eki büyük ünlü uyumuna uymaz: akşamki, duvardaki, karşıki, onunki, yarınki, yoldakivb.

Büyük ünlü uyumuna girmeyen kelimelere gelen ekler, kalınlık incelik bakımından son hecenin ünlüsüne uyar: adalet-li, anne-si, kardeş-lik, meslektaş-ımız, şişman-lık vb.

Bazı alıntı kelimelerde ekler bu uyuma girmez: idrak-i, meçhul-e, mentol-de, sembol-ler vb.

Son ünlüleri kalın sıradan olmasına karşın son sesleri ince söylenen bazı alıntı kelimeler ince ünlülü ekler alır: alkol / alkolü, hakikat / hakikati, helal / helalimiz, idrak / idrakimiz, kabul / kabulü, kontrol / kontrolü, protokol / protokole, saat / saate, sadakat / sa­dakati, santral / santrallervb.

Kaynak : TÜRK DİL KURUMU 

Büyük ünlü uyumu örnek soru :

Aşağıdakilerden hangisinde büyük ünlü uyumuna uymayan kelime vardır?
A)Sabahtan beridir ince bir yağmur
B)Yağıyor soğuk bir sisle karışık
C)Kafesler kapanmış, sokaklar çamur
D)Dışarıda ne bir ses, ne de bir ışık
E)Arabamız yolda kaldı.
Cevap:B

ÜNLÜ DÜŞMESİ 

1. İki   heceli bazı kelimeler ünlüyle başlayan bir ek aldıklarında ikinci hecelerindeki dar ünlüler düşer: ağız / ağzı, alın / alnı, bağır / bağrım, beniz / benzi, beyin / beynimiz, boyun / boynu, böğür / böğrüm, burun / burnu, geniz / genzi, göğüs / göğsün, gönül / gönlünüz, karın / karnı, oğul / oğlu; çevir- / çevril-, devir- / devril- vb.

2. Ünlüyle başlayan ek aldıklarında vurgusuz orta hecesindeki dar ünlüsü düşen kelimelerle oluşturulan ikilemelerde ikinci kelimenin dar ünlüsü düşmez: ağız ağıza, burun buruna, koyun koyuna (yatmak), omuz omuza, devirden devire, nesilden nesile, oğuldan oğula, şehirden şehire vb.

3. İçeri,  dışarı, ileri, şura, bura, ora, yukarı, aşağı gibi sözler ek aldıklarında sonlarında bulunan ünlüler düşmez: içerde değil içeride, dışardan değil dışarıdan, ilerde değil ileride, şurdadeğil şurada, burda değil burada, orda değil orada, yukarda değil yukarıda, aşağda değil aşağıdavb.

Kaynak : TÜRK DİL KURUMU

ÜNSÜZ DÜŞMESİ 
Ünsüz düşmesi nedir ? Nasıl oluşur ?

Türkçede “-k” ünsüzüyle biten bazı kelimeler “-cık / -cik” eklerini aldıklarında sözcüğün sonundaki “-k” düşer. Bu ses olayına sessiz (ünsüz) düşmesi denir.

Ünsüz düşmesine örnekler 

» ufak-cık → ufacık
» minik-cik → minicik
» sıcak – cık → sıcacık

>alçak – l → alçal–
>seyrek – l → seyrel–

ÖRNEK SORU

Aşağıdaki kelimelerin hangisinde ses düşmesi vardır? (1994-EML)

A) Biricik B) Ufacık
C) Azıcık D) İncecik

Yanıt: B

ÜNLÜ DARALMASI 

Ünlü daralması nedir ?

Türkçede “a – e” geniş ünlüleri ile biten fillere “-yor” eki getirildiğinde, fiilin sonundaki geniş ünlüler daralarak “ı – i – u – ü” dar ünlülerine dönüşür. Bu kurala ünlü daralması denir.

ünlü daralması

ÜNLÜ TÜREMESİ 

Sözcüğün aslında olmadığı halde, bir ek aldığı zaman ortaya çıkan ünlülerdir.

genç – cik > gencecik
bir – cik > biricik
az – cık > azıcık

    Yukarıdaki örneklernde ünlü türemesigörülmektedir. Buna benzer bazı sözcükler de vardır. Bunlar “öpücük, gülücük” gibi fiilden türeyen sözcüklerdir. Ancak “-cik”” eki isim soylu sözcüklerden yeni sözcükler türetebilir. Fiilden türeyen busözcüklerin “öpüşcük, gülüş – cük” gibi sözcüklerden “ş” sesinin düşmesiyle oluştuğunu söylemek daha mantıklı olacaktır. Dolayısıyla bir ünlü türemesinin olduğunu söylemek bu sözcükler için pek doğru olmaz.

Ünlü türemesine örnekler : 

Az – cık > Azıcık (Ünlü türemesi)

Bir – cik > Biricik (Ünlü türemesi)

Dar – cık > Daracık (Ünlü türemesi)

Genç – cik > Gencecik (Ünlü türemesi)

Gül – cük > Gülücük (Ünlü türemesi)

Öp – cük > Öpücük (Ünlü türemesi)

ÜNSÜZ TÜREMESİ 

Ünsüz türemesi nedir ? Nasıl oluşur ?

    Arapçadan dilimize giren ve özgün biçimlerinde sonunda ikiz ünsüz bulunan kelimeler Türkçede tek ünsüzle kullanılır. Bu kelimeler ünlüyle başlayan ek veya yardımcı fiille kullanıldıklarında sondaki ünsüz ikizleşir:

Ünsüz türemesine örnekkler : 

Hak (hakkı), his (hissi), ret (reddi), şer (şerri), tıp (tıbbı), zam (zammı), zan (zannı); af (affetmek), his (hissetmek) vb.

ÜNSÜZ  YUMUŞAMASI 

Ünsüz yumaşaması nedir ?

   Sözcük köklerinin, gövdelerinin veya bazı ekleri almış hallerinin sonunda bulunan “p, ç, t, k” sessiz harflerinin yanına ünlü harfle başlayan bir ek geldiğinde “p, ç, t, k” sesleri yumuşayarak “p sesi b’ye”, “ç sesi c’ye”, “t sesi d’ye”, “k sesi g, ğ’ye” dönüşür. Bu duruma ünsüz yumuşaması adı verilir.

Ünsüz yumuşamasına örnekler : 

Kasap ı = Kasabı (Ünsüz yumuşaması)

Dolapım = Dolabım

Cevapımı = Cevabımı

Sebepini = Sebebini

Rakipine = Rakibine

Hesapı = Hesabı

ÜNSÜZ BENZEŞMESİ ( SERTLEŞMESİ )

Ünsüz benzeşmesi nedir ?

    Bir sözcüğün son hecesi  “f, s, t, k, ç, ş, h, p” sert sessiz harflerinden biri ile biterse ve bu sözcüğe “c, d, g” yumuşak sessiz harfleriyle başlayan bir ek gelirse, ekin başındaki yumuşak ünsüzler sözcüğün sonundaki ünsüzün etkisiyle sertleşerek  “c ünsüzüç’ye”, “d ünsüzü t’ye” ve “g ünsüzü k’ye” dönüşür. Bu değişime “ünsüz benzeşmesi” adı verilir.

Ünsüz benzeşmesine örnekler : 

Sıcakdan = Sıcaktan

Seçgin = Seçkin

Geçti = Geçti

Güreşci = Güreşçi

Çalışgan = Çalışkan

Külahdan = Külahtan

Silahcı = Silaı

Arapca = Araa

Dolapta = Dolapta

YAZIM ( imla )KURALLARI 

Büyük Harfler Nerelerde Kullanılır ?

Cümleler büyük harfle başlar.

Cümle büyük harfle başlar:

Ak akçe kara gün içindir.

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. (Atatürk)

Dizeler büyük harfle başlar:

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. (Muhibbi)

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. (Mehmet Akif Ersoy)

Özel adlar büyük harfle başlar:

1. Kişi adlarıyla soyadları büyük harfle başlar:

Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Kâzım Karabekir, Ahmet Haşim, Sait Faik Abasıyanık, Yunus Emre, Karacaoğlan, Âşık Ömer, Wolfgang von Goethe, Vilhelm Thomsen vb.

Takma adlar da büyük harfle başlar:

Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman), Demirtaş (Ziya Gökalp), Tarhan (Ömer Seyfettin), Aka Gündüz (Hüseyin Avni, Enis Avni), Kirpi (Refik Halit Karay), Deli Ozan (Faruk Nafiz Çamlıbel),Server Bedi (Peyami Safa), İrfan Kudret (Cahit Sıtkı Tarancı), Mehmet Ali Sel (Orhan Veli Kanık) vb.

2. Kişi adlarından önce ve sonra gelen unvanlar, saygı sözleri, rütbe adları ve lakaplar büyük harfle başlar:

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Kaymakam Erol Bey, Dr. Alâaddin Yavaşça; Sayın Prof. Dr. Hasan Eren; Mustafa Efendi, Zeynep Hanım, Bay Ali Çiçekçi; Mareşal Fevzi Çakmak, Yüzbaşı Cengiz Topel; Mimar Sinan, Fatih Sultan Mehmet, Genç Osman, Deli Petro vb.

Akrabalık adı olup lakap veya unvan olarak kullanılan kelimeler büyük harfle baş­lar: Baba Gündüz, Dayı Kemal, Hala Sultan, Nene Hatun; Gül Baba, Susuz Dede, Telli Baba vb.

UYARI: Akrabalık bildiren kelimeler küçük harfle başlar: Tülay ablama gittim. Ayşe teyzemin keki çok güzel.

3. Cümle içinde özel adın yerine kullanılan makam veya unvan sözleri büyük harfle baş­lar: Uzak Doğu’dan gelen heyeti Vali dün kabul etti.

        4. Saygı bildiren sözlerden sonra gelen ve makam, mevki, unvan bildiren kelimeler büyük harfle başlar:

Sayın Bakan,

Sayın Başkan,

Sayın Rektör,

Sayın Vali,

Mektuplarda ve resmî yazışmalarda hitaplar büyük harfle başlar:

Sevgili Kardeşim,

Aziz Dostum,

Değerli Dinleyiciler,

5. Hayvanlara verilen özel adlar büyük harfle başlar: Boncuk, Fındık, Minnoş, Pamuk vb.

6. Millet, boy, oymak adları büyük harfle başlar: Alman, Arap, İngiliz, Japon, Rus, Türk; Kazak, Kırgız, Oğuz, Özbek, Tatar; Hacımusalı, Karakeçili vb.

7. Dil ve lehçe adları büyük harfle başlar: Türkçe, Almanca, İngilizce, Rusça, Arapça; Oğuzca, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Tatarca vb.

8. Devlet adları büyük harfle başlar: Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Suudi Arabistan, Azerbaycan, Kırım Özerk Cumhuriyeti vb.

9. Din ve mezhep adları ile bunların mensuplarını bildiren sözler büyük harfle başlar: Müslümanlık, Müslüman; Hristiyanlık, Hristiyan; Musevilik, Musevi; Budizm, Budist; Hanefilik, Hanefi; Katoliklik, Katolik vb.

10. Din ve mitoloji ile ilgili özel adlar büyük harfle başlar: Tanrı, Allah, İlah, Cebrail, Zeus, Osiris, Kibele vb.

UYARI: “Tanrı, Allah, İlah” sözleri özel ad olarak kullanılmadıklarında küçük harfle başlar: Eski Yunan tanrıları. Müzik dünyasının ilahı.

“Amerika’da kaçakçılığın allahları vardır.” (Tarık Buğra)

11. Gezegen ve yıldız adları büyük harfle başlar: Merkür, Neptün, Satürn; Halley vb.

UYARI: Dünya, güneş, ay kelimeleri gezegen anlamı dışında kullanıldıklarında küçük harfle başlar:

Biz dünyadan ayrı yaşarken dünya epey değişmiş. (Hüseyin Cahit Yalçın)

12. Düşünce, hayat tarzı, politika vb. anlamlar bildirdiğinde doğu ve batı sözlerinin ilk harfleri büyük yazılır:Batı medeniyeti, Doğu mistisizmi vb.

UYARI: Bu sözler yön bildirdiğinde küçük yazılır: Bursa’nın doğusu, Ankara’nın batısı vb.

13. Yer adları (kıta, bölge, il, ilçe, köy, semt vb.) büyük harfle başlar: Afrika, Asya; Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu; İstanbul, Taşkent; Turgutlu, Ürgüp; Akçaköy, Çayırbağı; Bahçelievler, Kızılay, Sarıyer vb.

14. Yer adlarında ilk isimden sonra gelen ve deniz, nehir, göl, dağ, boğaz vb. tür bildiren ikinci isimler büyük harfle başlar: Ağrı Dağı, Aral Gölü, Asya Yakası, Çanakkale Boğazı, Dicle Irmağı, Ege Denizi, Erciyes Dağı, Fırat Nehri, Süveyş Kanalı, Tuna Nehri, Van Gölü, Zigana Geçidi vb.

UYARI: Özel ada dâhil olmayıp tamlama kuran şehir, il, ilçe, belde, köy vb. sözler küçük harfle başlar: Konya ili, Etimesgut ilçesi, Uzungöl beldesi, Taflan köyü vb.

15. Mahalle, meydan, bulvar, cadde, sokak adlarında geçen mahalle, meydan, bulvar, cadde, sokak kelimeleri büyük harfle başlar: Halit Rifat Paşa Mahallesi, Yunus Emre Mahallesi, Karaköy Meydanı, Zafer Meydanı, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, Ziya Gökalp Bulvarı, Nene Hatun Caddesi, Cemal Nadir Sokağı, İnkılap Sokağı vb.

16. Saray, köşk, han, kale, köprü, kule, anıt vb. yapı adlarının bütün ke­limeleri büyük harfle başlar: Dolmabahçe Sarayı, İshakpaşa Sarayı, Çankaya Köşkü, Horozlu Han, Ankara Kalesi, Alanya Kalesi, Galata Köprüsü, Mostar Köprüsü, Beyazıt Kulesi, Zafer Abidesi, Bilge Kağan Anıtı vb.

17. Yer bildiren özel isimlerde kısaltmalı söyleyiş söz konusu olduğunda, yer adının ilk harfi büyük yazılır:Hisar’dan, Boğaz’dan, Köşk’e vb.

18. Kurum, kuruluş ve kurul adlarının her kelimesi büyük harfle başlar: Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Dil Kurumu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Devlet Malzeme Ofisi, Millî Kütüphane, Çocuk Esirgeme Kurumu, Atatürk Orman Çiftliği, Çankaya Lisesi; Anadolu Kulübü, Mavi Köşe Bakkaliyesi; Türk Ocağı, Yeşilay Derneği, Muharip Gaziler Derneği, Emek İnşaat; Bakanlar Kurulu, Türk Dili Dergisi Yayın Danışma Kurulu, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı; Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü vb.

19. Kanun, tüzük, yönetmelik, yönerge, genelge adlarının her kelimesi büyük harfle başlar: Medeni Kanun, Türk Bayrağı Tüzüğü, Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği vb.

20. Kurum, kuruluş, kurul, merkez, bakanlık, üniversite, fakülte, bölüm, kanun, tüzük, yönetmelik ve makam sözleri asılları kastedildiğinde büyük harfle baş­lar:

Türkiye Büyük Millet Meclisi her yıl 1 Ekim’de toplanır. Bu yıl ise Meclis, yeni döneme erken başlayacak.

Türk Dil Kurumu çalışmalarını titizlikle sürdürüyor. Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, Kurumun 21 Mayıs 2009 tarihinde Kars’ta düzenlediği toplantıda kullanıma açıldı.

2876 sayılı Kanun bu yıl yeniden gözden geçiriliyor.

Yazarlara ödenecek telif ücreti, Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği’ne göre düzenlenmektedir. Yapılan işlem Yönetmelik’in 4’üncü maddesine aykırı düşmektedir.

21. Kitap, dergi, gazete ve sanat eserlerinin (tablo, heykel, beste vb.) her kelimesi büyük harfle başlar: Nutuk, Safahat, Kendi Gök Kubbemiz, Anadolu Notları, Sinekli Bakkal; Türk Dili, Türk Kültürü, Varlık; Resmî Gazete, Hürriyet, Milliyet, Türkiye, Yeni Asır; Kaplumbağa Terbiyecisi; Yorgun Herkül; Saraydan Kız Kaçırma, Onuncu Yıl Marşı vb.

UYARI: Özel ada dâhil olmayan gazete, dergi, tablo vb. sözler büyük harfle başlamaz: Milliyet gazetesi, Türk Dili dergisi, Halı Dokuyan Kızlar tab­losu vb.

UYARI: Kitap, makale, tiyatro eseri, kurum adı vb. özel adlarda yer alan kelimelerin ilk harfleri büyük yazıldığında ve, ile, ya, veya, yahut, ki, da, de sözleriyle mı, mi, mu, mü soru eki küçük harfle yazılır: Mai ve Siyah, Suç ve Ceza, Leyla ile Mecnun, Turfanda mı, Turfa mı?, Diyorlar ki, Dünyaya İkinci Geliş yahut Sır İçinde Esrar, Ya Devlet Başa ya Kuzgun Leşe, Ben de Yazdım, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu vb. Özel adın tamamı büyük yazıldığında ve, ile, ya, veya, yahut, ki, da, de sözleriyle mı, mi, mu, mü soru eki de büyük harfle yazılır: DİL VE TARİH-COĞRAFYA FAKÜLTESİ vb.

22. Ulusal, resmî ve dinî bayramlarla anma ve kutlama günlerinin adları büyük harfle başlar: Cumhuriyet Bayramı, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Nevruz Bayramı, Miraç Kandili; Anneler Günü, Öğretmenler Günü, Dünya Tiyatro Günü, 14 Mart Tıp Bayramı, Hıdırellez vb.

23. Kurultay, bilgi şöleni, çalıştay, açık oturum vb. toplantıların adlarında her kelimenin ilk harfi büyük yazılır:VI. Uluslararası Türk Dili Kurultayı, Kitle İletişim Araçlarında Türkçenin Kullanımı Bilgi Şöleni, Karamanlı Türkçesi Araştırmaları Çalıştayı vb.

24. Tarihî olay, çağ ve dönem adları büyük harfle başlar: Kurtuluş Savaşı, Millî Mücadele, Cilalı Taş Devri, İlk Çağ, Lale Devri, Cahiliye Dönemi, Buzul Dönemi, Millî Edebiyat Dönemi, Servetifünun Dönemi’nin, Tanzimat Dönemi’nde vb.

25. Özel adlardan türetilen bütün kelimeler büyük harfle başlar: Türklük, Türkleşmek, Türkçü, Türkçülük, Türkçe, Avrupalı, Avrupalılaşmak, Asyalılık, Darvinci, Konyalı, Bursalı vb.

UYARI: Özel ad kendi anlamı dışında yeni bir anlam kazanmışsa büyük harfle başlamaz: acem (Türk müziğinde bir perde), hicaz (Türk müzi­ğinde bir makam), nihavent (Türk müziğinde bir makam), amper (elektrik akımında şiddet birimi), jul (fizikte iş bi­rimi), allahlık (saf, zararsız kimse), donkişotluk (gereği yokken kahra­manlık göstermeye kalkışma) vb.

UYARI: Para birimleri büyük harfle başlamaz: avro, dinar, dolar, lira, kuruş, liret vb.

UYARI: Özel adlar yerine kullanılan “o” zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz.

UYARI: Müzikte kullanılan makam ve tür adları büyük harfle başlamaz: acemaşiran, acembuselik, bayati, hicazkâr, türkü, varsağı, bayatı vb.

26. Yer, millet ve kişi adlarıyla kurulan birleşik kelimelerde sadece özel adlar büyük harfle başlar: Antep fıstığı, Brüksel lahanası, Frenk gömleği, Hindistan cevizi, İngiliz anahtarı, Japon gülü, Maraş dondurması, Van kedisi vb.

Ç. Belirli bir tarih bildiren ay ve gün adları büyük harfle başlar: 29 Mayıs 1453 Salı günü, 29 Ekim 1923, 28 Aralık 1982’de göreve başladı. Lale Festivali 25 Haziran’da başlayacak.

Belirli bir tarihi belirtmeyen ay ve gün adları küçük harfle başlar: Okullar genel­likle eylülün ikinci haftasında öğretime başlar. Yürütme Kurulu toplantı­larını perşembe günleri yaparız.

D. Tabela, levha ve levha niteliğindeki yazılarda geçen kelimeler büyük harfle başlar: Giriş, Çıkış, Müdür, Vezne, Başkan, Doktor, Otobüs Durağı, Dolmuş Du­rağı, Şehirler Arası Telefon, 3. Kat, 4. Sınıf, 1. Blok vb.

E. Kitap, bildiri, makale vb.nde ana başlıktaki kelimelerin tamamı, alt başlıktaki kelimelerin ise yalnızca ilk harfleri büyük olarak yazılır.

        F. Kitap, dergi vb.nde bulunan resim, çizelge, tablo vb.nin altında yer alan açıklayıcı yazılar büyük harfle başlar. Açıklayıcı yazı, cümle niteliğinde değilse sonuna nokta konmaz.

Kaynak : TÜRK DİL KURUMU 

SAYILARIN YAZIMI 

1. Sayılar harflerle de yazılabilir:

bin yıldan beri, on dört gün, haf­tanın beşinci günü, üç ayda bir, yüz soru, iki hafta sonra, üçüncü sınıf vb.

Buna karşılık saat, para tutarı, ölçü, istatistik verilere ilişkin sayılarda rakam kullanılır:

17.30’da, 11.00’de, 1.500.000 lira, 25 kilogram, 150 kilometre, 15 metre kumaş, 1.250.000 kişi vb.

Saatler ve dakikalar metin içinde yazıyla da yazılabilir:

Saat dokuzu beş geçe, saat yediye çeyrek kala, saat sekizi on dakika üç saniye geçe, mesela saat onda vb.

Dört veya daha çok basamaklı sayıların kolay okunabilmesi amacıyla içinde geçen bin, milyon,milyar ve trilyon sözleri harfle yazılabilir: 1 milyar 500 milyon kişi, 3 bin 255 kalem, 8 trilyon 412 milyar vb.

2. Birden fazla kelimeden oluşan sayılar ayrı yazılır:

iki yüz, üç yüz altmış beş, bin iki yüz elli bir vb.

3. Para ile ilgili işlemlerle senet, çek vb. ticari belgelerde geçen sayılar bitişik yazılır:

650,35 (altıyüzelliTL,otuzbeşkr.)

4. Yüzde ve binde işaretleri yazılırken sayılarla işaret arasında boşluk bırakılmaz:

%25, ‰50vb.

5. Adları sayılardan oluşan iskambil oyunları bitişik yazılır:

altmışaltı, ellibir, yirmibir vb.

6. Romen rakamları tarihî olaylarda, yüzyıllarda, hükümdar adlarında, tarihlerde ayların yazılışında, kitap ve dergi ciltlerinde, kitapların asıl bölümlerinden önceki sayfaların nu­maralandırılmasında, maddelerin sıralandırılmasında kullanılır:

II. Dünya Savaşı; XX. yüzyıl; III. Selim, XIV. Louis, II. Wilhelm, V. Karl, VIII. Edward; 1.XI.1928; I. Cilt; I)… II) … vb.

7. Dört veya daha çok basamaklı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır ve aralarına nokta konur:

4.567, 326.197, 49.750.812, 28.434.250.310.500 vb.

8. Sayılarda kesirler virgülle ayrılır:

15,2 (15 tam, onda 2); 5,26 (5 tam, yüzde 26) vb.

9. Sıra sayıları yazıyla ve rakamla gösterilebilir. Rakamla gösteril­mesi durumunda ya rakamdan sonra bir nokta konur ya da rakamdan sonra kesme işareti konularak derece gösteren ek yazılır:

15., 56., XX.; 15’inci, 56’ncı, XX’nci vb.

UYARI: Sıra sayıları ekle gösterildiklerinde rakamdan sonra sa­dece kesme işareti ve ek yazılır, ayrıca nokta konmaz: 8.’inci değil 8’inci, 2.’nci değil 2’nci vb.

10. Üleştirme sayıları rakamla değil yazıyla belirtilir:

2’şer değil ikişer, 9’ar değil dokuzar, 100’er değil yüzer vb.

11. Bayağı kesirlere getirilecek ekler alttaki sayı esas alınarak yazılır:

4/8’i (dört bölü sekizi), 1/2’si (bir bölü ikisi) vb.

12. Bir zorunluluk olmadıkça cümle rakamla başlamaz.

NOKTALAMA İŞARETLERİ 

     Duygu ve düşünceleri daha açık ifade etmek, cümlenin yapısını ve duraklama noktalarını belirlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek üzere noktalama işaretleri kullanılır.

      Noktalama işaretlerinden nokta, virgül, noktalı virgül, iki nokta, üç nokta, soru, ünlem, tırnak, ayraç ve kesme işaretleri ait oldukları kelimelere bitişik olarak yazılır ve kesme dışındaki işaretlerden sonra bir harf boşluğu ara verilir.

NOKTA İŞARETİ VE KULLANILDIĞI YERLER 

Cümle sonlarında kullanılır.
Romanın konusunu anlayamadım.
Kırılıyor hayallerim bir cam parçası gibi.
Kısaltmalarda kullanılır.
Prof. , vb. , bkz. , İst.
Tarihlerin yazımında kullanılır.
13.05.1974
Sıra bildiren sayılardan sonra kullanılır.
20. yüzyıl, 2. Mahmut
Saat yazımında kullanılır.
09.05
Sayı bölüklerinin arasında kullanılabilir.
13.500 YTL
Bir yazının alt bölümlerini gösteren rakam veya harflerden sonra kullanılabilir.
A. Niteleme Sıfatları
B. Belirtme Sıfatları
1. İşaret Sıfatı
2. Soru sıfatı
Çarpma işareti yerine kullanılabilir.
2.3=6
Dipnot : Başlıklardan sonra nokta konmaz.

VİRGÜL İŞARETİ VE KULLANILDIĞI YERLER 

Peş peşe yazılan benzer görevde kelime veya kelime gruplarını ayırmak için.

 “Ali,Veli,Kemal geldi” gibi

Arka arkaya yazılan cümleleri ayırır. 

“Geldik, gittik, gördük ve mutlu olduk” gibi

Hitap ifadelerinden sonra koyulur.

Efendiler, daha gidecek çok yolumuz vardır” gibi.

Özne yerine kullanılan bu, şu gibi kelimelerden sonra koyulur.

Bu , benim için doğru bir şeydir” gibi

Adlaşmış sıfatlardan sonra anlam karışıklığı yaratılmaması için koyulur.

, “Hırsız, çocuğu kovaladı” gibi.

Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına konulur.

Akşam, yine akşam, yine akşam” gibi

Kendisinden sonraki cümleye bağlı ret, kabul, teşvik vs.. bildiren “hayır, yok, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, başüstüne, öyle, haydi, elbette” gibi kelimelerden sonra koyulur.peki, gidelim o zaman” gibi

Tırnak içinde yazılmayan alıntıları belirtmek için alıntı cümlesinin sonuna koyulur.

Adana’ya yarın gideceğim, dedi.” cümlesinde “Adana’ya yarın gideceğim” ifadesi alıntı bir cümledir

Konuşma çizgisinden sonraki alıntı cümlesinin sonuna konulur.

– Bu akşam Datça’ya gidiyor musunuz, diye sordu” cümlesinde “Bu akşam Datça’ya gidiyor musunuz” alıntı bir cümledir

Cümle içinde ara söz veya cümlelerin başına ve sonuna koyulur.

Zemin bu kadar koyu bir kırmızıya dönüşünce, bir an için de olsa, belirginliğini yitiriverdi sivilceleri” cümlesinde “bir an için de olsa” ifadesi , arasına alınmıştır ve ara cümledir

Cümle başında vurgulanmak istenen bir kelime var ise bu kelimeden sonra koyulur.

Yarın, kesinlikla buraya geleceksin” kelimesinde yarın özellikle belirtilmek istenmiştir

Sayılarda kesirleri belirtmek için koyulur. 3,14 gibi

Uzun bir cümlede baştaki öznenin belirgin olması için öznenin sonuna konur.

Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti” cümlesinde Saniye Hanımefendi’den sonra virgül koyulmuştur.

Edebiyat eserlerinde konuşma bölümünden (- ile başlayan cümle) önce koyulur

 NOKTALI VİRGÜLÜN KULLANILDIĞI YERLER 

Noktalı Virgül ( ; )

1. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur:

Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir.

Türkiye, İngiltere, Azerbaycan; Ankara, Londra, Bakü.

2. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayır­mak için konur:

Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum.

At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. (Atasözü)

3. İkiden fazla eş değer ögeler arasında virgül bulunan cümlelerde özneden sonra noktalı virgül konabilir:

Yeni usul şiirimiz; zevksiz, köksüz, acemice görünüyordu. (Yahya Kemal Beyatlı)

İKİ NOKTA (: ) KULLANILDIĞI YERLER 

      1.Kendisiyle ilgili örnek verilecek cümlenin sonuna konur:

Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bir kısmını sıralayalım: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem.

2. Kendisiyle ilgili açıklama verilecek cümlenin sonuna konur:

Bu kararın istinat ettiği en kuvvetli muhakeme ve mantık şu idi: Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. (Atatürk)

Kendimi takdim edeyim: Meclis kâtiplerindenim. (Falih Rıfkı Atay)

3. Ses bilgisinde uzun ünlüyü göstermek için kullanılır:

a:ile, ka:til, usu:le, i:cat.

4. Karşılıklı konuşmalarda, konuşan kişiyi belirten sözlerden sonra konur:

Bilge Kağan:         Türklerim, işitin!

                              Üstten gök çökmedikçe,

                              alttan yer delinmedikçe

                              ülkenizi, törenizi kim bozabilir sizin?

ÜÇ NOKTA (…) VE KULLANILDIĞI YERLER 

1. Herhangi bir nedenle tamamlanmamış, eksik bırakılmış cümlelerin sonuna konur.
Örnek: Ey kimsesiz, avare çocuklar, hele sizler, hele sizler… (Tevfik Fikret)
– Güneşin altına  uzanmış pencereler, kapılar, parıltılı teller, boyalı elektrik direkleri, otomobiller… (Adnan Özyalçıner)

2. Kaba sayıldığı için veya açıklanmak istenmeyen sözcük veya bölümleri göstermek, kurmaca metinlerde duraklı, kesik kesik süren bir anlatımı yansıtmak için kullanılır.
Örnek: Kılavuzu karga olanın burnu b…tan çıkmaz.
– Olaya … Hanım ‘ın da adı karışmış.
Üç ay oldu geleli… Komşulardan biri anlattıydı ama… Gene de… Siz… Ne de olsa…
(Adnan Özyalçıner)

3. Bir konuda birtakım örnekler verilirken başkalarının da 

Örnek: Bu gezide her öğrenci bir yemek gbulunduğunu belirtmek için kullanılır. Yani örneklerin sıralanabileceği belirtilmiş olur.etirmişti: köfte, dolma, helva…

4. Karşılıklı konuşmalarda yeterli olmayan, eksik bırakılan cevaplarda kullanılır.
Örnek: – Yabancı yok!
– Kimsin!
– Ali…
– Hangi Ali?
– …

5. Alıntılarda atlanmış bölümleri göstermek için kullanılır ve bu durumda yay ayraç içine alınabilir.
Örnek: Bilimin kaynağı olan akıl elbette sanata yabancı kalamaz (…) Ama tek başına akıl, ancak duygudan yana kurumuş olan Voltaire ‘in şiir benzerlerinden başka bir şey vermez.
(Suut Kemal Yetkin)

6. Alıntılarda; başta ortada ve sonda alınmayan kelime ve bölümlerin yerine konur.
Örnek:Türkçenin çekilmediği yerler vatandır, ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar…
Yahya Kemal

7. Ünlem ve seslenmelerde anlatımı pekiştirmek için konur.
Örnek: Gölgeler yaklaştılar. Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar:
– Koca Ali… Koca Ali, be!

SORU İŞARETİ ( ? ) VE KULLANILDIĞI YERLER

1. Soru eki veya sözü içeren cümle veya sözlerin sonuna konur:

Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı? (Faruk Nafiz Çamlıbel)

 Atatürk bana sordu:

— Yeni yazıyı tatbik etmek için ne düşündünüz? (Falih Rıfkı Atay)

      2. Soru bildiren ancak soru eki veya sözü içermeyen cümlelerin sonuna konur:

Gümrükteki memur başını kaldırdı:

— Adınız?

3. Bilinmeyen, kesin olmayan veya şüpheyle karşılanan yer, tarih vb. durumlar için kullanılır:

Yunus Emre (1240 ?-1320), (Doğum yeri: ?) vb.

1496 (?) yılında doğan Fuzuli…

Ankara’dan Antalya’ya arabayla üç saatte (?) gitmiş.

ÜNLEM İŞARETİ ( ! ) KULLANIM YERLERİ 

1. Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümle veya ibarele­rin sonuna konur:

Hava ne kadar da sıcak! Aşk olsun! Ne kadar akıllı adamlar var! Vah vah!

Ne mutlu Türk’üm diyene! (Atatürk)

2. Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur:

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Atatürk)

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriye­tini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. (Atatürk)

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! (Yahya Kemal Beyatlı)

Dur, yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak bir devrin battığı yerdir. (Necmettin Halil Onan)

ALAYCI ( ! ) ÜNLEM İŞARETİ 

Söylenen cümlenin tam tersinin anlatılmak istendiğini belirtir.

örnek cümle: adam herşeyden anlıyor(!)

KISA ÇİZGİ ( – ) KULLANILDIĞI YERLER 

1. Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur:

      Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi bil-

      mem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri 12’yi geçmiş. Kanepe-

      lerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvayda-

      ki adam bir tanıdık mı idi acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı?

      Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte pek başıboş-

      lar mı oturur? (Sait Faik Abasıyanık)

2. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur, bitişik yazılır:

Küçük bir sürü -dört inekle birkaç koyun- köye giren geniş yolun ağzında durmuştu. (Ömer Seyfettin)

3. Kelimelerin kökleri, gövdeleri ve eklerini birbirinden ayırmak için kullanılır:

al-ış, dur-ak, gör-gü-süz-lük vb.

4. Fiil kök ve gövdelerini göstermek için kullanılır:

al-, dur-, gör-, ver-; başar-, kana-, okut-, taşla-, yazdır- vb.

5. İsim yapma eklerinin başına, fiil yapma eklerinin başına ve sonuna konur: -ak, -den, -ış, -lık; -ımsa-; -la-; -tır- vb.

6. Heceleri göstermek için kullanılır:

a-raş-tır-ma, bi-le-zik, du-ruş-ma, ku-yum-cu-luk, prog-ram, ya-zar-lık vb.

7. Arasında, ve, ile, ila, …-den …-e anlamlarını vermek için kelimeler veya sayılar arasında kullanılır:

Aydın-İzmir yolu, Türk-Alman ilişkileri, Ural-Altay dil grubu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 09.30-10.30, Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşması, Manas Destanı’nda soy-dil-din üçgeni, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı, Türkçe-Fransızca Sözlük vb.

UYARI: Cümle içinde sayı adlarının yinelenmesinde araya kısa çizgi konmaz:

On on beş yıl. Üç beş kişi geldi.

8. Matematikte çıkarma işareti olarak kullanılır: 50-20=30

9. Sıfırdan küçük değerleri göstermek için kullanılır: -2 °C

DÜZELTME İŞARETİ VE KULLANILDIĞI YERLER

1. Yazılışları aynı, anlamları ve söylenişleri ayrı olan kelimeleri ayırt etmek için okunuşları uzun olan ünlülerin üzerine ko­nur:

adem (yokluk), âdem (insan); adet (sayı), âdet (gelenek, alışkanlık); alem(bayrak), âlem (dünya, evren); aşık (eklem kemiği), âşık (vurgun, tutkun); hal (sebze, meyve vb. satılan yer), hâl (durum, vaziyet); hala (babanın kız kardeşi), hâlâ (henüz); rahim (esirgeme), rahîm (koruyan, acıyan); şura (şu yer), şûra (danışma kurulu) vb.

UYARI: Katil (<katl = öldürme) ve kadir (<kadr = değer) kelimeleriyle karışma olasılığı ol­duğu hâlde katil (ka:til = öldüren) ve kadir (ka:dir = güçlü) kelimelerinin düzeltme işareti konma­dan yazılması yaygınlaşmıştır.

2. Arapça ve Farsçadan dilimize giren birtakım kelimelerle özel adlarda bulunan ince g, k ünsüzlerinden sonra gelen a ve u ünlüleri üzerine konur:

dergâh, gâvur, karargâh, tezgâh, yadigâr, Nigâr; dükkân, hikâye, kâfir, kâğıt, Hakkâri, Kâzım; gülgûn, merzengûş; mahkûm, mezkûr, sükûn, sükût vb. Kişi ve yer adlarında ince l ünsüzünden sonra gelen a ve u ünlüleri de düzeltme işareti ile yazılır: Halûk, Lâle, Nalân; Balâ, Elâzığ, İslâhiye, Lâdik, Lâpseki, Selânik vb.

3. Nispet ekinin, belirtme durumu ve iyelik ekiyle karışmasını önlemek için kullanılır:

(Türk) askeri veaskerî (okul), (İslam) dini ve dinî (bilgiler), (fizik) ilmi ve ilmî (tartışmalar), (Atatürk’ün) resmi veresmî (kuruluşlar) vb.

Nispet eki alan kelimelere Türkçe ekler getirildiğinde düzeltme işareti olduğu gibi kalır: millîleştirmek, millîlik, resmîleştirmek, resmîlik vb.

DİLBİLGİSİ 

Fiil nedir ?

   İş, oluş, durum ve hareket bildiren sözcüklere fiil (eylem) denir. Fiiller anlattıkları hareketin özelliğine göre iş fiilleri, oluş fiilleri ve durum fiilleri olmak üzere üç grupta incelenir.

1. İş (Kılış) Fiilleri

    Öznenin kendi isteği ile gerçekleşen ve öznenin bir nesneyi etkilediği fiillerdir. Bu fiillerde öznenin yaptığı işten etkilenen bir nesne (varlık) vardır.

    Bir cümlede özneyi (yani işi yapan kişiyi) bulmak için yükleme “kim, ne?” sorularından birini sorarız. Özneyi bulduktan sonra öznenin yaptığı işten etkilenen bir nesne olup olmadığını bulmak için ise yükleme “ne, neyi, kimi?” sorularından birini sorarız. Eğer fiille sorduğumuz “ne, neyi, kimi?” sorularından birine cevap alabiliyorsak bu fiil, iş (kılış) fiilidir.

Örnek

» Annem bize kitap okudu.
Yukarıdaki cümlede yükleme “kim okudu?” sorusunu sorarak özneyi (annem) buluyoruz ve yükleme “ne okudu?” sorusunu yönelttiğimizde “kitap” cevabını alıyoruz. Bu cümlede “kitap” sözcüğü nesnedir ve öznenin (annenin) yaptığı işten etkilen varlıktır. Sonuç olarak “okuma” fiili nesne alabildiği için iş (kılış) fiilidir.

» Kardeşim evin camını kırdı. (neyi kırdı? → evin camını (nesne) ⇒ iş fiili)
» anlatmak (neyi anlatmak? → derdini (nesne) | ne anlatmak? → masal (nesne) ⇒ iş fiili)
» bilmek (neyi bilmek? → cevabı (nesne) ⇒ iş fiili)
» görmek, sormak, dikmek, atmak, almak, dinlemek, öğrenmek…

2. Durum Fiilleri

   Öznenin süreklilik gösteren bir durumunu anlatan fiillerdir. Durum fiillerinde öznenin yaptığı işten etkilenen bir nesne (varlık) yoktur. Bu yüzden durum fiillerinde, fiille sorduğumuz “ne, neyi, kimi?” sorularından birine cevap alamayız.

   Durum fiilleri insanların bazen kendi isteğiyle bazense kendi iradesi dışında gerçekleştirdiği fiillerdir ve bitmesi için başka bir fiilin başlaması gerekir.

Örnek

» Dün gece erkenden uyumuşum.
Yukarıdaki cümlede “uyumak” fiili öznenin (ben) uyuma işi sırasındaki sürekliliğini gösterir. Ayrıca uyuma işinin bitmesi için başka bir eylemin (uyanmak) başlaması gerekmektedir. Bu cümlede yükleme “ne uyudu, neyi uyudu, kimi uyudu?” sorusunu yönelttiğimizde hiçbir cevap alamıyoruz. Sonuç olarak “uyumak” fiili nesne alamadığı için durum fiilidir.

» Arkadaşım yan binada oturuyor. (ne, neyi, kimi oturuyor? → cevap yok ⇒ durum fiili)
» gitmek (ne, neyi, kimi gitmek? → cevap yok ⇒ durum fiili)
» ağlamak (ne, neyi, kimi ağlamak? → cevap yok ⇒ durum fiili)
» gülmek, uyanmak, çıkmak, gitmek, yatmak, uzanmak…

3. Oluş Fiilleri

Öznenin kendi iradesi dışında geçirdiği değişimi bildiren fiillerdir. Oluş fiillerinde daha çok “zaman içerisinde kendiliğinden olma” söz konusudur.

Oluş fiilleri, bir durumdan başka bir duruma geçildiğini veya geçilmekte olduğunu bildirirler.

Örnek

» Sonbaharda yapraklar sararır.
Bu cümlede “sararmak” fiili, öznenin (yapraklar) zaman içerisindeki değişimini anlatır. Yapraklar yeşilden sarıya dönmüş, bir değişim yaşanmıştır. Bu değişim öznenin iradesi dışında, zaman içerisinde kendiliğinden olmuştur. “sararmak” fiili, öznenin isteği dışında zaman içerisinde gerçekleşen bir değişimi anlattığı için oluş fiilidir.» Kuzenim, görmeyeli çok büyümüş. (Kendiliğinden oluşan değişim ⇒ oluş fiili)
» yaşlanmak, uzamak, ağarmak, paslanmak, solmak, acıkmak…

FİİL ÇEKİMİ

    Çekimli fiili; “kip ve şahıs eki almış fiil” olarak tanımlamak mümkündür. Daha ayrıntılı birtanımla, “bir fiilin, yargı bildirmek amacıyla zaman / dilek kiplerinden birini alıp, bir şahsı gösterebildiği fiiller” olarak tanım yapabiliriz. İki tanımada da ortak olan, fiilin “kip + şahıs” eklerini almasıdır. Kip ekleri, “-yor, -du, -ecek, -miş, -ar” gibi zaman ifade eden veya “-meli, -se, -e” gibi dilek anlamı ifade eden eklerdir. Şahıs ekleri ise, “yaptı-m, gördü-nüz, geliyor-lar” gibi kelimelerde görülen “-m, -nüz, -lar” gibi işi kimin yaptığını belirten eklerdir.

    Eğer bir fiil, yukarıda gösterdiğimiz kip ve şahıs eklerinden herhangi birini almışsa, buna “çekimli fiil” diyoruz. Kip ve şahıs eklerini almayan fiiller, kök / gövde durumundadır ve bunlara “mastar” denilir. Örneğin “görmek, yürümek, çalışmak, sezmek, bakışmak, yazmak, gelmek” gibi fiiller, henüz kip ve şahıs eklerini almadıkları için mastar hâlindedir. Şimdi bu kelimelere kip ve şahıs ekleri getirerek, onları fiil çekimine sokalım ve sonucunda çekimli fiiller elde edelim:

ÇEKİMLİ FİİLLER

FİİLLERDE KİŞİ

    Her eylemin kişi çekimi olduğunu söylemiştik. Bu çekim, “kişi ekleri” dediğimiz çe­kim ekleri ile gerçekleştirilir. Kişi eki, eylemi gerçekleştiren özneyi gösterir. Üç ana kişi vardır:

F,,LLERDE KİŞİ

III. tekil kişinin eki yoktur. Sadece emir kipinde “-sin” eki kullanılır.)

Not: Aynı kip ve kişiyle çekimlenmiş yüklemlerin kullanıldığı sıralı cümlelerde kişi ekinin son yüklemde kullanılması yeterlidir.

Her sabah gelir, kahvaltısını yaptırır, ortalığı siler süpürürüm.

Gider, durumu gözlerinle görürsün.

Not: Değişik kiplerde, değişik kişi ekleri görülebilir.

Çalıştık (biz), çalışalım (biz), çalışıyoruz (biz): Bunların üçü de “biz” anlamı katan I. çoğul kişi ekidir.

Çalıştın (sen), çalışıyorsun (sen): İkisi de “sen” anlamı katan II. tekil kişi ekidir.

* -sin (-sın, -sun, -sün) eki “emir” kipinde III. tekil, diğer kiplerde II. tekil kişi ekidir.

Ödevlerini kendisi yapsın. (III. tekil – emir kipi)

Yarına kadar bitirmelisin. (II. tekil – gereklilik kipi)

YAPILARINA GÖRE FİİLLER 

Fiiller de isim soylu kelimeler gibi yapı bakımından üçe ayrılır:

1-Basit Fiiller:

Yapım eki almamış, bir tek kelimeden oluşan, yani kök hâlindeki fillerdir. Çoğunlukla tek hecelidir. Çok heceliler de vardır. Fiil kökünden sonra bir tire işareti getirilerek ifade edilir.

  • Gel-, yaz-, oku-, sev-, kıvır-, çevir-, kavuş-…

Not: Tire işareti kullanılmaz da nokta veya ünlem kullanılırsa emir çekimi olur. Bu, bütün fiiller için geçerlidir: Gel!     Oku. Yaz!…

Türkçede anlamları değişmeden hem isim hem de fiil olarak kulanılan kelimeler vardır ki bunlara ortak kök (ikili kök) denir.

  • Ağrı, ağrı-; boya, boya-, tat, tat-, eski, eski-…
2-Türemiş Fiiller

İsim veya fiil kökleriyle yansımalardan, yapım ekleriyle türetilmiş fiillerdir.
Bunlara fiil gövdesi (tabanı) denir.

  • Ben-imse-, açık-la, mor-ar, av-la-, ince-l-, çat-la-, pat-la-, gür-le-, şırıl-da-, hav-la-, me-le-, fısıl-da-, kov-ala-, baş-la-t, uç-ur-, yat-ı-ş-, ak-ı-t-, düş-ü-r-, sev-in-…

Türemiş fiilller ikiye ayrılır:
a)İsim soyu kelimelerden türetilen fiiller
b)Fiil kök ve gövdelerinden türetilen fiiller

a) İsim Soyu Köklerden Fiil Türeten Eklerin Başlıcaları Şunlardır:
  • e-i-a(l): az-al-mak, düz-el-mek, kör-el-mek, doğru-l-mak, sivri-l-mek, eğri-l-mek, dar-al-mak…

Not: Bu ek, “k” ile biten kelimelere gelince “k” düşer: küçü(k)-l-mek, alça(k)-l-mak, yükse(k)-l-mek…

  • -la/-le: ot-la-mak, yem-le-mek, baş-la-mak, yavru-la-mak, tek-rar-la-mak, bayat-la-mak, tuz-la-mak, zayıf-la-mak, bağış-la-mak…

Not: Bu ekle, ünlemlerden üf-le-mek, of-la-mak…; ses taklidi için kullanılan kelimelerden gür-le-mek, şar-la-mak, zır-la-mak, hav-la-mak, hor-la-mak… biçiminde de fiiller türetilir.

  • -laş/-leş: haber-leş-mek, mektup-laş-mak, güzel-leş-mek, iyi-leş-mek, ağır-laş-mak….
  • -ar/-er/-r: baş-ar-mak, mor-ar-mak, kara-r-mak, yeş(yaş)-er-mek, gö(gök)er-mek, boz-ar-mak….
  • -a/-e: yaş-a-mak, kan-a-mak, tün-e-mek, uzun: uz-a-mak, oyun:oyn-a-mak…
  • -sa/-se: benim-se-mek, su-sa-mak, garip-se-mek…
  • da/-de: Ses taklidi için kullanılan kelimelerden: gümbür-de-mek, takır-da-mak, hırıl-da-mak, inil-de-mek, şırıl-da-mak, uğul-da-mak…
  • -kir (-kır/-kur/-kür): Yansımalardan fiil türetir: püs-kür-mek, hay-kır-mak, fış-kır-mak, hıç-kır-mak
b) Fiilden Fiil Türeten Eklerin Başlıcaları:
  • -(a)la/-(e)le:eş-ele-mek, kov-ala-mak….
  • -(i):sür-ü-mek, kaz-ı-mak
  • -(i)l:dik-il-mek, yak-ıl-mak, üz-ül-mak…
  • -(i)n:sil-in-mek, kaç-ın-mak, gör-ün-mek…
  • -(i)ş:gir-iş-mek, kız-ış-mak, böl-üş-mek…
  • -(i)t:eri-t-mek, oyna-t-mak, yürü-t-mek…
  • -d(i)r:çiz-dir-mek, yaz-dır-mak, ör-dür-mek, aç-tır-mak, kes-tir-mek…

UYGULAMALAR

1)Şu fiillerin kök ve gövdelerini bulunuz:bilirlerdi, ilerliyorlardı, kımıldamasınlar.
2)Aşağıdaki cümlelerde geçen fiillerin yapılarını, türemiş fiillerin hangi ekle türetildiğini gösteriniz.

  • “Akşamüstleri, güneş batarken Ankara ne kadar güzelleşir.
  • “Derin bir gürültü sis içinde kaynıyor, ileri geri yaklaşıyor, uzaklaşıyor, dalgalanıyordu. Kös, kalkan, boru sesleri, at kişnemelerine karışıyor; alınan emirler, verilen komutlar yüzlerce ağız tarafından ayrı ayrı tekrarlanıyordu.”

3)”biriktirmek, küçümsemek, gecikmek, haykırmak, yükselmek, kısalmak, başlamak”mastarlarının köklerini, eklerini, köklerin çeşitlerini ayırıp gösteriniz.

3- Birleşik fiiller

Birden fazla kelimeden oluşan fiillerdir. Birleşik fiili oluşturan kelimeler biri veya her ikisi fiil olabilir. Ama en az biri fiil olmalıdır.

Yapılışına göre birleşik fiiller 3’e  ayrılır:

A. Kurallı birleşik fiiller

Yapılış şekilleri şunlardır: Fiil + yardımcı fiil

Herhangi bir fiille “yazmak, vermek, bilmek, durmak, gelmek” yardımcı fiillerinden oluşur.

Bu yardımcı fiilleri kendi anlamlarını tamamen yitirir, “yeterlik, tezlik, sürerlik ve yaklaşma” olmak üzere dört anlam ifade eder

İki fiil arasına “-a, -e, -ı, -i, -o, -ö, -u, -ü” zarf-fiil eklerinden biri girer.

1)Yeterlik Fiili: Fiil + “-E” + bil- şeklinde yapılır.

Anlam:

  • Ahmet bu işi başarabilir.       Başarmaya gücü yeter.          Yeterlik
  • Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.   Etmesi olası.  Yeterlik     Olasılık
  • Yanınıza gelebilir miyim?İzin verir misiniz?   Yeterlik           İstek isteme, rica etme
  • Herkes kendi işiyle ilgilenebilir.     Buna izi var        yeterlik            izin verme

Olumsuzu şöyledir:
Gücü yetmezlik anlamı katıyorsa:

  • Başar-a-bil-i-r >   başar-a-ma-z
  • Aç-a-bil-i-r-im > aç-a-ma-m
  • Oku-y-a-bil-i-r-im > oku-y-a-ma-m
  • Gel-e-bil-i-r-iz > gel-e-me-y-iz

Gücü yetmezlik ihtimali içeriyorsa:

  • Yaz-a-bil-i-r-im          >        yaz-a-ma-y-a-bil-i-r-im
  • Oku-y-a-bil-i-r-ler      >        oku-y-a-ma-y-a-bil-i-r-ler

İsteğe bağlı oluşta ihtimalin yüzde elli olduğu belirtiliyorsa:

  • Doğ-a-bil-i-r   >        doğ-ma-y-a-bil-i-r
  • Ol-a-bil-i-r      >        ol-ma-y-a-bil-i-r

 2)Tezlik Fiili: Fiil + “-İ” + ver- ve  Fiil + “-İ” + gel- şeklinde yapılır.

Anlam:

  • Bana bir çay alıver.               Tezlik, çabukluk
  • Birden karşısına çıkıverdi.         Apansızın
  • Onu bir kenara atıvermişler         Önemsememe, gelişigüzel yapma
  • Beklemediğimiz bir anda çıkageldi   Apansızın

Olumsuzu:

  • Kapıyı açıvermedi      açmadı            tezlik
  • Kapıyı açmayıver       açma               önemsememe

3)Sürerlik Fiili: Fiil + “-E” + kal-
                          Fiil + “-E” + gel-
                          Fiil + “-E” + dur-    şeklinde yapılır.

Anlam:

  • Çocuk oturduğu yerde uyuyakalmış
  • Bakakalırım giden her geminin ardından
  • Sen vitrinlere bakadur, ben birazdan gelirim
  • Eskiden beri böyle anlatılagelmiş.

Bu birleşik fiil tekrar birleşik fiil yapılabilir.

  • Çocuk oturduğu yerde uyuyakalabilir
  • Beni burada alıkoyamazsınız.
  • Sürerlik anlamını başka çekimler de verebilir:
  • Geçen arabalara bakıp durdu.
  • Olduğumuz yerde dönüp duruyoruz.

Olumsuzu az da olsa yapılır:Uyuyakalmamış, yol kapalı olduğu için gecikmiş.

4)Yaklaşma Fiili: Fiil + “-E” + yaz-

Anlam:

  1. Merdivenden inerken düşeyazdı.       Az kalsın düşüyordu / Az daha düşüyordu / Az kaldı ki düşüyordu / Düşmesine az kaldı.
  2. “Çeşmimden akan hun ile sagar dolayazdı
    Mecliste geçen gece yine kan olayazdı”        (Baki)
B. Anlamca Kaynaşmış (Deyimleşmiş)Birleşik Fiiller

Birleşik fiili oluşturan kelimelerden birinin veya tümünün anlam kaybetmesi ve kelimelerin anlamca kaynaşarak tamamen yeni ve farklı bir anlam kazanmaları sonucu oluşan birleşik fiillerdir.

Şu yollarla yapılır:

Gerçek anlamında bir isim + gerçek anlamının dışında bir fiil

  • kendini kaybetmek, hoşuna gitmek, para yemek, şehit düşmek, değer biçmek, deniz tutmak, hasta düşmek, kural koymak, öğüt vermek…

Gerçek anlamının dışında bir isim + gerçek anlamında bir fiil

  • gözünü korkutmak, bileğine güvenmek, ayağına gelmek…

Tümü gerçek anlamının dışında

  • tası tarağı toplamak, deliye dönmek, baş kaldırmak, kalp kırmak, elvermek, varsaymak, öngörmek, başvurmak, vazgeçmek, kan ağlamak, kafa tutmak, göze girmek, abayı yakmak, feleğin çemberinden geçmek…

*Bu birleşik fiillerin bir kısmını deyimleşmiş olduğu için burada deyimlerden bahsetmek yerinde olacaktır. 

Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.

  • Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
  • Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.
  • Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.
  • Her gördüğüne dudak büküyordu.
  • Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.
  • İki genç adam boğaz boğaza geldi.
  • Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.
  • Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
  • Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.
Deyimlerin Özellikleri

 1. Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.

  • Meselâ “yüzün ak olsun” yerine “yüzün beyaz olsun” denilemez,
  • “ocağına incir ağacı dikmek” yerine “ocağına çam ağacı dikmek” denilemez,
  • “ayıkla pirincin taşını” yerine “ayıkla bulgurun taşını” denilemez,
  • “dilinin altındaki baklayı çıkar” yerine “dilinin altındaki şekeri çıkar” denilemez,
  • “tüyleri diken diken ol-” yerine “kılları diken diken ol-” denemez.
  • Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.

*Araya başka kelimeler girebilir:

  • “Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.

2. Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar:

  • “dili çözül-“, “dilinde tüy bit-“, “dilini yut-“

3. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:

  • bulanık suda balık avla-,       dikiş tutturama-,
  • can kulağı ile dinle-,       köprüleri at-,
  • pire için yorgan yak-,       pişmiş aşa su kat-,
  • kafayı ye-,                  aklı alma-,
  • akıntıya kürek çek-,         ağzı kulaklarına var-,
  • bel bağla-,                  çenesi düş-,
  • göze gir-,                   dara düş-,

4. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara ya da öykücüklere dayanır.

  • Yorgan gitti, kavga bitti.
  • Dostlar alışverişte görsün,
  • Çoğu gitti azı kaldı,
  • Atı alan Üsküdar’ı geçti,
  • Tut kelin perçeminden,
  • Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı
  • Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
  • Ne şiş yansın ne kebap

5. Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır.

  • abayı yakmak, hapı yutmak, ne şiş yansın ne kebap…

Bazı deyimler ise kendi anlamlarından çıkmamışlardır:

  • Çoğu gitti azı kaldı, adet yerini bulsun, canı sağ olsun ..
C. Yardımcı Fiille Kurulan Birleşik Fiiller

Tek başlarına da fiil olarak kullanılabilen, ama daha çok isim soylu kelimelerle ve asıl fiillerle birlikte birleşik fiil oluşturan fiillere yardımcı fiil denir.

“etmek, olmak, eylemek, kılmak, bilmek, durmak, gelmek, yazmak, buyurmak, bulmak, yapmak” 

  • “akın et-, göç et-, kul ol-, mecbur ol-, son bul-, kabul buyur-, dikkat buyur-, namaz kıl-, icra kıl-, doğum yap-, hesap yap- gibi.

Tek başlarına da kullanılabilirler

  • Elbise üzerime oldu.
  • Bu elbise elli milyon eder.

İsimlerle ve asıl fiillerle birleşirler:

  • sabretmek, kaybolmak, yardım etmek, iyi olmak, arz etmek, mutlu kılmak, hoş eylemek;
  • gelebilmek, gidedurmak, düşeyazmak, söylenegelmek…
*Yardımcı fiillerle yapılan fiillere birleşik fiil denir. Bunların bir kısmı ayrı, bir kısmı bitişik yazılır.( Ses düşmesi ya da türemesi olur ise birleşik yazılır.)Her iki durumda da çekim ekleri en sona getirilir.

FİİLLERDE KİP

FİİLLERDE (EYLEMLERDE) KİP’LER İKİYE AYRILIR 

EMİR KİPLERİ 

DİLEK KİPLERİ 
1. HABER (ZAMAN,BİLDİRME) KİPLERİ:

Haber (bildirme) kipleri, işin, oluşun, durumun yapıldığını, yapılacağını, sürekli yapılıyor olduğunu, yapılacak olduğunu veya yapılmakta olduğunu bildiren kiplerdir.
Görülen geçmiş zaman kipi: (-dı,-di,-du,-dü,-tı,-ti,-tu,-tü)
Duyulan geçmiş zaman kipi: (-mış,-miş,-muş,-müş)
Şimdiki zaman kipi: (-yor,-mekte)
Gelecek zaman kipi: (-ecek,-acak)
Geniş zaman kipi: (-r,-ır,-ir,-ur,-ür,-ar,-er)

2.DİLEK (İSTEK,DUYGU) KİPLERİ:

1- Gereklilik kipi: Bu kip eylemin yapılması gerektiğini belirtir. Ekleri: -meli/-malı’dır.

Fiil çekimi:
Çalış-malı-y-ım
Çalış-malı-sın
Çalış-malı
Çalış-malı-y-ız
Çalış-malı-sınız
Çalış-malı-lar

  • Bu kip eki eylemin yapılmasının gerekli olduğunu, yapılmasının arzu edildiğini belirtir.

Ben ödevimi yapmalıyım. (Ödevimi yapmak zorundayım ya da yapmam gerekir anlamında)
Güzel bir resim yapmalıyım. ( Güzel bir resim yapmak arzusundayım anlamında)

  • Gereklilik kip ekini alan fiiller olumsuza çevrilirken fiil kök veya gövdesinden sonra –ma/-me olumsuzluk ekleri kullanılır. Kip eki olumsuzluk ekinden sonra kullanılır.

Eve git-meli-y-im. Eve git-memeli-y-im.

“mi” soru ekini aldığında:
Eve git-meli-y-im…………………….. Eve gitmeliyim. (olumlu)
Eve git-meli mi-y-im?……………….. Eve gitmeli miyim? (olumlu soru)
Eve git-me-meli mi-y-im?…………… Eve gitmemeli miyim? (olumsuz soru)

  • “mi” soru eki her zaman ayrı yazılır. “mi”den sonra gelen ekler “mi” ile bitişik yazılırlar.

Okumalı yım? Okumalı sın?

Gereklilik kip eki cümleye olasılık anlamı katabilir.
Arkadaşım sahaya varmış olmalı.

2- Dilek Şart (koşul) kipi: Cümleye koşul anlamı katan kiptir. Eki: -sa-se’dir.
“Para verirsen sana da bilet alırım.” cümlesinde şarta bağlı bir durum vardır.
“Erken kalkarsan Güneş’in doğuşunu seyredebilirsin.”

Fiil çekimi:
Otur-sa-m
Otur-sa-n
Otur-sa-
Otur-sa-k
Otur-sa-nız
Otur-sa-lar

Dilek şart (koşul) kip eki cümleye istek anlamı da katabilir.
Eve gitsek artık.
Artık burada beklemesek.

3. İstek Kipi: Eylemin yapılması veya yapılmaması istendiği durumlarda kullanılır.
Eki: -e/-a’dır.
Ben artık eve gideyim. (Eve gitmek istiyorum)
Artık şu işi bitirelim.
Hadi şehri bir gezelim.

Fiil çekim:
Gez-e-y-im
Gez-e-sin
Gez-e-
Gez-e-lim
Gez-e-siniz
Gez-e-ler

İstek kipi eki almış fiilin olumsuzu:
Gezeyim-gezmeyeyim
Gezesin-gezmeyesin
Geze-gezmeye
Gezelim-gezmeyelim
Gezesiniz-gezmeyesiniz
Gezeler-gezmeyeler

  • Bu kip eki en çok 1. tekil ve 1. çoğul şahıslar için kullanılır.

Bir de şuraya bakayım.
Şu soruyu çöz de görelim.

4. Emir Kipi:
Eylemin yapılmasını emir şeklinde bildiren kiptir. Birinci tekil ve birinci çoğul şahıs için çekimi yoktur. Emir kipinin eki yoktur.

Hemen eve git!
Derhal dışarı çıkın!
Sakla samanı gelir zamanı.

Fiil çekimi:
(ben)-
(sen)- öğren!
(o)- öğrensin!
(biz)-
(siz)-öğrenin!
(onlar)-öğrensinler!

Emir kipiyle çekilmiş fiilin olumsuzu:
Burada bekle! Burada beklemeyin!
Burada beklesin! Burada beklemesin!
Burada bekleyin! Burada beklemeyin!
Burada beklesinler! Burada beklemesinler!

  • Emir kipi istek, yalvarma da belirtebilir:

Allah’ım bizi koru! (istek)
N’olursun beni affet! (yalvarma)
Dilek (Şart,Koşul) kipi: (-se,-sa)
İstek kipi: (-e,-a)
Gereklilik kipi: (-meli,-malı)
Emir kipi: (ek yoktur)

Fiil Kiplerinden Dilek kiplerini unutmamak için bizim özel bir formülümüz vardır.
-meli (gereklilik kipi)
-sa (dilek kipi)
-a (istek kipi)
-emir yok (emir kipi)

Fark ettiyseniz bu şifre “melisaya emir yok” diye okunuyor. Biz buradan anlıyoruz.

FİİL ÇEKİMİNDE OLUMSUZLUK 

Fiil tabanına “-me” (-ma)” çekim eki getirilerek anlam olumsuza dönüştürülür. Diğer çekim ekleri olumsuzluk ekinden sonra kullanılır.

                                   OLUMSUZ

YAZ-MA-DI-M YAZ-MA-DI-K
YAZ-MA-DI-N YAZ-MA-DI-NIZ
YAZ-MA-DI YAZ-MA-DI-LAR

FİİL ÇEKİMİNDE SORU ANLAMI

Fiile “mi” soru eki getirilerek soru çekimi sağlanır.

“mi-” (mı-, mu-, mü-) kendinden önceki sözcükle birleşmez; ama kendinden sonraki eklerle birleşir.

OLUMLU SORU
YAZ-DI-M MI? YAZ-DI-K MI?
YAZ-DI-N MI? YAZ-DI-NIZ MI?
YAZ-DI MI? YAZ-DI-LAR MI?
OLUMSUZ SORU
YAZ-MA-DI-M MI? YAZ-MA-DI-K MI?
YAZ-MA-DI-N MI? YAZ-MA-DI-NIZ MI?
YAZ-MA-DI MI? YAZ-MA-DI-LAR MI?
FİİLLERDE KİP (ZAMAN, ANLAM) KAYMASI

   Bir kipin-zamanın, bir başka kip yerinde kullanılmasıdır. Bir başka ifadeyle; eylemin, çekimlenişine göre taşıması gereken anlamın dışına çıkmasıdır.

   İPUCU: Cümlenin bütünündeki anlam, özellikle zaman anlamlı zarflar, anlam kayma­sını bulmada önemli ipucudur.

Geniş Zamanda Kayma

Örnekler:

  • Nasrettin Hoca bir gün pazara gider. (“gitmiş” yerine)
  • Çocuk bir de bakar ki çantası yerinde yok. (“bakmış”)
  • Şimdi eve gider, parayı alır, gelirsin. (Emir yerine: git, al, gel.)
  • Paramı hemen şimdi isterim. (İstiyorum.)
  • Şimdi bırak, birkaç dakika sonra okursun. (Gelecek zaman yerine)
  • Acele etme, birazdan gideriz. (Gelecek zaman yerine)
  • Arabayı yazın alırız. (Gelecek zaman yerine)

Şimdiki Zamanda Kayma

Örnekler:

  • Burada cuma günleri pazar kuruluyor. (Geniş zaman yerine: … kurulur.)
  • O, bu eşek şakalarını hep yapıyor. (…yapar)
  • Annen yarın baklava yapıyor mu? (Gelecek zaman yerine: yapacak mı?)
  • Pazarlığa girişiyorum, kafesi istediğim fiyata satın alıyorum. (“-di’li” geçmiş ye­rine:… giriştim, satın aldım.)
  • Başat bir de bakıyor ki Tepegöz mışıl mışıl uyuyor. (“-miş’li” geçmiş yerine:… bakmış ki …)
  • İncili Çavuş, yine bir gün kantarın topuzunu kaçırıyor. (“-miş’li geçmiş yerine:… kaçırmış.)

Gelecek Zamanda Kayma

Örnekler:

  • Bunu alacak, götürecek, dayına teslim edeceksin. (Emir kipi yerine: al, götür, teslim et.)
  • Ama, çok dikkatli olacaksın. (Emir veya gereklilik yerine:… ol, olmalısın.)
  • Trafik tıkanmış olacak. (Olasılık – tahmin anlamlı:… olmalı.)

Gereklilik Kipinde Kayma

Gereklilik ekiyle çekimlenmiş “olmak” yardımcı eylemi, olasılık – tahmin anlamı ve­recek biçimde kullanılabilir.

Örnek:

  • Telefon etmediğine göre vazgeçmiş olmalı. (… olabilir, olacak)

Belirli Geçmiş Zamanda Kayma

Örnek:

  • Altı aylıkken dişim çıktı, bir yaşımda yürüdüm, iki yaşımda konuştum. (Belirli geç­miş zaman ekleri “çıkmış, yürümüşüm, konuşmuşum” anlamında belirsiz geçmiş zaman kipi yerine kullanılmıştır.)

 İstek Kipinde Kayma

Örnekler:

  • İki soru daha yapaydın, tercih yapmakta hiçbir sıkıntı olmayacaktı. (yapaydın: yapsaydın; istek kipi koşul kipi yerine kullanılmıştır.)
  • Böyle bir konuyu anlatırken arkadaşımızın dikkatini dağıtmayalım. (dağıtmayalım: dağıtmayın; istek kipi emir kipi yerine kullanılmıştır.)

 Emir Kipinde Kayma

Örnekler:

  • Kolay gelsin! (“Kolay gele” anlamında istek kipi yerine emir kipi kullanılmıştır.)
  • Allah ne muradın varsa versin! (versin: vere anlamında istek kipi yerine emir kipi kullanılmıştır.)

ANLAM BİLGİSİ 

SÖZCÜKTE ANLAM

EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER ( KELİMELER )

  Eş anlamlı (anlamdaş) kelimeler, yazılışları ve okunuşları farklı olmasına rağmen aynı anlamı taşıyan kelimelerdir. Eş anlamlı sözcükler birbirlerinin yerine kullanılabilir. Eş anlamlılık çoğunlukla Türkçe sözcüklerle dilimize yabancı dillerden girmiş sözcükler arasındadır.

 ÖRNEK 

» siyah – kara
» cevap – yanıt
» kalp – yürek – gönül
» kelime – sözcük
» ileti – mesaj
» özgün – orijinal
» dil – lisan
» bellek – hafıza
» uygarlık – medeniyet
» al – kırmızı
» misafir – konuk
» fiil – eylem
» model – örnek
» ölçüt – kıstas – kriter
» belgegeçer – faks
» ilginç – enteresan
» varsıl – zengin
» yoksul – fakir

KARŞIT  ( ZIT )ANLAMLI SÖZCÜKLER ( KELİMELER )

    Anlamca birbirinin karşıtı olan, birbiriyle çelişen kelimelere zıt anlamlı kelimeler adı verilir. Türkçemizde her sözcüğün eş anlamlısı olmadığı gibi zıt anlamlısı da yoktur. Zıt anlamlı sözcükler genellikle nitelik veya nicelik bildiren sözcüklerde yani sıfat ve zarf özelliğindeki sözcüklerde bulunur.

» uzak ↔ yakın
» bulanık ↔ berrak
» kirli ↔ temiz
» ileri ↔ geri
» güzel ↔ çirkin
» iç ↔ dış

» soğuk ↔ sıcak
» sık ↔ seyrek
» iyimser ↔ kötümser
» inmek ↔ çıkmak
» sağ ↔ sol
» zengin ↔ fakir

EŞ SESLİ ) SERTTEŞ SÖZCÜKLER ( KELİMELER )

Yazılış ve okunuşları aynı olan; ama anlamları birbirinden farklı olan sözcüklere eş sesli (sesteş) sözcükler denir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler.

Örnek

Yol
» Bu yolu takip etmemiz gerek. (yol: Bir yerden bir yere ulaşmak için üzerinde yürüdüğümüz yer) » Kardeşimle birlikte bahçedeki otları yolduk. (yolmak: Çekip koparmak)

Yüz
» Yüzü bana dönüktü. (yüz: Çehre, surat, sima)
» Düğününe yüz kişi gelmiş. (yüz: Doksan dokuzdan sonra gelen sayı)
» Kıyıda iki çocuk yüzüyordu. (yüzmek: Suda ilerlemek)
» Koyunun derisini yüzdüler. (yüzmek: Derisini çıkarmak, soymak)

El
» Telefonu bütün gün elinden bırakmadı. (el: İnsanın tutmaya ve iş görmeye yarayan organı)
» Eller ne derse desin, önemli değil. (el: Yabancı)

YANSIMA SÖZCÜKLER

Doğadaki cansız varlıkların, hayvanların, makinelerin çıkardığı seslerin taklit edilmesiyle oluşan sözcüklerdir.

İnsanlara Özgü Yansıma Sözcükler:

» Hapşu, hapşırık, hapşırmak
» Horr, horultu, horlamak

Cansız Varlıklara Ait Yansıma Sözcükler:

» Şırıl, şırıltı, şırıldamak
» Hışır, hışırtı, hışırdamak
» Gıcır, gıcırtı, gıcırdamak
» Çatır, çatırtı, çatırdamak

Makine ve Araçlara Ait Yansıma Sözcükler:

» Pat, patlamak
» Vın, vınlamak
» Zırr, zırıltı
 Yansıma sözcükler ad, sıfat, zarf ve fiil gibi çeşitli türlerde kullanılabilir. Ayrıca cümlenin herhangi bir öğesinde de yer alabilir.

İKİLEMELER

Anlamı güçlendirmek amacıyla aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan sözcük grubuna ikileme denir. İkilemeler şu şekillerde oluşturulur:

Aynı Sözcüğün Tekrarlanmasıyla Oluşan İkilemeler:

» koşa koşa, ağır ağır, iri iri…

Eş Anlamlı Sözcüklerden Oluşan İkilemeler:

» akıllı uslu, ses seda, güçlü kuvvetli, kılık kıyafet…

Zıt Anlamlı Sözcüklerden Oluşan İkilemeler:

» ileri geri, az çok, er geç, bata çıka, büyük küçük…

Biri Anlamlı, Diğeri Anlamsız Sözcükten Oluşan İkilemeler:

» eski püskü, eğri büğrü, yarım yamalak, çer çöp…

Her İkisi de Anlamsız Sözcükten Oluşan İkilemeler:

» ıvır zıvır, eften püften, mırın kırın…

Yansımaların Tekrarıyla Oluşan İkilemeler:

» çat pat, kıs kıs, şırıl şırıl, patır kütür, horul horul…

İsim Tamlaması Şeklindeki İkilemeler:

» suyunun suyu, güzeller güzeli…

Hâl (Durum) Eki Alarak Oluşan İkilemeler:

» baş başa, baştan başa, biz bize, dişe diş, günden güne…

M Harfi Eklenerek Oluşturulan İkilemeler:

» Ev mev, şaka maka, para mara, kitap mitap, ders mers, iş miş…

⇒ İkilemelerle tekrarlar birbirinden farklıdır. Tekrarlarda araya virgül girer; fakat ikilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti girmez.

Örnek

» Akşam, akşam, yine akşam… (Tekrar)
» Akşam akşam nereden çıktı bu maç. (İkileme)

DİPNOT : ikilemeler ayrı yazılır
PEKİŞTİRMELERİN YAZIMI

» İlk hecenin sonuna “m,p,r,s” seslerinden birinin getirilmesiyle yapılan pekiştirmeler daima bitişik yazılır.

Örnek

» masmavi, tertemiz, apaçık, yemyeşil…

» Kimi kuralsız pekiştirmeler de bitişik yazılır.

Örnek

» paramparça, güpegündüz, sırılsıklam…

» Sözcüğün ilk hecesinden özel olarak oluşturulan ikileme biçimindeki pekiştirmeler ayrı yazılır.

Örnek

» bas bas bağırmak, ter ter tepinmek, kasım kasım kasılmak…

CÜMLEDE ANLAM 

1. EŞ ANLAMLI CÜMLELER

Aynı konu ve düşüncenin, farklı sözcükler ve söz dizimiyle dile getirildiği cümlelerdir.

Örnek

» Belirli bir hedefi olmayan insana kimse yardımcı olamaz.
» Bir insan hangi limana yelken açtığını bilmiyorsa hiçbir rüzgar işine yaramaz.

» Bu bardağın yarısı su ile dolu.
» Bu bardağın yarısında su yok.

» Yaşam, içinde siyah da bulunan bir gökkuşağıdır.
» Yaşam, tüm güzelliklerinin yanında olumsuzlukları da barındırır.

2. YAKIN ANLAMLI CÜMLELER

Eş anlamlı cümlelerde, biri diğerinin yerini tutabilecek iki cümle söz konusu idi. Yakın anlamlı cümlelerde ise aynı özü, aynı ruhu taşıyan iki cümle vardır.

Örnek

» Hayatını insanların mutluluğuna adamıştı.
» İnsanları mutlu etmek için ömür boyu çalışmaktan zevk aldı.
Bu cümlelerin ikisinde de söz konusu kişinin ömür boyu insanların mutluluğu için çalıştığı ifade edilmektedir.  Buraya kadar eş anlamlılık söz konusudur. Ancak ikinci cümlede “bu çalışmadan zevk almak” gibi bir ayrıntı vardır. Bu ayrıntı sebebiyle bu cümlelere yakın anlamlı cümle diyoruz.

» Bazı sanatçılar yaşları ilerledikçe eserlerinde tekrara düşerler.
» Olgunluk döneminde sanatçıların bir kısmı özgünlüklerini kaybedebilir.

3. KARŞIT (ZIT) ANLAMLI CÜMLELER
Anlamca birbirine zıt olan, birbiriyle çelişen cümlelerdir. Bu tür cümlelerde konu genellikle aynıdır; fakat konuya bakış açısı farklıdır.
Örnek

» Sanayileşme, çevreye zarar vermektedir.
» Gelişmek isteyen toplumlar, sanayiye önem vermelidir.
Bu cümlelerde konu sanayileşmedir. İlk cümlede sanayileşmenin kötü yönü, diğerinde ise iyi yönü anlatılmaktadır.

» Sanatçı, hayatı kendi yorumuyla vermelidir.
» Sanatçı, hayatı anlatırken ayna görevi üstlenmelidir.

4. NEDEN (SEBEP) – SONUÇ İLİŞKİLİ CÜMLELER

Bir eylemin hangi gerekçeyle veya hangi sebeple yapıldığını bildiren cümlelerdir. Bu cümlelerin yüklemine “niçin?” , “neden?” soruları sorulduğunda bu sorular cevapsız kalmaz. Neden-sonuç cümleleri iki bölümden oluşur: Birinci bölüm neden (sebep), ikinci bölüm ise sonuç bildirir. Genellikle “için, -den, -diğinden, ile” gibi ekler ve edatlar kullanılır.

Örnek

» Hasta olduğum için okula gelemedim.
Yukarıdaki cümlede koyu renkle yazılmış bölüm, eylemin yapılış nedenini belirtmektedir.» Okulların açılmasıyla masraflar arttı.
» Seni uyandırmayalım diye radyoyu açmadık.
» Yağmur yağınca maç iptal oldu.
» Malzeme yetersizliğinden inşaat yarım kaldı.

» Neden-sonuç ilişkisi bağımsız iki cümle ile de ifade edilebilir.

Örnek

» Çiçekleri gece sula; daha çabuk büyür.
» Bir daha böyle konuşma; beni üzüyorsun.
Bu örneklerde birinci cümlede ifade edilen eylem, ikinci cümlede ifade edilen eylemin nedeni durumundadır. Buna “gerekçe” de denmektedir. Bu tür ifadelerde sebep cümlesi ile sonuç cümlesinin yerleri değiştirilebilir.

5. AMAÇ – SONUÇ İLİŞKİLİ CÜMLELER

Eylemin hangi amaca bağlı olarak gerçekleştiğinin belirtildiği cümlelerdir. Bu tür cümlelerde de “için, diye, üzere” gibi edatlardan yararlanılır. Amaç – sonuç cümleleri, eyleme sorulan “hangi amaçla?” sorusuna cevap verir.

Örnek

» Sınavı kazanmak için  çok çalışmış.
Yukarıdaki cümlede koyu renkle yazılmış bölüm, eylemin yapılış amacını belirtmektedir.

» Bildiklerini anlatmak üzere karakola başvurdu.
» Kilo vereyim diye spor yapıyor.
» Yazar, eleştirmene şirin görünmek maksadıyla iki yüzlü davranıyor.
» Ona sık sık öğüt verirdi; iyi bir insan olsun diye.

6. KOŞUL (ŞART) – SONUÇ İLİŞKİLİ CÜMLELER
    Bir olayın veya durumun gerçekleşmesinin, başka bir olayın veya duruma bağlı olduğunu belirten cümlelerdir. Bu tür cümlelerde birinci bölüm (yan yargı) koşul, ikinci bölüm ise o koşula bağlı olarak ortaya çıkan sonuçtur (temel yargı). Türkçede koşul anlamı asıl olarak “-se” şart ekiyle sağlanır. “ise”, “-ince”, “-dikçe”, “mi”, “ama”, “üzere”, “yeter ki” ile de koşul anlamı sağlanabilir.
Örnek

» Ödevini yaparsan  oyun oynayabilirsin.
Bu cümlede koyu renkle yazılmış bölüm, eylemin yapılabilmesinin bağlı olduğu koşulu belirtmektedir.

» Temiz bir dünya istiyorsan  yerlere çöp atma.
» Müzik dinleyebilirsin ama sesini fazla açmayacaksın.
» Bizim buralara yağmur yağdıkça her yer toprak kokardı.
» Akşama geri vermek üzere bu kitabı alabilirsin.
» Akşam baban gelsin, alışverişe çıkarız.
» İstediğin her şeyi alırım, yeter ki sınıfını geç.

 » Cümleye istek, dilek anlamı katan –se, -sa ile koşul anlamı veren –se, -sa ekini karıştırmamak gerekir. İstek cümleleri de –se, -sa eki almasına rağmen, koşul anlamı taşımaz.
Örnek

» Otobüsle gelmese de trenle gelse.

7. AÇIKLAMA İLİŞKİLİ CÜMLELER

Neden- sonuç ilişkisinin tersidir; önce sonucun, sonra nedenin belirtildiği cümlelerdir. Bu tür cümleler genellikle “çünkü, demek ki, öyleyse, anlaşılıyor ki” bağlaçlarıyla oluşturulur.

Örnek

»  İzmir’i seviyorum çünkü en güzel yıllarım orada geçti.
Bu cümlede koyu renkle yazılmış bölümde, kendinden önce belirtilen yargının nedeni açıklanmıştır.

» Bir kez bile arayıp sormadı, demek ki bizi pek sevmemiş.
» Yüzünden düşen bin parça, anlaşılan üzgünsün.

8. KARŞILAŞTIRMA CÜMLELERİ

Birden fazla varlık, kavram ya da durumun karşılaştırıldığı cümlelerdir. Karşılaştırmada benzerlik, farklılık, üstünlük gibi değişik durumlar ifade edilir. Karşılaştırma ilgisi “gibi, kadar, en, daha, çok, göre, fazla” gibi sözcüklerle kurulur.

Örnek

» Kışın Sivas, İstanbul’dan daha soğuktur.
» Televizyon da sinema kadar etkilidir.
» Köyün en güzel çileği bahçemizde yetişir.
» Yeni şiirler eski şiirlere göre daha anlaşılır bir dille yazılıyor.
» Selim, gezmeyi çok sever, Elif ise kitap okumayı.

CÜMLELERİN İFADE ETTİĞİ ANLAM ÖZELLİKLERİ

  1. Tanım Cümleleri
  2. Öneri (Teklif) Cümleleri
  3. Varsayım Cümleleri
  4. Eleştiri Cümleleri
  5. Öz Eleştiri Cümleleri
  6. Uyarı Cümleleri
  7. Tasarı Cümleleri
  8. Tahmin Cümleleri
  9. Olasılık (İhtimal) Cümleleri
  10. Abartma Cümleleri
  11. İkilem Cümleleri

1. Tanım Cümleleri

Bir varlığın veya kavramın ne olduğunu belirten cümlelere tanım cümlesi denir. Tanım cümleleri “Bu nedir?”, “Bu kimdir?” sorularına cevap verir. Tanımlar genelde nesneldir fakat tanım cümleleri öznel de olabilir.

Örnek

» Ünlü kişilerin kendi yaşamlarını anlattıkları yazılara otobiyografi denir. (Nesnel tanım)
» İş, oluş, durum bildiren sözcüklere fiil adı verilir. (Nesnel tanım)
» Gözler, kalpteki duyguları yansıtan aynadır. (Öznel tanım)

2. Öneri (Tavsiye) Cümleleri

Bir sorunu çözmek veya daha iyiye ulaşmak için görüş ve düşüncelerin öne sürüldüğü cümlelerdir.

Örnek

» Daldaki elmayı almak için merdiven kullanmalısın.
» Yolculuğa çıkarken yanına bir kitap al ki canın sıkılmasın.
» Bu işe sabırlı yaklaşmanız daha doğru olacak.
» Kilolarından kurtulmak istiyorsan düzenli spor yapmalısın.
» Konuyu iyice anlamak istiyorsan, önce tekrar et, sonra da bol bol soru çöz.

3. Varsayım Cümleleri

Gerçekleşmemiş bir olayın gerçekleşmiş gibi ya da gerçekleşmiş bir olayın hiç gerçekleşmemiş gibi kabul edildiği cümlelerdir. Varsayım anlamı taşıyan yargılarda genellikle “tut ki, diyelim ki, farz edelim, düşün ki, …dığını düşünelim” gibi ifadelere yer verilir.

Örnek

» Diyelim ki bu uçağa yetişemedin.
» Bir an için rüyalarının gerçekleştiğini düşün.
» Tut ki puanın yetmedi ve üniversiteye giremedin.
» Farz et ki sınavı kazanamadın, ne yapacaksın?

4. Eleştiri Cümleleri

Bir yapıtın, bir insanın veya bir durumun doğru ya da yanlış yönlerini belirten cümlelerdir. Eleştiri, olumlu eleştiri ve olumsuz eleştiri olmak üzere ikiye ayrılır.

Örnek

» Konuları açık ve anlaşılır bir dille ele almış.
» Hakem, son maçı çok iyi yönetti.
Yukarıdaki cümlelerde hoşa giden yönler belirtildiğinden olumlu eleştiri yapılmıştır.» Bu firmanın ürünleri eskisi kadar kaliteli değil.
» Kimi öyküleri, öykü olmaktan çok köşe yazısıdır.
Yukarıdaki cümlelerde de hoşa gitmeyen, eksik görülen yönler belirtildiğinden olumsuz eleştiri yapılmıştır.

5. Öz Eleştiri Cümleleri

Bir kişinin kendi davranışları üzerinde yürüttüğü yargıları içeren cümlelerdir.

Örnek

» Zamanı iyi kullanmadığım için sınavda başarısız oldum.
» On dört yaşına geldim ama hâlâ güzel yazmayı öğrenemedim.
» Düşünmeden konuşarak arkadaşımın kalbini kırdım.

6. Uyarı Cümleleri

Kişi ya da kişileri yanlış davranışlardan uzak tutmak için bir konu, sorun ya da olumsuz bir durum ile ilgili ikaz ve hatırlatmaları içeren cümlelerdir.

Örnek

» Kışın zincir takmadan yola çıkmayın.
» Üzerime bu kadar gelmeyin.
» Dilini tutmayı öğrenemezsen etrafında kimsecikler kalmaz.

7. Tasarı Cümleleri

Gelecekte yapılması planlanan işlerin belirtildiği cümlelerdir.

Örnek

» Önümüzdeki ay tatile çıkmayı düşünüyorum.
» Yeni kitabımda farklı bir konu işleyeceğim.
» Bu işin altından başarıyla kalkmayı amaçlıyoruz.

8. Tahmin Cümleleri

Akla, sezgilere, gözlemlere veya birtakım verilere dayanarak, olacak bir şeyi önceden kestirebilme sonucunda ortaya çıkan cümlelerdir.

Örnek

» Annem meraktan patlıyordur şimdi.
» Gökyüzü bulutlarla doldu, yağmur yağabilir.
» Şu anda öğretmen derse başlamıştır.

9. Olasılık (İhtimal) Cümleleri

Gerçekleşmesi kesin olmayan bir olayın veya bir durumun ortaya çıkmasının beklenilmesi, umut edilmesi ile ilgili cümlelerdir.

Örnek

» Tatilde Karabük’e gidebiliriz.
» Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.
» Sanıyorum o konu anlatılmadı.

 Olasılık cümleleri ile tahmin cümleleri arasındaki fark şudur: Olasılık anlamlı cümlelerde “ikilem” söz konusudur. Yani bahsedilen şey için “Öyle de olabilir, böyle de olabilir.” anlamı hakimdir. Tahmin anlamlı cümlelerde bu “ikilemi” görmeyiz. Tahmin anlamlı cümlelerde tecrübelerden hareketle “emin oluş” havası vardır. Olasılık anlamlı cümlelere göre, tahmin anlamlı cümlelerde “kesinlik anlamı” daha yoğundur.

10. Abartma Cümleleri

Bir şeyi olduğundan çok veya az göstererek anlatan cümlelerdir.

Örnek

» Adam o kadar zayıf ki üflesek uçacak.
» Ağlamaktan gözlerinin yaşı kurumuştu.
» Pire kadar boyuyla bana kafa tutuyor.

11. İkilem (Kararsızlık) Cümleleri

Herhangi bir konuyla ilgili olarak karar verememeyi ifade eden cümlelerdir.

Örnek

» Acaba kazağı buradan mı alsam, yoksa öteki mağazadan mı?
» Tiyatroya mı gitsem, sinemaya mı?
» Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık.

PARÇADA ANLAM 

ANLATIM BİÇİMLERİ

1. ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM (ÖYKÜLEME)
Öyküleyici anlatımda yazar bir olay yazısı kullanmaktadır. Yani metinde bir olay vardır. Olayın da bir akış sırası vardır.

  Bana bu ince maşayı veriyor, cıgarasını denize atıyor. Galiba yaz. Çok aydınlık, çok güneşli bir hava… Annem, konuşurken mavi tüylü bir yelpazeyi yavaş yavaş sallıyor. Ben kucağından kayıyorum. Beni kollarımdan tutarak yanına oturtuyor. Gümüş maşacığın halkasına parmağımı takıyor, annem görmeden ucunu ağzıma sokuyor, dişlerimle ısırıyorum. Konuştuğu sarı saçlı hanımın çarşafı mavi… Ben beyazlar giymiştim. Başım açık. Saçlarım çok…

2. BETİMLEYİCİ ANLATIM (BETİMLEME)
Yazar bu anlatım biçiminde herhangi bir olayı, kişiyi, nesneyi veya bir olayı gördükleri kadarıyla anlatmaktadır. Bu anlatım biçiminde bolca sıfatlara yer verilir, çeşitli karşılaştırmalar yapılır. Adeta yazar gördüklerini resmeder.

  “Görülmeye değer bir yapıydı. Giriş kapısı kocaman, üzerinde bir tokmak vardı. Bina duvarları ise taştandı. Koca koca taşlar kesilerek adeta duvara monte edilmişti. Duvarın boyası moyası da yoktu. Tamamen doğal bir görünümü vardı. Eğer birine bu binaya tarif etmeye kalkışsanız o kişi ilk bakışta binayı tanırdı. Açık sarıya çalar bir rengi vardı binanın. İki kanatlı bir kapısı adeta sizi içeri çağırır. Pencereleri ise küçük küçüktü. Bir de tarihi anımsatan o heybetli bir duruşu.”

3. AÇIKLAYACI ANLATIM
Bu anlatım biçiminde yazar okuyucuyu bilgilendirme amacı güder. “Ne, nasıldır?” sorularının cevabını verir.

“Ülkesini ve yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.”
“Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir.Çünkü, Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor.
“Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”

ATATÜRK

4. TARTIŞMACI ANLATIM
Bu anlatım biçiminde uygulanan durum : Herkesçe bilinen, kabul edilen fikirlerin değiştirilmesine yönelik çabadır. Yazar ortaya koyduğu durum ile sizin fikrinizi değiştirmeye yönelik çabalar sarf eder.

Aşağıdaki konuda yazar, başka bir dildeki romanın kendi dilimize çevrildiği zaman daha da etkili olduğunu vurgulamaya çalışmıştır.

“Her dilden romanlar vardır. Peki, bu romanların içindeki duyguyu anlamak için o romanın yazıldığı dili bilmemiz mi gerekiyor? Asla. Hiç de gerek yok. O romanı dilimize çevirdiğimizi zaman çok daha insanı etkileyen, hatta büyüleyen o duyguları daha da iyi hissederiz. Çeviri romanlarını bu yüzden daha da çok seviyorum. Yazar beni alıyor, kendi memleketine, kendi dünyasına götürüyor, hayatına ortak ediyor. Bizim de aradığımız bu değil mi?”

DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

1.TANIMLAMA
Bu bölümde yazar “Ne, nedir?” sorusunu cevabını vermektedir.
Bir kavramın ne olduğu tanımlanır. O kavramı anlatan, açıklayan temel bilgi verilir.

Tiyatro: Yazılmış bir eserin (senaryo) seyirciler önünde, sahnede sanatçılar tarafından canlandırılmasıdır.
Aynı zamanda tiyatro oyunun sergilendiği binanın adıdır.

2.KARŞILAŞTIRMA
Bu bölümde yazar iki varlık, iki olay veya iki durumun benzerliklerini ve zıt yönlerini ortaya koyarak anlatmaya çalışır.
Ancak bu anlatım biçiminde yazar karşılaştırılan her iki durumun isimlerini belirtmeyebilir. Birinden bahsederken okuyucu karşılaştırılan varlığı, durumu, olayı kendisi tahmin eder.

“Bir zamanların uğrak yerlerinden sinema bir ara çok zor günler yaşadı. Birçok sinema çeşitli nedenlerle bir bir kapandı. Ailece gittiğimiz o açık havalı sinemalar var mı? Büyük kentlerimizde o tarihi yapılar içinde gizlenen sinemalar yavaş yavaş kapılarını kapatmadılar mı? Peki günümüzde böyle mi? Bence o eski günler tekrar geliyor. Yavaş yavaş insanlarımız bir pazarını sinemaya ayırabiliyor. Peki tiyatroda durum nasıl? Geçmişte de günümüzde de hâlâ ayaktalar. Ne zaman gitseniz bir tiyatroya tıklım tıklım. Ne güzel! Demek ki insanımız güzel sanatlara gereken değeri gerektiği kadar veriyor.

3. ÖRNEKLEME
Bu bölümde yazar okuyucuyu iknâ etmek için somut örneklerden yararlanır.

Çalışkanlık mı?
İnsanların hayatları boyunca gerek kendi için gerekse diğer insanlar için güzel işler çıkarmak ve güzel eserler ortaya koymaktır. Çalışkanlığın şansla bir ilgisi de yoktur. “Ben çalışkanım.” diyorsanız size sorarlar. “Eserlerini göster!” Sen eserlerini sayabiliyorsan anlarım ki sen çalışkansın. İnsanları düşünerek ter dökmüşsen sen çalışkansın. İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk en güzel örnek. Eserler mi? Saymakla biter mi?

4. TANIK GÖSTERME
Yazar bu anlatım biçiminde okuyucuyu ikna etmek için ünlü birinin ismini verir ve o ünlünün bir sözünü de açıklamaya ilave eder.

Elbette insanoğlu, doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Peki gaye ne? İnsanlığımızın anlamı ne? Dünyada güzel eserler bırakamamışsak, insanları sevmemişsek varlığımızın anlamı olur mu? Kimseye kalmayan dünyanın anlamı insanları sevmek, insanları mutlu etmek için gayret etmek düstur olmamalı mı? Elbette olmalı. Sevelim, sevilelim. İsmimiz yaşasın. Yunus Emre
Sevelim, sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz.” derken bize dünyaya bırakmamız gereken mirasın en büyüğünü açıklamıştır.

5. BENZETME

Aralarında benzer yön bulunan iki varlık ya da durumdan zayıf olanı güçlü gibi gösterme sanatıdır.

Cıvıl cıvıl sessiz duran yuvalar,
Kelebekler birbirini kovalar,
Halı gibi nakışlandı ovalar,
Bölük bölük, sarı yeşil, mor şimdi.

Abdurrahim Karakoç

Yukarıdaki dörtlükte ovaların nakışlanan halıya benzetildiğini görmekteyiz.
Kendisi şehre girerken bir kral gibi karşılanmıştı.” Bu cümlede de bahsedilen şahsın krala benzetilmesi söz konusudur.

6. KİŞİLEŞTİRME
İnsana ait bir herhangi bir kişilik özelliğinin insan dışı herhangi bir varlığa verilmesidir.
Bu özellikler ağlama, üzülme, neşelenme, darılma, küsme, kin tutma, somurtma, sorumlu olma, unutma, heyecanlanma…

Gönül dile gelir kaval sesinde.
Boz martılar düğün yapar Mersin’de,
Isparta’nın renk renk gül bahçesinde
Bülbüllerin neşesini gör şimdi.

Abdurrahim Karakoç

Yazar, yukarıdaki şiirde boz martıların düğün yapmasından bahsetmiştir. Düğün yapma insanlara has bir özelliktir. Bu özellik martılara verilmiştir.

“Bülbüllerin neşesi”derken de insana has bir özellik olan neşe özelliği bülbüllere verilmiş, neticede kişileştirme yapılmıştır.

“Yavrusu ölen köpek boynu bükük bir şekilde gezinip duruyordu.” Bu cümlede insana ait bir özellik olan boynunu bükmek (üzülmek, çaresiz kalmak) özelliği köpeğe verilmiştir.


7. SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA

Yazar düşüncesini inandırıcı kılmak için bazı sayısal verilerden yararlanır. Okuyucu bu şekilde okuduğu metne daha da inanmış olur.

Bilgi Yarışması
   Yarışmaya 7 grup katılmıştı. Her bir grupta sınıfları temsilen üçer öğrenci bulunmaktaydı. Aralarından biri grubun sözcülüğünü yapmaktaydı. Jüride ise 5 öğretmen vardı. Jürinin yeri yarışmacıların hemen karşısıydı. Bu çekişmeli yarışmayı izlemeye yüzlerce öğrenci de gelmişti. Neticede ağlayan sınıflar olsa da güzel bir yarışma olmuştu.

BAKIŞ AÇILARI 

a) Anlatıcı: Masalı, efsaneyi, hikayeyi, romanı okuyucu/ dinleyici durumundaki bizlere anlatan varlıktır. Adı geçen eserlerin iç dünyalarında olup biten her şeyi (olaylar, meseleler, kahramanlar, mekanlar, zamanlar) gören, bilen, duyan, idrak eden; kendine has imkan, tercih, dil ve üslubuyla biz okuyucu/dinleyicilere anlatan varlıktır anlatıcı. Anlatıcının değişim süreci ikiye ayrılır: “Sözlü dönem anlatıcısı” ve “yazılı dönem anlatıcısı”.

Destan, masal, menkıbe, efsane, halk hikayesi, mizahi fıkra gibi sözlü dönemin anlatma esasına bağlı edebi türlerinin anlatıcıları, gerçek birer insandılar. Etiyle kemiğiyle, dinleyicilerin karşısına çıkan bu anlatıcılar, somut birer varlıktılar. Ustasından öğrendiği aksesuarları (saz, baston, mendil vb.) jest ve mimik örnekleri, halk hikayesi anlatan aşıklar, hikayeler anlatan meddahlar ve masal anaları.

b) Bakış Açısı: Herhangi bir varlık, olay ve insan karşısında, sahip olduğumuz dünya görüşü, hayat tecrübesi, kültür, yaş, meslek, cinsiyet, ruh hali ve yere göre aldığımız algılama, idrak etme ve yargılama tavrıdır.

Anlatımda Bakış Açıları ve Anlatıcı Türleri Şunlardır:

1) Hakim Bakış Açılı Üçüncü Tekil (O) Anlatıcı (İlahi = Tanrısal bakış açısı):

Yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak olan her şeyi bilir, görür ve duyar. Kahramanların gönlü veya kafasından geçenleri okumaya kadar uzanır. Anlatıcı, anlattığı olayların dışında durur, gören durumundadır. Üçüncü tekil şahıs ağzıyla konuşur. Yazarın dilini kullanır ve bu sebeple ona “yazar-anlatıcı” da denilir.

Zaman zaman okuyucu ile diyaloga girmekten, onlarla sohbet etmekten ve onlara yol göstermekten geri durmazlar.”Lafa nasıl başlayacağını düşünüyor ve.”

2) Kahraman Bakış Açılı Birinci Tekil (Ben) Anlatıcı:

Kahramanlardan birisidir. Bu anlatıcı, aynı zamanda olay örgüsünün bütün yükünü üstlenen asıl kahraman olabileceği gibi, daha da geri planda yer almış kahramanlardan biri de olabilir. Bir insanın sahip olduğu veya olabileceği bilme, görme, duyma, yaşama imkanları ile sınırlıdır.

Her zaman kendi yaşadıkları,bildikleri, duydukları ve hissettiklerini öne çıkarır. Kahraman anlatıcının söz konusu olduğu roman ve hikayeler, çoğunlukla “otobiyografik” karakterlidir.

Kahraman anlatıcı, kendi dil ve üslubunu kullanır ve birinci tekil şahıs ağzıyla konuşur. Okuyucu ile daha sıcak, samimi ve inandırıcı bir diyalog kurmasıyla okuyucuya daha yakındır. Özellikle eserin hatıra defteri, günlük, mektup tarzında kaleme alınması, bu etkiyi daha çok güçlendirir.

“Çok çalışıyorum. Onlardan ziyade kendim için.”(Reşat Nuri GüntekinÇalıkuşu)

Bu sıkıntıların başında “bakış açısı”ndaki sınırlılık gelir. Böyle bir anlatıcıyı tercih etmiş olan bir yazar, eserinin itibari dünyası çok büyük ölçüde tek bir kişinin yaşadıkları, bildikleri, gördükleri, yorumları ile sınırlandırmış olur ki, hakim bakış açılı anlatıcıya göre, bu, çok daha geniş imkanların bir tarafa itilmesi anlamına gelir.

Bir başka sıkıntı, okuyucunun, anlatıcı ile yazar arasında ilişki kurma kolaycılığına zemin hazırlamasıdır. Pek çok okuyucu, hatta eleştirmen, ciddi bir araştırmaya lüzum görmeden eserdeki ben anlatıcı ile yazarı özdeşleştirmeye kalkışır.

3) Gözlemci Bakış Açılı (Ben veya O) Anlatıcı:

İtibarı dünyada olup bitenleri, sadece müşahede etmekle yetinir. İkinci aşamada da gözlemlerini adeta bir tarafsızlığı ile okuyucuya nakleder. Bir “yansıtıcı” konumundadır. Çok daha az bilgilidir. Onun bilme, görme, duyma yetenekleri geçmiş ve geleceğe uzanmadığı gibi, kahramanların ruh hallerine de yetişemez.

Hem üçüncü tekil hem de birinci tekil olabilir. Anlatıcının bakış açısı sınırları ve anlattıkları karşısındaki tutumuna dikkat etmek zorundadır.

4) Çoğulcu Bakış Açısı ve Anlatıcıları:

   Anlatıcılardan iki veya daha fazlasının aynı eserde kullanılması tarzıdır. Asıl çoğulcu bakış açısı, tek bir anlatıcının esas olduğu eserde, olay örgüsünde yer alan kahramanlardan birkaçının da bakış açılarına yer verilmesi biçiminde gerçekleştirilir. Bu tür bir tavır, (X) olayının okuyucuya takdimini daha çok inandırıcı hale getirecek ve okuyucuyu tek bir anlatıcının esiri olmaktan kurtaracaktır.

YAZIM BİLGİSİ

YAZIM KURALLARI

Soru Eki mı / mi / mu / mü’nün Yazılışı

Bu ek gelenekleşmiş olarak ayrı yazılır ve kendisinden önceki kelimenin son ünlüsüne bağlı olarak ünlü uyumla­rına uyar: Kaldı mı? Sen de mi geldin? Olur mu? İnsanlık öldü mü?

Soru ekinden sonra gelen ekler, bu eke bitişik olarak yazılır: Verecek misin? Okuyor muyuz? Çocuk muyum? Gelecek miydi? Güler misin, ağlar mısın?

Bu ek sorudan başka görevlerde kullanıldığında da ayrı yazılır: Güzel mi güzel! Yağmur yağdı mı dışarı çıkamayız.

UYARI: Birleşik fiillerde mi soru eki iki kelimenin arasına da gelebilir: Vaz mı geçtin?

1. Bu ek geleneksel olarak ayrı yazılır ve kendisinden önceki sözcüğün son ünlüsüne bağlı olarak ünlü uyumlarına girer. Soruekinden sonra gelen ekler, bu eke bitişik olarak yazılır:

Örnek: Bu kitapların hepsini okudun mu? Sen de mi geldin? Olur mu? İnsanlık öldü mü? Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun? Okuyor muyuz? Güler misin, ağlar mısın? Onunla sık sık görüşüyor musunuz? Olanları bilir miydi de?

2. Bu ek sorudan başka görevlerde kullanıldığında da ayrı yazılır:

Örnek: Güzel mi güzel.
Bu testi de çözdün mü konuyu daha iyi anlarsın.
Gördün mü şimdi yaptığını!
Konuşmaya başladı mı susmaz.

 3.mi” soru eki, hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir.  “-mİ“, kendinden önceki kelimden her zaman ayrı (bir kelime gibi) yazılır:

Örnek: Gelecek miydin? (fiile)
Sen misin? (isme)
Geldi mi?, okuyor mu?, onlar mı?, özgün mü?…
Sen burada mısın?
Bizi duyuyor musunuz?
İzmir mi yoksa İstanbul mu daha güzel?
Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?

4. Eklendiği kelimenin son sesine, dolayısıyla büyük ve küçük sesli uyumu kurallarına uyar:

Örnek: Salı mı?          Sen mi?           O mu?             Ölü mü?

5. Soru ekinden sonra gelen ekler kendisine bitişik yazılır.

Örnek: Seni çağıran bu çocuk muydu?

6. Soru anlamı vermediği zamanlarda da ayrı yazılır.

Örnek: Yağmur yağdı mı dışarı çıkmak isterim.
Güzel mi güzel bir evi var.

“Ki”nin Yazımı
1. Sıfat yapan “–ki”
Ek olduğu için sözcüğe bitişik yazılır. Bir ismin yerini veya zamanını gösteren bir sıfat türetir.

Örnek:

Karşıdaki evi yıkmışlar.
Evdeki hesap çarşıya uymaz.

2. Zamir yapan “-ki”
Ek olduğu için kelimeye bitişik yazılır. İsim tam- lamasında tamlananların yerini tutar.

Örnek:
– Ayşe’nin elbisesi daha güzelmiş.

– Ayşe’ninki daha güzelmiş.

3. Bağlaç olan “ki”
Sözcük değeri taşıdığı için ayrı yazılır.

Örnek:
– Buraya geldim ki seni göreyim.
– Varsayalım ki sınıfı geçtin.

“ki” kalıplaşmış bazı bağlaçlarda bitişik yazılır.

Örnek:
hâlbuki, çünkü, oysaki

Ek olan “-ki”, yani sıfat veya zamir türeten “–ki” ünlü uyumlarına uymaz. Ünlüsü kalınlaşmaz veya yuvarlaklaşmaz.

Örnek:
– Duvardaki boyaları kazımak için çok uğraştık.

– Akşamki hüzün yeni yeni geçiyordu

Gün ve Ay Adlarının Yazımı:
Cümle içinde geçen gün ve ay isimleri küçük harfle başlar;ancak gün ve ay isimleri bir tarihe bağlanmışsa yani yanında bir rakam varsa büyük harfle başlatılır.

*Okullar haziranda kapanıyor.(yanlış)

*Okullar 14 Haziran’da kapanıyor.(doğru)

*Ben 21 Mart 1978 Salı günü doğmuşum.(doğru)

*Sınav 16 haziran’da yapılacak(yanlış)

*Sınav 16 Haziran’da yapılacak. (doğru)

Yer-Yön İsimlerinin Yazımı

Yer-yön bildiren (doğu ,batı,güney,kuzey,orta…) sözcükler, tek başına ya da özel isimden sonra kullanıldıklarında küçük harfle,özel isimden önce kullanıldıklarında büyük harfle başlar:

*Siz Kuzey Amerika’yı gördünüz mü?(d)

*Siz Amerika’nın kuzeyini gördünüz mü?(y)

*Bu insanlar buraya Güney Asya’dan gelmişler. (d)

*Bu insanlar buraya Asya’nın güneyinden gelmişler.(y)

*Sizin daha da batıya gitmeniz gerekiyor.(y)

NOT: Yer-yön bildiren kelimeler eğer bir insan topluluğunun yerini tutuyorsa büyük harfle başlatılmalıdır.

*Bu konuda Batı bizi anlamıyor.

*Dün Doğu bu haberle çalkalandı.

Coğrafi Terimlerin Yazımı:

“Ay,Güneş,Dünya,Mars…” gibi kelimeler eğer coğrafi bir terim olarak gök cisimlerini anlatmak için kullanılırsa büyük harfle, bunun dışında kullanılırsa küçük harfle başlar:

*Ay,Dünya’nın uydusudur.

*Siz, Dünya’nın Ay’a ve Güneş’e olan uzaklığını biliyor musunuz?

*Daha dünyalar kadar işim var.(terimlikten çıkmış)

*Pencereden içeriye güneş giriyordu.(terimlikten çıkmış ,güneş ışığı anlamında)

Tarihlerin Yazılışı:

Gün ve yıl sayıları rakamla ;ay, hem rakamla hem de yazıyla gösterilebilir:

*21 Mart 1978 *25.11.1930 *11.X.2000 *18/01/1919

Not:Tarih bildiren sayılardan sonra gelen ekler,kesme işaretiyle ayrılır.

*19 Mayıs 1919’da *18.12.1933’te

ZARFLAR

Zarflar ve Çeşitleri

1-Durum/Hal (Nasıllık-Nicelik) Zarfı
2-Zaman Zarfı
3-Yer-Yön Zarfı
4-Azlık-Çokluk (Miktar) Zarfı
5-Soru Zarfı

1-DURUM ZARFI

Yapılan her bir hareketin yapılış şekli, tarzı, hali, vaziyeti vardır. Durum zarfları, bu hareketlerin yani fiillerin nasıl yapıldığını gösteren zarflardır.  Örneğin; konuşursunuz ama nasıl  konuşursunuz?

Hızlı konuşurum.
Yavaş konuşurum.
Akıcı konuşurum.
İçten konuşurum.
Alaycı konuşurum.
Dikkatli konuşurum.

Konuşma eyleminin nasıl olduğunu gösteren bu kelimeler “durum zarfı” olarak görev yaparlar. Dikkat ederseniz fiile sorduğumuz nasıl sorusuna da cevap verir.

  • Fiillere ve fiilimsilere sorulan “nasıl, niye, neden, niçin” sorularından uygun olanına cevap verirler.
  • Cümlede fiilleri, fiilimsileri bazen nitelik anlamının yanında kesinlik, olasılık, yineleme ve sebepanlamlarında da belirtebilir.

ÖRNEKLER

Bunları defterinize doğru çiziniz. (Nasıl çiziniz? – Doğru)

Onlara insanca davranalım. ( Nasıl davranalım? – İnsanca)

O, bu çalışmasıyla sınavı mutlaka kazanır. (Kesinlik anlamlı zarf)

Oraya asla gitmeyeceğim. (Kesinlik anlamlı zarf)

Annesi belki yarın bize de gelir. (Olasılık anlamlı zarf)

Yaşlı adam bakımsızlıktan öldü. (Niçin öldü? – Bakımsızlıktan)

Arkadaşlarına küstüğüden sokağa çıkmıyor. ( Neden çıkmıyor?  – Küstüğünden)

Sürekli aynı konuyu konuşuyor? (Yineleme anlamlı zarf)

Kazanma hırsıyla yarışmaya tekrar katıldı. (Yineleme anlamlı zarf)

Güzel yarışıp arabayı kazandılar. (Nasıl yarışıp? Güzel) (Yarışıp kelimesi  fiilimsidir.)

Hızlı okuyarak kitabı bir günde bitirdi. (Nasıl okuyarak? Hızlı = Zarf) (Okuyarak kelimesi fiilimsidir.)

2-ZAMAN ZARFI
  • Yaptığımız eylemlerin, hareketlerin yapılma zamanını gösteren sözcükler zaman zarfı olarak adlandırılır.
  • Zaman zarfları fiillere ve fiilimsilere sorduğumuz “ne zaman” sorusuna karşılık verirler.

ÖRNEKLER

Sabahları, binlerce kuş birden öter. (Ne zaman öter? Sabahları= Zaman zarfı)

Beni yarın mutlaka aramalısın. (Ne zaman aramalı? Yarın = Zaman zarfı)

Dün koşup oynayan çocuk, bugün hastalandı.
(Z.zarfı)(Fiilimsi)                  (Z.zarfı)     (Fiil)

Yazın köye gideriz, akşamları mangal yakarız.

Bu işi gece yapmak yorucu olur, gündüz vakti hallederiz.

3-YER YÖN ZARFI

  • Fiilleri  ve fiilimsileri yer-yön anlamlarıyla belirten, onların yöneldikleri yeri-yönü gösteren kelimelerdir.
  • Ek almadan kullanılan yer yön zarfları sınırlı sayıdadır. Bunlar: “İçeri, dışarı, aşağı, yukarı, ileri, geri, öte, beri” en sık kullanılan yer yön zarflarıdır.
  • Bilmemiz gereken en önemli şey bu kelimelerin hiçbir çekim eki almamış halde bulunuyor olmasıdır. Eğer çekim eklerinden birini alırsa bunlar zarf değil “isim” olurlar.
  • Fiillere ve fiilimsilere sorulan “nereye” sorusuna cevap verirler.
  • Cümlede mutlaka fiili veya fiilimsiyi yön bakımından belirtmesi gerekir.

ÖRNEKLER

İçeri girdi ve elindeki çiçeği annesine uzattı. (girdi = fiil) (içeri = yer-yön zarfı)
(nereye)

İçeri girip herkese bağırdı. (girip = fiilimsi) (nereye? İçeri = yer-yön zarfı)(nereye)

Sürekli evdesin, biraz dışarı çık. (çık = fiil) (nereye? Dışarı= y.y.zarfı)
(nereye)

Dışarı çıkacak hali kalmamıştı. (çıkacak = fiilimsi) (Nereye? Dışarı= y.y.zarfı)

Dışarısı buz gibi lapa lapa kar var benim içim yanıyor. (Ek aldığı için zarf değil  isimdir)

Aşağı ineceğim, istediğin bir şey varsa alayım. (ineceğim = fiil) (Nereye? Aşağı = y.y.zarfı)

Aşağı gelip bana yardım eder misin ? (gelip = fiilimsi) (Nereye? Aşağı= y.y.zarfı)

Elindekileri yukarı at, boşuna merdiven çıkma. (at = fiil) (Nereye at? Yukarı = y.y.zarfı)

Yukarı atmak için bütün gücünü kullanmalısın.  (atmak = fiilimsi) (Nereye? Yukarı = y.y.zarfı)

Park etmek için önce ileri git, sonra direksiyonu kır.

Geri dönmek için bir yol bulmalısın.

NOT: Yer yön belirten sözcükler cümlede farklı görevlerde kullanılabilir. Eğer çekim eki alarak kullanılırsa isim, ismi etkileyecek şekilde kullanılırsa sıfat olur.

İçeriye girdi ve elindeki çiçeği annesine uzattı. (İçeri = Fiile sorulan nereye sorusuna cevap verse  de  “e”  yönelme hal eki aldığı için yer yön zarfı değil isimdir)

İçeri çok soğuk, üzerine bir şeyler al. (içeri = isim)

İçeri odaya küçük bir çocuk girdi. (İçeri = Sıfat)
(Hangi oda)

4-MİKTAR (AZLIK-ÇOKLUK, ÖLÇÜ)  ZARFI

*Fiilin, fiilimsinin, sıfatın, adlaşmış sıfatın ya da başka bir zarfın anlamını miktar, ölçü bakımından etkileyen, onların ne kadar olduğunu gösteren zarflardır.

*Bu sözcükler sayı, eşitlik, karşılaştırma, üstünlük, aşırılık, derece gibi anlamlar bulunmaktadır.

*Yukarıda saydığımız sözcüklere sorulan “ne kadar” sorusuna cevap verirler.

*Az, azıcık, çok, daha çok, çokça, kadar, bu kadar, biraz, oldukça, pek, pek çok, en, en çok, fazla, epeyce, denli vb sözcükler en sık kullanılan miktar zarflarıdır.

Bebeği çok uyuttu. (Ne kadar uyuttu?)

Çok çalışarak  mülakatı kazandı. (Ne kadar çalışarak?)

Çok  güzel bir arabası var. (Ne kadar güzel ?)

Çok yaşlıya otobüslerde mutlaka yer verin. (Ne kadar yaşlıya?)

Çok hızlı yürüdük. (Ne kadar hızlı? )

Bir saatte epeyce yol almışız. (Ne kadar yol almışız?)

Az konuş, çok dinle.

Cep telefonuyla fazla konuşmak zararlıdır.

Oldukça büyük evde oturuyorlar.

Biraz beklersen sana yardımcı olurum.

Kayahan’ın oğlu da pek sevimli bir şeymiş

NOT: Bazı miktar belirten sözcükler cümle içinde zaman anlamında da kullanılabilir.

Buralara daha kar yağmadı. (Henüz kar yağmadı) (Zaman zarfı)

Senden daha çok şey öğreneceğim kesin. (Ne kadar çok ? Miktar zarfı)

5-SORU ZARFI

  • Eylemin nasıllığını, zamanını, sebebini, miktarını soran soru anlamlı sözcükler soru zarflarıdır.
  • Bir soru cümlesine verilen cevap zarf ise cümledeki soru anlamı soru zarfıyla sağlanmış demektir.
  • Alınan cevap zarf olduğu için soru kelimesi de soru zarfıdır diyebiliriz.
  • Nasıl, niçin, neden, niye, ne, ne zaman, ne kadar vs. sözcükler soru zarflarıdır.
  • Bu soru sözcükleri mutlaka fiil ya da fiilimsiye soruluyor olmalıdır.
  • Cevabı “çünkü” ile başlayabilen cümlelerde soru anlamı soru zarfı ile sağlanmıştır

ÖRNEKLER

Buraya kadar nasıl geldin?
(Koşarak geldim= Koşarak durum zarfı ise nasıl = Soru zarfıdır)

Avukat müvekkilini nasıl savunmuş?

Açık oturum ne zaman başlayacak ?

Niçin hemen uyumuyorsun? (Çünkü …)

Kimse neden burada olanları anlatmıyor?

Niye her gün yanımda değilsin?

Beni ne kadar özledin?

Ne ağlayıp duruyorsun, kalk yüzünü yıka!

NOT: “Ne, nasıl” gibi soru kelimeleri başka sözcük türleri (sıfat, zamir) olarak da kullanılabilir.

Nasıl araba almayı düşünüyorsun? (Kırmızı Araba.  Nasıl = Soru sıfatı)

Araba kullanmayı nasıl öğrendin? (Çalışarak öğrendim. Nasıl = Soru zarfı)

Bana ne aldın ? (Araba aldım.  Ne = Soru Zamiri)

Size ne konuda yardım edebilirim? (Bu konuda.  Ne = Soru Sıfatı)

Kimseden fayda yok sana ne bekliyorsun? (Çünkü… Ne = Soru Zarfı)

YAZIM BİLGİSİ

SES BİLGİSİ

ULAMA 

Ulama Nedir? Ulama Örnekleri

Ünsüzle biten kelimelerden sonra ünlü ile başlayan kelimeler gelirse, önceki kelimenin son ünsüzü, sonraki kelimenin ilk ünlüsüne bağlanarak okunabilir. Bu durum konuşma dilinde kendiliğinden olurken şiir dilinde özellikle -bazen vezin gereği- yapılır. Buna ulama denir.

  • Korkma, sönmez  bu şafaklar  da yüzen al sancak;
  • Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
  • Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
  • Kendi gök kubbemiz altın da bu bayram saati,
  • Dokuz asrın  da bütün halkı, bütün memleketi

*Ulama yapılacak kelimeler arasında hiçbir noktalama işareti olmamalıdır. Aşağıdaki cümlede ulama yoktur:
Ben, onu aradığımı söylemedim ki…

SÖZCÜK VURGUSU

Sözcük Vurgusu nedir ?
İki ya da çok heceli sözcüklerin bir hecesinin ötekilerden daha dik ve baskılı (belirli) söylenmesidir.
1.Türkçede vurgu genellikle son hecededir.
çiçek kuzu koltuk
2.Özel yer adlarında ve seslenmelerde ilk heceye kayar.
Türkiye, Ankara
NOT: İstanbul ( “tan” hecesindedir, güçlü heceye kayabilir.)
NOT: Olumsuzluk, kişi eki ve soru edatında vurgu olmaz. Vurguyu kendisinden önceki heceye aktarır.
Gelmedim, oturunuz, yazarım
3.Ünlem ve pekiştirilmiş sözcüklerde ilk hecededir .
Hayır, peki
4.Birleşik sözcüklerde ilk sözcüğün son hecesindedir.
Ayakkabı,
KAYNAŞTIRMA HARFLERİ

Tanım: Türkçede iki ünlü harf yan yana bulunmaz. Ünlü ile biten kelimelere ünlü ile başlayan bir ek gelirse iki ünlü harf arasına –y, -n, -s, -ş kaynaştırma harfleri girer. Türkçede dört tane kaynaştırma harfi vardır.

1. y kaynaştırma harfi: İsimlere hal ekleri gelirse y kaynaştırma harfi kullanılır.

Masa-y-a kitabı koydu.

Çanta-y-ı aldı.

2. Tamlamalarda iyelik eklerinden sonra –n kaynaştırma harfi gelir.

Sınıfın kapısı-n-ı kırmış.

Arkadaşının kitabı-n-ı kütüphaneye teslim etmiş.

3. Üçüncü tekil şahıs iyelik eklerinden sonra -s kaynaştırma harfi kullanılır.

Okulun bahçe-s-i

Şehrin cadde-s-i

4. Üleştirme sayı sıfatlarında “ş’’ kaynaştırma harfi kullanılır.

İki-ş-er

Yedi-ş-er

Bir cevap yazın