Kategori arşivi: 7.SINIF DERSLERİ

Türk İslam Alimleri ve Eserleri

   TÜRK İSLAM BİLGİNLERİ VE ESERLERİ 

   Türk-İslam tarihi boyunca bir çok konuda ve alanda bir çok ilim adamı,bilim adamı,filozof ve alim bilime ,ilime ve diğer çeşitli alanlarda bulunan pozitif bilimler ve islam ile alakalı çeşitli araştırmalar ve eserler ortaya çıkarmıştır. Şimdi bu bilginlerden bazılarını ve en ünlü olanlarını eserleriyle birlikte anlatacağız

evi olan escort

türk islam alimleri

 FARABİ (870-950)

Türkistan’ın Farab (Karaçuk) şehrinde doğmuştur.
Helenistik çağına ait eserleri  Yunan felsefecilerine analtmıştır. İslam düşünce hayatının gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

 Psikoloji,Politika, Matematik,Fizik,Mantık ve Astronomi alanlarında çalışmalar yapmış,100  dolayında kitap ve makale yazmıştır.
Eserlerinin çoğu,Latinceye çevrilmiştir. Uzun yıllar Avrupa üniversitelerinde okutulmuştur.
-Avrupa’da Al-Phorobius adıyla tanınmıştır.

 Muallim-i Sani (İkinci Öğretmen) unvanı ile tanınmıştır.

 Akılcılığı ön planda pozitif bilimlerin gelişmesine katkı yapmştır.

 İBN-İ SİNA (980-1037)

-Maveraünnehir civarında  yetişen İbn-i Sina,FİZİK,Biyoloji,Mantık,Felsefe,Ahlak dallarında 200 dolaylarında eser yazmıştır.

-Asıl uğraşını  tıp ve felsefe alanında yapmıştır.Felsefe bilgisinin öğretisini Farabi’den elde etmiştir.

 -‘El-Kanun-ı fit-tıb’ adlı tıp kitabı tüm dünya tarafından nam salmıştır.
-Hipokrat’tan sonra tıbbın ikinci babası sayılır.

-Beynin özellikleri  üzerine araştırmalar yapmıştır. Kan dolaşımını inceleyip ilaçlar bulmuştur.
Batı’da ‘Avicenna’ adıyla tanınan İBN-İ SİNA’nın  eserleri birçok Batı diline çevrilmiş ve yıllar boyunca  Avrupa üniversitelerinde ders olarak okutulmuştur.

  ÖMER HAYYAM (1048-1131)

-Büyük Selçuklular döneminde  yaşamıştır.  Zamanın en meşhur bilgin ve şairlerindendir.

– Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Melikşah zamanında Astronomi,Tıp, Matematik,  alanında çalışmalar yapmıştır. Cebir ve geometri konularında Muhammed Beyhaki ile  ortak eserler ortaya çıkarmıştır.
-Zamanın bilim adamlarından oluşan bir heyetle ‘Celali Takvimi’ni (Takvim-i Melikşah) düzenlemiştir.

‘Rubailer  adı verilen eserleri en ünlü eserleridir.

  GAZALİ (1058-1111)

-Büyük Selçuklu Dönemi’nde yetişmiştir.

 ilim adamı ve kelamcılardandır. Gazali,Bağdat’taki Nizamiye Medresesielerinde müderrislik ( rektörlük ) yapmıştır.

-Devleti bölen akımlarla  ve siyasi din akımlarıyla  özellikle batınilik ile mücadele eden Gazali’nin en ünlü eseri ‘İhyaü’l Ulumid-din’ dir.

 İBN-İ RÜŞT (1126-1198)

İspanya’da doğup yetişen  en büyük İslam filozoflarındandır.

-Endülüs Emevileri döneminde yaşamıştır. İbn-i Rüşt,ARİSTO ‘nun  felsefe yöntemiyle ilgili çalışmalar yapmıştır.

 Avrupalılar’a ARİSTO’yu tanıtmıştır.

-İbn-i Rüşt,aklın inançtan dinden  öncelikli oluğunu dile getirmiştir. .Çünkü,ona göre gerçek inanca ancak akıl yoluyla ulaşılabilirdi.

-‘İbn-i Rüşt’ Batı’da ‘Avirroes’ adıyla tanınır.   Akılcılık düşüncesinin ortaya çıkmasında  büyük bir etkiye sahiptir.

 

AKŞEMSEDDİN: ( 1389 – 1459 )

Pasteur ( PASTÖR)’den  önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı.

İstanbul’un fethinin manevi babasıdır. Fatih sultan Mehmet’ in Hocasıdır

  MİMAR SİNAN (1489-1588)

  Mimarların ustası

  Mimar Sinan mimarlık tarihimizin ve hatta dünya mimarlık tarihinin en ünlü ve saygı gören mimarlarından biridir

  Mimar Koca Sinan, 1489 – 1588 yılları arasında yaşamıştır. Dünyanın en büyük yapı sanatçılarındandır. Kayseri’nin Ağırnas köyünde dünyaya gelmiştir., 17 Temmuz 1588’de İstanbul’da öldü.

  Doğum tarihi kesin değildir. Ailesine ve yaşamına ilişkin kimi zaman yetersiz ve çelişkili bilgiler vardır. Mimar Sinan ile aynı dönemde yaşayan  Sâi Mustafa Çelebi‘nin eserlerinden yaşamına dair  kesitler vardır.Kaynaklara göre Mimar Sinan, I. Selim (Yavuz Sultan Selim ) padişah olduktan sonra başlatılan ve Rumeli’de olduğu gibi Anadolu’dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulamaya geçilince 1512’de devşirme sistemi aracılığıyla  İstanbul’a getirildi. 

  HEZRAFEN AHMET ÇELEBİ

 Uçmayı Başaran İlk Türk 
Hezarfen Ahmed Çelebi, dünyada ilk kez uçan  Türk bilginidir. Onyedinci yüzyılda yaşamıştır.

 1623-1640 yılları arasında hükümdar olan  Sultan Dördüncü Murad zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında Hezarfen olarak  bilinir.

FATİH SULTAN MEHMET HAN ( 1432-1481)

  Doğum: 30 Mart 1432, Edirne
  Ölüm: 3 Mayıs 1481, Hünkar Çayırı

Havan topunu icat eden padişah Fatih, Osmanlının 7. padişahıdır. İstanbul’un fethi dünya tarihinde en önemli olaylardan olduğu için , Fatih de dünyada gelmiş geçmiş dehaların en başta gelenlerindendir.

  Fatih Sultan Mehmet Han   Latince,Arapça ve Farsça,Rumca, İslavca,İbranice, Keldanice de bilmekteydi.Osmanlı Devletine kazandırmış olduğu büyük savaş topları imparatorluğun büyük sınırlara ulaşmasında çok fazla etkilii oldu
Fatih nın yanında,   ve de bilmekteydi. Osmanlıya kazandırdığı büyük toplar devletin geniş alanları fethetmesinde yararlı olmuştur.

  Fatih Sultan Mehmet’in karakteri  hakkında Yunan bilgini Trabzonlu Georgios şunları ifade etmiştir : 

  “İkinci Mehmet şüphesiz Kirus’tan da, Büyük İskender’den de, Sezar’dan da büyüktür. Hatta bir kelimeyle söylenecek olursa, gelmiş geçmiş bütün hükümdarlardan üstündür.”

Zaman İçinde Bilim

ZAMAN İÇİNDE BİLİM VE BİLİMSEL GELİŞMELER. 

gaziemir escort

Yeni  İcatlar : 

Tekerlek,barut,mum,mürekkep,cam,yazıdır.

Kâğıt, Barut, Pusula ve Matbaa Talas Savaşı (751) ile Müslümanlara geçmiştir. Bu icatlar zamanla  Haçlı Seferleri ile  Avrupa ya geçti.

BULUŞLARIN YILDAN YILA DEĞİŞİMİ 
İnsanların, yakaldıkları  hayvanları kesip parçalayıp , kemiklerini kırmak için çakılları ve taşları kullandıkları dönemden beri bu eşyalarda  sürekli devam eden gelişmeler, bulunuyordu. Bu değişimde teknolojinin çok önemli katkısı vardı.

CAM: Camın ana hammaddesi  kumdur. Kumun içinde  bulunan silisyum dioksit, aşırı  sıcaklıkta erir. Camın güçlü ve dirençli  olmasını sağlamak, yumuşaklığıını yükseltmek  ve renk eklemek  için çeşitli maddeler katarız.
Evlerimizde  kullandığımız cam eşyalarının haricinde  yeni yapılan iş merkezlerinin birçoğunun dış yüzeyleri de cam bloklarla örtülmeye  başlanmıştır. Camın hafif olması ve aydınlığı sağlaması ya¬nında estetik olması da kullanım alanını genişletmiştir.
Mezopotamya’da bulunan ilk cam örneklerinin tarihi MÖ 3. yüzyıla kadar gider .

 MÖ 1000 yıllarında Mısırlılar cam elde üretmeye başladı . Suriyeli cam ustaları “Cam Üfleme Tekniği’ni kullandılar.
Türklerde cam sanatı Selçuklularla ile başladı ve İstanbul’un fethinden  sonra Osmanlı devleti döneminde gelişme gösterdi  İstanbul ve  yakınlarında 14. yüzyılın başlarında “Çeşm-i Bülbül” adı verilen bir cam türü i üretilmeye  başlandı. Türkiye’de ilk cam fabrikası 1934 yılında Paşabahçe’de kuruldu.

Çeşm-i Bülbül: Anadoluda  cam atölyelerinde üretilen bir üründür . Bu teknik, modern cam sanayisinin gelişmiş  yöntemlerinin bile geleneksel ustaların çalışmalarını geçemediği bir tekniktir.

MÜREKKEP: Bundan  yaklaşık yedi bin yıl önce Mezopotamya’nın verimli topraklarında tarımın gelişmesiyle yazılı kağıtlar tutulmaya başlandı . Babiller ve Mısırlıların ilk zamanlarda kullandıkları yazma aracı basit çakmak taşı iken, bunun yerini ucu yontulmuş çubuk aldı. MÖ 1300’e doğru Çinliler ve Mısırlılar kandillerde aydınlatmadan oluşan  duman isi, su ve bitki yapıştırıcılarıyla  karıştırılıp elde edilen mürekkebi buldular.
İlk çağlarda kullanılan mürekkep, parşömen üzerine yazmak için deriye iyice sinen ve silinmesi zor olan , özel dayanıklı bir mürekkepti. Bu mürekkep, bugünde birçok mürekkeplerin yapıldığı gibi mazı soyundan (mürekkep kozası) demir sülfattan ve reçineden (ya da Arap zamkından) yapılırdı.
Eski mürekkebin önemli bir özelliği, yazının renginin yazarken çok donuk ve mat  olması ve daha sonra kendi kendine siyahlaşmasıydı . Günümüzde kullanılan mürekkep de ise içine boya katılmasından dolayı böyle bir durum yaşanmıyor dolayısıyla yazan kişinin de okuyan kişi kadar iyi görebilmesini sağlıyor.

TEKERLEK: Tekerlek bütün çağların en önemli mekanik icadıdır. Makinelerin çoğunda, saatlerde, yel değirmenlerinde, buhar makinelerinde ayrıca otomobil, bisiklet gibi taşıtlarda tekerlek ve tekerlek ilkesine dayanan dişli ve çarklar vardır.
Kesile ağaç kütüklerinin yuvarlanmasının görülmesi tekerleğin atası sayılır. En eski tekerlek yaklaşık 5000 yıl önce Mezopotamya’da yapılmıştır. Çömlekçilerin toprağı şekillendirmede yardımca bir araç olarak kullandıkları tekerleğin arabalara takılması ulaşımda köklü bir dönüşüme neden oldu. İlk tekerlek kalın kalasların, yan yana getirilip tutturulduktan sonra yuvarlak biçimde kesilmesiyle elde edilen disklerdi. MÖ 200 yılında parmaklı (ispitli) tekerlek icat edildi. Parmaklıkları deri ya da metal şeritle sağlamlaştırıldı. Böylece ilk lastikler ortaya çıktı. Zamanla sabit bir dingilin çevresinde dönen tekerlekler yapıldı.

MUM: Günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce ortaya çıktı. Mum çevresi balmumuyla ya da don yağıyla sarılmış bir fitilden oluşur, yakılan fitilin alevi balmumunun ya da don yağının bir bölümünü eritir; böylece fitil sürekli yanarak ışık saçar. Bu bakımdan mum, kullanılması daha kolay bir yağ lambasıdır.
Yağ lambaları ve mumlar gazyağıyla aydınlatmanın yaygınlaştığı 19. yüzyıla kadar başlıca yapay ışık kaynakları olmayı sürdürdüler.

BARUT: Çinliler tarafından bulunmuştur. Daha sonra Türkler vasıtasıyla Çinlilerden Müslüman Araplara geçmiştir. Haçlı Seferleri sırasında Avrupalılar barut yapmayı Müslümanlardan öğrendiler Barut sayesinde top, tüfek gibi ateşli silahlar yapıldı.
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul surlarını yıkabilecek güçte savaş topları yaptırması ı, Avrupa krallarının işine yaradı. Krallar büyük toplar sayesinde derebeylerin şatolarını yıktılar, böylece Avrupa’da derebeylerin egemenliklerine son veren krallar  güçlerini artırdılar.
Ateşli silahlarda kullanılan barut yol yapımında, maden çıkarılmasında da kullanılmaktadır.

YAZININ İCADI 
Günümüzden yirmi bin yıl önce mağara duvarlarına çizilen hayvan resimleriyle başlayan insanın iz bırakma tutkusu, altı bin yıllık bir geçmişi olan yazının ortaya çıkarılmasında atılan ilk adımlardır.
Tarih, insanın yazıyı bulmasıyla başladı. Konuşurken çıkarılan seslere bir takım işaretler karşılık olabilirdi.
İlk yazı nesneleri gösteren resimler şeklindeydi. Konuşma dilini yazı diline çevirmeyi başaran Sümerler düşünceyi ve tarihi gelecek kuşaklara bırakma yöntemini bulmuş oldular. Sümerlerin kil tablet üzerine yazdıkları harflerin biçimi çiviye benzediği için bu yazıya çivi yazısı adı verildi. Çivi yazısını Babil ve Hitit gibi uygarlıklarda kullanmışlardır.
Eski Mısırlıların kullandığı resimli yazıya “hiyeroglif” denir. Bu yazıda harfler resimlerle ifade edilir. Hiyeroglif yazılar yalnızca duvara ve anıtlara yazılırdı.
Güney Amerika uygarlığı olan İnkalar “Khipu” adı verilen düğümlerden oluşan ip demetlerinden yararlanıyorlardı. “Khipu”lar sayısal kayıtları tutmak için kullanılmakta her ip farklı renkte ve farklı düğüm şeklindeydi.
Fenikeliler yazıyı çeşitli harflerle anlatarak ilk alfabeyi icad ettiler. Bu alfabe Yunanlılar ve Romalılar tarafından da geliştirilerek Latin Alfabesi oluşturulmuştur.
Gutenberg ise yazıyı daha seri bir şekilde kopyalayan bir matbaa geliştirmiştir. (1457)

Osmanlı Devleti’nde Kâğıt ve Matbaa
Dünya’da bilinen ilk matbaa Budizm’in Japonya’da yayılması için Çinliler tarafından kullanılmıştır.
Asya’da yer alan Uygurların da matbaacılık faaliyetine başlamalarında komşuları olan Çin etkili olmuştur.
Matbaanın başlangıcının tam olarak bilinmemesine rağmen modern matbaayı 15. yüzyılın ortalarında Alman matbaacı Johanne Gutenberg yapmıştır.
Matbaanın Osmanlı Devleti’nde kullanılması 18. yüzyılda gerçekleşmiştir. Ancak Osmanlı Devleti’nde yaşayan Musevi ve Ermeni azınlıklar matbaayı kullanarak kendi dillerinde kitaplar basmışlardır.
1727’de ilk Türk matbaası kurulana kadar Türkçe kitap basılmamıştır.
Osmanlı Devleti, Lale Devri’nde Batı’nın ilerleyişini takip etmek için Avrupa ülkelerine elçilikler açmış ve konsoloslar atamıştır. Bunlardan biri olan ve Fransa’ya elçi olarak atanan 28 Mehmet Çelebi’den, Fransa’nın uygarlık, eğitim, askerî alandaki gelişmeleri takip ederek rapor etme-si istenmiştir. 28 Mehmet Çelebi’nin oğlu olan Said Mehmet Efendi, gelişmenin eğitimden kaynaklandığına ve bunun için matbaanın gerekli olduğuna inanmıştır.
Osmanlı Devleti’nde Türk matbaacılığının ortaya çıkmasında önemli şahsiyetlerden biri İbrahim Müteferrika’dır. İbrahim Müteferrika önemli bir diplomat olmasına rağmen özellikle yayımcı kişiliği ile tanınmıştır. 1719 yılından itibaren matbaacılıkla ilgilenen İbrahim Müteferrika, 1726 yılında Matbaanın Gerekleri adlı bir dilekçeyle dönemin sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ile şeyhülislama başvurdu. Ancak sadece din dışı kitapların basımı için izin alabildi. 1727 yılında da Sait Efendi ile birlikte ilk Osmanlı matbaasını kurdu.

Matbaanın Osmanlı Devleti’ne geç gelmesinin nedenleri;
1. Dinî tutuculuk, 2. Teknik nedenler,3. Toplumun hazır olmaması,4. Hattatlık mesleğinin yaygın ve geleneksel bir uğraş olarak etkin olmasıdır.

İLK ÇAĞDA YETİŞEN BİLİM ADAMLARI VE BİLİMSEL ÇALIŞMALARI

Anadolu’da yetişen bilim adamlarına baktığımız zaman;
-Teodorus, kilit ve anahtarı bulmuştur.

– Hipokrat, tıbbın temellerini atmıştır

– Heredot, tarihin babası sayılmaktadır.

– Demokritus, atom sözcüğünü günümüz an-lamda ilk kez kullanmıştır.

-Anaksogaros, ilk astronom olarak kabul edilmektedir.

Yunanistan’da yetişen bilim adamları;

– Homeros, Yunanistan’ın gelenek ve göreneklerini, inançlarını ele aldığı “İlyada ve Odysseia” destanlarını yazmıştır.
– Hesiados, Yunanistan’da ünlü bir şair olup, “Tanrıların Doğuşu, İşler ve Günler” adlı eser-leriyle önemli bir kişiliktir.
Hellenik dönemde yetişen bazı bilim adamları Pisagor, Platon, Ödoksos, Aristo, Zenon, Arşimet’tir.
– Pisagor, bugün “Pisagor teoremi” olarak bildiğimiz “Bir dik üçgenin dik kenarlarının karele-rinin toplamı, hipotenüsün karesine eşittir” ifadesini ortaya koymuştur.
– Arşimet, suyun kaldırma kuvvetini bulmuştur. Bu buluş günümüzdeki gemilerin yapılmasına temel teşkil etmiştir.
Roma döneminde yetişen bilim adamları, Menelaus, Batlamyus, Dioscorides, Galen, Diafantos’tur.
günümüzde “Menelaus teoremi” olarak bilinen düzlem ve küresel üçgenlere dair teoremi ortaya koymuştur.
– Batlamyus, astronominin sentezini yapmış, geometrik bir sistem kurmuştur. Yerin küresel olduğunu ve evrenin merkezinde ve hareketsiz olduğunu savunur. Batlamyus’un “Coğrafya” adlı eseri ünlüdür.

ORTA CAĞDA BİLİM
Orta Çağ İslam Dünyasında Bilimsel Faaliyetler
İslam kültürü ve bilimsel faaliyetler, farklı kültürlerin etkisiyle şekillenmiştir. Harezmi, Biruni gibi bilim adamları Hindistan, İran ve Bizans gibi kültürlerden etkilenmiştir.
İslam dünyasında, devlet adamlarının bilimsel faaliyetleri desteklemesi sonucu bilimse gelişmeler sağlanmıştır. İslam topraklarında bilim evleri ve gözlem evleri görülmektedir. Bu; dönemde astronomi, matematik, fizik, kimya, biyoloji, coğrafya, tıp, teknik ve tarih alanlarında önemli bilimsel çalışmalar görülmektedir.
İslam kültürü, sınırların genişlemesi ile birlikte geniş alanlara yayılmıştır. Müslümanların Avrupa’ya geçmesi ile İslam kültürü Avrupa’ya yayılmıştır. İbn-i Sina, Biruni, Farabi, Harezmî gibi bilim adamlarının eserleri, Latinceye çevrilmiştir. Avrupalılar, İslam devletlerinde medreseleri örnek alarak, üniversiteler kurmuşlardır.
Orta Çağ Avrupa’sında özgür düşünce ortamı ve bilimsel çalışmalar yokken, İslam dünyası aydınlanma çağını yaşıyordu. Bilimsel çalışmalar en üst seviyedeydi.

TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE BİLİM VE BİLİM ADAMLARI

Matematik alanında
Harezmî, Abdülhamit İbn Türk, Ömer Hayyam, Nasirüddin-i Tusi gibi bilim adamlarının çalışmaları görülür.
Nasiruddin-i Tusi, “Kesenler Teoremi” adlı eseriyle Trigonometrik çalışmalara yer vermiştir. Kenar açı bağıntısını bulmuştur.
Ömer Hayyam, cebir konusunda üçüncü derece denklemlerin çözümüne katkıda bulunmuştur. Celali takvim adıyla bilinen takvimi hazırlamıştır.

Tıp alanında
Zehravi, İbn-i Rüşd, İbn-i Sina, İbn-i Nefis gibi bilim adamlarının çalışmaları görülür.
İbn-i Sina, tıp alanının yanında felsefe, astronomi, matematik, fizik, kimya gibi alanlarda da çalışmalar yapmıştır. “Kanun” adlı eserinde hekimlik, ilaçlar, cerrahi yöntemler hakkında bilgi verir Onun bu eseri Avrupa’da ders kitabı olarak okutulmaktadır.
Zehravi, cerrahi alanında önemli bir yere sahiptir. “El-Tasrif adlı eseri, Avrupa’da Latinceye çevrilerek Oxford Üniversitesinde okutulmuştur.
Astronomi alanında
Fergani, Beyruni, Bitruci, Uluğ Bey, Battani gibi bilim adamlarının çalışmaları görülür.
Uluğ Bey, Semerkant’ta medrese ve gözlemevi, bilimsel çalışmaların gelişmesinde etkili olmuştur. Bu medrese ve gözlemevinde Ali Kuşçu ve Kadızâde-i Rumi gibi devrin önemli bilim adamları çalışmalar yapmıştır. “Uluğ Bey Zici” adlı eseri astronomi konusunda önemli bilgiler vermektedir.
Biruni, “Mesud’un Kanunu” adlı eserinde önemli astronomik bilgiler vermiştir.

Fizik alanında
Farabi, İbn-i Sina ve İbn’ül Heysem gibi bilim adamlarının çalışmaları görülür.
Farabi, “Boşluk Üzerine” adlı yazmış olduğu eserinde doğada boşluğu kabul etmez. Aristo fiziğinin yetersiz olduğunu ortaya koymuştur. İslam devletlerindeki bilimsel gelişmeler, Selçuklular zamanında devam etmiştir. Türk-İslam devletlerinde bilgin, filozof ve sanatkârlar yetişmiştir. Bu dönemde Bağdat’ta kurulan Nizamiye Medreseleri, bilim ve kültür hayatının canlanmasında etkili olmuştur.

ORTA ÇAĞ VE YENİÇAĞ AVRUPASINDA BİLİM
Kavimler göçü ile birlikte Avrupa’da Hıristiyanlık geniş alanlara yayılmıştır. Bu dönemde ortaya çıkan kiliseler ekonomik, siyasi ve dini güçleri ellerinde toplamışlardır. Bilimsel ve akılcı düşünceyi reddederek kişisel düşünceyi yasaklamışlardır. Kutsal kitapları olan İncil’i kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayarak halkı yanlış bilgilendirmişlerdir.
İskenderiye Kütüphanesi’ni yakmış, çeşitli bilim adamlarını idam ettirmişlerdir. Aforoz (dinden atma) Endülüjans (Günahların atfedilebileceği belge) gibi yetkileri kullanarak siyasi bir güç sağlamışlardır.
Yeni Çağdaki bilimsel çalışmalarda etkili olan gelişmeler:
Orta Çağın sonlarına doğru, insan ve doğa sevgisinin ön plana çıkması ile birlikte eski Yunan ve Helen uygarlıklarının incelenmesi sonucu bilimsel çalışmalar başlamıştır.
Yeni Çağ Avrupa’sında bilimin ortaya çıkması ve gelişmesinde etkili olan barut, pusula, kâğıt ve matbaa Haçlı Seferleri ile birlikte Avrupa’ya geçmiştir.
Barut
Barutun ateşli silahlarda kullanılmasıyla birlikte Orta Çağ Avrupa’sındaki Feodalite (Derebeylik) sistemi zayıflarken, merkezi krallıklar güç kazanmıştır. Bu durum Avrupa’nın siyasi yapısını değiştirmiştir.

Kâğıt

Kâğıt, uygarlaşma yolunda icat edilmiş en önemli buluşlardan biridir. İlk olarak Mısırlılar “papirüs” adını verdikleri bitkilerin üzerine yazılar yazmışlardır. Mezopotamyalılar kil tabletlere, Çinliler ipekli kumaş üzerlerine yazmışlardır.
Çinliler bu kumaşların çok pahalı olmasından dolayı, arayış içerisine girerek kâğıdı icat etmişlerdir.
Kâğıdın kullanılması ile birlikte Avrupa’da ve dünyada kültür aktarımı sağlanmıştır. Avrupa’da bilimsel çalışmaların yapıldığı “Aydınlanma Dönemi” başlamıştır.

Matbaa

İlk olarak Çin’de kullanılan matbaa, Uygur Türkleri tarafından geliştirilmiştir. Günümüz modern anlamdaki matbaayı Jan Gutenberg ortaya koymuştur.
Matbaa sayesinde yazılmış olan eserler çoğaltılarak geniş kitlelere hitap etmiştir. Matbaa uluslararası kültürel etkileşimin yaşanmasında önemli bir yere sahiptir.

Pusula

Pusula, insanların yön bulma aracıdır. İlk olarak Çin’-de görülen bu icat, mıknatıslı taşlardan yapılmıştı. Kristof Kolomb, pusulanın sapma açısını hesaplamış ve günümüz modem pusulasının yapılmasında etkili olmuştur.
İnsanlar pusula ile birlikte denizlere rahatlıkla açılabilme imkanı bulmuşlardır. Bu da Coğrafi Keşifler’e neden olmuştur. Coğrafi Keşiflerle birlikte insanlar yeni yerler keşfetmiştir. Dünya’nın yuvarlak olduğu anlaşılmıştır.
Coğrafi Keşiflerle birlikte Avrupa’da ekonomik refah artmıştır.

OSMANLILARDA BİLİM

-Ali Kuşçu, 15.yy’da yaşamış ve matematik, astronomi alanlarında çalışmalar yapmıştır. Osmanlı Devleti’ne hizmet etmeye başladığında, İstanbul’un coğrafi koordinatlarını belirlemiş ve güneş saatleri yapmıştır. “Fethiye” ve “Muhammediye” adı verilen astronomi ve matematik kitapları vardır.
– Takiyuddin, matematik alanında önemli çalışmalar yapmıştır. İkinci derece denklemlerin çözümünü yapmıştır. “Işığın Niteliği ve Görmenin Oluşumu” adlı eseri önemlidir.
– Piri Reis, dünya haritası ile “Denizcilik Kitabı” adlı eseri ortaya koymuştur Denizcilik Kitabın-j da, Akdeniz, Çin Deniz’i, Hint okyanusu ve Kızıl Deniz’le ilgili önemli bilgiler vermiştir. Böylece denizciler bu kitaptan yararlanmışlardır.
– Katip Çelebi, coğrafi bilgiler içeren “Cihan-numa” adlı eseri ile ünlüdür. Dünyadaki birçok bölgenin iklimi, coğrafi yapısı, idari ve siyasi yönleri hakkında bilgi verir.

DEĞİŞİM-GELİŞİM

OĞRAFİ KEŞİFLER

COĞRAFİ KEŞİFLERİN SEBEPLERİ
1.Pusulanın geliştirilmesi
2.Gemicilik sanatının gelişim göstermesi
3.Coğrafya bilgisinin ilerlemesi
4.Ccesur gemicilerin yetişmesi
5.Doğu ülkelerinin zenginliği (İpek ve Baharat Yolları)
6.Türklerin İpek ve Baharat yollarına hâkim olması
7.Avrupalıların Hıristiyanlığı yaymak istemeleridir.

Amerika’nın Keşfi

Kristof Kolomb Amerika kıtasını buldu ancak buranın Hindistan olduğunu zanneti. 1507 yılında Ameriko Vespuçi buranın yeni bir kıta olduğunun farkına vardı.

Hindistan Yolu=1487 de Bartelmi Diyaz Ümit Burnuna kadar gitti.1498 de Vasko dö Gama Hindistan a varmayı başardı.

Dünya nın Dolaşılması(1519-1522)

Macellan Dünya nın yuvarlak olduğunu kanıtlamak için yola çıktı. Filipinler de öldürüldü. Del Kano yolculuğu devam ettirdi.

SONUÇLAR 
1.Yeni yollar ve ülkeler bulundu.
2.Sömürgecilik  faaliyetleri başladı 
3.Atlas Okyanusu kıyısındaki limanlar önem kazanırken Akdeniz limanları önemini kaybetti.
4.Yeni yolların bulunması Osm. devletini olumsuz etkiledi.
5.Ticaret alanı genişledi.
6.Bol miktarda değerli maden Avrupa ya taşındı.
7.Burjuva sınıfı güçlenmeye başladı 
8.Avrupa dan Amerika ya göçler başladı.
9.Avrupa ya yeni bitkiler getirildi.(kakao, tütün vb.)
10.Baharat yolu üzerindeki halk fakirleşmeye başladı 
11.Zengin burjuva sınıfı bilim ve sınıf adamlarını destekleyerek Rönesans ve Reformun doğuşunu kolaylaştırmışlardır.
12.Dini inançlar temelinden sarsıldı. Ahiret korkusu yerini dünya nimetlerinden yararlanma arzusuna bıraktı.
13.Maya, Aztek ve inka uygarlıkları yok edildi.

RÖNESANS (YENİDEN DOĞUŞ)
Rönesans 15. yüzyılın sonları ile 16.yüzyılın başlarında bilimde, sanatta ve edebiyatta görülen gelişmelerdir.
SEBEPLER
1.Matbaanın icat edilmesi
2.Hümanizma hareketinin etkisi.
3.Orta çağ güzel sanatlarının 15 ve 16. yüzyıllarda  gelişmesi.
4.Yazar, şair ve sanatkarları koruyan mesenlerin bulunması.
5.İstanbul”un fethi sonucunda bazı bilim adamlarının İtalya”ya gitmesi.
6.İslam medeniyetinin etkisi.
7.Coğrafi keşiflerin önemli etkileri.

Rönesans”ın İtalya”da Başlama Sebepleri
1.İtalya”nın Akdeniz in ortasında olması
2.İtalya nın Hıristiyanlığın merkezinde olması (Papa)
3.İtalyan devletlerinin ticaretle uğraşması
4.İtalya da siyasi birliğin olmaması (özgür düşünce)
5.İtalya Roma ve Yunan uygarlıklarının izlerin bulunması

İtalya’da Rönesans eski uygarlıkların incelenmesi ile başladı.
Fransa da Rönesans krallarının desteği ile başladı.
Almanya da “ din alanında başladı.
İngiltere de “ hümanizma alanında gelişti.

SONUÇLAR
1.Skolâstik düşünce yıkılmış, yerini pozitif düşünceye bırakmıştı.
2.Bilimde deney ve gözleme yer verilmeye başlandı.
3.Reform hareketleri başladı ve gelişti.
4.Rönesans mimarisi oluştu.
5.Ulusal diller gelişti.

REFORM

Reform 16.y.y.başlarında (önce Almanya da ) Katolik mezhebinde yapılan değişiklikledir.

SEBEPLER
1.Katolik mezhebinin bozulması (Din adamlarının zengin, halkın yoksul olması.)
2.Reformcu filozofların kilisenin yanlış uygulamalarını eleştirmeleri.
3.Matbaa ile incilin diğer dillere çevrilmesi.
4.Rönesans ın etkisi ile skolâstik düşünenin yıkılması.

Bozulan Katolik kilisesi ne ilk tepkiyi gösterenler yine bazı din adamları oldular. Bunlara göre din adamları yalnızca dinle uğraşmalı, din siyasetten uzaklaştırılmalı idi.
Reformun öncüsü Martin Luther dir.

SONUÇLAR
1.Avrupa da mezhep birliği bozulmuş, yeni mezhepler ortaya çıkmıştır.(Protestan, Kalvenizm vs.)
2.Katolik kilisesi kendini yenilemeye çalıştı.
3.Yeni mezheplerin kurulduğu ülkelerde kilisenin malları yamalandı.
4.Kilisenin ve Papa nın dini otoritesi azaldı.
5.Eğitim kurumları kilisenin elinden alınarak eğitimde ilk kez laik sisteme geçildi.
6.Avrupa da din yüzünden savaşlar çıktı.
7.Reform sonucunda Avrupa da dini ve siyasi birliğin bozulması ile Osmanlılar Balkanlarda rahatça ilerlediler.
8.Din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı.(laiklik)
#Osmanlılar Avrupa daki bölünmeyi hızlandırmak için Protestanları desteklediler.
#1555 Ogsburg (Ausburg) Ant. ile Protestanlık, 1598 Nant Fermanı ile Kalvenizm kabul edildi.

Aydınlanma Çağı

17. ve 18. y.y. her konuda akla öncülük veren ve tanıyan  bir düşünce sistemidir. Bu sistemin etkisiyle bilim ve felsefede önemli yükselişler oldu. Aydınlanma Çağında aklın kullanılmasıyla doğru bilgiye ulaşılması savunuldu. Bunun sonucunda deney ve gözlem önem kazandı. Newton (Fizik-Matematik-Yer çekimi) Copernic(Güneş sistemi) Galile (Dünyanın yuvarlak olduğu) Descartes (Analitik Geometri), S.S.Russo, Mozart, Bah Aydınlanma Çağının  başını çekenlerdir.

Sanayi İnkılâbı

İlk olarak 18. y.y. da İngiltere de ortaya çıktı. İnsan ve hayvan gücünün yerine buharla çalışan makineler aldı. Büyük fabrikalar kuruldu. Ulaşım kolaylaştı. Hammadde  Pazar ihtiyacı arttı. Bu da sömürgeciliğin büyüyüp emperyalizme dönüşmesine sebep oldu.

Türk Bilginleri

TÜRK BİLGİNLERİ

 

grup escort
türk bilginleri

  BİRUNİ( 973 – 1051 )

   Beyruni olarak da bilinir.. Türk-İslam dünyasının yetiştirdiği büyük bilim ve din adamlarından biridir. Bugünkü İran sınırları içinde bulunan Kas şehrinde 973 yılında doğmuştur.
  Harezm Türklerindendir ve küçük yaşta babasını ölmüştür.. Bîrûnî, kabiliyetleri ve zekası ile hemen dikkat çekerdi. Harezmşah hanedanından meşhur matematikçi Ebu Nasr Mansur, Bîrûnî’yi himayesine alarak yetiştirmiştir.

  Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı Ümit Burnu, Amerika ve Japonyanın varlığından bahseden ilk bilim adamıdır. Amerika kıtasının varlığını Kristof Kolomb’dan keşfinden 500 sene önce bildirmiştir. Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır. Çağın En Büyük Alimidir.

Astronomi çalışmalarına 995’te başlayan Bîrûnî, Harezm civarındaki Buşkatir’de, güneşin ve gezegenlerin deklinasyonlarını (meyillerini) tespit etti. Dönemin önde gelen astronomlarıyla birlikte çeşitli rasat çalışmaları yapan Bîrûnî, 44 yaşına geldiğinde  Gazneli Sultan Mahmut’un himayesi altında  çalışmalarına devam etti. 1011 yılında  Kabil şehrinde  çalışmalar yaptı.

   ALİ KUŞCU
Türk-İslam dünyasının büyük astronomi ve kelam alimidir. 15. yüzyıl başlarında dünyanın en önemli bilim merkezi olarak bilinen Semerkant’ta doğmuştur. Babası Muhammed, ünlü Türk Sultanı olan  ve astronomu olan  Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi ‘Kuşçu’ lakabıyla ünlü  olmuştur. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye yönelmiştir.  Ali Kuşçu, dönemin en büyük alimleri olan Bursalı Kadızâde Rumî, Gıyâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî’den matematik ve astronomi dersleri öğrenmiştir.  Daha sonra  Kirman’a giderek Hall-ü Eşkâl-i Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazmıştır. Uluğ Bey’e yardımcı olarak atanmıştır.
Ali Kuşçu, Osmanlılar arasında astronomi bilimini yaymıştır.

  Ali Kuşçu’nun, hepsi de birbirinden değerli pek çok eseri vardır: Bunların başında :

 Risâle fi’l-Hey’e (Astronomi Risalesi) gelir. Ali Kuşçu  astronomi kitabını, önce Farsça yazmış, daha sonra bazı eklemelerle Arapça’ya çevirmiştir. Fatih Sultan Mehmet’e ise, Arapça olan nüshayı sunmuştur. Uluğ Bey’in, yıldız hareketlerini inceleyen Zîç adlı eserini de dğerlendirip gelişmesine katkıda bulunmuştur.. Ayrıca, Risâle fi’l-Fethiye (Fetih Risalesi), Risâle fi’l-Hesâb (Matematik Risalesi) bilinen eserlerindendir.
Ali Kuşçu 1474’te İstanbul’da vefat etmiştir.

     FARABİ
Büyük mütefekkir ve ünlü musikî alimidir. . 870 yılında Türkistan’ın Seyhun ırmağı yakınlarındaki  Farab kasabasında doğmuştur. Asıl adı Ebu Nasır Muhammed ibn Türkan el Farabî’dir.  Farsça, Arapça, Latince ve Yunanca bilmekteydi. Mantık, felsefe, matematik, tıp ve musikî üzerinde büyük bilgi sahibi idi. Bu konular üzerinde 100’den fazla eser vermiştir. Ancak bugün elde sadece 39 eseri kalmıştır.

 Aristo’nun bütün eserlerini de çevirmiş olup yorumlamıştır.. 950 yılında Şam’da vefat etmiştir. Babüssagîr mezarlığında yatmaktadır.
Onun, İlimler Ansiklopedisi (İhsâu’l-Ulûm) adlı kitaplarında , döneminin filoloji, mantık matematik, fizik, kimya, ekonomi ve siyaset alanlarındaki bütün bilgileri vardır.

  HAZERFAN AHMET ÇELEBİ 

  Uçmayı Başaran İlk Türk Hezarfen Ahmed Çelebi, dünyada ilk kez uçmayı başaran Türk bilginidir. Onyedinci yüzyılda yaşadığı, 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan Dördüncü Murad zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. Evinde deneylerle uğraştı.

HAREZMİ 

 9. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa eser yazan Müslüman Türk bilginidir. Harezmî 780 yılında Harezm’de doğmuştur. Daha sonra ilim öğrenmek amacıyla, kendi döneminin ilim merkezi olan Bağdat’a gitmiştir.

Harezmi Abbasi Halifesi Me’mun, Bağdat’ta kurmuş olduğu  kütüphanenin (Darülhikme) yönetmini  kendisine verince, matematik ve astronomi kaynaklarını uzun süre inceleme imkanı bulmuştur. Bağdat’taki bilimler akademisi Darülhikme’de görev alarak, matematik, astronomi ve coğrafya branşlarında önemli  çalışmalar yapmıştır. İlk defa, birinci ve ikinci dereceden denklemleri analitik metotla; bir bilinmeyenli denklemleri de cebirsel ve geometrik metotlarla çözmenin kural ve yöntemlerini de Harezmî, tespit etmiştir. Matematikte ilk kez sıfır rakamını kullanan Harezmi’dir,

  Matematik  bilimini metodik ve sistematik olarak ortaya koymuştur. Daha önceki  cebire ait konuları, yine ilk kez ‘cebir’ adı altında sistemleştirmiştir.
Yeryüzünün çapına ait hesaplarını Kitâbu Sûreti’l-Arz adlı kitabında topladı. Bu eserde, Nil Nehri’nin nereden başladığını anlatan  Harezmî, Batlamyus’un astronomik cetvellerini de düzeltmiştir. Matematik, astronomi ve coğrafya alanlarında bir çok eseri vardır..
Harezmî, 850 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir.

    ULUĞ BEY
Dünyaca ünlü Türk matematikçisi ve astronomi bilgini olan hükümdardır. 13 yaşında iken Horasan ve Maveraünnehir eyaletlerine hükümdar yardımcısı oldu . 1446 yılında hükümdar oldu. Saltanat yılları sırasında matematik ve astronomi ile yakından ilgilendi. Astronomiye ait tablosu yıllar sonra İngiltere ve Fransa’da matbaalarda çoğaltıldı  1449 yılında kendisine  oğlu tarafından öldürüldü.
Uluğ Bey hakan olunca, Osmanlı Devleti ile münasebetlerini sıklaştırmaya ve geliştirmeye gayret etmiş ve iki Türk ülkesi arasında elçiler, bilim adamları gidip gelmeye başlamıştır. O, savaştan çok kendisini bilime adamış bir hükümdardı. Astronominin  gelişmesi için çalışmıştır. Sarayına zamanın Büyük alimlerini  toplayarak onları himaye etti. Çin’e kadar heyetler gönderdi. Semerkant’ta bir medrese, bir de rasathane yaptırdı.. Bu rasathane orta çağdaki astronomi bilgisini en yüksek düzeye ulaştırmıştır.

  PİRİ REİS
Muhiddin Pîrî kesin tarihi bilinmekle beraber 1465-1470 yılları arasında, Türk denizciliğinin önemli merkezlerinden biri olan Gelibolu’da doğdu. Babası Hacı Mehmet ,amcası ise o dönemin ünlü kaptanlarından Kemal Reis idi. 11 yaşına geldiğinde önce korsan olarak işe başladı, sonradan devlet hizmetine giren amcası Kemal Reis ile birlikte denize açılmış ve 1487-1493 yılları arasında çeşitli deniz savaşlarına karışmıştır. Türk denizcilik tarihinden ,kendisinden bağımsız olarak söz edilmesi 1499-1502 yılları arasındaki harplerde gösterdiği başarılardan dolayıdır. Harita çizimiyle uğraşmış, daha sonra büyük Türk denizcisi Barboros’un (1476-1546) yanında çalışmaya başladı 

Mısır’ın Fethi  sırasında (1516-1517) komutasındaki gemilerle en önemli deniz üssü olan İskenderiye’nin fethedilmesinde  üstün  başarı göstermiştir.
Yazmış olduğu Kitab-i Bahriye Hükümdarın beğenisini kazanmıştır . Bunu bugün elimizde sadece ilk parçası bulunan ve Kuzey Amerika haritası diye adlandırılan İkinci Dünya haritası izlemiştir.
Bu başarıları düşmanlarını kızdırmıştı. Özellikle Basra Beyler Beyi Paşa Pîrî ‘nin donanmayı Basra’da terk ettiği haberini İstanbul’a ulaştırdı.Mısır Valisi Dukayin-zâde Mehmed Paşa da bu görüşlere katılınca, yaşı seksenin üzerinde olan Pîrî Reis 1555 yılında Kahire’de idam edilmiştir.

  CEZERİ(1153-1233)
  İlk sistem mühendisi ve ilk sibernetikçi ve elektronikçidir.

 Bilgisayarın babasıdır  oysa bilgisayarın babası yanlış olarak ingiliz matematikçisi Charles Babbage olarak bilinir.

Cizre’de doğmuş Fizikçi ve 60 makina mucididir. Robot ve Bilgisayar ana temelleri, saatler, su makineleri, musluk, kilitler, çocuk oyuncakları buluşları arasında yer alır Kitapları uzun yıllar Avrupa üniversitelerinde okutulmuştur. Artuklu Türklerindendir. Artukoğullarında 32 yıl Reis-ül amal (başmühendis) olarak görev yapmıştır. Ülkemizde İTÜ Bilim ve Teknoloji Tarihi Enstitüsü, Cezeri’nin kitabındaki şekillerin aslına sadık kalarak, tavuskuşlu su saatini yapmayı gerçekleştirmiştir. Cezeri’nin yaptığı makine parçalarının bir kısmına kendisinden 200-350 yıl sonra yaşayan Giovanni de Donti ve Leonardo da Vinci’de rastlanmaktadır. Son söz olarak diyebiliriz ki, Cezeri, ilim tarihine sibernetiğin kurucusu olarak kaydolmuştur.”

   MUSTAFA BEHÇET
Eğitiminin bir kısmını İtalya’da yapmıştır. Hekimbaşılığı döneminde Batılı anlamında bir tıp okulunun kurulması için önayak olmuş ve 14 Mart 1827 tarihinde Tıbbıye-i Şâhâne adı altında yeni bir tıp okulu açılmıştır burada dersler Fransızca’dır. Ders programları, Fransa’daki tıp okullarının programları örnek alınarak hazırlanmıştır ve içinde anatomi, fizyoloji gibi dersler bulunur.. Mustafa Behçet Efendi’nin çeviri ve telif eserleri bulunmaktadır. Çevirilerinden birisi, 18. yüzyılın meşhur doğa bilimcisi Buffon’unünlü  eseri Doğa Tarihi adlı eserinde evrenin yaradılışı hakkında bilgi verilmektedir. Diğer bir çevirisi eseri  ise, Fizyoloji Çevirisi adını taşır; bu eser de yine 18. yüzyılda Caldani tarafından yazılmış Fizyoloji (Fisiologica) kitabının çevirisidir.
Mustafa Behçet’in çevirilerinden biri de, çiçek aşısı ile ilgilidir. Çiçek Aşısı Risalesi’ni Joseph Marshall’dan çevirmiştir. Burada inek çiçeğinden alınan örneğin aşı olarak kullanımı hakkında bilgi verilmektedir. Mustafa Behçet Efendi’nin Frengi kitabı  adında bir çevirisi daha vardır; bu çeviri, Johann Piech’in bu hastalığın tedavisi ile ilgili eserinden yapılmıştır. Bilindiği gibi, bu hastalık 15. ve 16. yüzyıllarda ortaya çıkmış ve özellikle liman kentlerinde görülmüştür. Osmanlılarda ise, bu hastalığa daha çok 19. yüzyılda rastlanmıştır. Ayrıca süt çocuklarında görülen ve kışrıyye adı verilen hastalıkla ve kolera ile ilgili birer risalesi daha bulunmaktadır.

    FARGANİ
Ahmed el-Fergani (798 doğumlu) büyük bir gökbilimci, matematikçi ve coğrafyacıydı. Astronominin ilkeleri başlıklı çalışması ona dünya çapında bir ün getirdi. O, İspanya Cordoba’da bir bilim merkezi oluşturdu ve bir üniversite kurdu. Batı’da Alfraganus adıyla tanınmıştır. 1999 yılında UNESCO’nun himayesinde tüm dünyada Ahmed el-Fergani’nin 1200. doğum yıl dönümünü kutlandı.
Fargani’nin ismi ayda bulunan 20 km. çaplı bir kratere verilmiştir.

   CAHİT ARF
1910 yılında Selanik’te doğdu. Cahit Arf, Ecole Normale Superieure’de yüksek öğrenimini tamamladı (1932). Galatasaray Lisesi’nde matematik öğretmeni, İstanbul Üniversitesi’nde Fen fakültesinde doçent adayı olarak çalıştı. Göttingen Üniversitesi’nde (Almanya) doktara yaptı (1938). 1939’dan sonra  İstanbul’da Fen fakültesi matematik bölümünde eğitmenlik yapmaya devam etti.. 1943’te profesör, 1955’te de ordinaryus profesör oldu.

  Cahit Arf 1948 yılında İnönü Ödülünü kazandı. Bu arada Mainz akademisi muhabir üyeliğine seçildi. 1962’de emekliye ayrıldıktan sonra bir yıl Robert Koleji’nde eğitmenlik yaptı.  California Üniversitesi’nde ve Berkeley’de misafir öğretim üyesi olarak bulundu (1966-1967). Amerika’dan dönüşte Orta Doğu Teknik Üniversitesi matematik bölümü öğretim üyesi oldu (1967). Cebir ve sayılar teorisi ile elastise teorisi alanlarında başarılı çalışmalar yapan Arf, yirmiden fazla orjinal yayında bulundu. Matematik literatürüne “Arf Halkaları, Arf Değişmezleri, Arf Kapanışı” gibi kavramların yanısıra “Hasse-Arf Teoremi” ile bilinen teoriler kazandırmıştır.

 

Yazı ve Uygarlık İlk Yazı

YAZI VE UYGARLIK 

yazı ve uygarlık

hatay escort
  Yazı kelimesi, söyleneni  çizgilerle belirtme  sistemi anlamında düşünülürse en eski yazı bulguları  insanla birlikte başlar.

En eski ve ilkel  toplumlar bile sesten başka anlaşma yöntemlerine gereksinim  duymuşlardır. Yazı ortaya çıkmadan önce  toplumlarda insanın konuşma dilinden başka birçokteknikten  de yararlandığı bilinir.

 

Yazının geçmişi , kültür tarihi gibi tarih öncesi çağların derinliğindedir.Bugün kullanılan yazıların bulunmasına kadar çeşitli yazılar kullanılmış sonunda hep kolay okunan, kolay yazılabilen yazılara geçilmiştir.

Mağara duvarlarındaki çizimlere , müzelerdeki tarihi eserlere ve yazının gelişmesi  hakkındaki basılmışkaynaklara  bakarsak , insanoğlu yazıdan önce çizimler ve resimler  aracılığıyla birbirlerine bir şeyler anlatmaya çalışmış

İlk Yazıyı Kim Buldu?

İlk yazıyı M.Ö. 3200 yıllarında Sümerler buldu. İlk yazıları şekiller üzerine kurulu yani her varlık ve olay için bir şekil kullandılar. Çivi yazısı imgeleri  geçmişteki bir resim yazısına bağlanır. Herhangi bir kavramı ı ifade eden işaretlere ideogram (nesne işareti) adı verilir.

sümerlere ait ilk yazı

Tarihte ilk yazılı hukuk kuralları Sümerler tarafından ortaya çıkarılmıştır.. Bu özellikleri ile Sümerlere dünyadaki ilk Hukuk devleti denebilir. Devletin  korunmak istenmesi hukuk kurallarının meydana  gelmesine  neden olmuştur. Lagaş Kralı Urukagine tarafından oluşturulan ilk yazılı hukuk kuralları  “fidye ve bedel” sistemine işaret ediyordu.

Sümerlerin bulduğu yazıya çivi yazısı denir. Çünkü çivi benzeri aletlerle yazıları yazmışlardır.

 

Duygu ve düşüncelerin kelimelerle ,sözcüklerle  ve kavramlarla ifade edilmesi şeklinde kayıt edilmesi tarzındaki  yazı, M.Ö. 3000’lere doğru Mezopotamya‘da ortaya çıkar .Hemen sonra da Mısır’da ortaya çıkar.

 

İlk Yazıdan Günümüze Kadar Yazının Tarihi

Bilindiği gibi Sümerler M.Ö. 3500 yıllarında bilinen ve sembolün sesi işaret ettii  ilk yazıyı kullandıklarını öğrendik. Bu yazı Akadlar, Elamlılar, Babilliler, Asurlular, Hititler ve Urartuların elinden geçerek bir çok değişikliğe  uğradı ve Fenikelilerdeki yazı fonetik dil oldu. Fenikeliler kendi oluşturdukları  alfabelerini çivi yazısından esinlenerek geliştirdi.

 

Mısırlılar M.Ö. 3100 yıllarında hiyeroglifleri geliştirdiler ve alfabe tipine geçmediler. taşın üzerine yazı yazdılar. Mısırlılar M.Ö. 2500’lerde  ana yazma aracı olarak taş ve ağaç yerine papirüs ve fırça kullanmaya başladılar.  Papirüs kütüphaneleri kuruldu.Yazı sanatı böylece katiplik  mesleğini ortaya çıkardı.

 Hiyeroglif önce gerçek nesneleri i anlattı, ardından düşünceler  ve heceleri anlatmak için kullanıldı. Mısır yazısı M.Ö 2000 lerde 24 sessiz harfli alfabeden oluşan Fenike yazısının gelişmesine yardımcı oldu . Sonra hayvan derisinden yapılan parşömeni icat edildi.  Çin’de ise tekstilden kağıtlar geliştirildi. tekstil parşömene göre daha ucuzdu.Sonralarda lambadan çıkan siyaha benzer isten  mürekkep icat edildi. Çinliler M.S. 105′de kağıt ve mürekkep yapmaya başladılar.

 M.S. 450′den sonra ASya Kıtasında  seri  basım” kullanılmaya başlandı. 868′de en eski blok basımlı kitap Diamond Sutradır. Katipler ustalıklarını artırmaya başladılar. 8. yüzyılda Bağdat’ta ve 9. yüzyılda Mısırda İslam devletleri kağıt üretimini fazlalaştırdı. Onuncu yüzyılda kağıt üretimi çok hızlı şekilde yayıldı. Avrupa’da ise,yazı ve bilim ortaçağda tamamiylen kiliselerin etkisinde  ve kontrolündeydi.

ÇİVİYAZSI SİSTEMİ

Dördüncü bin yıldan itibaren Mezopotamya insanları ı çivi yazısı adı verilen ve M.S. 1. Yüzyıla kadar kullanılacak olan bir yazı geliştirir.

çivi yazısı

 

 

 

 

 

 

 

 

Eski Mezopotamya’da ilkyazı işaretleri, mal sayımı, tayın ve erzak dağıtımı gibi çok somut ihtiyaçlara için ortaya çıktı. Bütün yazı sistemlerinde olduğu gibi, önce bir nesneyi veya bir fiili  temsil eden kalıplaşmış resimler biçimindeki harfler ortaya çıktı

 

 

Türklerin Kullandıkları Yazı Çeşitleri

1. Soğd Alfabesi
2. Göktürk Alfabesi
3. Uygur Alfabesi
4. Arap Alfabesi
5. Latin/Türk Alfabesi
Türklerin Müslümanlığı kabul ettikten sonra kullandıkları Arap alfabesi de aslında  hiyerogliften esinlenmektedir.. Türkler, 1200 boyunca yıl bu harfleri kullanmışlardır. 1928 yılında Atatürk latin alfabesinden  düzenlediği alfabe  Türk Alfabesi kabul edilmiştir.

 

 

 

Medeniyetler ve Bilimsel Çalışmaları

MEDENİYETLER VE  BİLİMSEL ÇALIŞMALARI

Öncelikle Medeniyetin tanımını yapalım

ukraynalı escort

Medeniyet (Uygarlık) nedir?

Uygarlık veya medeniyet, bir ülke veya toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, düşünce, sanat, bilim, teknoloji ürünlerinin tamamını ifade eder. Uygar kelimesi, yerleşik hayata ilk geçen Türk kavimi olan Uygurlardan gelmektedir.

medeniyetler

1-PERS İMPARATORLUĞU –
  • İran’da imparatorluk kuran Persler,Lidyalıları mağlup ederek Anadolu’ya egemen olmuşlardır.
  • Anadolu’yu satraplıklara(eyaletlere) ayırarak ülke yönetimini kolaylaştırmayı amaçlamışlardır.
  • Haberleşmeyi sağlamak için ilk defa posta teşkilatını kurmuşlardır.
  • Zerdüştlük (Mecusilik) dinine inanmışlardır. Ateş kutsal kabul edilmiştir.
  • Persler Ön Asya’da çivi yazısını kullanan son uy­garlıktır.
2-ÇİN MEDENİYETİ
  • Çinliler, barut, pusula, kağıt, mürekkep ve matbaayı ilk defa kullanmışlardır. Kendilerine özgü yazı ve alfabeyi kullanmaları, ipekten kağıt üretmeleri onların kültürel alanda ilerlediklerinin göstergesidir.

budizm

  • İpek böceğinden kumaş elde eden Çinliler dokumacılık alanında oldukça ilerlemişlerdir. Ayrıca Çin Medeniyeti, porselen ve seramikleriyle de ün kazanmıştır.
  • Çin’de; Budizm, Göktanrı inancı, Taoculuk ve Konfüçyüs felsefesi inanç olarak görülmüştür.
  • Bu bölgeye göç eden topluluklar, üstün Çin medeniyeti içinde milli benliklerini kaybetmişlerdir.
  • Çinliler, ipek Yolu hakimiyeti için Türklerle mücadele etmişlerdir. Bu mücadelelerin de etkisiyle askerlik alanında Türkler’den etkilenmişler ve atlı birliklerden oluşan ordular kurmuşlardır. Türk akınlarını durdurmak isteyen Çinliler, Çin Seddi‘ni inşa etmişlerdir.
  • Budizm tapınakları ve Çin Şeddi, Çin’e ait dünya­ca ünlü eserlerdir.
3-HİNT MEDENİYETİ
  • Asya’nın güneyinde olan Hindistan zengin kaynaklara sahip olduğu için istilalara uğramıştır. Bunun sonucunda Hindistan’da çeşitli dinler, diller ve kültürler ortaya çıkmıştır. Bu durumun görülmesi, Hindistan’da siyasi birliğin kurulamamasında etkili olmuştur. Hindistan’da siyasi olarak daha çok derebeylikler hakimdi.
  • Hindistan’ı kuzeyden gelen “Ariler” M.Ö. 1200 yıllarında işgal etmişler ve Hinduizm inancının etkisiyle “Kast Sistemi”ne dayalı bir toplum düzeni kurmuşlardır.
  • Kast Sistemi’nde Hint Toplumu; Brahmanlar (Din adamları); Asiller ve askerler (Yöneticiler); sanatkarlar, tüccarlar ve çiftçiler; işçiler ve köleler olmak üzere dört gruba ayrılmıştır. Bu sisteme göre halk mesleki sınıflara ayrılmıştır. Kast Sistemi‘ne göre meslekler babadan oğula geçerdi. Bu sistemde sınıflar arasında geçiş katı kurallarla engellenmiştir.
  • Kast Sistemi’nin etkisi, bölgenin istilalara açık olması, farklı dinler ve dillerin varlığı Hindistan’da milli bilincin ve siyasi birliğin oluşmasını engellemiştir.
  • Hindistan’da dini mimari gelişmiştir. Budist ve Brahman (Hinduizm) tapınakları en önemli eserleridir. Verimli topraklara sahip olan Hintliler, Mezopotamya ve Orta Asya ile ticaret yapmışlar, Hindistan’dan başlayıp Akdeniz’e ulaşan Baharat Yolu’nu kullanarak ticareti geliştirmişlerdir.

4-İSKİT MEDENİYETİ (SAKA):

  Önce Orta Asya’da görülen İskitler, Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlara gelerek yerleşmişlerdir. Atlı göçebe yaşamışlar, hayvancılıkla uğraşmışlardır. Alper Tunga ve Şu adlı destanları vardır. Anadolu’ya kadar akınlarda bulunmuşlardır. Bilinen ilk Türk topluluğudur.

5- MEZOPOTAMYA MEDENİYETLERİ:  

 Güneydoğu Anadolu Toroslarından başlar. Basra Körfezi’ne dökülen Fırat ile Dicle Ne­hirleri arasında kalan bölgeye Mezopotamya denir.mısır medeniyeti2

Mezopotamya medeniyeti, başta Anadolu, Ege ve Mısır medeniyetleri olmak üzere birçok medeniyeti etkilemiştir.

Mezopotamya medeniyeti, başta Anadolu, Ege ve Mısır medeniyetleri olmak üzere birçok medeniyeti etkilemiştir.

Mezopotamya medeniyeti, başta Anadolu, Ege ve Mısır medeniyetleri olmak üzere birçok medeniyeti etkilemiştir.

Mıdır Medeniyeti Bilimsel Çalışmaları : 

antik mısır planör

Planör Modeli

Pek çok medeniyetin geride bıraktığı izlerde, hava ulaşımının bilinenden çok daha eski dönemlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mayaların kalıntılarında,

Mısır piramitlerindeki resimlerde, Sümer yazıtlarında bu durum açıkça görülmektedir.

Antik Mısır’da, sanatıyla, tıbbıyla, mimarisi ve kültürüyle dev bir medeniyet kurulmuştur.

Mısırlıların geride bıraktıkları eserler, kullandıkları tedavi yöntemleri, sahip oldukları bilgi birikiminin ve tecrübenin en önemli delillerindendir.

Bugün bazı bilim adamları, tarihin evrimi iddiasına göre piramitleri yapması oldukça zor olan Mısırlıların eserlerinin, uzaylılar tarafından yapıldığını dahi iddia edebilmektedirler.

a) ASURLAR:  

Merkez Ninova’dır. Kuzey Mezopotamya’da kurulmuştur. Bölge tarıma elverişli olmadığı için ticaretle uğraşmış­lardır.

asur medeniyeti

Anadolu’nun içlerine kadar (Kayseri – Kültepe) gelmişler, koloniler kurmuşlar ve burada çivi yazılı tabletler bırakmışlardır.

Anadolu’da tarihi çağları başlatan ve ilk yazıyı getiren Asurlar’dır.

 İlk sömürge imparatorluğudur.

Asur kanunları çok sert ve vahşidir. * İlk kütüphane Ninova’da kurulmuştur.

b) BABİLLER:

Sami kökenlidirler. Başkent Babillion’dur.

babiller

Hammurabi kanunları ilk anayasa niteliğindeki kanunlardır.

Daha serttir ve “kısas”a dayalıdır.

Hammurabi kanunları, Mezopotamya’nın Samileştirilmesini amaçlar.

Rahip – kral özelliğine son vermiş, ilk dünyevi devlet, ilk mutlak krallığı kurmuştur. *Yahudiler, II. Babil devleti zamanında sürgün edilmiştir. * Babil Asma Bahçeleri ve Babil Kulesi meşhurdur.

c) AKADLAR: 

Sami kökenlidirler.

Akade adlı başkentleri vardır. (Tarihte bilinen ilk merkezi devlet veya imparatorluktur.)

İlk düzenli ordu Akadlar’da görülür.

Tarım gelişmiştir. Su kanalları yapmışlardır.

Zafer anıtı ve Agade tapınakları mimari eserleridir.

d) SÜMERLER:

 Orta Asya kökenlidirler. M.Ö. 4000 yılında güney Mezopotamya’ya gelmişlerdir.

Şehir devletleri halinde yaşamışlardır, (Ur, Uruk, KİŞ, Lagaş, Nippur)

Rahip – kral özelliği görülür.

Çok tanrılı inanç vardır, ahiret inançları zayıftır.

Ziggurat denilen çok katlı, çok amaçlı tapınakları vardır.

M.Ö. 3000 yılında çivi yazısını bulmuş ve tarihi çağları başlatmışlardır.

Urgakina kanunları tarihte bilinen ilk yazılı kanunlardır. (Bilinen ilk hukuk devleti Sümerler). *

Kanunlar hafiftir ve fidye esası vardır. * Gılgamış, Yaratılış, Tufan gibi dini nitelikli destanları vardır. * Herkes askerdir. * Taş olmadığı için kalıcı mimari eserleri yoktur. * Astronomi, takvim, matematik gelişmiştir.

İRAN MEDENİYETİ :

İran’da ilk Partlar, sonra Medler yaşamıştır. MÖ 6. yy.da Persler Medler’i yıkmışlardır.

Çok büyük bir imparatorluk kurmuşlardır, (indus Nehri’nden Ege Denizi’ne, Kafkaslar’dan Basra Körfezi’ne kadar)

Ülkeyi “satraplık” denilen eyaletlere ayırmışlardır.

satraplık

Ticaret gelişmiştir. (Ticaret yolları üzerinde oldukları için)

Tarihte bilinen ilk posta teşkilatını kurmuşlardır. *  Zerdüştlük dini (ateşperest) hakimdir. * Büyük İskender son vermiştir.

İran’da ilk medeniyet eserleri, M.Ö. 3000’lerde görül­müştür. Arya kavimlerinden Medler, M.Ö. 550’li yıllara kadar İran’a, hâkim oldular. Bu tarihlerden başlayarak İran’a Medleri yıkan Persler hâkim oldu. Pers Uygarlığı­na ise M.Ö. 330’larda Makedonyalı İskender son verdi.

 

  • Persler Hindistan’dan Tuna’ya, Karadeniz’den Kızıldeniz’e kadar olan geniş bir sahaya hakim olmuşlardır.
  • Bilinen ilk posta teşkilatını kurdular.
  • Ege’den İran’a uzanan ve “Kral Yolu” adını alan ticaret yolunu aktif hale getirdiler.
  • Mimaride Mezopotamya, Mısır ve Anadolu Uy­garlıklarımdan etkilenerek, kendilerine ait bir tarz geliştirdiler.
  • Pers Devleti krallıkla yönetildi.
  • Kral, ülkeler kralı ya da krallar kralı (Şehin Şah) diye anılırdı.
  • Persler Hindistan’dan Tuna’ya, Karadeniz’den Kızıldeniz’e kadar olan geniş bir sahaya hakim olmuşlardır.
  • Bilinen ilk posta teşkilatını kurdular.
  • Ege’den İran’a uzanan ve “Kral Yolu” adını alan ticaret yolunu aktif hale getirdiler.
  • Mimaride Mezopotamya, Mısır ve Anadolu Uy­garlıklarımdan etkilenerek, kendilerine ait bir tarz geliştirdiler.
  • Pers Devleti krallıkla yönetildi.
  • Kral, ülkeler kralı ya da krallar kralı (Şehin Şah) diye anılırdı.
  • Kralın yanında söz sahibi olan bir danışma kuru­lu vardı.
  • Devlet, satraplıklara (eyaletlere) ayrılmış ve satraplıklar, merkezden atanan valiler tarafından yö­netilmekteydi. Bu uygulama devletin merkezi oto­ritesini güçlendirmiştir. İranlılar, Zerdüşt dinine inanırlardı.

Demokrasi

DEMOKRASİ

Demokrasi Nedir ? 

Vatandaşların rol aldığı hükümet şeklidir. Vatandaşlar doğrudan ya da temsilciler vasıtasıyla hükumette yer alabilirler.

izmir escort kızlar

Demokrasi toplumdaki siyasi, ekonomik, dini, kültürel, etnik, yasal eşitlik konularında öne çıkan bir anlayıştır. Yasal eşitlik, özgürlük ve hukukun üstünlüğü demokrasinin en önemli unsurlarıdır.

Demokratik Yönetim Türleri 

  • Doğrudan demokrasi:

Temsilci olmadan, halkın kendisini yönetmesidir. Devlete ilişkin tüm kararlar aracısız olarak insanların oyuyla alınır. İdeal demokrasi şeklidir ancak uygulaması zordur.

  • Yarı doğrudan demokrasi:  

Halkın hem kendisi, hem de temsilcileri ile kendini yönetmesidir. Yasa tasarıları halkoyu(referandum)’na sunulur. Temsili ile doğrudan demokrasilerin birleşimidir. İktidarın kullanımı temsilcilerdedir ancak halkın talebine göre halkoyu yapılabilir.

  • Halkoyu(referandum): Halkın oyları ile seçim yapmasıdır.
  • Halk vetosu: Temsilciler(parlemento) tarafından kabul edilen yasaların halk tarafından halkoyunda yürütlükten kaldırılmasıdır.
  • Halk girişimi: Halkın bir konuda yasa çıkarılması veya değişiklik yapılması için hükümeti harekete geçirmesidir.
  • Temsili demokrasi:

Egemenlik hakkının temsilciler vasıtasıyla kullanıldığı demokrasi türüdür. Türkiye de dahil dünyanın çoğunda bu anlayış yürütlüktedir.

    • Nisbi temsili sistem: Partilerin aldığı oy oranınca mecliste temsil edilmesidir.
    • Çoğulculuk ilkesi: Çoğunluğun yönetim hakkının azınlığın temel hakları ile sınırlı olmasıdır. Muhalefet partilerinin bulunmasını öneren ilkedir.
    • Çoğunluk ilkesi: Seçimde en çok oyu alan adayın seçilmesi ilkesidir. Devletin çoğunluk oyları ile yönetilmesini öğütler.
    • Çoğunluk hükümeti: Genel seçimlerde en çok oyu alan partinin iktidar olmasıdır.
    • Azınlık hükümeti: Mecliste çoğunluğu olmayan bir partinin, başka partilerin hükümette yer almadığı halde dışarıdan destek vermesiyle, oluşturduğu hükumettir.
    • Koalisyon hükümeti: Birden fazla partinin hükumeti birlikte kurmasıdır.
    • Basit çoğunluk: En çok oyu alanın seçilmesidir.
    • Nitelikli çoğunluk: Oyların  2/3’ü veya 3/5’i gibi oranlardaki çoğunluğudur.
    • Salt çoğunluk: Oyların yarıdan fazlasıdır.

Demokrasilerde bulunması gereken temel özellikleri dört maddede özetleyebiliriz:

  1. Özgür ve adil seçimlerle hükümeti seçebilmek için siyasi düzen
  2. İnsanların uygar yaşamda ve politikada etkin biçimde rol alması
  3. Tüm vatandaşların insan haklarının korunması
  4. Tüm vatandaşlara eşit şekilde uygulanan kanun uygulamaları.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Yönetim Anlayışı

TÜRK DEVLETİNİN YÖNETİM ANLAYIŞI

Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim şekli

Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim şekli genel anlamda Cumhuriyet’tir. Ancak bu yönetim şeklini biraz daha açmak gerekirse parlamenter cumhuriyet ve üniter devlet yönetim şekline sahip olduğunu görmekteyiz.

izmir escort

Şimdi parlamenter Cumhuriyet ve Üniter Devlet kavramları hakkında bilgi verelim.

türk bayrağı

Parlamenter cumhuriyet

Parlamenter cumhuriyet, devlet başkanlığı makamına gelecek kişilerin soya dayalı olarak değil seçimle belirlendiği parlamenter sistem.

Başkanlık veya yarı başkanlık sistemlerinin tersine parlamenter cumhuriyet rejimlerinde devlet başkanı olan cumhurbaşkanı daha az hatta sembolik sayılabilecek yetkilere sahiptir. İcra yetkilerinin büyük kısmı hükümet başkanında (başbakan) toplanmıştır.

Üniter devlet

 Üniter devlet, merkezi idarenin üstünlüğüne dayalı ve idari birimlerin (ulusal ölçeğin altındaki birimlerin) sadece merkezi yönetimin devretmeyi uygun gördüğü yetkileri kullanabildiği, tek bir birim olarak yönetilen devlet. Dünya devletlerinin büyük çoğunluğu üniter devlettir.

 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3’üncü maddesine göre, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür”. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olması onun “üniter devlet” olması demektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, üniter bir devlettir; yani kendi bünyesinde farklı kanunların geçerli olduğu farklı yönetim bölgeleri yoktur. “Federatif” yapılar yoktur.

 Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkisi tüm Türkiye topraklarını kapsar ve her Türk vatandaşı bu topraklar üzerinde eşit muamele görür. Söz konusu üniter devlet yapısı, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünün ve iç huzurunun en büyük teminatıdır.

Türkiye’de üniter devlet yapısı; merkezi idarenin merkez, taşra ve yurtdışı teşkilatları ile yerel yönetim teşkilatlarından oluşmaktadır.

Adım Adım Türkiye

ADIM  ADIM TÜRKİYE 

Saltanatın Kaldırılması 1 Kasım 1922

Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923, Antlaşmanın Maddeleri,  Önemi 

Çağdaş Türkiye Yolunda Adımlar TBMM Dönemi 

Cumhuriyetin İlanı 29 Ekim 1923

SALTANATIN KALDIRILMASI 1 KASIM 1922

izmir escort bayan

  • İtilaf devletleri barış konferansına TBMM ile birlikte İstanbul Hükümeti’ni de çağırdılar.
  • Amaçları Türk heyetleri arasında ikilik çıkarmaktı.
  • TBMM hem bu ikiliği kaldırmak hem de milli egemenliği tam olarak gerçekleştirmek için Saltanatın kaldırılmasına karar
  • verdi.

Sonuçları

  Altı yüz yıldan beri devam eden Osmanlı hanedanı sona erdi.

  Tevfik Paşa Hükümeti istifa etti.

  Son Osmanlı hükümdarı Sultan Vahdettin İstanbul’dan ayrıldı.

  Laikliğin gerçekleştirilmesi için ilk önemli adım atıldı.

  İtilaf devletlerinin çıkarmak istedikleri ikilik önlendi.

  Milli egemenliğin gerçekleşmesi için önemli bir aşama kayde­dildi.

 Osmanlı hanedanından şehzade Abdülmecit Efendi TBMM tarafından Halifeliğe seçildi.

  Şartlar uygun olmadığı için halifelik kaldırılmamıştır.

LOZAN ANTLAŞMASI 24 TEMMUZ 1923

  1. Lozan Görüşmeleri

20 Kasım 1922- 4 Şubat 1923

  1. Lozan Görüşmeleri

23 Nisan 1923 – 24 Temmuz 1923

LOZAN  Antlaşmasına Katılan Devletler

İngiltere – İtalya – Yunanistan – Fransa

Japonya – Romanya – Yugoslavya

Boğazlarla ilgili Görüşmelere Katılanlar; Sovyet Rusya-Bulgaristan

Gözlemci Devlet; ABD

Konferansın Toplanma Yeri Sorunu

TBMM, konferansın İzmir’de toplanmasını istiyordu, böylece;

  Mustafa Kemal Paşa’nın konferansı etkilemesi kolaylaşacak

 Türk heyeti ile TBMM arasındaki haberleşme daha kolay sağlanacaktı.

  İtilaf devletleri ise uluslararası konferansların tarafsız ülkeler­de toplanması gerektiğini bildirdiler.

Konferansın İsviçre’nin Lozan kentinde yapılması kabul edildi.

Konferansa Gönderilecek Temsilci Sorunu

 TBMM’yi Lozan Konferansı’nda hükümet başkanı Rauf (Orbay) Bey temsil etmek istiyordu.

  Amacı Mondros Ateşkesi’ni imzalamakla edindiği kötü izleni­mi silmekti.

 Mustafa Kemal Paşa Mudanya’da başarılı bir ateşkes imza­lamış olan İsmet Paşa’yı tercih etti.

  TBMM tarafından İsmet Paşa’nın temsilci olması kararlaştırıldı.

Konferansta Görüşülecek Konular

  • Türk heyeti, konferansta sadece Kurtuluş Savaşı’yla ilgili ko­nuları değil yüzlerce yıllık sorunları görüşecekti.
  • Türk heyeti iki konuda kesinlikle taviz vermeyecekti, bunlar;

   Ermeni meselesi

   Kapitülasyonların kaldırılması

  • Konferansta görüşülecek diğer konularla ilgili olarak ise pa­zarlık yapılacaktı.

Lozan Görüşmelerinin Başlaması ve Kesilmesi

 20 Kasım 1922’de başlayan Lozan görüşmeleri bir süre son­ra tıkandı.

  İtilaf devletleri Türk heyetinden birçok konuda taviz istediler.

 En çok anlaşmazlık çıkan konular şunlardı,

o   Kapitülasyonlar

o    Dış borçlar

o    Musul sorunu

o    Boğazlar sorunu

 Bu gelişmeler üzerine Lozan görüşmeleri 4 Şubat 1923’te ke­sildi.

 Lozan görüşmelerinin kesildiği dönemde Türkiye’de iki önem­li olay meydana geldi.

– İzmir I. İktisat Kongresi-      17 Şubat 1923

 – I. TBMM’nin feshedilmesi      1 Nisan 1923

Lozan Görüşmelerinin Yeniden Başlaması ve Barış Antlaş­masının İmzalanması

Ø  Lozan konferansının dağılması üzerine TBMM, boğazlar ve çevresini ele geçirmek için hazırlık yapmaya başladı. İngiliz­lerle savaş tehlikesi ortaya çıktı.

Ø  İngiltere’de ise kamuoyu yeni bir savaşa karşı idi. Ayrıca İn­giliz sömürgeleri çıkacak bir savaşta yardım göndermeye­ceklerini, diğer Avrupa devletleri ise tarafsız kalacaklarını açıkladılar.

Ø  Her iki tarafında savaşı göze alamaması üzerine konferans yeniden toplandı.

Ø  24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalandı.

LOZAN ANTLAŞMANSININ MADDELERİ

1-SINIRLAR

Doğu Sınırı    : Görüşülmedi, Kars antlaşması geçerli oldu. Irak Sınırı       : Musul konusunda anlaşmazlık çıkması üzerine

Türkiye ile İngiltere arasında ikili görüşmelere  bırakıldı.

Suriye Sınırı   : 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşması­na göre belirlendi.

Batı Sınırı       : Meriç nehri sınır oldu.

Ege Adaları   : Bozcaada ve Gökçeada Türkiye’ye, Oniki Ada İtalya’ya, diğer bütün Ege adaları silahsızlandı­rılması şartıyla Yunanistan’a verildi. II. Dünya savaşından sonra imzalanan Paris Antlaşması ile 12 Ada Yunanistan’a verildi.

2-BOĞAZLAR

Ø  Boğazların yönetimi başkanlığını bir Türk’ün yapacağı ulus­lararası komisyona bırakılacak

Ø  Boğazların her iki yakasında yirmişer km’lik alan silahsızlan­dırılacak

Ø  Ticaret gemileri serbestçe boğazlardan geçebilecek

Ø  Savaş gemilerine tonaj sınırlaması getirilecek.

Ø  Savaş ihtimali olduğunda Türkiye boğazlan silahlandırabilecek

3-İSTANBUL’UN DURUMU

İstanbul’un Lozan antlaşması’nın TBMM’de onaylanmasın­dan sonra bir buçuk ay içerisinde İtilaf devletlerince boşaltıl­ması kararlaştırıldı.

4-KAPİTÜLASYONLAR

Kapitülasyonların bütün sonuçlarıyla birlikte kaldırılması kabul edildi.

5-D BORÇLAR

En çok Fransa ile aramızda bu konuda sorun çıktı.

 Düyun-u Umumiye İdaresi kaldırıldı.

 Osmanlı borçları Osmanlı Devleti’nden ayrılan devletler ara­sında paylaştırıldı.

  Borçların önemli bir kısmını Türkiye ödeyecekti.

 Borçlar Türk lirası ya da Fransız frangı ile ve taksitler halinde ödenecekti.

6-PATRİKHANE

Yabancı kiliselerle ilişki kurmaması şartıyla patrikhane İstan­bul’da kalacak +  Seçilen patriği Türk hükümeti onaylayacak

7-YABANCI OKULLAR

Ø  Türkiye’de bulunan bütün yabancı okullar Türk Milli Eğitim sistemine bağlı olacak.

Ø  Bu okullar Türk müfettişlerince denetlenecek.

8-SAVAŞ TAZMİNATI

Ø  Yunanistan’dan savaş tazminatı olarak sadece Edirne’nin Karaağaç istasyonu alındı.

9-AZINLIKLAR

Ø  Türkiye’de bulunan bütün azınlıklar Türk vatandaşı sayıldı. Böylece Avrupalı devletlerin içişlerimize karışmaları önlendi.

Ø  Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları hariç Yunanistan’da­ki Türkler ve Türkiye’deki Rumların yer değiştirmesi kararlaş­tırıldı.

LOZAN ANTLAŞMASI‘NIN ÖNEMİ

 Türkiye’nin bağımsızlığı tanındı.

  Türk milleti açısından I. Dünya savaşı sona erdi.

  Lozan Antlaşması uzun süre geçerli olması açısından diğer

  antlaşmalara örnek oldu.

  Boğazlar komisyonunun varlığı milli egemenliğimize gölge

  düşürdü.

  Uzun yıllar süren kapitülasyonlar, dış borçlar, azınlıklar gibi sorunlar çözümlendi.

  Irak sınırı hariç diğer sınırlarımız belirlendi.

  Türk bağımsızlık savaşı diğer esir milletlere örnek oldu.

Antlaşmadan Sonra Sorun Olan Konular

  Musul Sorunu

  Hatay Sorunu

  Boğazlar Sorunu

  Dış borçların ödenme şekli

  Nüfus mübadelesi

  Yabancı okullar

ÇAĞDAŞ TÜRKİYE YOLUNDA ATILAN ADIMLAR

II. TBMM DÖNEMİ

Kurtuluş savaşını kazanan I. TBMM bu süre içinde yıprandığı için 1 Nisan 1923’te feshedildi. 11 Ağustos 1923’te II.TBMM açıldı.

v  II. TBMM 1923-1927 arasında faaliyet gösterdi.

v  II. TBMM bir inkılap meclisidir.

v  II. TBMM döneminde;

ü  Lozan Antlaşması’nın onaylanması

ü  Cumhuriyetin ilanı

ü  Halifeliğin kaldırılması

ü  Ankara’nın başkent olması

ü  1924 Anayasası’nın kabulü

ü  Medeni Kanun’un kabulü

ü  Kılık – Kıyafet Kanunu

ü  Tevhid-i Tedrisat Kanunu gibi önemli inkılaplar gerçekleştirildi.

Kurtuluş Savaşı 19 Mayıs 1919-11 Ekim 1922

KURTULUŞ SAVAŞI   (19 MAYIS 1919-11 EKİM 1922)

izmir escort

Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Mustafa Ke­mal, Suriye cephesinde Yedinci ordu komutanı olarak görev yapıyordu.

Ateşkes imzalandıktan bir gün sonra Mustafa Kemal Yıldırım Orduları grup komutanlığına getirildi.

Ancak birkaç gün sonra bu ordu dağıtıldı. Bunun üzerine Mustafa Kemal ateşkes gereği 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelmiştir.

 Aynı gün itilaf donanması da İstanbul’a gelmişti.

 Mustafa Kemal işgal donanması için “Geldikleri gibi giderler” dedi.

İstanbul’da kaldığı süre içinde önde gelen komutanlar ve si­yasiler ile vatanın kurtarılmasına yönelik fikir çalışmalarında bulundu.

 Mustafa Kemal burada kesin olarak manda ve himayeye kar­şı çıkmıştır.

MUSTAFA KEMAL’İN SAMSUN’A ÇIKIŞI (19 Mayıs 1919)

 Mustafa Kemal 16 Mayıs 1919 günü çıkartılan bir fermanla Samsun’a hareket eder.

 9. Ordu Müfettişi olarak gönderilen Mustafa Kemal’in yapma­sı istenilen işler.

 Doğu Karadeniz’de asayişi ve güvenliği sağlamak

  Mondros Ateşkes Antlaşmasının hükümlerinin uygulanmasını sağlamak

  Halkın elinde bulunan silah ve cephanelerin toplanması

 Halka silah satan kişileri ve kurumları belirlemek, bu faaliyet­leri yasaklamak ve bu kuruluşları ortadan kaldırmak.

+Samsun’a 19 Mayıs 1919’da çıkan Mustafa Kemal görevi ge­reği burada bir durum değerlendirmesi yaptıktan sonra bir ra­por hazırlayarak telgrafla İstanbul’a iletir. Bu raporda;

 Bölgedeki karışıklıkların sebebi Rumlardır. Eğer Rumlar siya­si emellerinden vazgeçerlerse bölgede huzur ve asayiş kendiliğinden sağlanır.

 Türklüğün yabancı mandası ve kontrolüne tahammülü yoktur.

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali haksızdır, işgal geçicidir.

Türk Milleti milli hakimiyet ve Milli bağımsızlık arzusundadır. Mustafa Kemal 25 Mayıs 1919’da Havza’ya geçerek burada

28 Mayıs 1919’da bir bildiri yayınlamıştır.

HAVZA GENELGESİ (28 MAYIS 1919)
İzmir’in işgaline karşı yurdun çeşitli yerlerinde başlayan pro­testo mitingleri ve halkın heyecanını ortak bir çizgi üzerinde bir­leştirmek amacıyla yayınlanan genelgede;

 Büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak milli gösterilerde bulu­nulmalıdır.
Büyük devletlerin temsilcilerine ve İstanbul hükümetine uyarı telgrafı çekilmelidir.
Genelge askeri ve mülki amirlere gönderilmiştir.

ÖNEMİ:
Genelgeden sonra yurdun değişik yerlerinde düzenlenen mi­tingler, Havza Genelgesi’nin halk üzerindeki etkisini göstermek­tedir.
Mustafa Kemal Paşa Türk halkını Milli mücadele fikri etrafın­da birleştirmeye başlamıştır.
Mustafa Kemal 8 Haziran 1919’da İstanbul Hükümeti Harbi­ye Nezareti tarafından geri çağrılmasına rağmen emre uymamış ve Amasya’ya geçmiştir.

 AMASYA GENELGESİ   (22 HAZİRAN 1919)

Amasya’da Milli Mücadele çalışmalarını sürdüren Mustafa Kemal, Rauf Bey (Orbay), Refet Bey (Bele) ve Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile birlikte bir bildiri yayınladı.

Hazırlanan bildiri 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’in de onayı alındıktan sonra 22 Haziran 1919’da yayımlandı.

  1. Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir.
  2. İstanbul hükümeti galip devletlerin etkisi altında olduğun­dan üzerine düşen görevi yerine getirememektedir. Bu da mille­ti yok saymaktadır.
  3. Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtar-caktır.
  4. Her türlü etki ve denetimden uzak milli bir kurul oluşturul­malıdır.
  5. Anadolunun her bakımdan en güvenilir yeri olan Sivas’ta bir kongre toplanacaktır.
  6. Ayrıca doğu illeri için Erzurum’da toplanacak olan kongre delegeleri Sivas’a gelecektir.
  7. Alınan kararlar milli bir sır olarak saklanacaktır.

Önemi:

Amasya genelgesi milli mücadelenin gerekçe, amaç ve yön­temini ilk kez belirtmiştir.

Gerekçe: Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığının teh­likeye girmesi (1. ve 2. madde)

Amaç: Milletin bağımsızlığını sağlamaktır. (3. madde)

Yöntem: Milli mücadeleyi halk yapacaktır. (3. madde) Nasıl organize edileceği (4. ve 5. madde)

Amasya Genelgesi’nde millet iradesine dayanarak yeni bir devlet kurmaya doğru gidildiği ortaya konmuştur. Yeni bir devletin kurulması fikri ilk kez ortaya atıldı. (3. madde)

Genelgenin, milli bir kurulun kurulmasını zorunlu görmesi,başta itilaf devletleri olmak üzere İstanbul hükümetine karşı da bir ihtilal bildirisidir.

 Genelgeden sonra Mustafa Kemal “Artık İstanbul Anadolu’ya hâkim değil bağlı olmak zorundadır” demiştir.

GENELGE SONRASI GELİŞMELER:

Genelgeden sonra özellikle Ingilizler’in Mustafa Kemal’i geri getirmek için İstanbul hükümetine baskılarını artırmaları ne­ticesinde Mustafa Kemal İstanbul’a çağrılır.

Gerekçe olarak yetkilerini aştığı belirtilmektedir.

 Mustafa Kemal’in çağrıya uymaması nedeniyle yetkileri elin­den alınarak Dokuzuncu Ordu Müfettişliği görevine son veri­lir. Bunun üzerine Mustafa Kemal 7-8 Temmuz gecesi asker­lik görevinden de istifa eder.

Bu gelişmeler üzerine bir belirsizlik ve umutsuzluk ortamı doğmuştur. 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’in Musta­fa Kemal’in emrinde olduğunu bildirmesiyle bu sıkıntılar aşı­lır.

 Mustafa Kemal, bu tarihten sonra mücadelesine sivil ola­rak devam etti. Bu durum gücünü halktan alan Milli Mücadele’de Mustafa Kemal’in halkı temsil eden bir lider olmasını kolaylaştır­dı.

ERZURUM KONGRESİ   (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919)

Mustafa Kemal, Kazım Karabekir ve Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin ısrarı ile kongreye katılmayı kabul etti.

Kongrenin amacı; Ermeni ve Rumlara karşı nasıl bir strate­ji izleneceğini belirlemekti.

 Kongreye; Erzurum, Trabzon, Sivas, Bitlis ve Van illerini temsil eden 54 temsilci katıldı. Elazığ, Diyarbakır ve Mardin vali­leri temsilcilerini kongreye göndermediler.

Ø  Kararlar:

  1. Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür bölünmez.
  2. İşgalcilere karşı İstanbul hükümetinin kayıtsız kalması du­rumunda derhal geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümeti milli bir meclis seçecektir. Milli Meclis toplanana kadar görev ya­pacak bir TEMSİL HEYETİ oluşturulacaktır.
  3. Manda ve himaye kabul edilemez.
  4. Milli iradeyi hakim kılmak esastır.
  5.   Azınlık unsurlara siyasi egemenliğimizi sınırlayıcı ve top­lumsal dengeyi bozucu ayrıcalıklar verilemez.
  6. Ulusal irade padişahı ve halifeyi kurtaracaktır.
  7. Derhal meclis toplanmalı hükümet çalışmaları meclis de­netimine girmelidir.

ÖNEMİ:

Manda ve himaye reddedilerek ilk kez ulusal egemenliğin ko­şulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.

Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk cemiyetinin tertiplediği böl­gesel bir kongre olmasına rağmen Milli nitelikli kararlar almış­tır.

Temsil heyeti ilk kez burada oluşturulmuş, başkanlığına Mus­tafa Kemal seçilmiştir.

Yeni bir devletin kurulmakta olduğu açıklanmış, yeni Türk devletinin temelleri atılmıştır.

Erzurum kongresi Mustafa Kemal’in sivil olarak yaptığı ilk ça­lışmadır.

 Erzurum kongresi amaç ve karakter olarak bölgesel, alınan kararlar ve sonuçları yönüyle millidir.

 Kongre çalışmaları devam ederken İstanbul Hükümeti 30 Temmuz 1919’da Mustafa Kemal ve Rauf Bey hakkında tu­tuklama kararı çıkardı.

Sonuçları:

Erzurum kongresi yöresel direniş örgütlerinin bir çatı al­tında toplanabileceğini ilk kez kamuoyuna gösterdi.

 Artık bundan sonra İstanbul hükümetinin buyrukları Ana­dolu’da geçmiyordu. Çünkü doğu illerinin bir Temsil Kurulu vardı.

BALIKESİR KONGRESİ (26-31 TEMMUZ 1919)

  • Batı cephesindeki Kuvay-i Milliye birliklerini örgütlemek, sevk ve iradesini sağlamak, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla toplanmıştır. İşgal devletlerinin temsilcilerine telgraflar çekildi.
  • Bu kongre asker toplamanın yanında, padişaha olan bağ­lılığını da bildirmiştir.
  • Bu kongrenin tek başına hareket etme gibi bir özelliği de vardır.
  • Kongreyle birlikte Ege’deki güçler bir ölçüde örgütlenmiş­tir.

ALAŞEHİR KONGRESİ (16-25 AĞUSTOS 1919)

  • Bu kongrede Erzurum ve Balıkesir Kongresi’nin kararları gö­rüşülmüştür. Balıkesir kongresi kararlarını pekiştirmek, teşkilat­lanmayı genişletip güçlendirmek amacıyla toplanmıştır.
  • Yunanlılara karşı direnilecek, silahlanma ve askere alma çalışması yapılacak

SİVAS KONGRESİ (4-11 EYLÜL 1919)

Kongrenin toplanmasını engellemek amacıyla Fransızlar ve Osmanlı yönetimi bazı önlemler almışlardı.

 Elazığ valisi Ali Galip’te kongreyi basmakla görevlendirilmişti. Ancak başarılı olamadılar.

Kongre’de,

 Erzurum’da alınan kararlar aynen kabul edilmiştir.

Erzurum Kongresinden farklı olarak tüm ülkeden delegeler katılmıştır

Bundan dolayı milli bir kongre niteliği vardır.

Başlıca kararlar:

  1. Milli sınırlar ve Misak-ı Milli’nin esasları tespit edilmiştir.
  2. Manda ve himaye kesin olarak reddedilmiştir.
  3.   Mondros’tan sonra kurulan ulusal cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir.
  4. Temsil heyetinin yetkileri genişletilmiş, üye sayısı artırıl­mış ve tüm vatanı temsil eder hale getirilmiştir.
  5. Meclis-i Mebusan’ın toplanması için İstanbul’a baskı ya­pılacaktır.
  6. Ali Fuat Paşa Batı cephesi Kuvay-i Milliye komutanlığına tayin edilmiştir. (9 Eylül 1919)
  7. Haftada iki kez yayınlanmak üzere Irade-i Milliye Gaze­tesi çıkarılacaktır. (Milli mücadelenin ilk yayın organıdır.)

 Ali Fuat Paşanın Batı Anadolu Kuvay-ı Milliye komutan­lığına getirilmesi ile Temsil Heyeti yürütme yetkisini ilk kez kul­lanmış oluyordu.

Sonuçları:

 Damat Ferit hükümeti daha fazla direnemeyerek istifa et­ti. Yerine daha ılımlı olan Ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu.

  Temsil heyetinin İstanbul hükümeti üzerindeki ilk etkisi Da­mat Ferit Paşa hükümetinin istifasıdır.

Sivas Kongresi’nden etkilenen Sivaslı kadınlar; Anadolu Kadınları Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”ni kurdular.

AMASYA GÖRÜŞMELERİ (20-22 Ekim 1919)

Yeni kurulan Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin isteği üzerine ger­çekleşti.

Görüşmeye İstanbul hükümetini temsilen Bahriye Nazırı Sa­lih Paşa katıldı.

 Milli mücadeleyi temsilen, Mustafa Kemal başkanlığında Ra­uf Bey ve Bekir Sami Bey katıldılar.

 İstanbul hükümeti;

Amasya görüşmesi ile Anadolu’daki mücadele hareketini kendi kontrolüne almayı amaçlamıştır.

Temsil Kurulu ise;

Milli Mücadele hareketini İstanbul’a ta­nıtmayı, mümkün olursa desteğini almayı amaçlamıştır.

Milli Mücadele adına Salih Paşa’dan;

Milli meclisin vereceği en son karara uyulması şartıyla vatan bütünlüğünün ve istiklalinin korunması

Müslüman olmayan gruplara, siyasi egemenlik ve sosyal dengemizi bozacak tarzda imtiyazlar verilmemesi

 Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetinin İstan­bul hükümetince tanınması

 Milli meclisin İstanbul’da toplanmasının işgal ihtimalinden dolayı barış sağlanana kadar hükümetin seçeceği bir yerde top­lanması, istenmiştir.

Sonuç:

  İstanbul Hükümeti ilk kez Milli Mücadele’yi yani Temsil Kurulunu tanımış oluyordu.

 İstanbul Hükümeti’nin Milli Mücadele’ye karşı olan olum­suz tutumu bir süre engellenmiştir.

 Meclis-i Mebusan’ın toplanması sağlanmış Misak-ı Milli Meclisin onayından geçmiştir.

TEMSİL KURULU’NUN ANKARA’YA GELMESİ (27 ARALIK 1919)

İstanbul’da toplanacak Meclis-i Mebusan’ın çalışmalarını daha yakından takip edebilmek amacıyla Temsil Heyeti Anka­ra’ya gelir.

Bu iş için Ankara’nın seçilmesinin nedenleri:

 Milli Mücadele’de en önemli cephe olan Batı Cephesi’ne yakın olması.

Ulaşım ve haberleşme imkanlarının fazla olması.

Anadolu’nun ortasında merkezi bir konumda bulunması.

 İç kesimlerde olması nedeniyle güvenlikte olması.

 Bu arada seçimler de yapılıyordu birçok yerde Müdafaa-iHukuk Cemiyeti’nin adayları kazanıyordu.

Mustafa Kemal Erzurum Milletvekili seçilmiştir.

 Mustafa Kemal, Ankara’da Milli mücadele taraftan mebusla­ra yaptığı görüşmelerde şu isteklerde bulundu

Kendisinin gıyaben meclis başkanı seçilmesi

Ali Rıza Paşa Hükümetine güvenoyu verilmesi

 Misak-ı Milli kararlarının alınması

 Mecliste bir Müdafaa-i Hukuk Grubu’nun oluşturulması

    SON OSMANLI MECLİS-İ MEBUSAN’IN AÇILMASI (12 OCAK 1920)

 Mustafa Kemal, Meclisin İstanbul’un dışında bir şehirde top­lanmasını istiyordu.

Bunun nedeni milli iradenin hür biçimde kararlara yansıma­yacağı düşüncesidir.

Ancak, İstanbul Hükümeti’nin padişahsız meclis olmaz, dü­şüncesi ile hareket etmesi sonucunda Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı İstanbul’da toplandı.

 Milli mücadeleciler, her konuda Mustafa Kemal’in istekleri doğrultusunda faaliyet gösteremediler. Ancak vatanın bütün­lüğü konusundaki isteklerinin bir kısmı gerçekleşti ve Misak-ı Milli kararları aldı.

MİSAK-I MİLLİ KARARLARI (28 Ocak 1920)

  1.  Mondros Ateşkesi imzalandığı sırada işgal edilmemiş böl­geler kesin Türk yurdudur, parçalanamaz.
  2.  Kars, Ardahan ve Batum’da (Elviya-i Selase) gerekirse referanduma gidilecektir.
  3. Araplar kendi geleceklerini kendileri belirleyecektir. (Arap­ların çoğunlukla yaşadığı yerlerde referandum yapılacaktır.)
  4. Batı Trakya’nın geleceği referandum ile belirlenecektir.
  5. İstanbul, Marmara ve Halifenin güvenliği sağlandığı tak­dirde, Boğazlar trafiğe açılacaktır.
  6.  Azınlıklara, diğer ülkelerdeki Türk azınlığa tanınan haklar tanınacaktır.
  7. Siyasi, mali ve adli gelişmemizi engelleyen sınırlamalar kabul edilemez. (Kapitülasyonlar)

Önemi:

  1. Milli mücadelede hedefler kesin olarak belirlendi.
  2. Vatan sınırları (Misak-ı Milli Sınırları) kesin olarak belir­lendi.
  3. Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ın aldığı en önemli karardır.

 Bu kararlar meclis onayından geçtiği için resmiyet kazanmış  kararlardı.

  Meclis-i Mebusan; kongre kararlarından etkilenmiştir.

İSTANBUL’UN RESMEN İŞGALİ (16 MART 1920)

Başlangıçta, İstanbul’da toplanacak olan Meclis-i Mebusan’a itilaf devletleri karşı çıkmamıştı.

 Çünkü bu meclisi kendi amaçları doğrultusunda kullanabile­ceklerini düşünüyorlardı.

 Böylece, Anadolu harekatını sonuçsuz bırakmak istiyorlardı.

 Ancak son Osmanlı Meclis-i Mebusanından tam bağımsızlık anlamına gelen Misak-ı Milli kararlarının çıkması üzerine iti­laf devletleri Meclis-i Mebusan’ı dağıttılar ve İstanbul’u res­men işgal ettiler. (16 Mart 1920)

Mebusların bir kısmı Malta’ya sürgüne gönderilirken bir kısmı da Anadoluya kaçabildi.

 İşgalden sonra itilaf devletleri şu bildiriyi yayınladılar.

 İşgal geçicidir.

 Amaç padişah ve halifeyi korumaktır.

 Herkes İstanbul’dan verilecek emirlere uymak zorundadır.

  Anadolu’da isyan çıkacak olursa İstanbul Türklerin elinden alınacaktır.

İşgalden sonra Temsil Heyeti de bazı kararlar ve tedbir­ler aldıÖnemlileri şunlardır:

 İstanbul ile telefon ve telgraf görüşmelerinin kesilmesi.

İstanbul’a para ve mal gidişi durdurulacak.

 Anadoluda bulunan itilaf devletleri subayları tutuklanarak si­lahları alınacaktır.

 Anadolu’da Temsil Heyeti dışında herhangi bir makamın sö­zünü dinleyen olursa cezalandırılacaktır.

 İstanbul’un işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması iki olumlu gelişmeyi beraberinde getirmiştir.

  1. TBMM’nin açılması için uygun bir zemin oluştu ve yeni bir meclis gerekli hale geldi.
  2. Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi padişah adına da yürüt­tüğünü söyleme imkanı buldu.

TBMM’NİN AÇILMASI (23 Nisan 1920)

 Mustafa Kemal, Milleti temsil edecek bir meclis oluşturmak için çalışmalara başlamış, İstanbul’daki milletvekillerinin de Anadolu’ya geçmesini sağlamıştır.

 Boş kalan milletvekillikleri seçimle dolduruldu.

  23 Nisan 1920’de Meclis Ankara’da açıldı.

Böylece Amasya Genelgesi’nde de belirtildiği gibi milletin, geleceği ile ilgili kararları kendisinin alabileceği bir meclis açılmış oluyordu. Mustafa Kemal meclis başkanı seçildi.

Başlangıçta Kurucu Meclis adı verilmesine rağmen tepkiler­den çekinildiği için yeni kurulan bu meclise Olağanüstü Meclis adı verildi.

NOT: KURUCU MECLİS: Yeni bir devlet kurmak amacıyla kuruluş için gerekli kararlan alan, yeni anayasa yapan ve yeni devle­tin esaslarını belirleyen heyet temsilcilerinden oluşan bir meclistir.

TBMM’NİN ALDIĞI İLK KARARLAR.

  1. Hükümet kurmak zorunludur.
  2. Geçici devlet başkanı veya padişah vekili atama doğru değildir.
  3.  Meclis başkanı aynı zamanda hükümetinde başkanıdır,
  4.  Yyasama, yürütme, yargı yetkileri meclise aittir.
  5.  Padişah ve halifenin durumunu meclis belirleyecektir.
  6. .Meclis, yürütme yetkisini hükümet aracılığı ile kullanır.
  7. Türkiye devleti TBMM tarafından yönetilir ve hükümeti TBMM hükümeti adını alır.
  8. TBMM’nin üstünde herhangi bir güç yoktur.

Kararların Yorumu

Yeni Türk devleti resmen kuruldu.

 Meclis geçici değil, süreklidir.

 Milletin egemenliği kesin olarak gerçekleşti.

 Güçler birliği esası benimsendi.

 Meclis hükümeti sistemi kabul edildi.

Mustafa Kemal, hem meclis hem hükümet başkanı oldu.

 Meclisin tek amacı vatanı kurtarmaktır. Bu yüzden mebuslar arasındaki fikir ayrılığı gün yüzüne çıkmamıştır.

 Meclis açılınca Temsil Heyeti’nin görevi sona erdi.

TBMM’NE KARŞI ÇIKAN AYAKLANMALAR

Bu ayaklanmaları 4 grupta toplamak mümkündür.

  1. İSTANBUL HÜKÜMETİNİN ÇIKARDIĞI AYAKLANMALAR:
  2. a) Anzavur ayaklanması:

  Ahmet Anzavurun Balıkesir, Bandırma civarındaki ayaklanmasıdır.

 İtilaf devletlerinden destek almıştır.

Çerkez Ethem tarafından bastırıldı.

  1. b) Kuvay-i İnzibatiye:

Adapazarı, Geyve dolaylarında görüldü.

  Ali Fuat Paşa tarafından bastırıldı.

 Hilafet ordusu olarak da bilinir.

 Anzavur kuvvetleriyle işbirliği yaptılar.

  1. İSTANBUL HÜKÜMETİ VE İŞGAL DEVLETLERİNİN BERABER ÇIKARDIĞIAYAKLANMALAR.

+ Bolu-Düzce-Hendek-Adapazarı ayaklanması: Bu ayaklan­manın esas amacı Anadolu ve İstanbul arasında tampon böl­ge oluşturmaktı.

 Ali Fuat Paşa ve Refet Bey’in çabalarıyla bastırıldı.

 Yozgat’ta Çapanoğullan, Afyon’da Çopur Musa, Konya’da Delibaş isyanları bastırıldı.

 Milli Aşiret isyanı; Urfa’nın Fransızların işgalinden kurtarılma­sında yararlan görülen Milli Aşiret daha sonraları Fransızlar­la işbirliği yaparak isyan çıkardı.

III.  AZINLIKLARIN ÇIKARDIĞI AYAKLANMALAR

Başta Rum ve Ermeniler olmak üzere diğer azınlıkların çı­kardığı ayaklanmalardır. Sonuçta başarılı olamadılar.

  1. Kuvay-ı Milliye Taraftarlarının Ayaklanmaları

Düzenli ördü kurma çalışmalarına karşı çıkan Çerkez Et­hem, Demirci Mehmet Efe gibi kişilerin çıkardığı ayaklanmalar­dır.

TBMM’NİN ALDIĞI ÖNLEMLER

  29 Nisan 1920’de Hiyanet-i Vataniye Kanunu çıkarıldı.

  Vatana ihanet edenleri cezalandırılması. 18 Eylül 1920’de İstiklal Mahkemeleri kuruldu.

TBMM’ye karşı olanların hızlı bir şekilde cezalandırılma­sı ve toplumsal düzeni tekrar sağlamak

 İstanbul’dan Milli Mücadele aleyhine alınan fetvalara kar­şılık, Ankara’dan karşı fetvalar alındı.

 Kuvay-i Milliye birlikleri kaldırıldı, düzenli ordu kuruldu.

SEVR ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920)

İtilaf devletleri; Osmanlı Devleti’nin topraklarını paylaşma konusunda aralarında anlaşamadıkları için yapacakları barış antlaşmasını geciktirmişlerdi.

 Mondros’a dayanarak Anadolu’yu işgal eden itilaf devletleri,son olarak Yunanlıları destekleyerek Trakya’yı ve Anado­lu’da Marmara kıyılarına kadar olan yerleri işgal etmelerini sağladılar.

  Ardından daha önce hazırladıkları Sevr taslağını İstanbul Hükümeti’ne sundular.

 10 Ağustos 1920’de Damat Ferit hükümeti Sevr Antlaşma­sına imza attı.

Buna göre;

1)  Anayolunun iç kesirnleri ve antlaşmanın diğer şartlarına uyulursa İstanbul, İstanbul hükümetine verilecek.

2) Kapitülasyonlar bütün devletlere verilecek.

3)  Musul, Kerkük, Irak, Filistin; İngilizlere, Akdeniz bölgesi; İtalyanlara, Trakya, B. Anadolu; Yunanistan’a, G. Anadolu, Suri­ye, Lübnan; Fransızlara verilecektir.

4)  Boğazlar bütün devletlere açılacak. Boğazlar komisyo­nunda Türk olmayacaktı.

5)  Askerlik mecburi hizmet olmaktan çıkacak asker sayısı 50.000’den fazla olmayacak ve ağır silahlar bulundurmayacak^.

6) Yemen ve Hicaz, Araplara bırakılacak,

Yorum:

1) Meclis-i Mebusan onaylamadığı için ölü doğan bir antlaş­madır. (Osmanlı Anayasasına göre, hükümetçe imzalanan barış antlaşmalarının parlamento tarafından onaylanması gerekiyor­du.)

2)  Boğazlarla ilgili bir komisyon ilk kez bu antlaşma ile orta­ya çıktı.

3)  I. Dünya savaşından sonra imzalanan en son ve şartları en ağır antlaşmadır.

4)  Antlaşmayı imzalayanlar TBMM tarafından vatan haini ilan edildi.

KURTULUŞ SAVAŞINDA ÇEPHELER

Doğu Cephesi

Güney Cephesi

 Batı Cephesi

Düzenli Ordunun Kurulması

 1. İnönü Savaşı Sebepleri, Sonuçları

Londra Konferansı

Moskova Antlaşması

2. İnönü Savaşı Sebepleri, Sonuçları

Kütahya-Eskişehir Savaşları Sebepleri,Sonuçları

Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutan Olması

Tekalif-İ Milliye Kanunu

Sakarya Savaşının Sebepleri, Sonuçları

Kars Antlaşması

Ankara Antlaşması Sebepleri, Önemi, Maddeleri

Büyük Taarruz Yapılan Hazırlıklar, Sonuçları

Mudanya Ateşkes Antlaşması Maddeleri, Önemi

CEPHELER 

A- DOĞU CEPHESİ

Ermeni Meselesi

 Ermeniler XIX. yy ortalarına kadar Osmanlı hakimiyetinde barış içinde yaşamışlar, devlete olan bağlılıklarından dolayı kendilerine “millet—i sadıka” denilmiştir.

 Fransız ihtilalinin etkisi ve Avrupalı devletlerin kışkırtmaları sonucu XIX. yy’ın sonlarına doğru Ermeniler bağımsız olma fikrine sahip olmuşlardır.Ø  Ermeni meselesi ilk kez Berlin Antlaşması’nda (1878) günde­me gelmiştir. Bu antlaşmada Osmanlı Devleti’nden Doğu Anadolu’da Ermeniler lehine ıslahatlar yapması istenmiştir.

Sultan II. Abdülhamit Ermenilerin bağımsız olmalarını sağla­yacak olan bu ıslahatları uygulamamıştır.

  1. Dünya Savaşı‘nda Ermeni Sorunu ve Tehcir Kanunu

 Ruslar I. Dünya Savaşı’nda Kafkas cephesinde Ermenileri kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak bölgedeki Türkleri katlettirdiler.

 Ermenilerin doğuda sivil halka ve Türk ordusuna yönelik sal­dırıları üzerine İttihat—Terakki Hükümeti “Tehcir Kanunu”nu (1915) çıkararak katliamlara karışan Ermenileri Suriye ve Lübnan’a gönderdi.

 Rusya, 3 Mart 1918’de imzaladığı Brest Litovvsk antlaşması ile Kars, Ardahan ve Batum’u Osmanlı Devleti’ne bırakmıştı.

 Fakat daha sonra Kars ve çevresini Ermeniler, Ardahan ve Batum’u Gürcüler işgal etti.

 TBMM, Osmanlı Devleti’nden kalan ve başında Kazım Karabekir Paşa’nın bulunduğu orduya hareket emri verdi.

Ermenistan Savaşı

TBMM, Ermeni meselesini çözmek için Kâzım Karabekir Paşa’yı Doğu cephesi komutanlığına tayin etti.

24 Eylül 1920’de taarruza geçen Türk ordusu Ermenileri ye­nilgiye uğrattı.

 30 Ekim 1920’de Kars zaferi kazanıldı.

GÜMRÜ ANTLAŞMASI 3 ARALIK 1920

TBMM ile Ermenistan arasında yapıldı.

  1. Aras Nehri—Çıldır Gölü hattı sınır olacak
  2. Kars, Sarıkamış ve Iğdır TBMM’ye verilecek
  3. Ermenistan Sevr’i tanımayacak, Misak-ı Milli’yi tanıyacak

Önemi:

 TBMM’ye bağlı düzenli ordunun ilk başarısıdır.

  TBMM’yi ve Misak-ı Milli’yi ilk tanıyan devlet Ermenistan’dır.

 Ermeni meselesi sona erdi.

Batum Antlaşması 23 Şubat 1921

 TBMM ile Gürcistan arasında yapıldı.

  Artvin ve Batum çevresi TBMM’ye bırakıldı.

 Bu antlaşmalardan kısa bir süre sonra Ermenistan ve Gür­cistan Sovyet Rusya’nın egemenliğine girdi.

Bu antlaşmaların yerine daha sonra Moskova ve Kars ant­laşmaları imzalandı.

B- GÜNEY CEPHESİ

Mondros Mütakeresi’nden sonra Adana, Antep, Maraş ve Urfa önce İngilizlerin işgaline uğramış, Paris Konferansından sonra Fransızlara devredilmiştir.

İngilizler bölge halkına yönelik baskılar yapmadıkları için cid­di bir direnişle karşılaşmadılar.

 Fransızlar bölgeyi Ermenilerle birlikte işgal ederek ağır bas­kılar yaptılar ve sivil halka yönelik katliamlar gerçekleştirdiler. Bu durum halkın tepkisine neden oldu.

Sivas Kongresi’nde bölgeye komutanlar tayin edildi. Bölgede bütün halkın katıldığı bir Kuvay-ı Milliye hareketi başladı.

 Uzun mücadelelerden sonra;

 11 Şubat 1920’de Maraş, 10 Nisan 1920’de Urfa, 8 Şubat 1921’de Antep kurtarıldı.

 Fransızlar Sakarya Savaşı’ndan sonra imzalanan Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921) ile Anadolu’yu terkettiler.

TBMM tarafından Maraş’a “Kahraman”, Antep’e “Gazi”, Urfa’ya “Şanlı” unvanları verildi.

C- KURTULUŞ SAVAŞI VE İTALYANLAR

Birinci Dünya savaşı sırasında İtalya’ya gizli anlaşmayla İz­mir verilmişti.

Paris Konferansı’nda (18 Ocak 1919) İngilizler Akdeniz’de güçlü bir İtalya istemedikleri için İzmir’in Yunanlılara verilme­sini sağladılar. Bu olay anlaşmazlığa neden oldu.

İtalyanlar Muğla, Antalya ve çevresini işgal ettiler.

İtalyanlarla TBMM arasında ciddi bir savaş olmadı. Çünkü İtalyanların hem İngilizlerle arasının açılması hem de bu dö­nemde İtalya’da iç karışıklık olması savaş ihtimalini azalttı.

İtalyanlar II. İnönü savaşından sonra Anadolu’dan çekilmeye başladılar (5 Temmuz 1921) Sakarya savaşından sonra ta­mamen çekildiler.

D- DOĞU TRAKYA’NIN İŞGALİ ve KURTULUŞU)

15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edildi.

 İtilaf devletleri Sevr Antlaşması’nı kabul ettirmek için Yunan­lıların tekrar taarruz etmelerini sağladılar.

22 Haziran 1920’den itibaren Yunanlılar Batı Anadolu’daki bazı yerlerle birlikte Doğu Trakya’yı da işgal ettiler.

Boğazların işgal altında olması nedeniyle Anadolu’dan Doğu Trakya’ya yardım gönderilemedi.

Bölgedeki Türkler Trakya-Paşaeli Cemiyeti’nin öncülüğünde kendi imkanlarıyla mücadele ettiler.

 Doğu Trakya, Mudanya Ateşkesi’nden (11 Ekim 1922) sonra savaş yapılmadan kurtarıldı.

BATI CEPHESİ

Batı cephesi, Kurtuluş Savaşının en uzun süren ve en şiddet­li savaşların yapıldığı cephesidir. Sebebi;

 Yunan işgalinin diğerlerine göre daha kanlı olması

Yunan işgalinin kalıcı nitelik taşıması

15 Mayıs 1919’da İzmir’i Yunanlıların işgali üzerine açılmıştır.

 Kuvay-i Milliye birlikleri ilk kez ortaya çıktı. (Ayvalık’ta).

Yunanlıların 22 Haziran 1920’de saldırıya geçerek Balıkesir, Bursa, Uşak ve D. Trakya’yı işgal etmeleri üzerine Ali Fuat Paşa TBMM’den izinsiz olarak Yunanlılara karşı Gediz’de ta­arruza geçti. Ancak birliklerimiz yenilgiye uğradı.

Sonuçta;

Bu durum düzenli ordunun gerekliliğini ortaya çıkardı.

 Ali Fuat Paşa görevden alınarak Moskova büyükelçiliğine gönderildi.

 Batı cephesi ikiye ayrıldı. Asıl Batı cephesine İsmet Bey, Ba­tı cephesinin güney kısmına Refet (Bele) Paşa tayin edildi.

DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASI 8 KASIM 1920

Sebepleri

+ Kuvay-ı Milliye birliklerinin halktan zorla para ve yardım top­lamaları

+ Yunan ilerleyişini durduramamaları

+ Kuvay-ı Milliye komutanlarının merkezi otoriteden uzak, baş­larına buyruk hareket etmeleri

+  Bölgesel kurtuluşu hedef almaları

  1. İNÖNÜ SAVAŞI 6-10 OCAK 1921

Sebepleri

  1. Yunanlıların Çerkez Ethem ayaklanması sonucu milli kuvvet­lerin birbirleriyle mücadelelerinden yararlanmak istemesi
  2. Türk ordusunun güçlenmesini engelleme düşüncesi
  3. Sevr Antlaşması’nı Türk milletine zorla kabul ettirmek iste­meleri

Sonuçları

 Savaşı Türk ordusu kazandı

 TBMM’nin kurduğu düzenli ordunun ilk başarısıdır.

TBMM’nin otoritesi ve halkın TBMM’ye olan güveni arttı.

 İtilaf devletleri TBMM’yi Londra Konferansı’na çağırdılar.

 Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşması imzalandı.

 Afganistan ile Ankara Dostluk Antlaşması imzalandı.

 İsmet Bey generalliğe terfi etti.

TBMM, kazandığı güçle, Teşkilat-ı Esasiye’yi hazırladı.

Çerkez Ethem isyanı bastırıldı.

  Düzenli orduya geçiş hızlandı.

LONDRA KONFERANSI 23 ŞUBAT-12 MART 1921

Katılan devletler

İngiltere –   İtalya          –     İstanbul Hükümeti

Fransa – Yunanistan    –     TBMM

(Toplanmasında Etkili Olan Devletler: Fransa-ltalya

TBMM temsilcisi                                  : Bekir Sami Bey

İstanbul Hükümeti Temsilcisi                 : Tevfik Paşa

Konferanstaki Türk Tezi                      : Misak-ı Milli

İtilaf Devletlerinin Tezi                         : Sevr Antlaşması

Londra Konferansı‘nın Toplanmasında Etkili Olan Sebepler

  • TBMM’nin doğuda Ermenileri yenilgiye uğratması
  • Güneyde Fransızlara karşı başarı kazanılması
  • İnönü Savaşı’nda Yunanlıların yenilmesi
  • TBMM’nin Sovyet Rusya ile yakınlaşması

 İtilaf Devletlerinin Amaçları  

  • Yunan kuvvetlerinin yeniden toparlanması için zaman kazan­dırmak
  • Barış yolu ile Sevr antlaşması’nın şartlarını yumuşatarak ka­bul ettirmek
  • TBMM konferansa katılmazsa Türklerin barışa karşı oldukla­rı şeklinde propaganda yapmak
  • Konferansa TBMM ile birlikte İstanbul hükümetini de çağıra­rak ikilik çıkarmak

TBMM’nin Londra Konferansı‘na Katılma Sebepleri

  • TBMM’nin barış taraftarı olduğunu göstermek.
  • Mısak-ı Milli’yi dünyaya duyurmak
  • Londra Konferansında İstanbul Hükümeti temsilcisi Tevfik ” Paşa “Sözü Türk milletinin yegane temsilcisi olan TBMM heyetine bırakıyorum” demiş, böylece itilaf devletlerinin iste­dikleri ikilik önlenmiştir.

Londra Konferansının Sonuçları

  • İtilaf devletleri TBMM’yi resmen tanıdılar.
  • TBMM ilk defa uluslararası bir kurulda varlığını gösterdi.
  • Yunan kuvvetleri zaman kazanarak yeniden toparlandılar.
  • TBMM barış yanlısı olduğunu ispatladı.
  • Misak-ı Milli dünyaya duyuruldu.
  • MOSKOVA ANTLAŞMASI 16 MART 1921
  • Türk-Rus Yakınlaşmasının NedenleriTBMM’nin doğuda Ermenilere karşı başarı kazanmasıFransızlara karşı güneydeki halk direnişinin etkili olmasıYunanlılara karşı I. İnönü zaferinin kazanılmasıİki ülke arasında karşılıklı elçilikler açılarak iyi ilişkilerin baş­lamasıMustafa Kemal Paşa’nın diplomatik çabalarıHer iki ülkenin de düşmanlarının ortak olmasıSovyet Rusya’nın Anadolu’daki milli mücadeleyi kendi rejimi­ne dönüştürmek istemesiMaddeleriOsmanlı Devleti ile Çarlık Rusya arasındaki anlaşmalar ge­çersiz sayılacakİki taraftan birinin.tanımadığı bir anlaşmayı diğeri de tanımayacakSovyet Rusya Sevr’i reddedecek, Misak-ı Milli’yi tanıyacakKapitülasyonların kalktığını Sovyet Rusya kabul edecekRusya, TBMM ile Ermenistan ve Gürcistan arasında imzalanan antlaşmaları Batum’un Gürcistan’a verilmesi şartıyla tanıyacakÖNEMİBatum’un verilmesi Misak-ı Milli’den ilk tavizdir.

    Rusya, TBMM’yi tanıyan ilk Avrupa devletidir.

    Sovyet Rusya milli mücadeleye destek vermeyi kabul etti.

    Sovyet Rusya, Sevr antlaşmasını tanımadığını ilan etti.

    Doğu sınırımız güvence altına alındı.

    TÜRK-AFGAN DOSTLUK ANTLAŞMASI

    • 1 Mart 1921’de Moskova’da imzalandı.
    • İlk kez bir İslam ülkesi TBMM’yi tanıdı.
    • 12 Mart 1921’de İstiklal Marşı, meclis kararıyla kabul edildi.

      NOT:20 Ocak 1921 ‘de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi. 1921 Anayasası Yeni Türk devletinin ilk anayasasıdır. 

II. İNÖNÜ SAVAŞI     23-31 MART 1921

Sebepleri

TBMM’nin Londra Konferansı’nda Sevr’i kabul etmemesi

Yunanlıların I. İnönü mağlubiyetinin öcünü almak istemesi

Türk ordusunun güçlenmeden yok edilmek istenmesi

İngilizlerin Yunanlıları teşvik etmesi

Yunanlıların işgallerini devam ettirmek istemesi

Sonuçları

Savaşı Türk ordusu kazandı.

İtalyanlar işgal ettikleri yerlerden çekilmeye başladılar.

Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya çektiği telgrafla “Siz ora­da yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz” demiştir.

Yunanlılar Türkleri yenmek için daha büyük kuvvetlere ihti­yaçları olduğunu anladılar.

İngiltere’nin Yunanistan’a olan güveni sarsıldı.

KÜTAHYA-ESKİŞEHİR SAVAŞLARI   10-24 TEMMUZ 1921

Sebepleri

Yunanlıların İnönü savaşlarıyla kaybettikleri prestijlerini tek­rar kazanmak istemeleri

Türk ordusunun toparlanmasına fırsat vermeden ortadan kal­dırma düşüncesi

Ankara’yı alarak TBMM’yi dağıtmak ve Sevr’i Türklere kabul ettirmek istemeleri

İtilaf devletlerinin desteğini yeniden kazanmak istemeleri

İsmet Paşa komutasındaki Türk ordusu Yunanlıların takviye kuvvetlerle aniden saldırmaları üzerine yenilgiye uğradı. Mustafa Kemal Paşa’nın tavsiyesiyle Türk ordusu Sakarya ır­mağının doğusuna çekildi.

Sonuçları

Sakarya ırmağı iki ordu arasında sınır oldu.

 Afyon, Kütahya, Eskişehir işgale uğradı.

 İtalyanlar Anadolu’dan geri çekilme işlemini durdular.

 Fransızlar barış yapmaktan vazgeçtiler.

 TBMM’nin Kayseri’ye taşınması gündeme geldi.

 Düzenli ordunun kaldırılarak Kuvay-ı Milliye’ye geçilmesi fik­ri ortaya çıktı.

 TBMM’de tartışmalar başladı.

MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN BAŞKOMUTAN OLMAS5 AĞUSTOS 1921

Yunan ilerleyişini durdurmak için Mustafa Kemal Paşa’nın or­dunun başına geçmesi fikri gündeme geldi.

TBMM’deki milletvekillerinin çoğunluğunun isteğiyle Mustafa Kemal Paşa başkomutanlığa seçildi.

Savaşın kazanılması amacıyla daha hızlı kararlar alabilme­si ve uygulayabilmesi için Mustafa Kemal Paşa’ya TBMM’nin bütün yetkileri üç ay süre ile verildi. (Bu yetki daha sonra uza­tıldı.)     ‘

Böylece Mustafa Kemal Paşa Erzurum Kongresi öncesi isti­fa ettiği askerlik mesleğine geri döndü.

TEKALİF-İ MİLLİYE KANUNU 8 AĞUSTOS 1921

 Ordunun ihtiyacını karşılamak ve orduyu savaşlara hazırla­mak için bu kanun çıkarılmıştır.

 Genel seferberlik uygulanmış, yiyecek, giyecek ve asker top­lanmıştır.

Tekalif-i Milliye emirlerini sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi için İstiklal Mahkemeleri yaygınlaştırıldı.

SAKARYA SAVAŞI 23 AĞUSTOS-13 EYLÜL 1921

Sebepleri:

Yunanlıların Türk ordusunu kesin olarak yok ederek Anka­ra’yı işgal etmek istemeleri

 22 gün 22 gece savaş sürdü.

 Mustafa Kemal Paşa, “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh da bütün vatandır vatanın her karış toprağı va­tandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz” sözünü söyledi.

Sonuçları

Sakarya Savaşı Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı.

1683’ten beri devam eden Türk ordusunun geri çekilişi sona erdi.

 Milli mücadelenin son savunma savaşıdır.

 Yunanlılar savunmaya çekilirken taarruz sırası Türklere geç­ti.

 İtalyanlar Anadolu’dan tamamen çekildiler.

 Fransızlarla Ankara antlaşması imzalandı.

 TBMM ile Sovyet Rusya hakimiyetindeki Kafkas Cumhuriyet­leri arasında Kars antlaşması imzalandı.

 Ukrayna ile dostluk anlaşması yapıldı. (2 Ocak 1922) Mosko­va Antlaşmasının hükümleri tekrarlandı)

TBMM tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya “Gazilik” unvanı ve “Mareşallik” rütbesi verildi.

Türk ordusunun Kurtuluş Savaşı’ndaki en büyük kaybı Sa­karya Savaşı’nda oldu.

 İtilaf devletleri Sevr’i hafifleterek kabul ettirme girişiminde bu­lundular.

 Yunanlılar Doğu Trakya’dan İstanbul’a yapmak istedikleri saldırıdan vazgeçtiler.

KARS ANTLAŞMASI 13 EKİM 1921

TBMM ile Azerbaycan – Gürcistan – Ermenistan arasında imzalandı.

 Sovyet Rusya’nın hakimiyetine giren bu cumhuriyetlerle im­zalanan, Moskova Antlaşmasının tekrarı niteliğinde bir ant­laşmadır.

 Doğu sınırımız kesin olarak güvence altına alınmıştır.

ANKARA ANTLAŞMASI 20 EKİM 1921

Sebepleri:

Fransızların işgal bölgelerinde büyük bir direnişle karşılaş­maları

Yunanlıların Türkleri yenemeyeceklerinin anlaşılması

TBMM’nin Ermeni meselesini çözmesi

Londra Konferansı’nda İtilaf devletlerinin aralarındaki anlaş­mazlıkları giderememeleri

Sakarya savaşının kazanılması üzerine Fransızlar antlaşma yapmak zorunda kaldılar.

Antlaşmanın Maddeleri

Taraflar arasındaki savaş hali sona erecek

Savaş esirleri karşılıklı olarak serbest bırakılacak

Hatay Fransızlarda kalacak ancak burada özel bir yönetim kurulacak

Fransa, Sevr Antlaşması’nı tanıyacak.

Önemi:

Güney cephesi kapandı.

Hatay’ın kaybıyla Misak-ı Milli’den taviz verildi.

Suriye sınırı güvenlik altına alındı.

Güney illerimizdeki Ermeni meselesi sona erdi.

İlk kez bir itilaf devleti Misak-ı Milli’yi tanıdı.

İtilaf devletleri grubu parçalandı.

BÜYÜK TAARRUZ 26-30 AĞUSTOS 1922

Büyük Taarruz için Yapılan Hazırlıklar

Bir yıla yakın hızlı ve gizli olarak savaş hazırlıkları yapıldı.

 Doğu ve güney cephelerinden takviye birlikler getirildi.

 Tekalif-i Milliye Kanunu bütün yurtta uygulandı.

 Orduya taarruz eğitimi verildi.

 Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlık süresi uzatıldı.

 Türk ordusu 26 Ağustos 1922’de Afyon’dan taarruza geçti.

  Afyon’dan taarruz edilmesinin sebebi,

 Yunanlıların taarruzu Eskişehir’den beklemeleri

 Afyon’un ulaşım ve haberleşme açısından merkezi bir konum olması

Sonuçları:

Yunanlılar büyük bir yenilgiye uğradı.

 9 Eylül’de İzmir, 18 Eylül’de Bursa düşmandan kurtarıldı.

  Mustafa Kemal Paşa “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” sözünü söyledi.

 Yunan başkomutanı esir alındı.

 Kurtuluş Savaşı başarıya ulaştı.

  Kurtuluş Savaşı’nın sıcak savaş dönemi bitti, diplomatik mü­cadele dönemi başladı.

  Yunanlıların çekilmesi üzerine Türk ordusuyla İngiliz kuvvet­leri karşı karşıya geldiler.

 İtilaf devletleri ateşkes teklifinde bulundular.

MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI 11 EKİM 1922

Katılan Devletler:

İngiltere – İtalya – Fransa <-> TBMM

  • Yunanlılar katılmadı.
  • Yunanistan’ı İngiltere temsil etti.
  • TBMM’nin temsilcisi ismet Paşa’dır.

Maddeleri

Türk ve Yunan kuvvetleri arasındaki savaş hali sona erecek

Doğu Trakya 15 gün içinde Yunanlılarca boşaltılacak ve TBMM’ye teslim edilecek

TBMM, barış antlaşması imzalanıncaya kadar Doğu Trak­ya’ya asker göndermeyecek ancak sekiz bin kadar jandarma kuvveti bulundurabilecek

İstanbul ve Boğazların yönetimi TBMM’ye bırakılacak ancak barış yapılıncaya kadar İtilaf kuvvetleri İstanbul’da kalacak

Türk kuvvetleri barış yapılıncaya kadar Çanakkale-lzmit çiz­gisinde bekleyecek

Önemi

Kurtuluş savaşının silahlı mücadele bölümü sona erdi.

İstanbul ve Doğu Trakya savaş yapılmadan kurtarıldı.

 Osmanlı devleti hukuken sona erdi.

Lozan Antlaşması’na zemin hazırlandı.

İngiltere’de Yunan yanlısı Lyod George Hükümeti istifa etti.

İsmet Paşa’nın prestiji arttı.

Anadolu’nun İşgali ve Kurulan Cemiyetler

ANADOLU’NUN İŞGALİ ve KURULAN CEMİYETLER

Anadolu’yu işgal eden devletler şunlardır : 

izmir escort
 

İngilizler        Fransızlar           İtalyanlar        Yunanlılar

Musul                Dörtyol               Antalya            İzmir

Urfa                   Adana                Fethiye            Aydın

Antep               Mersin            Bodrum           Edirne

Maraş              Urfa                   Konya

Batum              Antep         

Samsun           Maraş         

Kars                                   

Merzifon     

 İngilizler işgal ettiği Urfa, Antep ve Maraş’ı daha sonra Fran­sa’ya bıraktı.

 13 Kasım 1918’de itilaf donanması İstanbul’a geldi.

PARİS BARIŞ KONFERANSI (18 Ocak 1919)

Konferansı yönlendiren devletler; Amerika, İngiltere, Fransa, Japonya ve İtalyadır.

 Asıl amaç itilaf devletlerinin mağlup devletlerle yapacakları antlaşmaların ilkelerini belirlemektir.

 Ancak konferansta daha çok Osmanlı topraklarının paylaşı­mı görüşülmüştür.

 Sömürge yolları üzerinde güçlü bir devlet istemeyen İngilte­re, savaş sırasında İtalya’ya verilen Batı Anadolu’nun Yuna­nistan’a verilmesini istemiştir.

 Böylece itilaf devletleri arasında ilk anlaşmazlıklar başlamıştır.

  Konferansta; Milletler Cemiyeti’nin kurulması kararlaştırılmıştır.

 Milletler Cemiyeti’nin kuruluş amacı dünya barışını sağlaya­bilmek ve insanlığın bir daha Birinci Dünya Savaşı gibi fela­ketlere sürüklenmesini önlemekti. (Türkiye bu cemiyete 1932 yılında üye oldu.)

İZMİR’İN İŞGALİ (15 MAYIS 1919)

 Paris Konferansında belirtildiği gibi İzmir ve çevresi kendisi­ne verilen Yunanistan, 15 Mayıs günü İzmir’i işgal eder.

 Yunanlılar işgalin haklı olduğu konusunda dünya kamuoyunu yanıltmaya çalışıyorlardı.

 Batı Anadolu’nun tarihi ve kültürel açıdan Yunanlılara ait ol­duğu, bölgede Rumların çoğunlukla olduğu, Hristiyanlar’ın katledildiği iddia edilmekte, Osmanlı Devleti’nin güvenliği sağlayamadığı belirtilmektedir.

 İzmir’in işgalinden sonra Yunanlıların halka zulmetmeye başlaması halkın uyanmasına sebep oldu.

 Böylece Batı Anadolu’da ilk defa KUVAY-I MİLLİYE hareka­tı doğmuştur.

AMİRAL BRİSTOL RAPORU (13 EKİM 1919)

Yunanlıların işgal gerekçelerinin doğruluğunu araştırmak üzere Amerikalı Bristol başkanlığında kurulan komisyon bölgeye gelerek incelemelerde bulunur ve rapor hazırlar.

Raporda Yunanlıların iddialarının gerçekçi olmadığı belirtmiştir.

 Bu raporda Batı Anadolu’daki karışıklığın sorumluluğunun Yunanlılara ait olduğu ilk kez belirtilmiştir.

 Böylece Türklerin haklı davası ilk kez uluslararası alan­da duyurulmuştur.

KUVAY-I MİLLİYE HAREKETİ            

 Mondros’tan sonra vatanın dört yandan işgal edilmeye baş­laması üzerine işgal bölgesinde bulunan halkın kendiliğinden oluşturduğu direniş kuvvetleridir.

Türk Milleti’nin milli mücadele döneminde kendiliğinden silah­lanarak kurduğu bu kuvvetlere Kuvay-ı Milliye denir.

Bu birlikler bölgesel olarak ortaya çıkmış olup düzenli ve di­siplinli bir ordu durumunda değildir.

İlk silahlı direnme 19 Aralık 1918’de Dörtyol’da Fransızlara karış oldu. İlk Kuvay-i Milliye Hareketi ise Batı Anadolu’da İzmir’in işgalinden sonra Yunanlılara karşı başlatılmıştır.

 

I. DÜNYA SAVAŞI SONUNDA İMZALANAN BAR ANTLAŞMALARI:

BİRİNCİDÜNYA SAVAŞI SONUNDA İMZALANAN BAR ANTLAŞMALARI:

a) Versay Antlaşması (28 Haziran 1919):

 İtilaf devletleri ile Almanya arasında imzalanmıştır.

 Almanya’ya askeri ve ekonomik kısıtlamalar getirildi.

 Bu antlaşma ile Almanya, Avrupadaki topraklarının bir kıs­mıyla bütün sömürgelerini kaybetmiştir.

 Alsace-Loren bölgesi Fransa’ya bırakıldı.

 Bu durum Almanya’da rejim değişmesine, silahlanmanın başlamasına ve II. Dünya savaşına zemin hazırlamıştır.

b) Saint Germain Antlaşması (10 Eylül 1919): İtilâf devlet­leri ile Avusturya arasında imzalandı. Bu antlaşma ile Avusturya-Macaristan imparatorluğu parçalanmış Avusturya bir cum­huriyet haline getirilmiştir

c)  Triyanon Antlaşması (6 Haziran 1920): İtilaf devletleri ile Macaristan arasında imzalanmıştır.

d) Nöyyi Antlaşması (27 Kasım 1919): Bulgaristan’ın Ege Denizi ile olan bağlantısı kesildi. Balkan Savaşları sırasında el­de ettiği toprakları kaybetti.

e) Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920): İtilaf devletleri Os­manlı devleti ile yapacakları antlaşmanın esaslarını San Remo Görüşmesi ile belirleyerek 10 Ağustos 1920’de Osmanlı Devle­tine kabul ettirdiler.

Bu antlaşmanın geç yapılmasının sebebi, itilaf devletlerinin Osmanlı topraklarının paylaşılması konusunda anlaşmazlığa düşmeleridir.

1.DÜNYA SAVAŞI SONUNDA KURULAN CEMİYETLER

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONUNDA KURULAN CEMİYETLER

CEMİYETLER

   1)   Zararlı Cemiyetler                                                                 

      Azınlıklar tarafından kurulan zararlı cemiyetler                                                                 

      Milli varlığa zararlı cemiyetlerzararlı cemiyetler           

    2)Yararlı Cemiyetler

   ZARARLI CEMİYETLER

  1. AZINLIKLAR TARAFINDAN KURULAN CEMİYETLER
  2. yüzyıldan beri Türk toplumu içinde hür ve rahat yaşamış azınlıklar (Ermeni ve Rum) 20. yüzyılda Türklerin içinde bulunduğu durumdan yararlanarak topraklarımızı parçalamak amacıyle cemiyetler kurmuşlardır,
  3. Mavri Mira Cemiyeti:

+  İstanbul Fener-Rum Patriği tarafından kurulmuştur.

+  Mavri Mira büyük Yunanistan Krallığını kurmak istiyordu.

+  Ermeni patriği ile de ilişki halindeydi.

  1. Pontus – Rum Cemiyeti:

+ Trabzon merkez olmak üzere Samsun’dan Batum’a kadar uza­nan alanda Pontus-Rum Devleti kurmayı amaçlamıştır.

  1. Etnik-i Eterya Cemiyeti:

+ 1814’te kurulan cemiyetin amacı Yunan ideallerini (Megalo İdea) gerçekleş­tirmek (1829’da Yunanistan’ın bağımsız olmasında etkili ol­du.)

  1. Taşnak ve Hınçak Cemiyetleri:

+ Mavri Mira ile işbirliği yapan bu Ermeni cemiyetlerinin amacı Doğu Anadolu’dan Adana’ya kadar uzanan bir Ermeni devlet kurmaktı.

+  Fransızlar tarafından desteklenmiştir.

  1. Kardos Cemiyeti:

+ Rumlar tarafından kurulan cemiyetin görünüşteki amacı Rum göçmenlerine yardımcı olmak.

+ Etnik-i Eterya’nın bir kolu olarak faaliyet göstermiştir. Doğu Karadeniz’e göçmen adı altında silahlı Pontus çeteleri gön­dermiştir.

  1. Mekabi ve Alyans-lsrailit Cemiyetleri: Yahudiler tara­fından ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla kurulmuştur.

Diğerleri; Yunan Kızılhaç Cemiyeti (Rum), Rum Ermeni Bir­lik Komitesi, Zaven Efendi Derneği.

  1. MİLLİ VARLA ZARARLI CEMİYETLER

Müslümanlar tarafından kurulan zararlı cemiyetlerdir. Kuru­luş amaçlan olumlu olmasına rağmen izledikleri metotlardan dolayı milli bağımsızlığa ters düşmüşlerdir.

  1. Hürriyet ve İtilaf Fırkası:

+ İttihat ve Terakki düşmanlığı ile ortaya atılmış, iç isyanlarda kışkırtıcı rol oynamış, müdafaai hukuk hareketlerini hedef al­mıştır.

  1. Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası:

+ Sadrazam Damat Ferit tarafından desteklenen cemiyeti vata­nın kurtuluşunun ancak padişah ve halifenin buyruklarına bağlı kalmakla gerçekleşebileceğini savunmuştur.

  1. Teali – İslam Cemiyeti:

+ İstanbul’da kurulmuştur. Temel dayanağı hilafettir. Kurtulu­şun Islamda olduğu savunmuştur.

  1. Kürt Teali Cemiyeti:

+ Wilson prensiplerinden güç alınarak İstanbul’da kurulmuştur. Doğu Anadolu’da bağımsız bir Kürdistan devleti kurmayı he­deflemiştir.

  1. Wilson Prensipleri Cemiyeti:

+ Bazı aydınlar tarafından desteklenen cemiyet, Osmanlı Devleti’nin varlığını koruyabilmesi için ABD’nin manda ve hima­yesine girmesi gerektiğini savunmuştur.

  1. İngiliz Muhipleri Cemiyeti:

+ İstanbul hükümetince desteklenen cemiyet, Osmanlı Devleti’nin varlığını koruyabilmesi için tek yolun İngilizlerin hima­yesine sığınmak olduğu tezini savunmuştur.

YARARLI CEMİYETLER

  1. Trakya-Paşaeli Cemiyeti:

+  Kurulan ilk yararlı cemiyettir.

+ Trakya’nın Yunanlılar tarafından işgalini önlemek amacıyla kurulmuştur.

+ Osmanlı Devleti’nin dağılması durumunda bağımsız bir dev­let kurma kararı da alınmıştır.

  1. İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (Redd-i İlhak):

 +  Mondros’tan hemen sonra İzmir’de kuruldu.

 +  Amacı İzmir ve çevresini Yunanistan’a katılmasını önlemektir.

 + Ancak İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinin kesinleşmesi üzerine  Redd-i İlhak Cemiyeti olarak çalışmalara devam

edildi.

  1. Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti:

+  Merkezi İstanbul’dur.

+  Doğu Anadolu’da teşkilatlanarak faaliyet göstermiştir.

+ Amacı Doğu Anadolu’yu işgallerden koruyarak Ermeni devle­tinin kurulmasını önlemektir.

 +  Erzurum kongresini bu cemiyet düzenlemiştir.

4.Kilikyalılar Cemiyeti:

 +  İstanbul’da kurulmuştur.

 + Amaç; Adana ve çevresini Fransız ve Ermeni işgalinden kur­tarmaktır.

  1. Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti:

+ Bu cemiyet, Trabzon ve çevresine yönelik Rum ve Ermeni id­dialarına karşı, Türk ve Müslüman halkın haklarını korumak amacıyla faaliyet göstermiştir.

  1. Milli Kongre Cemiyeti:

+  İstanbul’da kuruldu.

+  Cemiyetin amacı, Türklere karşı yapılan haksız ve yersiz propagandalara karşı çıkmak, basın ve yayın yolu ile Türk Milletinin haklı sesini dünyaya duyurmaktır.

 -Kuvay-i Milliye tabirini kullanan ilk kuruluş Milli Kongre Ce­miyetidir.

Yararlı Cemiyetlerin Özellikleri

 Bölgesel cemiyetlerdir. Öncelikli amaçları ülkeyi korumak değil, kuruldukları bölgeyi korumaktır.

 Genellikle basın-yayın yolu ile çalışmalarını sürdürmüş­lerdir.

Milliyetçilik düşüncesi etkilidir.

 İstanbul’a bağlı veya karşı değillerdir.

 Sivas Kongresiyle birleştirilmişlerdir.


Kaynak : Turco-Italian War 1911-12, The Encyclopedia Americana (1954). cilt 27, s.175-177

Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI (1914-1918 )

XIX. yüzyılda Avrupa’daki sosyal. siyasal ve ekonomik alanlardaki gelişmelerde iki önemli olayın sonuçları etkili olmuştur.

izmir escort bayan

Sanayi Devrimi

Fransız İhtilali

Sanayi Devrimi (1850) : Üretimde kol gücünün yerini makinenin almasıdır. Sanayi devrimi önce İngiltere’de başlamış, daha sonra Fransa ve diğer Batı Avrupa ülkelerinde etkisini göstermiştir.

Sanayi Devriminin Sonuçları

 Üretim artmıştır.
Ham madde ve pazar sorunu ortaya çıkmıştır.
Sömürge elde etme yarışı hız kazanmıştır.

Bu gelişmeler yaşanırken Almanya ve İtalya siyasi birliklerini kuramadıkları için sömürgecilik yarışında geç kalmışlardır.

Daha sonra siyasi birliklerini tamamlayan bu devletlerin gelişen sanayileri için sömürge elde etmek istemeleri Avrupa’daki dengeleri değiştirmiştir.

Özellikle Almanya ile İngiltere büyük bir rekabete girmişlerdir.

Fransız ihtilali (1789) :

Fransız ihtilali sonucu dünyaya yayılan milliyetçilik düşüncesi, imparatorlukların parçalanmasında etkili olmuştur.

Özgürlük, eşitlik, adalet ilkeleri toplum yaşamına girmiş, düzenlenen yasalarla insan hakları devlet güvencesi altına alınmıştır.

Fransız ihtilali Nedenleri

ABD’ deki gelişmeler

Burjuva sınıfının güçlenmesi

 Fransız ihtilaliSonuçları

Milliyetçilik ve Özgürlük akımının oluşması

Eşitlik, Hürriyet, adalet bağımsızlık gibi ilkelerin toplum yaşamına girmesi

İnsan haklarının anayasalarla güvence altına alınması

Laikliğin devlet sisteminde ve hukuk anlayışında yer alması

Fransız ihtilali Olumlu Etkileri

Osmanlı Devletinde demokrasi hareketlerinin başlamasına neden oldu.

Bu gelişmeler : 

1808 Senedi İttifak,

1839 Tanzimat Fermanı,

1856 Islahat Fermanı

1876 I. Meşrutiyet

1908 II. Meşrutiyet

Fransız ihtilali Olumsuz Etkileri

Osmanlı Devletinde azınlıkların ayaklanması ve bunun sonucunda toprak kaybı.

1.Dünya Savaşında Cepheler

Topraklarımızda Savaştığımız Cepheler Topraklarımız dışında Savaştığımız cepheler
1. Kafkas Cephesi 1. Makedonya
2. Çanakkale Cephesi 2. Galiçya
3. Kanal Cephesi 3. Romanya
4. Irak Cephesi
5. Filistin Cephesi
6. Hicaz-Yemen Cephesi
7. Suriye Cephesi

Doğu ve Kafkas Cephesi Cephenin Açılma Nedenleri;

1- İttihatçıların Anadolu’daki Türklerle Orta Asya’daki Türk­leri birleştirmek istemeleri

2-  Almanların Baku petrollerini ele geçirmek istemesi

+  Osmanlı Devleti’nin ilk taarruz cephesidir,

+ Osmanlı orduları bu cephede Ruslara karşı savaştılar.

+ Gerekli hazırlıkların yapılmayıp tedbirlerin alınmaması nede­niyle Türk ordusu iklime mağlup olmuştur.

-> Sonuçta, Erzurum, Muş, Bitlis, Trabzon, Erzincan ve Van Rus işgaline uğradı. Çanakkale başarısından sonra Diyarba­kır’a gönderilen Mustafa Kemal, burada Rus ileri harekatının durdurulmasında ve Muş’un kurtarılmasında etkili oldu.

+ Bu sırada doğuda Ruslardan destek alan Ermenilerin katli­ama girişmesi üzerine çıkarılan 1915 Tehcir (göç) Kanunu ile Ermeniler güvenli olan yerlere göç ettirildi.

+ Rusya’da çıkan Bolşevik İhtilali Rusya’nın savaştan çekilme­sine neden oldu. İmzalanan 3 Mart 1918 Brest Litowsk Ant­laşması ile bu cephe kapanmıştır. Böylece bu cephe Osman­lı devleti lehine sonuçlandı. Doğu Anadolu’da birlik sağlandı.

Kanal Cephesi

+  Almanya’nın isteği ile Süveyş Kanalı’nda açılan bir cephedir.

+ Amacı İngiltere’nin Hindistan sömürge yollarıyla bağlantısını kesmektir. Bu cephede başlayan mücadeleler Temmuz 1916’de Osmanlı devleti aleyhine sonuçlandı.

Çanakkale Cephesi

19 Şubat 1915’te başlayan Çanakkale harekatı ile itilaf dev­letlerinin,

+ Osmanlı Devleti’ni saf dışı bırakmak

+ Rus ordusuna gerekli askeri yardımı ve malzemeyi ulaştırmak.

+ Balkan Devletleri’ni savaşa çekmek

+ Savaşı kısa zamanda sonuçlandırmak gibi önemli amaçları vardı.

+ 18 Mart 1915 günü başlayan asıl hücumları sonuçsuz kaldı. İtilaf donanmasını bozguna uğradı.

+ Boğazı geçemeyeceğini anlayan itilaf devletleri, Gelibolu’ya asker çıkardılar.

+  Gelibolu’daki mücadeleler sekiz ay kadar devam etti.

+ Mustafa Kemal’in 19. Tümen Komutanı olarak bulunduğu Türk ordusu; Conkbayırı ve Anafartalar’da zaferler kazana­rak düşman ilerleyişini durdurdu.

+ İngiliz ve Fransız güçleri 8-9 Ocak 1916’da Çanakkale’yi ta­mamen boşalttılar.

Sonuçları:

+ I. Dünya savaşı uzadı.

+ Düşman Çanakkale’yi geçemedi ve Rusya’ya yardım ulaştıramadı.

+ Mustafa Kemal’in tanınmasına ve Milli Mücadele’nin lideri ol­masına ortam hazırladı.

+ Savaş sırasında gizli antlaşmalar ilk kez ortaya çıktı.

+ Yarım milyona yakın insan hayatını kaybetti.

+ Balkan devletlerinin tutumları değişmiş, Bulgaristan İttifak Devletlerinin yanında savaşa girmiştir. (Amacı; I. Balkan sa­vaşı sonunda kazandığı toprakları tekrar alabilmektir.)

+ İtilaf devletleri güçlerini Çanakkale’ye yığdıklarından Almanya rahatladı.

Filistin Cephesi

Osmanlı Devleti’nin kanal harekatında başarılı olamaması üzerine üstünlük İngiltere’ye geçmiş İngiltere, Araplarla işbirliği yaparak Osmanlı ordusunu Şam’a kadar çekilmeye zorlamıştır.

Irak Cephesi

+  Bu cephe İngilizler tarafından açıldı.

+ Amaç, Kuzey yönünde ilerleyip Kafkaslardaki Rus kuvvetle­riyle birleşmekti.

+ Böylece Türk kuvvetlerinin İran’a girerek Hindistan’ı tehdit et­mesini önlemiş olacaktı.

+ İngiltere ayrıca Abadan petrollerini korumak istiyordu. Kasım 1915’te Türk kuvvetleri Kut-ül Amara’da İngilizleri yendiler.

+ Ancak sonuçta Türk ordusu başarısız oldu ve İngilizler Bağ­dat’ı işgal ettiler.

Yemen – Hicaz   Cephesi

+ Türk birlikleri bu cephede hem İngilizlerle hem de ayaklanan Araplarla savaşmak zorunda kalmıştır.

+ Bu cephedeki savaşlar İslam dünyasında ümmetçilik düşün­cesinin sona erdiğini, yerine milliyetçiliğin güçlenmesine se­bep olmuştur.

Suriye Cephesi

+  Filistin Cephesinin devamıdır.

+ Mustafa Kemal bu cephede Yedinci Ordu Komutanı olarak bulunuyordu.

+ Mustafa Kemal, Halep’in kuzeyinde bir savunma hattı kura­rak İngiliz ve Arapların saldırılarını önledi.

Savaş Sırasındaki Önemli Gelişmeler

+ İtalya savaş öncesi ittifak devletleri tarafında iken savaş baş­layınca tarafsızlığını ilan etmiş, İngiltere’nin bol vaatleri so­nucu Londra antlaşmasıyla (1915) itilaf devletleri yanında sa­vaşa katılmıştır.

    İtilaf devletleri Osmanlı devletinin topraklarını paylaşmak için gizli anlaşmalar yaptılar

+ Savaşın başında ABD tarafsızlığını ilan etmiş, Almanya ile arası açılınca itilaf devletleri yanında savaşa girmiştir.

     ABD’nin savaşa girmesiyle;

   Savaşın gidişatı ittifak devletleri aleyhine değişti.

  Bulgaristan savaştan çekildi.(İttifak devletleri bloğundan çekilen ilk devlettir.)

  Savaşın ömrü kısaldı.

    ABD’nin ardından Yunanistan itilaf devletleri yanında sava­şa girdi.

  1917’de Rusya’da Bolşevik ihtilali çıkmış ve Çarlık Rusyası yıkılmıştır.

    Bu sebeple ittifak devletleri ile Brest-litowsk (3 Mart 1918)barışını yapan Rusya savaştan çekilir.

 Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti 1878 Berlin Antlaşması ile kaybettiği Kars, Ardahan ve Batum’u (Elviye-ı Selase) geri almıştır.

WİLSON İLKELERİ (8 Ocak 1918)

Amerika Başkanı VVilson, savaş henüz sona ermeden, barış ilkelerini açıklamıştır.

Bu ilkeler;

  1. Savaş sonunda yenen devletler yenilen devletlerden top­rak almayacak
  2. Barış antlaşmaları açık olacak, gizli antlaşmalar yapılma­yacak.
  3. Devletlerarası sorunları uluslararası platformda çözmek için uluslararası bir cemiyet kurulacak. (Milletler cemiyeti)

  1. Osmanlı devleti’nde Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelere kesin egemenlik hakkı tanınmalıdır.
  2. Silahlanma yarışına son verilecek ve devletler birbirine garanti verecek.
  3. Osmanlı topraklarında yaşayan azınlıkların çoğunlukta ol­dukları yerlerde bağımsız devlet kurmalarına imkan verilecektir.
  4. Boğazlar Dünya devletlerine açık olacak.

 Bu ilkeler başarıya ulaşamamıştır. Çünkü; İngilizler, Fran­sızlar ve İtalyanlar bu ilkelerin kendi çıkarlarına ters düştüğü­nü anlamışlardı.

Bir yandan ABD’ye ters düşmemeye çalışırken bir yandan da gizli antlaşmaları uygulamaya çalıştılar.

 İşgallerini gizleyebilmek için mandacılık rejimini ortaya attılar.

     Savaşın Sona Ermesi:

İttifak grubu artık savaşı devam ettiremeyeceğini anlamıştı. İlk önce Bulgaristan savaştan çekildi.

 Müttefiklerinin yenilgiyi kabul etmesi üzerine Osmanlı Devle­ti, Mondros Ateşkesini (30 Ekim 1918) imzalayarak savaştan çekildi.

 Ardından Avusturya ve son olarak da Almanya’da savaştan çekildiler.

1.DÜNYA SAVAŞI’NIN SONUÇLARI

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI

 Devletler arasındaki siyasi ve güç dengeleri bozuldu.

 Yugoslavya, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan gibi yeni devletler kuruldu.

  Milli devletler kurulmaya başlandı.

  Yeni rejimler ortaya çıktı.

 Askeri teknoloji gelişti. (I. Dünya savaşı sırasında ilk kez kim­yasal silahlar, denizaltı, uçak ve tanklar kullanılmıştır.)

 Osmanlı Devleti Ortadoğu’daki topraklarını kaybederek (Arap dünyası) Anadolu’ya çekildi.

 II. Dünya Savaşı’na zemin hazırladı.

Dünya barışını korumak için Milletler Cemiyeti kuruldu.

Mondros Ateşkes Antlaşması‘nın Uygulanması.

İtilaf devletleri, barış antlaşmasının imzalanmasını bekleme­den, Mondros’a dayanarak Osmanlı topraklarını işgal etmeye başladılar.

Trablusgarb Savaşı (1911-1912)

TRABLUSGARP SAVAŞI (1911-1912)

 
izmir bayan escort

Savaşın Nedenleri ve Öncesi
16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya, 19. yüzyılda siyasi birliğini sağladığında sömürgelerin çoğu İngiltere, ve Fransa tarafından paylaşılmıştı.
 1881’de İngiltere’nin Mısır’ı işgali, ardından da Fransa’nın 1882 ‘de Cezayir ve Tunus ‘u ele geçirmesinden sonra, İtalyanlar, Kuzey Afrika’da kalan son Türk toprağı olan Trablus’la ilgilenmeye başlamışlardı.
 Aslında deniz aşırı bir imparatorluk kurmak isteyen İtalya’nın Trablus’la ilgilenmesi yeni değildi.1890 yılında, İtalyan başkanı Francesco Crispi’nin, bir İngiliz lorduna yazdığı özel bir mektupta, Trablus’la ilgilendiklerini belirttiği bilinmektedir. ancak Crispi 1891’de başkanlıktan inince, Trablusgarp planları da rafa kalktı ve savaş 20 yıl beklemiş oldu.1898 yılında İngiltere ve Fransa arasında,Kuzey Afrika‘daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Olayı (“krizi” de denir) sonunda Kuzey Afrika‘nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablus da İtalya’ya bırakıldı.
1902 yılından itibaren İtalya, Trablus üzerinde bir “Barışçıl İşgal” politikası uygulamaya başladı. Buna göre :
 Roma Bankası’nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer işyerlerinin, gerekirse silahlı bir saldırıya zemin hazırlaması amacı güdülüyordu. Ancak Türk tarafı, bu ard niyetli ekonomik gelişimi durdurabilmek için çok çaba sarfederek, sonunda önünü kesmeyi başardı.
 Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı.

Trablusgarp Savaşı’nın Sebepleri:

Siyasi birliğini geç kuran İtalya’nın sömürgecilik faaliyetlerine girişmesi.
İtalya’nın Habeşistan’a saldırması ve başarılı olamaması.
İtalya’nın Habeşistan yenilgisi üzerine yeni yerlere göz dikmesi.
İtalya’nın diğer Avrupa devletleri ile anlaşması.
Trablusgarp’ın İtalya’ya yakın ve savunmasız olması.
Trablusgarp’ın ticaret yolları üzerinde bulunması ve zengin maden yataklarına sahip olması.

  Trablusgarp Savaşı’nın Gelişimi:

İtalya, Rusya ile Racconigi Antlaşması’nı yapmış, Rusya boğazlara karşılık İtalya’nın Trablusgarp’ı işgal etmesini desteklemiştir (1909).

İtalya, Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp’ı gelişmişlikte geri bıraktığı ve bölgedeki İtalyanlara kötü davrandığı iddiasıyla Osmanlı’ya ültimatom çekmiştir.

Osmanlı Devleti’nin görüşme isteğine rağmen İtalya, Trablusgarp’ı işgal etmiştir.

Mustafa Kemal Trablusgarp ve Derne’de, Enver Bey de Bingazi’de başarılar kazanmıştır.

Savaşın uzun sürmesi İtalya’yı maddi sıkıntıya sokmuş, savaşın bitmesini isteyen halkın tepkisi üzerine İtalya, Osmanlı’yı barışa zorlamak için Oniki Ada’yı işgal etmiştir.

Bu sırada I.Balkan Savaşı başlaması, Osmanlı’yı zor durumda bırakmış ve Osmanlı Devleti İtalya ile Uşi Antlaşması’nı imzalanmıştır

Uşi Antlaşması

Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakılacak.


Oniki Ada, Balkan Savaşı’ndan sonra geri alınmak üzere geçici olarak İtalya’ya bırakılacak.


İtalya, kapitülasyonların kaldırılması konusunda Osmanlı’ya yardım edecek.


Trablusgarp ve Bingazi’nin Duyun-u Umumiye İdaresi’ne ödediği borçları İtalya ödeyecek.


Trablusgarp ve Bingazi dini bakımdan Osmanlı halifesine bağlı kalacak.

 

 Trablusgarp Savaşı’nın Sonuçları:

Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’da toprağı kalmamıştır.
İtalya Ege Denizi’ne yerleşmiştir.
İtalya Doğu Akdeniz’de önemli bir güç olmuştur.
Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı anlaşılmıştır.
Oniki Ada geri alınamamış.

İlk Milli Banka Ziraat Bankası

İlk Milli Banka Ziraat Bankası

  1868 yılında Memleket Sandıkları’nın faaliyet amaçları doğrultusunda Mithat Paşa tarafından İstanbul Emniyet Sandığı kurulmuştur. İstanbul Emniyet Sandığı genel olarak tasarruf toplamak amacıyla faaliyet sürdürmüştür. Yaklaşık yirmi yıl gibi uzun bir süre Memleket Sandıkları ve İstanbul Emniyet Sandığı birbirinden ayrı faaliyetlerini sürdürmüştür.

türk porno

ziraat bankası

  1888 yılında Mithat Paşa tarafından bu kurumlarla ilgili bir düzenleme yapılmıştır ve hepsi bir çatı altında birleştirilmiştir. Bu iki önemli kurum Ziraat Bankası ismi altında birleşmiştir. Ziraat bankası, bünyesinde olan kurumlardan da anlaşılacağı üzere genel olarak tarımsal kredi teşviki ve çiftçiye gereken finansmanı sağlamak amacıyla kurulmuştur. Banka, 1916 yılından sonra yeni bir yasayla tekrar düzenlenmiştir ve kamu bankası niteliğini almıştır.

  Osmanlı Devleti Dönemi’nde kurulmuş olan Ziraat Bankası oldukça önemli bir kamu kurumu olmuş ve bu özelliğini günümüze taşımayı başarmıştır. Ziraat Bankası en köklü milli bankamız özelliğini korumuştur.

Osmanlı Ve Hoşgörü

OSMANLI VE HOŞGÖRÜ

Hoşgörü Politikası

porno

Osmanlı Devletinde hoşgörü anlayışıyla bir idare sistemi vardır. Azınlıklara daima hoşgörülü yaklaşılmıştır.

Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan pek çok farklı etnik köken ve farklı kültürler bulunmaktaydı. Türkler, Boşnaklar, Arnavutlar, Hicazlılar, Kazaklar, Libyalılar, Tunuslular ve benzeri pek çok millet buna örnek olarak sayılabilir. 600 senelik uzun bir dönem boyunca Osmanlılar bu kavimleri hoşgörü anlayışı çerçevesinde yönetmişlerdir.

FELAKET YAŞAYAN ÜLKELERE YARDIMLAR

Osmanlının hoşgörüsü, başka kıtalara da uzandı. 2. Abdülhamid, 18 Eylül 1894 tarihinde binlerce kilometre uzaklıktaki Amerika’da orman yangınlarından zarar görenlere 300 lira yardım gönderdi. Osmanlının bu yardımına karşılık, Washington Sefareti bir yazıyla teşekkürlerini bildirirken, bütün Amerikan gazeteleri de bu yardımdan övgü ile bahsetti. Abdülmecid, 1847’de İrlanda’da meydana gelen büyük kıtlık nedeniyle bu ülkeye cömert bir yardım yaparak diğer Avrupa devletlerine örnek olurken, 2. Abdülhamit 1900 yılında Hindistan’da kıtlık çeken halka Bağdat ve Basra’dan yeterli miktarda zahire satın alınarak gönderilmesi için talimat verdi.
”BİRLİKTE YAŞAMAK”
Osmanlı Devleti yaklaşık 600 yıllık bir dönemde bünyesinde farklı din, millet, mezhep ve kültüre sahip bir insan topluluğunu adil bir yönetim anlayışıyla barış içinde yönetme kabiliyetini gösterdi. Osmanlı devletinin bu adil yönetimi sayesinde birbirinden çok farklı özelliklere sahip insanların, kendi dil, din ve kültürlerini serbestçe yaşayabildi: ”Bunun adı günümüz diliyle ‘birlikte yaşamak’tır. Birlikte yaşamak demek, çok kültürlülük içinde birbirlerine hoşgörü gösterebilmesidir. Bugünün dünyasının temel sorunu olan bu konuda Osmanlı Devleti zengin bir tecrübeye sahiptir.
FATİH’İN HOŞGÖRÜSÜ…
Batılılara Osmanlı hoşgörüsünü ilk tanıtan padişahlardan Fatih Sultan Mehmet, 4 Nisan 1478 tarihli Bosna ruhbanlarının dini hayatlarını serbestçe sürdürebilmeleri hakkındaki fermanında şöyle seslendi: ”Ben ki, Sultan Mehmed Hanım… İhsan edip Bosna rahiplerine buyurdum ki; Kiliselerinizde korkusuzca ibadet ve memleketimizde korkusuzca ikamet edin. Ne vezirlerimden ne de halkımdan kimse bunları incitmesin ve rencide etmesin. Allah’a, Peygamber’e, Kur’an’a ve kuşandığım kılıca yemin olsun ki, canları, malları ve kiliseleri bana itaat ettikleri sürece güvencem altındadır.
Kanuni Sultan Süleyman, 1560’da beylerine, ”Her türlü vergiyi sadece kanunlar çerçevesinde toplattırasın. Hiçbir kimseye fazladan bir akça dahi aldırtmayasın” emrini verirken, 2. Abdülhamid, 1894’te binlerce kilometre uzaklıktaki Amerika’da orman yangınlarından zarar görenlere 300 lira yardım gönderdi.

Cumhuriyetin İlanı 29 Ekim 1923

CUMHURİYETİN İLANI 29 Ekim 1923

TÜRKİYE’NİN YÖNETİM BİÇİMİ

 23 Nisan 1920’de TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) açıldı. Böylece Milli Egemenlik ilkesi gerçekleştirilmiş oldu. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Yeni Türk devletinin yönetim rejimi belirlenmiş oldu.

üvey anne porno
NOT: TC’nin ilk Cumhurbaşkanı M.Kemal, ilk başbakanı İsmet İnönü, ilk meclis başkanı Fethi Okyar’dır.

Türkiye Devleti Cumhuriyet ile yönetilir. Milli Egemenlik ilkesine dayanır. Milli Egemenlik; bir milletin kendini yönetmesi, kendini yönetecek kişileri seçmesi anlamındadır. Halkın yönetimde söz ve karar sahibi olmasıdır.

Yapılan seçimlerde milletvekili seçilen kişiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni oluşturur.

Ülkemizde;

¨                        Yasama (Yasa Yapma) = TBMM’nin (Türkiye Büyük Millet Meclisi)

¨                        Yürütme (Yasaları Uygulama) = Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı’nın

¨                        Yargı (Yasalara Uymayanları Cezalandırma) = Bağımsız Mahkemelerin işidir

Osmanlı Devleti Yıkılış Dönemi

 Osmanlı Devleti Yıkılış Dönemi

  Osmanlı Devleti Dağılma Dönemi 1792 Yaş Antlaşması ile başlayıp 1922 de Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar devam eden dönemdir. Osmanlı Devleti Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından yararlanıp denge politikası izleyerek varlığını korumaya çalışmıştır.

Osmanlı Devletinin Yıkılışı sebepleri nedir

Osmanlı Devleti Dağılma Dönemi 1792 Yaş Antlaşması ile başlayıp 1922 de Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar devam eden dönemdir. Osmanlı Devleti Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından yararlanıp denge politikası izleyerek varlığını korumaya çalışmıştır.

Osmanlı Avrupa’da çıkan isyanlar ve uzun süren Rus savaşları ile iyice yıpranmış ve devlet yönetiminde ıslahata yönelik çalışmalar yapılmış ise de pek başarılı olunamamıştır.

Osmanlı Devletinin Yıkılışı sebeblerini söyle özetleye biliriz..

A.İÇ SEBEPLER
a.Devlet idaresinin bozulması
b.Osmanlı toprak sisteminin bozulması
c.Yeniçeri ocağının bozulması
d.Medrese ve eğitim sisteminin bozulması
e.Adliye mekanizmasının çöküşü
f.Kapitülasyonlar
g.Osmanlının batı gelişmelerine yetersizliği
h.Toplum yapısı ve gayrimüslimler

B.DIŞ SEBEPLER

a.Osmanlı devletinin jeopolitik konumu
b.Şark meselesi
c.Büyük devletlerin Osmanlı üzerindeki emelleri

Osmanlı Devleti Dağılma Dönemi

OSMANLI DEVLETİ DAĞILMA DÖNEMİ

AÇIKLAMA :

 Osmanlı Devleti’nin ‘‘DAĞILMA DÖNEMİ’’,1792 tarihli YAŞ ANTLAŞMASI ile başlar,30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan ve Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erdiği antlaşma olan MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI’na kadar devam eder.

DAĞILMA DÖNEMİ PADİŞAHLARI :
III. Selim (1789 – 1807)  
IV. Mustafa (1807 – 1808)  
II. Mahmut (1808 – 1839)  
Sultan Abdülmecid (1839 – 1861)  
Sultan Abdülaziz (1861 – 1876)  
V. Murat (1876)
II. Abdülhamit (1876 – 1909)
V. Mehmet Reşat (1909 – 1918)  
VI. Mehmet Vahdettin(1918 – 1922)
Dağılma Döneminin genel politikası (Denge Politikası)
Avrupalı Devletlerin kendi aralarındaki rekabetten faydalanarak elindeki toprakları korumak ve varlığını devam ettirmektir.
Dağılma Dönemi siyasi Olayları
Osmanlı – Rus Savaşı (1806-1812)
Nedenleri:
1- Rusya’nın balkanlardaki azınlıkları Osmanlı aleyhine kışkırtmaları
2- Osmanlı Devletinin Rus yanlısı Eflak- Boğdan beylerini görevden alıp, boğazları kapatması
Ruslar savaş ilan etti. Eflak- Boğdan’ı işgal etti. Ruslar savaş devam ederken Fransa ile Tilsit Antlaşmasını imzaladılar. Osmanlı buna karşılık İngiltere ile Çanakkale (Kale-i Sultaniye) antlaşmasını imzalayarak İngiltere’nin desteğini aldı.
Savaş Osmanlının aleyhine sonuçlandı. Savaş sonunda Bükreş Antlaşması imzalandı. (1812)
Buna göre; – Eflak – Boğdan Osmanlıya geri verildi.
– Rus ticaret gemilerinin boğazlardan serbestçe geçmesine izin verildi.
– Sırbistan’a imtiyazlar verildi.
Önemi: İlk defa bir azınlığa imtiyaz verildi.
Osmanlı Devletinde Milliyetçilik Hareketleri
1- Sırp Ayaklanması (1804):
Nedenleri:
1- Milliyetçilik akımı
2- Rusların balkanlardaki halkı kışkırtması
3- Merkezi otoritenin zayıflaması
4- Yeniçerilerin halka kötü davranmaları
5- Osmanlı – Rus – Avusturya savaşlarının Sırp topraklarında yapılması
Sırplar Karayorgi başkanlığında ayaklandılar. Bu isyan bastırıldı. Bir müddet sonra Miloş başkanlığında Sırplar tekrar ayaklandılar. Osmanlı Rusya’nın olaya karışmasını önlemek amacıyla Miloş Sırp Prensi olarak tanındı. Osmanlıya bağlı Sırbistan Prensliği kuruldu.
NOT: Milliyetçilik akımının etkisiyle Osmanlılara karşı ilk ayaklanan ve ayrıcalık alan Sırplardır.
2-Yunan Ayaklanması(1821):
Nedenleri:
1- Milliyetçilik akımı
2- Rumların ticaret sayesinde zenginleşmeleri
3- Etnik-i Eterya Cemiyetinin kurulması ,Yunan Devletinin kurulması yolunda çalışmalara başlaması
Eflak İsyanı: Rumlar ilk isyanlarını Eflak’ta çıkarmışlardır. İsyan bastırılmıştır.
Mora İsyanı: Rumlar Mora’da isyan çıkardılar. Mora isyanının giderek yayılması üzerine II. Mahmut isyanı bastırmak amacıyla Mora ve Girit valiliklerinin kendisine verilmesi şartıyla Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’dan yardım istedi. Gönderilen donanma yardımı ile isyan kısa sürede bastırıldı.
Navarin Olayı(1827):
Mora isyanının bastırılmasından İngiltere, Fransa ve Rusya rahatsız oldular. Çünkü; bu bölgede güçlü bir Mısır valiliği yerine güçsüz bir Osmanlı Devleti onların çıkarlarına daha uygun geliyor. İngiltere, Fransa ve Rusya aralarında anlaşarak Osmanlı Devletinden Yunanistan’ın bağımsızlığını tanımasını istediler. II.Mahmut bu teklifi reddedince Navarin’de Osmanlı ve Mısır donanmaları yakıldı. (1827)
Osmanlı-Rus Savaşı(1828-1829):
Nedeni:
Osmanlı Devleti Navarin olayını protesto ederek üç devletten tazminat ödemelerini istemesi
Ruslar balkanlardan ve Kafkaslardan saldırıya geçtiler. Rus ordusunun Edirne’ye kadar ilerlemesi üzerine Osmanlı Devleti antlaşma istedi. Edirne Antlaşması imzalandı. (1829)
Buna göre; – Yunanistan bağımsız olacak.
– Sırbistan’a özerklik verilecek.
– Tuna üzerinde ve doğuda önemli kaleler Ruslara verilecek.
– Rus ticaret gemileri Boğazlardan serbestçe geçebilecek.
Önemi: İlk defa azınlık bir toplum bağımsızlık kazandı. Mısır Sorunu ortaya çıktı.
Cezayir’in Fransızlar Tarafından İşgali(1830)
Kanuni Döneminde Cezayir Osmanlıya katıldı. Osmanlı Devletinin Yunan isyanı ile uğraşmasını fırsat bilen Fransa Cezayir’i işgal ederek topraklarına kattı. Böylece; K. Afrika’da ilk defa bir toprak parçası elimizden çıktı. (1830)
Mısır Sorunu – M. Ali Paşa’nın İsyanı 
Mısır Valisi M. Ali Paşa Mora isyanı sırasında Osmanlı Devletine yardım etmiştir. Navarin’de donanmasını kaybetmiştir. Kendisine vaad edilen Mora ve Girit valiliğini alamamıştır. Bunun üzerine ;II. Mahmut’tan Suriye ve Girit valiliklerini istemiştir. Padişah II. Mahmut bu teklifi kabul etmemiştir. M. Ali Paşa isyan hareketine başladı, Akka’yı kuşattı. Osmanlı kuvvetleriyle yaptığı mücadeleyi kazandı. Osmanlı bu durum karşısında Rusya’dan yardım istedi. Mısır Sorunu böylece; uluslararası sorun haline geldi. İngiltere ve Fransa aracılık yaparak Kütahya Antlaşması’nın imzalanmasını sağladılar. (1833)
Buna göre; M. Ali Paşaya Mısır valiliğine ek olarak Suriye ve Girit valiliği,  Oğlu İbrahim Paşaya Cidde valiliğine ek olarak Adana valiliği verildi.
Fakat; Bu antlaşma iki tarafı da memnun etmedi. Bir süre için Mısır Sorunu çözümlendi.
Hünkar İskelesi Antlaşması(1833)
II.Mahmut, İngiltere ve Fransa’ya güvenmediği için Rusya ile bu antlaşmayı imzaladı.
Buna göre; – Osmanlı Devleti Rusya savaş zamanında birbirlerine yardım edeceklerdir.
– Osmanlıya bir saldırı olursa Rusya yardım gönderecek, masrafları Osmanlı tarafından ödenecek.
– Rusya’ya bir saldırı olursa Osmanlı donanma göndermeyecek buna karşılık boğazları diğer devletlere kapatacak.
– Antlaşma 8 yıl geçerli olacak.
Önemi: Bu antlaşma ile Boğazlar sorunu ortaya çıktı. Osmanlı Devleti Boğazlar üzerindeki egemenlik hakkını son kez kullanmıştır.
M.Ali Paşa’nın Yeniden İsyanı (Nizip Savaşı)
Kütahya Antlaşması’nın her iki tarafı da memnun etmemesi üzerine M. Ali Paşa tek başına hareketlerini sürdürmeye devam etti. Osmanlı gittikçe büyüyen M. Ali Paşa tehlikesi karşısında ittifak arayışına girdi.1838’de İngiltere ile Balta Limanı Antlaşması yapıldı. İngiltere’ye verilen kapitülasyonlar genişletildi. Ticari haklar verildi.
1839’da M. Ali Paşa bağımsızlığını ilan etti. Osmanlı ile yapılan Nizip savaşını kazandı. Bu olayın ardından İngiltere, Avusturya, Prusya, Rusya, Osmanlı Devleti ve M. Ali Paşa Londra’da konferansa katıldılar. Londra Antlaşması imzalandı. (1840)
Buna göre; – Mısır hukuk bakımından Osmanlıya bağlı kalacak, yönetimi M.Ali Paşa ve oğullarına bırakılacak.
– Yönetim babadan oğula geçecek.
– Mısır Osmanlı Devletine vergi ödeyecek.
– Suriye,Adana ve Girit Osmanlı Devletine verilecek.
Önemi: Bu antlaşma ile Mısır Sorunu çözülmüş oldu.
Londra Boğazlar Sözleşmesi (1841):
– Boğazlar Osmanlı’nın egemenliğinde olacak.
– Barış zamanında hiçbir savaş gemisi boğazlardan geçemeyecek.
Önemi: Bu alınan kararlarla boğazlar ilk defa uluslararası bir statüye bağlanıyor. Boğazlar üzerinde Osmanlı’nın mutlak hakimiyeti sona eriyor.
Kırım Savaşı (1853-1856)
Nedenleri: – Rusya’nın Osmanlı üzerindeki emelleri
– Kutsal Yerler Sorunu
– Macar Mültecileri’nin Osmanlıya sığınması
Savaşın Temel Nedeni: Osmanlı’nın giderek güç kaybetmesi, Ortadoğuda siyasal ve askeri boşluğun oluşması, bu boşluğun doldurulması konusunda büyük devletler arasındaki çıkar çatışmalarıdır.
Savaşın Gelişimi: Ruslar isteklerinin kabul edilmemesi üzerine Sinop’ta bulunan bir Osmanlı Donanmasını yaktı. (1853 Sinop Olayı) Eflak, Boğdan’ı işgal etti. Kars Rusların eline geçti. Bunun üzerine; İngiltere, Fransa ve Piyemonte savaşta Osmanlı Devletinin yanında yer aldılar. Ortak bir donanma oluşturularak Kırım’a çıkarıldı. Bu ortak güce karşı başarılı olamayan Rusya, barış istemek zorunda kaldı. (Paris Antlaşması -1856)
Katılan Devletler; İngiltere, Fransa, Piyemonte, Rusya,Osmanlı Devleti, Avusturya, Prusya
Buna Göre; -Osmanlı Devleti bir Avrupa Devleti sayılacak, Avrupa Devletler hukukundan yararlanacak. Toprak bütünlüğü Avrupalı devletlerin garantisinde olacak.
– Boğazlar 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesine göre yönetilecek.
– Eflak, Boğdan Özerk olacak.
– Karadeniz tarafsız bir deniz olacak, Osmanlı Devleti ve Rusya donanma bulundurmayacak.
– Tuna nehri tüm ticaret gemilerine açık olacak.
Önemi: Osmanlı Devleti ilk kez bir Avrupa Devleti sayıldı. Osmanlı Devleti ilk defa İngiltere’den borç para aldı. (1854)
Osmanlı-Rus Savaşı (1877-1878) (93 Harbi)
Nedenleri: 1- Rusya’nın Karadeniz’in tarafsızlığı ilkesini bozması
2- Rusya’nın Panislavizm politikası
3- Balkan bunalımı
4- Osmanlının İstanbul Konferansı kararlarına uymaması
1876 İstanbul Konferansına tüm Avrupa Devletleri katıldı. Amaç; Balkan Bunalımını çözmektir. Alınan kararlar;
– Sırbistan ve Karadağ’dan Osmanlı askerlerini çıkarılacak
– Bulgaristan’da Doğu ve Batı Bulgaristan adıyla iki ayrı eyalet kurulacak.
– Bosna-Hersek’e muhtarlık verilecek.
* Osmanlı Devleti bu kararları kabul etmeyince Rusya savaş ilan etti. Balkanlarda Osmanlı müdafaasını gerçekleştirdi. (Plevne) Fakat; Ruslar Edirne’ye kadar ilerlediler. II.Abdülhamid barış istedi.
Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması (1878)
1- Büyük Bulgaristan Krallığı kurulacak.
2- Sırbistan, Romanya (Eflak-Boğdan) ve Karadağ bağımsız olacak.
3- Bosna- Hersek’e muhtariyet verilecek.
4- Teselya Yunanistan’a verilecek.
5- Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Beyazit Ruslara verilecek
6- Girit ve Ermenilerin yaşadığı yerlerde ıslahatlar yapılacak
Önemi: Ermeni Sorunu ilk kez ortaya çıkmıştır. Bu antlaşma uygulanamamıştır.
Bu Antlaşmayla Rusya, sıcak denizlere ulaşma olanağını yakalamış; Balkanlarda kendi üstünlüğünü oluşturmuştu. Bu durum, Avrupalı Devletlerin çıkarlarına ters düşüyordu. Avrupalı Devletler antlaşmanın koşullarının değiştirilmesi konusunda Rusya’ya baskı yaptılar. Rusya yeni bir antlaşma imzalamak zorunda kaldı.
Berlin Antlaşması (1878)
Katılan Devletler: İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Rusya,
Avusturya, Osmanlı Devleti.
Buna göre; – Bulgaristan toprakları üçe ayrılacak. Makedonya, Doğu Rumeli ve Asıl Bulgaristan.
– Kars, Ardahan, Batum Rusya’ya ve Doğu Beyazit Osmanlılara verilecek.
– Bosna – Hersek Osmanlı topraklarında sayılacak ancak yönetimi bir süre için Avusturya’ya bırakılacak.
– Diğer koşullar Ayastefanos Antlaşmasıyla aynıdır.
Önemi: Rusya’nın Balkan hâkimiyeti önlendi. Rusya’nın sıcak denizlere inmesi engellenmiştir. Ermeni Sorunu tekrar gündeme geldi. Berlin Antlaşması Osmanlı için bir Dönüm noktasıdır.
Berlin Antlaşmasından Sonra Kaybedilen Yerler:
– 1878 Kıbrıs’ın İngiltere tarafından üs olarak kullanılması,
– 1881 Tunus’un Fransa tarafından işgali,
– 1882 Mısır’ın İngilizler tarafından işgali,
– 1885 Doğu Rumeli Bulgaristan’a bağlandı,
– 1908 Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti,
– 1908 Girit Yunanistan’a bağlandı,
– 1908 Bosna-Hersek Avusturya’ya bağlandı.
XIX. Yüzyıl Islahatları:
Genel Özellikleri:
1- Batının bilim ve tekniği ülkeye getirilmeye çalışılmıştır.
2- Yönetim, eğitim, hukuk, toplumsal, askeri, vs alanda yenilikler yapılmıştır.
3- Amaç; Batının Osmanlının iç işlerine karışması engellenmek istenmiştir. Fakat başarılı olunamamıştır.
I. Mahmut Dönemi
1-İdari Alanda Yapılan Islahatlar:
1- Sened-i İttifak (1808): II. Mahmut ile Ayanlar arasında imzalanmıştır. Buna göre; Padişah ayanların varlığını kabul etmiştir. ilk kez Osmanlı padişahının mutlak otoritesi sınırlandırılmıştır.
2- Divan kaldırılarak, yerine nazırlıklar kuruldu.
3- Müsadere (ölen vatandaşın ,memurun mallarına devlet tarafından el konulması) kaldırılmıştır.
4- Reisül küttaplık dış işleri bakanlığına çevrildi.
5- Tımar ve Zeamet kaldırılmış, devlet memurları maaşa bağlanmıştır.
2- Askeri Alanda Yapılan Islahatlar:
1- Nizam-ı Cedit kaldırıldı,yerine Sekban-ı Cedit kuruldu.
2- Yeniçerilerin baskısı ile Sekban-ı Cedit kaldırıldı, yerine Eşkinci Ocağı açıldı.
3- Vakay-i Hayriye olayı ile yeniçeri ocağı kaldırıldı. Böylece; yeniliklerin önündeki engel kalktı,padişahların yönetimde gücü artmıştır. (1826)
4- Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusu kuruldu.
3- Kültürel Alanda Yapılan Islahatlar:
1- İlköğretim İstanbul’da zorunlu duruma getirildi.
2- Avrupa’ya ilk kez öğrenci gönderildi.
3- Medreselerin yanında yeni tip batılı eğitim kurumları açıldı.
4- İlk resmi gazete çıkarıldı.. (1831 Takvimi-i Vekayi)
4- Sosyal Alanda Yapılan Islahatlar:
1- Bektaşi tarikatı yasaklandı.
2- Askeri amaçlı ilk nüfus sayımı yapıldı.
3- Posta, pasaport ve karantina işlemleri düzenlendi.
4- Memurlara fes takma zorunluluğu getirildi. Kılık-kıyafetleri düzenlendi.
5- Ekonomik Alanda Yapılan Islahatlar:
1- Yeni gümrük tarifeleri uygulandı.
2- Yerli malların kullanımı teşvik edildi.
3- İstanbul’da kumaş fabrikası açıldı.
4- Ticari yol yapımına önem verildi.
Osmanlı Devletinde Demokrasi Hareketleri:
Tanzimat Dönemi:( 1839-1876)
1839’da Tanzimat fermanının yayımlanmasından, 1876’da I. Meşrutiyetin ilanına kadar süren döneme Tanzimat Dönemi denir.
Tanzimat Fermanı: (Gülhane-Hatt-ı Hümayunu) (3 Kasım 1839)
Temel Amacı: Devleti dağılmaktan kurtarmak, İmparatorluğun bütünlüğünü sağlamak, Avrupa Kanun ve düzenini sağlamak. Sultan Abdülmecid ve Sadrazam Reşit Paşa’nın çalışmalarıyla Tanzimat Fermanı ilan edildi.
Maddeleri:
– Müslüman ve Gayrimüslim halkın can ve mal güvenliğinde devlet garantisi olacak
– Vergiler herkesin gelirine göre eşit alınacak
– Mahkemeler herkese açık olacak hiç kimse yargılanmadan cezalandırılmayacak
– Her Osmanlı vatandaşı askerlik yapacak
– Rüşvet kalkacak, herkes kanun önünde eşit olacak
Önemi: İlk kez padişah kendi gücünün üzerinde kanun üstünlüğü olduğunu kabul etmiştir. Hukuk devletine geçiş başlamıştır. Laik ve anayasal düzene geçişin ilk aşamasıdır. Tanzimat Fermanının yayınlanması Mısır ve Boğazlar sorununun çözümünde İngiltere’nin Osmanlıların yanında yer almasında etkili olmuştur.
Islahat Fermanı: (28 Şubat 1856)
AmacıAzınlıklara haklar vererek onları Müslümanlarla kaynaştırmak. Tanzimat Fermanının yetersiz olması Kırım Savaşı sonrasında yapılacak Paris Antlaşmasında Osmanlının aleyhine kararlar alınmasını önlemek.
Maddeleri:
– Azınlıklara din ve mezhep özgürlüğü tanınacak
– Azınlıklara küçük düşürücü sözler kullanılmayacak
– Azınlıklar da devlet memuru olabilecek, kilise ve okul yapabilecek
– Azınlıklar İl Meclislerine seçilebilecek
– Azınlıklar bedelli askerlik yapabilecek
– İşkence ve angarya yasaklanacak
Önemi:
Tanzimat Fermanı ile başlayan Müslüman – Hristiyan eşitliği tam olarak sağlanmıştır.
Tanzimat Fermanı ile Islahat Fermanının Ortak Özellikleri:
– Hukuka bağlı devletin temelleri atılmıştır.
– Padişahın mutlak otoritesi sınırlandırılmıştır.
– Her ikisi de Abdülmecid döneminde ilan edilmiştir.
– Osmanlı Devletinin bir Avrupa Devleti sayılmasında etkili olmuşlardır.
Tanzimat Fermanı ile Islahat Fermanının Farkları:
– Tanzimat Fermanı tüm Osmanlı vatandaşları için Islahat Fermanı Azınlıklar için yayınlanmıştır.
– Tanzimat Fermanının yayınlanmasında dış baskı yokken Islahat Fermanının yayınlanmasında Avrupalı Devletlerin baskısı vardır.
– Tanzimat Fermanının askerlik maddesine Azınlıklar tepki gösterirlerken Islahat Fermanına Müslümanlar tepki göstermişlerdir.
Tanzimat Dönemi Islahat Hareketleri:
-Medreselerin yanında modern, laik okullar açılmıştır.
-Azınlıklar ve yabancılar kendi okullarını açmışlardır.
-Kız Öğretmen Okulu ve Kız Sanayi Okulu açılmıştır.(Dar’ül Muallimin)
-İlk üniversite Dar’ül Fünün açılmıştır.
-Galatasaray Lisesi açılmıştır
-Yeni kanunlar hazırlanmıştır.
-Mecelle Kanunu hazırlanmıştır.(Kişi, aile, miras)
-İntizam Sistemi kaldırılmıştır.
-Ziraat bankası kurulmuştur.
-İlk kağıt para (gaime) bastırılmıştır.
-İlk özel gazete Tercüman’ı Ahval çıkartılmıştır.
  1. Meşrutiyet: (23 Aralık 1876)
  2. Abdülhamit döneminde Genç Osmanlıların çalışmalarıyla ilan edilmiştir. İlan edilmesinde etkili olan düşünce akımı Osmanlıcılıktır.
Amaç: Osmanlı İmparatorluğunu dağılmaktan kurtarmak. Azınlıkların yönetime katılmasını sağlayıp ulusal ayrılıkçı hareketleri önlemek amacıyla II. Abdülhamid Meşrutiyeti ilan etmiş ,Kanun-i Esasiyi yürürlüğe koymuştur. Kanun-i Esaside; kişi özgürlüğü, basın özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü gibi konular yer almıştır.
Yürütme Gücü; Padişah ve Bakanlar Kurulu
Yasama Gücü; Ayan ve Mebusan Meclisi
Meclisi açma kapama yetkisi Padişaha aittir. Meclis Padişaha karşı sorumludur.
Önemi: İlk kez anayasal düzene geçildi. Rejim değişti. Halk ilk defa yönetime katıldı. (erkek nüfus)
***II. Abdülhamid 1877-1878 Osmanlı –Rus savaşını ileri sürerek Meclisi Mebusanı kapatmıştır, tek başına (30yıl) baskıcı yönetim sürdürmüştür.
İstibdat Yönetimi: (1877-1908) 
II. Addülhamid, I. Meşrutiyete son vererek ülkeyi baskıyla yönetmeye başlamıştır. Hafiye örgütü kuruldu. Polis örgütü güçlendirildi. Ümmetçilik akımı güçlendirildi.
II.Meşrutiyetin İlanı (23 Temmuz 1908):
İttihat ve Terakki Cemiyetinin çalışmalarıyla ilan edilmiştir. İlan edilmesinde etkili olan akım Türkçülüktür.
Amacı: II. Abdülhamid’in istibdat yönetimini sona erdirip halkın yönetime katılımını sağlamak amacıyla II. Abdülhamid baskılara dayanamayarak II. Meşrutiyeti ilan etmiş, Kanun-i Esasi yeniden yürürlüğe girmiştir.
31 Mart Ayaklanması (13 Nisan 1909)
Meşrutiyet karşıtları rejime karşı ayaklandılar. Ayaklanmayı Hareket Ordusu bastırmıştır. II. Abdülhamid tahtan indirildi. V. Mehmet (Reşad) Sultan oldu.
Mevcut rejime yönelik tek isyandır. Anayasada bazı demokratik değişiklikler yapıldı.
Fikir Akımları:
1- Osmanlıcılık: (Genç Osmanlılar) Irk, dil, din herkes birbirine eşit Osmanlı çatısı
2- İslamcılık: (Mehmet Akif Ersoy) Müslümanları tek bir çatı altında toplamak
3- Batıcılık: (Genç Osmanlılar ) Avrupa’yı örnek almak ve tekrar eski güce kavuşmak
4- Türkçülük: (İttihat ve Terakki ) Türkleri bir çatı altında toplamak
5- Adem-i Merkeziyetçilik: (Prens Sebahattin)
Bu fikir akımlarının halk kitlelerine indirgenmemesi ve fikirlerin birbirlerine karşı ortaya atılmış olmaları nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Osmanlı Devleti Gerileme Dönemi

OSMANLI GERİLEME DÖNEMİ (1699 – 1792)

 18. Y.y. Dış Politika : Karlofça ve İstanbul Antlaşması’yla kaybedilen yerleri geri almak ve mevcut toprakları korumak amacıyla batıda Avusturya ve Venedik, kuzeyde Rusya ve doğuda İran ile savaşlar yapılmıştır.

–Osmanlı gerileme dönemi 93 yıl sürmüş ve bu zaman zarfında 7 padişah egemen olmuştur en çok padişahlık yapan hükümdar 27 yıl ile II.Ahmet’tir En az hükümdarlık yapan ise III.Osmandır

18. Y.y. İç Politika : Bu yüzyılda Avrupa’dan geri kalındığı Pasarofça Antlaşması’ndan itibaren kabul edilmiş ve yapılan ıslahatlarda Avrupa örnek alınmıştır.

 GERİLEME DÖNEMİ PADİŞAHLARI

  •  – II. Mustafa (1695 – 1703)
  •  – III. Ahmet (1703 – 1730)
  •  – I. Mahmut (1730 – 1754)
  •  – III. Osman (1754 – 1757)  
  • – III. Mustafa (1757 – 1774)  
  • – I. Abdülhamit (1774 – 1789)  
  • – III. Selim (1789 – 1807)

17.YÜZYIL SİYASİ OLAYLARI-

Edirne olayı (1703)
–II.Mustafa Karlofça antlaşmasından sonra devlet işlerini bırakmış ve Edirneye çekilmiş ve yerine Seyh-ul İslam Feyzullah efendiyi devlet isşerini yürütmesi için bırakmıştır bunu üzerine isyan çıkmiştir
–Halka ve askerlerin katıldıgı bu isyanda Edirneye yüyünerek II.Mustafa tahtan indirielerek yerine II.Ahmet devletin başına getirilmiştir.
–Bu olay devlet yönetimini degiştirme amaçlanmamış kişilere karşı yapılmıştır

Osmanlı-Rusya ilişkileri

–17 yüzyıl’da taht degişikligi yaşayan Rusya büyük bir devlet haline gelebilmek için şu gedefleri belirlemiştir;
–Rusyayı avrupa devleti yapmak,
–Kırım’a yerleşmek ve karadenize çıkmak,
–Açık ve sıcak denizlere çıkmak,
–Ortodoksları himaye altına almak

Purut seferi-(1711)
–Rusyanın Karadenize İnmek amacıyla İsveç’e savaş açmış ve İsveç yenilerek Osmanlı devletinden yardım istemıştır bunun üzerine Baltacı Mehmet Paşa Rusayı yenerek,rusyayı Barışa zorlamıştır

–İmzalanan Prut antlaşmasına göre;
–Azak kalesi ve çevresi Osmanlıya verilecek,
–Ruslar İstanbulda Elçi bulundurmayacak,
–İsveç kıralı Ülkesine serbestçe dönebilecek

–Bu savaş ve antlaşmayla Osmanlı devleti Karlofça antlaşmasıyla kaybettigi yerleri geri alma umudur var olmuştur

–Osmanlı-Venedik Avustuya ilişkileri–
–Karlofça antlaşmasıyla kaybedilen toprakalrı geri almak isteyen Osmanlı devleti Avusturya ve Venedik ile savaşmak zorunda kalmıştır.

–Savaşların nedenleri–
–Venedik’in Mora halkına baskı yapması üserine Mora’nın Osmannlıdan yardım istemesi yüzünden savaşlar çıkmıştır
–Karadagda İsyan çıkması gibi nedenlerden dolayı Osmanlı devleti Venedik’e savaş açmış ve Morayı geri almıştır Moranın Osmanlı işgalı altında Oldugunu anlayan avusturyada Savasa katılmış ve savaş sonucunda Osmanlı devleti yenilmiştir. Osmanlı devleti Belgırat dahıl bır cok yeri kayıpetmıs ancak Morayı Vermemiştir.
-Osmanlı-İran İlişkileri–

İrandaki Taht kavgalarından yararlanmak isteyen Osmanlı devleti;
–Batıdakı kayıplarını dogudan telafı etmek,
–Rusların kafkaslardan İsnmesını engellemek,
–İrandaki sunni halka yardım etmek amacıyla İran’a girmiştir.
Aynı emmellerle Rusyada İRan’a saldırınca Osmanlı ve Rusya arasında bır barıs ortamı dogmus ve 1724 İstanbul antlaşması imzalanmıştır. İran toprakları Osmanlı ve Rusya arasında paylaşılmıştır.
–Bu antlaşma Osmanlı ve Rusya arasında İlk dostluk antlaşmasıdır

–Taht Degısıklıgıdnen sonra İran Şah’ı İstanbul antlaşmasını tanımadıgını ilan etmesi üzerine savaşlar devam etmiş ve Ahmet paşa antlaşması(1732) İmzalanmıştır.
–Barış ortamının tekrar bozulmasından sonra Savaslar kısa bır sure dah adevam etmiş ve tarıh’e ikinci Kasr-ı şirin antlaşması olarak gecen ‘karden” antlaşması 1746 yılında imzalanmıs ve bu barış ortamı günümüze kadar sürmüştür.

–1739 Belgrat antlaşması–

–OSmanlı devleti 1736-1739 yılları arasında Rusya ve Avusturya ıle 3 yıl boyunca savaştı Rusyanın kafkaslardakı bazı sınır anlasmazlıkalrı bahane etmesı ve Avusturyanın Bosna-Hersek ve Sirbistanı isgal etmesi üzerine Osmanlı devleti iki taraftada savaşmak zorunda kalmış ve hem Rusyayı hemde Avusturyayı yenmıştşr İmzalanan

Belgrat antlaşmasına göre;
–Avusturya Pasarofça antlaşmasıyla aldıgı belgrat dahıl bütün yerleri geri verecek,
–Rusya karadenizde savaş ve tiçaret gemisi bulunduramayacak

–Bu antlaşma Osmanlı devletinin 18 yüzyılda imzaladıgı son kazançlı antlaşmadır.
–Karadeniz tekrar Türk gölü haline gelmiştir
–Avrupa tarzı ıslahatların basarılı oldugu ortaya cıkmıstır,
–Fransaya kaputulasyonlar sürekli hale gelmiştir

1768 Lehistan meselesi,
–Lehistan Osmanlı ve Rusya arasında tampon bölge olarak duruyordu ancak Rusya Lehistan’ın iç işlerine karışarak Lehli Milliyetçıleri katledince Osmanlı devleti Rusya ile şavaşmak zorunda kalmiş ve agır yenilgiler almıştır.

–Çeşme baskını–
–Rusya savaş sonra basarılarını pekiştirmek için Baltık denizinden donanmasını cıkartarak İzmirde Çeşme yakınlarınd abulunan Osmanlı devleti donanmasını ani bir baskınla yakmiştir (1770)
–Rusyanın Kırımdan çıkmaması ve Birde Çeşmede Osmanlı donanmasını yakması Üzerine Osmanlı devleti soz günler geçirmiş, III.Mustafa üzüntüden vefat etmiştir yerine geçen I.Abdulhamit Prusya’nında arabuluculugu ıle Küçükkaynarca antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır

1774 Küçükkaynarca antlaşmasına göre;
Kırım hanlıgı bagımsız olacak ancak din işlerinde Osmanlıya baglı sayılacaktır.
–Rusya Osmanlı toprakalrında sürekli elçi bulundurabilecektir,
–Rusya’ya kapütülasyon verilecektir,
–Ruslar Karadenizde Ticaret gemisi ve donanma bulundurabilecek,
–Osmanlı devleti Rusya’ya savaş tazminatı verecek maddeleri yer almıştır.

Küçükkaynarca antlaşmasıyla;
–İlkkez halkı tamamen Türk ve Müslüman olan bir toprak parçası Osmanlı devletinden ayrılmıştır.
–Osmanlı devleti siyasi ilişkilerde ilk defa halıfelıgın gücünden yararlanmıştır
–Karadeniz türk gölü olma özelligini kaybetmiştir
–Rusya ilk defa kaputulasyon hakkı elde etmiştir
–Osmanlı devleti ilk defa savş tazmınatı odemıstır

–Küçükkaynarca antlaşmasıyla Osmanlı devleti 17 yüzyılda dünyanın sayılı buyuk devletleri arasında olma özelligini kaybetmiştir.

–1779 Aynalı kavak tenkitnamesi–
–Küçükkaynarca antlaşmasıyla Osmanlı devleti üzerindeti etgısını artırmaya çalısan Rusya Kırım’ın iç işlerine karışarak kendı taraftarı olan Şahin gray’ı kırım hanı ılan etmek isteince Krım halkının tepkısı ile karşılaştı Osmanlı bu durumda yenı bır savaş düşüncesınde olsada Fransanın arabulucugu ile bu tenkitnameyi imzalamak zorunda kalmıstır.
Tenkitnameye göre;
–Rusya kırımdan askerini çekecek,
–Osmanlı devleti Sahin gray’ın Kırım hanlıgını tanıyacak,
*Şahın gray’ın Kırım hanlıgı kesinleşmesı uzerıne kırım halkı ayaklanarak ısyan cıkarmıstır bunu üzerine Rusya Kırım’ı tamamen İsşgal etmiştir (1783)

–Osmanlı-Rusya ve Avusturya savaşları;
-OSmanlı devleti, Rusyanın antlaşmaşlar auymayıp genişleme polıtıkasını surdurmesı karsısında İngıltere ve Prusyanın kıskırtmaları sonucunda Rusyaya savaş açtı
*savaşın nedenleri,
–Rusyanın Kırım’ı işgal etmesi,
–Osmanlı devletının rusyanın genıslemesıne engel olmak ıstemesı nedenlerıdnen dolayı savas cıkmsıtır.
–Savaşın baslamaısndan sonra Rusyanın yanına Avusturyada katılınca Osmanlı devletı zor gunler gecırmekteydı Osmanlı devletı barısa razı durumd aıken 1789 yılında Fransada ıhtılal olması hasebıyle Avusturya savastan cekılmek zorunda kalarak 1791 ziştovi antlaşması imzalanmıstır.
*Bu antlaşmaya göre;
–Avusturya şavaş öncesi sınırlarına cekılecek,
–OSmanlı-Rus savaşlarında Avusturya tarafsız olacak
–Savaşta yalnız kalan Rusya ile Osmanlı devletı bır sure daha savastıkdan sonra 1792 yılında Yaş antlaşması ımzalalayarak savasa son vermıslerdır.

*Bu antlaşmaya göre;
–Osmanlı devletı Kırım’ın Rusya’ya ait oldugunu kabul edecek,
*Osmanlı devleti bu antlaşmayla ‘dagılma dönemi’ne gırmıstır.

–FRANSA’NIN MISIR’I İŞGALİ–(1798-1802)

-Osmanlı devleti ile kanuni döneminde baslayan Osmanlı-Fransa ilişkileri dostlukla ilerlerken Fransanın genişleme polıtıkası yüzünden ılıskıler bozulmustur Fransa

Mısır’ı;
–İngılterenın sömürgelerınını kontrol antına almak ve Akdenızde egemenlık kurmak,
–Dagılmak üzere olan osmanlı’dan kendıne pay almak ıstemesı nedenlerınden dolayı Mısır’ı ısgal etmıstır
–Fransa karsısında etgısız kalan Osmanlı devleti Fransanın Akdenızdeki egemenlıgıne ters düşen Rusya ve İngıltere ile İttifak yapmıstır. Rusya ve İngıltere tarafından denız gucu yok edılen Fransa Napolyon önderlıgınde karadan saldırsada ”nızam-ı cedid” askerlerının buyuk dırenısıyle karsılasmıs ve Napolyon barıs ıstemek zorunda kalmıstır
İmzalanan El ariş antlasmasına göre;
–Mısır Osmanlıya geri verilecektır
–Rus donanması ılkkez bogazlardan gecerek Akdenıze ındı,
-İngiltere Dogudakı somurgelerını guvenlık altına aldı

–18.YÜZYIL ISLAHATLARI–

1.LALE DEVRİ ISLAHATLARI,
Osmanlı devletı Pasarofca antlasmasını yaparak bır barıs ortamına gırmıstır bu donemde zevk,sefa ve dunya guzellıklerınden yararlanma dusuncesı on plana cıkmıs Avrupanın üstünlügü kabul edılerek Avrupa tarzı ıslahatlar yapılmıs,kültürel anlamnda yenılıklere ımza atılmıstır.Haliç ve bogaz ceresınde saraylar yaptırılmıs bahcelerı lalerle suslenmesı nedenı ıle bu doneme lale devrı denılmektedır
1730 Patorna Halıl ısyanı ıle sonbulmustur

Bu donemde;
-Avrupayı yakından takıp etmek ıcın ;Avrupada elcılıler acılmıstır
–İbrahım Muterıka onderlıgınde ılk Türk matması kurulmustur
— 1720 yılında yangınları önlemek için tulumbacı ocagı kurulmustur,
–Devlet elıyle yalovada kagıt İstanbulda kumas ve çini fabrıkalrı kurulmustur
–çiçek asısı ıcad edılmıstır
–mimarı alanında bır cok eser verılmıs Avrupa tarzı mımarı ılkkez Osmanlı mımarısıne gırmıstır,
Kütüphaneler acılmıstır.

Lale devri ıslahatlarının Önemi;
-Bilim,kültürel,teknın alanlarda Avrupa etgısı ılkkez gorulmsutur,
–Askerı ıslhatlar pek yapılşmamıs kulturel ıslhatalara onem verılmıstır,
–Bu dnemde sadece ıran ile savasılmıstır

1730 patona halıl ısyanı,
-Lale devrınde zevk,sefa hayatı halkı kızdırmıs ve Patrona Halıl ve arkadaslarının da kısıkıtmalarıyla halk ayaklanarak III.Ahmet’i tahtan ıdırıerek yerıne I.Mahmut’u getırmislerdır.

I.Mahmut devri islahatları,
-Humbaracı ocagı kurularak ıslah edılmıstır,
–Ordunun daha ıyı yonetılmesı ıcın subay yetıstırılmek amacıyla ”kara muhendıshansesı” kurulmustur
–Ordu bölük,tabur ve alaylara bolunmustur,
*Osmanlı devletı ılkkez I.Mahmut donemınde askerı alanda Avrupayı örnek almıstır

III.Mustafa devri ıslahatları,
–Topcu ocagı ıslah edılmıstır
–Avrupa tarzında ‘sürat topcuları’ ocagı kurulmustur,
–Deniz subayı yetıstırmek amacı ıle ”denız muhendıshanesı” acılmıstır
I.Abdulhamit devri islahatları,
–sürat topcuları ocagı,lagımcı ve humbaracı ocagı genısletılerek ıslah edılmıstır
–İngılız ve Fransız tarzı gemıler ınsaa edılmıstır
–Avrupadan bırcok muhendız getırılmıstır
–ulufe alım satımı yasaklanmıstır
–Istıhkam okulu acıulmıstır
III.Selim devrı ıslahatları,
–Yaptıgı yenılıklerın adına ”nızam-ı cedıd” denılmektedır
–Avrupa tarzı teskılatlandırılıp Nizam-ı cedıd ordusu kurulmustur. bu ordunun masraflarını karsılamak ıcın ”ırad-ı cedıd” adında özel bır hazıne kurulmustur
*Bu ordu ılk basarısını napolyonun Mısır’ı ısgalı sırasında kazanmıstır
–İslmıye sınıfında duzenlemelere gıdılmıs Franszıcadan cevırıler yapılmıstır
–Devlet ılk yabancı resmı dıl’ı Fransızca yapmıstır
–Ilk resmı matbaa acılmıstır
–Yerlı malı kullanınımı tesvık edılmıstır

–18. YÜZYIL ISLAHATLARININ GENEL ÖZELLİKLERİ–
–Osmanlı devleti Avrupa’nın üstünlügünü kabul etmış ve Avrupa tarzı yenılıklere imza atmıstır,
–Islahatlarda Padişah ve devlet adamları etgılı olmus ve halkın ıstegı goz onunde bulundurulmamıstır,
–ıslahatlar genellıkle askeri yönde olmustur.
**17 ve 18 yüzyıl ıslahatlarınının başarısızlıkla sonuçlanmasının nedenleri halkın bu ıslahatları anlayamaması ve bu yenılıklerde halkın istekleri göz önünde tutulmaması yuzndendır.Ayrıca yenılık karsıtlarının tutumuda yenılıklerın köklu olmasını engellemıstır

Osmanlı Devleti Duraklama Dönemi

OSMANLI DURAKLAMA DÖNEMİ

  Genel kabul görmüş olan ,Osmanlı Devleti’nin ‘‘Duraklama Dönemi’’,1579 yılında Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümünden sonra başlar, 1699’da imzalanan ve Osmanlı Devleti’nin tarihte ilk kez toprak kaybettiği antlaşma olan KARLOFÇA ANTLAŞMASI ’na kadar devam eden dönemdir.

Duraklama Dönemi Padişahları 

  • III. Mehmet (1595-1603)
  • I. Ahmet (1603-1617)
  • I. Mustafa (1617-1618)
  • II. Osman (1618-1622)
  • I. Mustafa (1622-1623) (2. kez)
  • IV. Murat (1623-1640)
  • Sultan İbrahim (1640-1648)
  • IV. Mehmet (1648-1687)
  • II. Süleyman (1687-1691)
  • II. Ahmet ( 1691-1695)
  • II. Mustafa (1695-1703)
DURAKLAMANIN NEDENLERİ

Duraklamanın İç Nedenleri

Yönetimin bozulması

  • Kafes Usulü
  • Merkezi otoritenin zayıflaması
  • Rüşvet ve iltimasın artması

Eğitimin bozulması

  • Beşik Ulemalığının ortaya çıkması
  • Pozitif bilimlerin okutulmaması
  • Ordunun bozulması
  • Kanun’u Kadim’e uyulmaması
  • Yeniçerilerin bozulması
  • Tımar sisteminin bozulması

Mâliyenin bozulması

  • Savaşların uzun sürmesi ve yenilgiler alınması
  • Ganimet ve vergilerin azalması
  • Lüks ve israfın artması
  • Tımar sisteminin bozulması
  • Sık sık padişah değişikliği – cülus bahşişi verilmesi

Duraklamanın Dış Nedenleri

  • Devletin doğal sınırlara ulaşması
  • Güçlü devletlerle komşu olunması
  • Avrupalıların Osmanlıya karşı birlikte hareket etmesi (Haçlı birlikleri)
  • Coğrafi keşifler sonucunda Avrupa’nın zenginleşmesi ve Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan ticaret yollarının ve Akdeniz limanlarının önemini kaybetmesi

DURAKLAMA DÖNEMİ İSYANLARI

  • Merkez İsyanları: İstanbul İsyanları, Kapıkulu İsyanları, Yeniçeri İsyanları
  • Anadolu İsyanları: Celali İsyanları, Taşra İsyanları
  • Eyalet İsyanları: Osmanlıya bağlı Eyaletlerin çıkardığı isyanlar

Not: İsyanların temel nedeni merkezi otoritenin ve ekonominin bozulmasıdır.

DURAKLAMA DÖNEMİ SİYASİ OLAYLARI

  • Osmanlı Devleti bu dönemde sınırlarını genişletmeye devam etmiştir.
  • 1590 Ferhat Paşa Antlaşması ile doğuda en geniş sınırlara ulaşıldı.
  • 1606 Zitvatoruk Antlaşması ile Osmanlı’nın Avrupa’daki siyasi üstünlüğü sona erdi.
  • 1611 Nasuh Paşa Antlaşması ile doğuda ilk kez toprak kaybedildi.
  • 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması ile bugünkü Türkiye-İran sınırı çizildi.
  • 1672 Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlara ulaşıldı.
  • Osmanlı’nın 1683 II. Viyana bozgununu yaşaması Osmanlı’yı Avrupa’dan atma düşüncesini ortaya çıkardı.
  • 1699 Karlofça Antlaşması ile batıda ilk kez toprak kaybedildi.
  • Avrupalı Devletler Osmanlı’ya karşı birleşerek Kutsal İttifak-ı oluşturdu.
  • Osmanlı Devleti’nin ilk büyük toprak kayıpları da bu dönemde gerçekleşti

DURAKLAMA DÖNEMİ İRAN, AVUSTURYA, LEHİSTAN VE VENEDİK İLİŞKİLERİ

OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİ
HATIRLATMA: İlk Osmanlı-İran antlaşması AMASYA ANTLAŞMASI 1555 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında imzalanmıştı. Ancak bu anlaşma çok uzun sürmedi.
Osmanlı Devleti-İran arasında Duraklama Döneminde imzalanan antlaşmalar şunlardır;
 1590 Ferhat Paşa Antlaşması : (III.Murat dönemi) Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlara ulaşmıştır.
 1612 Nasuh Paşa Antlaşması : (I.Ahmet dönemi)
 1618 Serav Antlaşması : (II.Osman dönemi)
 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması : (IV. Murat dönemi) Osmanlı Devleti-İran arasındaki sınır günümüzdeki şekliyle çizilmiştir.
1577-1590 OSMANLI İRAN SAVAŞI (III. Murat Dönemi)
Sebebi: Şah II.İsmail’in Amasya Antlaşmasını bozarak,Anadolu halkını Osmanlılara karşı kışkırtması
Savaş : 1577’den 1589’a kadar süren savaş çeşitli aşamalarla gerçekleşti. MEŞALE SAVAŞI’nı da Osmanlılar kazandı. Ardından yapılan bir seferde Osmanlı ordusu Azerbaycan ve İran’a girdi.
Şah II.İsmail’in yerine geçen Şah Abbas barış istedi.
Sonucu: FERHAT PAŞA (I.İstanbul) ANTLAŞMASI imzalandı (1590)
Maddeleri:
1-Tebriz,Karabağ,Tiflis ve Nihavent Osmanlılarda kaldı.
2-Osmanlı Devleti sınırlarını doğuda Hazar Denizi’ne kadar genişletti.
NOT: Bu antlaşma,Osmanlı Devletinin doğuda en geniş sınırlara ulaştığı antlaşmadır.

1603-1611 İRAN SAVAŞI (I.Ahmet Dönemi)
Sebebi: Osmanlı Devletinin Celali isyanları ile uğraşmasından ve Avusturya ile savaşmasından faydalanan İran’ın saldırıya geçerek daha önce kaybettiği yerleri ele geçirmesi.
Sonucu: NASUH PAŞA (II.İstanbul) ANTLAŞMASI imzalandı. (1612)
Maddeleri:
1- Osmanlı Devleti Ferhat Paşa Antlaşması ile aldığı yerleri geri verecekti.
2- Buna karşı İran Osmanlıya her yıl 200 yük ipek vermeyi kabul etti.

1617-1618 İRAN SAVAŞI (I.Ahmet+I.Mustafa+II.Osman Dönemleri)
Sebebi: İran’ın vaat ettiği ipeği göndermemesi ve Osmanlı elçisini tutuklaması
Savaş : Osmanlı ordusu pusuya düştü.
Sonucu: SERAV ANTLAŞMASI imza edildi.(26 Eylül 1618)
Maddeleri:
1- İran’ın vergisi 100 yük kumaşa indirildi.
2- Sınırlar Nasuh Paşa Antlaşmasına göre belirlendi.

 1629-1639 İRAN SAVAŞLARI (IV.Murat Dönemi)
Sebebi: Safevilerin Bağdat’ı ele geçirmeleri.
Sonucu: Hüsrev Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Bağdat’ı kuşattı, fakat alamadı.
REVAN SEFERİ (1635): IV. Murat’ın ilk seferidir.
Sebebi: İran’ın Osmanlı topraklarına saldırması ve IV.Murat’ın Anadolu’yu eşkıyalardan temizlemek istemesi.
Sonucu: Revan alındı.

BAĞDAT SEFERİ (1638)
Sebebi: İran’ın Revan’ı geri alması
Sefer : Sefer sırasında Anadolu’daki asiler ve eşkıyalar temizlendi. Bağdat alındı(1638)
Sonucu: KASR-I ŞİRİN ANTLAŞMASI imzalandı (17 Mayıs 1639)
Maddeleri:
1- Bağdat ve Musul Osmanlılara kaldı.
2- Türk-İran sınırı bugünkü şekliyle çizildi
NOT: İran ile 150 yıllık savaşı sona erdiren bu Antlaşma bugünkü TÜRK-İRAN sınırını çizmiştir.

OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ
17. yüzyılda Ege adalarının büyük bir kısmı Osmanlı hakimiyetindeydi. Fakat Girit hala Venediklilerin elindeydi. Sultan İbrahim’in padişahlığı döneminde 1645 Yılında adayı kuşatan Osmanlılar ile Venedik donanması arasında çetin savaşlar yaşandı. Venedikliler 1648,1651 ve 1656 yıllarında Çanakkale Boğazını ablukaya aldılar.Venedik Donanması İnebahtı’dan sonra ilk kez Osmanlı Donanmasını Çanakkale’de ağır bir yenilgiye uğrattı.(IV.Mehmet Dönemi). IV.Mehmet Döneminde sadrazam olan Köprülü Fazıl Ahmet Paşa 1699’da Girit adasını tümüyle almayı başardı.

OSMANLI-LEHİSTAN İLİŞKİLERİ
Lehistan (Polonya) Sokullu Mehmet Paşa zamanında Osmanlı himayesine alınmıştı. 1587’de Osmanlı himayesinden çıkan Lehistan Erdel, Eflak ve Boğdan’ın iç işlerine karışınca II.Osman bu ülke üzerine sefer düzenledi.
II.Osman(Genç Osman)’ın Leh Seferi: Yeniçerilerin itaatsizliği yüzünden başarılı olunamadı.
Lehistan ile HOTİN ANTLAŞMASI imzalandı (6 Ekim 1621)
Maddeleri:
1- Hotin Kalesi Osmanlılarda kaldı,
2- Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım hanlığına vergi verecekti.
IV.Mehmet’in Leh seferi: Lehistan’ın Osmanlı’ya bağlı Kazaklara saldırması üzerine padişah IV.Mehmet sefer düzenledi.
Sonuçta: BUCAŞ ANTLAŞMASI imzalandı (18 Ekim 1672).
Maddeleri:
1- Podolya Osmanlılarda kaldı.
2- Ukrayna Kazaklara verildi.
3- Lehistan Kırım Hanlığına vergiye devam edecekti.

NOT: Bu antlaşma Osmanlı Devleti’nin Batı’da son toprak kazandığı antlaşmadır. Bu Antlaşmayla Osmanlı Devleti Batı’daki EN GENİŞ sınırlarına ulaşmıştır.

OSMANLI-RUSYA İLİŞKİLERİ
Çehrin Seferi: IV. Mehmet Döneminde Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Rusların Dinyeper Kazaklarının elindeki Ukrayna’ya saldırması üzere ÇEHRİN seferine çıkarak, Çehrin kalesini ele geçirdi.(1678)
NOT: Rusların isteği ile 8 Ocak 1681 yılında Ruslarla İLK barış antlaşması olan BAHÇESARAY ANTLAŞMASI imzalandı.

OSMANLI-AVUSTURYA İLİŞKİLERİ (SAVAŞLAR – ANTLAŞMALAR)

HATIRLATMA: Kanuni Sultan Süleyman Macaristan ve Orta Avrupa hakimiyeti yüzünden Avusturya Kralı Ferdinand üzerine seferler düzenlemiş, 1529’da Viyana’yı kuşatmış, 1532’de Almanya seferini yapmış, 1533 yılında da Avusturya ile İSTANBUL ANTLAŞMASI’ nı imzalamıştı.Bu antlaşmaya göre;Avusturya kralı protokol bakımından Osmanlı sadrazamına (başbakanına) eşit olacak ve Avusturya elinde tuttuğu Macar topraklarına karşılık Osmanlı Devletine vergi verecekti.
Sonraki yıllarda Kanuni 1566 yılında ölümüne dek çeşitli defalar Avusturya üzerine gitmişti.
AÇIKLAMA: Duraklama döneminde Osmanlı Devleti’nin en çok savaştığı ülke Avusturya’dır.

DURAKLAMA DÖNEMİ OSMANLI-AVUSTURYA SAVAŞLARI

1593-1606 SAVAŞLARI (III.Murat, III.Mehmet ve I.Ahmet Dönemleri):
Nedeni: Avusturya’nın Osmanlı kuvvetlerine saldırması ve vergilerini ödemekten vazgeçmesi.
Savaşlar:
III. Murat zamanında Osmanlı kuvvetleri SISKA’da yenildi.
Savaş III.Murat’tan sonra yerine geçen III. Mehmet döneminde de devam etti. III.Mehmet bizzat ordunun başında sefere çıkarak EĞRİ KALESİ’ni aldı. Bu yüzden III. Mehmet’e “Eğri Fatihi” unvanı verildi.
Haçova Meydan Savaşı’nda III. Mehmet Avusturya Ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.
NOT: 1596 tarihli HAÇOVA MEYDAN SAVAŞI Osmanlı tarihinde zaferle sonuçlanan SON büyük meydan savaşıdır.
1600 yılında Osmanlı Devleti KANİJE KALESİ’ni aldı. Kale komutanlığına bırakılan TİRYAKİ HASAN PAŞA kaleyi kuşatan Ferdinand’ı az bir kuvvetle yenilgiye uğrattı.
III.Mehmet’ten sonra padişah olan I.Ahmet zamanında da savaş devam etti. Osmanlılar ESTERGON KALESİ’ni aldı.
Avusturya’nın isteği üzerine ZİTVATOROK ANTLAŞMASI imzalandı.(1606)
Zitvatorok Antlaşması (1606)
1- Savaş sırasında alınan Eğri, Kanije ve Estergon kaleleri Osmanlılarda kalacak.
2- Avusturya artık Osmanlı’ya yıllık vergi vermeyecek, bir defaya mahsus savaş tazminatı verecek.
3- Avusturya kralı protokol bakımından Osmanlı padişahına eşit sayılacak.
NOT: Kanuni Döneminde Avusturya ile imzalanan 1533 tarihli İstanbul Antlaşmasında Avusturya kralı Osmanlı sadrazamına denk sayılmıştı ve vergiye bağlanmıştı.1606 Zitvatorok Antlaşması Osmanlı Devletinin Orta Avrupa’daki üstünlüğünü kaybetmeye başladığını göstermektedir.

1658-1664 SAVAŞLARI (IV.Mehmet Dönemi)
Nedeni : Erdel, Eflak ve Boğdan Beyliklerinin Avusturya’nın kışkırtmasıyla Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmeleri.
Sonuçlar: Köprülü Mehmet Paşa isyanları bastırdı.Köprülü Fazıl Ahmet Paşa Uyvar kalesini fethetti.
Avusturya’nın isteği üzerine VASVAR ANTLAŞMASI imzalandı.(1664)
Vasvar Antlaşması(1664)
1- Uyvar kalesi Osmanlılarda kalacak
2- Erdel Osmanlı Devletine bağlı kalacak
3- Osmanlı Devleti,Avusturya’dan son kez toprak ve savaş tazminatı almıştır.

II.VİYANA KUŞATMASI (14 Temmuz-12 Eylül 1683) (IV.Mehmet Dönemi)
Sebepleri

1- Avusturya’ya bağlı olan Macarların ayaklanarak Osmanlıdan yardım istemeleri,
2- Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın şöhret kazanma isteği.
Kuşatma ve Savaş: Avusturya’nın yardım istemesi üzerine papanın teşvikiyle bir haçlı ittifakı kurulmaya çalışıldı. Lehistan Osmanlılara karşı Avusturya ile ittifak yaptı. Merzifonlu şehri kuşattı, fakat alamadı. Kuşatmanın uzun sürmesi düşmana vakit kazandırdı.Kırım Kuvvetleri Viyana’ya yardıma gelen Lehistan kuvvetlerini durdurmakta gereken gayreti göstermediler. Osmanlı Ordusu Avusturya ve Lehistan kuvvetleri arasında kalarak ağır bir yenilgiye uğradı. Dağılan kuvvetleriyle Belgrat’a çekilen Merzifonlu IV.Mehmet’in emriyle idam edildi.
Sonuçları:
1- Batıda Türklerin yenilebileceği ve Avrupa’dan atılabileceği düşüncesi doğdu.
2- Avrupa devletleri KUTSAL İTTİFAK adı verilen bir haçlı birliği oluşturdular.
3- Böylece Türklerin SAKARYA SAVAŞI’na kadar sürecek bir geri çekilme süreci başlamış oldu.

KUTSAL İTTİFAK DEVLETLERİ: Bunlar Malta,Lehistan,Venedik,Avusturya ve Rusya’dır.
SAVAŞ: Kutsal ittifak Devletleri ile Osmanlı Devleti arasındaki savaşlar yaklaşık 16 yıl sürdü (1683-1699).
(Bu arada IV.Mehmet yeniçerilerin isyanıyla tahttan indirildi. Yerine sırasıyla II.Süleyman, II.Ahmet ve II.Mustafa padişah oldular.)
Zor durumda kalan Osmanlı Devleti barış istemek zorunda kaldı. Karlofça antlaşması imzalandı.(1699)
KUTSAL İTTİFAK SAVAŞLARI:
Ciğerdelen Savaşı (7 Ekim 1683): Ciğerdelen Savaşı, bölge halkının Parkany“, Osmanlıların “Ciğerdelen” dedikleri, II. Dünya Savaşı’ndan sonra bugün kullanılan ismiyle Macaristan’daki Sturovo’da Osmanlı ordusu ve Alman-Leh ordusu arasında yapılan ve iki parçadan oluşan savaştır. İlk çatışma Sobieski’nin saldırısıyla başlamış ve Osmanlılar bu saldırıyı püskürtmüştür. İki gün sonraki ikinci çatışmada ise ittifak güçleri genel saldırı gerçekleştirmiştir ve Osmanlılar yenilmiştir.
 Salankamen Savaşı (19 Ağustos 1691) : Osmanlı ile Avusturya arasında meydana gelen ve Kutsal İttifak Savaşları’nın bir parçası olan savaşlardan biri de bu savaş olup, Osmanlı bu savaşta yenilmişir.

KARLOFÇA ANTLAŞMASI (26 Ocak 1699)
Padişah : II.Mustafa

1- Avusturya’ya ,Banat ve Temeşvar hariç bütün Macaristan ve Erdel Beyliği
2- Venedik’e , Mora ve Dalmaçya kıyıları
3- Lehistan’a,Podolya ve Ukrayna verildi.
Rusya ile ateşkes imzalandı, peşinden 1700 yılında İSTANBUL ANTLAŞMASI imzalandı.
Buna antlaşmaya göre; Azak Kalesi Rusya’ya verildi, Ruslar İstanbul’da elçi bulundurabileceklerdi.

KARLOFÇA’NIN ÖNEMİ
1- 1699 tarihli Karlofça Antlaşması Osmanlı Devleti’nin toprak kaybettiği ilk antlaşmadır
2- Bu antlaşma ile Osmanlı’nın Orta Avrupa’daki egemenliği sona ermiştir.
3- Osmanlı Devleti “Gerileme dönemi”ne girmiştir.
4- Ayrıca İstanbul antlaşmasında Rusların Azak kalesini almaları onların Karadeniz’e inmelerini sağlamıştır.

DURAKLAMA DEVRİNDE İÇ İSYANLAR

17. yüzyılda uzayıp giden Avusturya ve İran ile savaşlar devleti uğraştırıyordu. Osmanlı Devleti’ni uğraştıran bir başka konu da iç isyanlardı.

1) İstanbul İsyanları
2) Taşra İsyanları:
a) Celali İsyanları
b) Eyalet İsyanları

1) İSTANBUL İSYANLARI: Bu isyanlar İstanbul’daki Kapıkulu Ocakları (özellikleri yeniçeri ve sipahiler) tarafından çıkarılan isyanlardır. Bu ayaklanmalara zaman zaman halk ve ulema sınıfı da katılmıştır.
Sebepleri:
1- Devşirme sisteminin bozulması
2- Devlet yönetiminin bozulması (iktidara gelmek isteyen vezirler, saray entrikaları)
3- Ulufe ve cülusların zamanında verilmemesi veya ayarı bozuk parayla verilmesi.

NOT: Askeri isyanların başlangıcı Fatih dönemine kadar gider. Duraklama Dönemindeki isyanların en önemlileri III.Murat, II.Osman, IV.Murat ve IV.Mehmet zamanlarında çıkanlardır.
III.Murat Döneminde (1574-1595); ulufelerin ayarı bozuk para ile ödenmesi üzerine yeniçeriler ayaklanarak, isteklerine kavuşmuşlardır.
Genç Osman Döneminde (1618-1622); yeniçeriler II.Osman’ın Yeniçeri Ocağını kaldırmak istediğini anlayarak ayaklanmışlar ve Padişahı tahttan indirerek Yedikule zindanlarında boğarak öldürmüşlerdir (1622).
NOT: II.Osman bir isyan sonucu öldürülen ilk padişahtır. Bu olay Yeniçerilerin devlet içindeki gücünü artırmıştır.

IV.Murat Döneminde (1623-1640); İki kez saraya yürüyen Yeniçeriler padişahın gözü önünde sadrazamı öldürdüler.
IV.Mehmet Döneminde (1648-1687): Haremağaları ve saray kadınlarının devlet işlerine karışmasına kızan sipahiler ayaklandı. Padişahtan 30 kadar devlet adamını istediler. İstekleri kabul edildi.Bu kişilerin cesetleri Sultan Ahmet Meydanında Çınara asıldı. Bu yüzden bu olaya VAKA-İ VAKVAKİYYE (Çınar Vakası) denir. (1656)
IV. Mehmet Yeniçeriler tarafından bir başka ayaklanma sonucu tahttan indirilmiştir (1687).

2) TAŞRA İSYANLARI: İstanbul dışında meydana gelen isyanlardır.
A) CELALİ İSYANLARI: Anadolu’da meydana gelen isyan ve karışıklıklara “Celali İsyanları” denilmiştir.
Celali kelimesi Yavuz döneminde Yozgat ve çevresinde ayaklanan “Bozoklu Celal” adından gelir.
Başlıca Celali İsyanları: Karayazıcı, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Katırcıoğlu, Abaza Mehmet Paşa, Tavil Ahmet, Gürcü Nebi, Deli Hasan, isyanlarıdır.

Celali İsyanlarının Sebepleri:
1- Devlet yönetiminin bozulması
2- Ekonominin bozulması ve vergilerin artması
3- Taşrada bulunan yöneticilerin, kadıların ve askerlerin halka olumsuz davranışları
4- Özellikle beylerbeyi ve sancak beylerinin devşirme kökenli olması nedeniyle Türk halkıyla gereken duygusal bağları kuramamaları.

Celali İsyanlarının Sonuçları:
1- Bu isyanlar bazen taviz verilerek, bazen de şiddet kullanılarak bastırılmışlardır.
2- Ancak isyanlar sonucu Anadolu’da dirlik ve düzen bozulmuş, ekonomik hayat felce uğramıştır.

B) EYALET İSYANLARI: Yemen, Bağdat, Kırım, Eflak, Boğdan ve Erdel’de meydana gelen isyanlardır.

Eyalet İsyanlarının Sebepleri:
1- Devlet otoritesinin zayıflamasıyla eyaletlerdeki yerel yöneticilerin devletten ayrılma istekleri,
2- Yöneticilerin olumsuz tutum ve davranışlarına halkın tepki göstermesi

DURAKLAMA DEVRİ (17.YÜZYIL) ISLAHAT HAREKETLERİ

Osmanlı Devlet Adamlarının Islahat Yapmak İstemelerinin Nedenleri:
Osmanlı Devletinin savaşlarda eskisi gibi etkili olamaması, devlet otoritesinin zayıflaması sonucu, sık sık isyanların baş göstermesi, ekonomik durumun bozulması gibi nedenlerle Osmanlı devlet adamları ıslahat yapma gereği duydular.

ISLAHAT YAPAN PADİŞAHLAR

II.Osman (Genç Osman) (1618-1622)
1- Ulema sınıfının yetkisini azaltarak, padişahın zamana göre yasaları koyabilme gücünü artırmak istedi.Bunların siyasetle uğraşmalarını ve devleti zayıflatmalarını önlemek istedi.
2- Kapıkulu Ocağını kaldırarak yerine Anadolu ve Suriye’deki Türklerden oluşan “milli bir ordu” kurmak ve yönetimi devşirmelerin etkisinden kurtarmak için başkenti tamamen Türk olan Anadolu’da bir şehre taşımayı düşündü.
NOT:II.Osman (Genç Osman) niyetlerini fark eden yeniçeriler tarafından tahttan indirilerek öldürüldü.

IV.Murat (1623-1640)
12 yaşındayken tahta geçti. İktidarının ilk yıllarında yönetim saray kadınlarının ve Valide Kösem Sultan’ın elindeydi. 22 yaşına geldiğinde otoritesini sağlayabildi.
Şu ıslahatları yaptı:
1- Yeniçerileri itaat altına aldı.
2- İsyanlar ve isyancılarla şiddetle mücadele etti.
3- İçki, tütün, meyhane ve gece sokağa çıkma yasağı uygulayarak asayişi sağladı.
4- Harcamaları kısıtlayarak, maliyeyi düzeltmeye çalıştı.
5- Devlet adamlarından neler yapılması gerektiğini bildiren raporlar vermelerini istedi.

NOT: Bu konuda KOÇİ BEY sunduğu raporunda (Koçibey Risalesi) devletin gerileme nedenlerini ve bunların çözüm yollarını göstermiştir.

 ISLAHAT YAPAN SADRAZAMLAR
Kuyucu Murat Paşa : I. Ahmet dönemi Sadrazamıdır. İsyanları şiddet ve baskı kullanarak bastırmıştır.
Tarhuncu Ahmet Paşa: IV.Mehmet Dönemi sadrazamıdır.Osmanlı Tarihi’nde ilk mali bütçeyi hazırlamıştır.
Köprülüler Devri : IV.Mehmet Devrinde Köprülüler soyundan;
1- Köprülü Mehmet Paşa,
2- Fazıl Ahmet Paşa
3- 3-Fazıl Mustafa Paşa ve
4- Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadrazam olmuşlardır.
Köprülü soyundan sadrazam olan ilk kişi Köprülü Mehmet Paşa’dır.Köprülü Mehmet Paşa kendisinden önceki sadrazamların sonlarını çok iyi bildiği için padişaha bazı şartlar ileri aşağıdaki koşullarla sadrazam olmayı kabul etmiştir:
a) Saray devlet işlerine karışmayacak
b) Devlet memurluklarına istediği kişileri atayabilecek.
c) Kendisi hakkında bir şikayet olursa, savunması alınmadan görevden alınmayacak.

NOT:
Köprülü Mehmet Paşa’nın amacı istediklerini yapabileceği bir ortam hazırlamaktır.
Köprülü Mehmet Paşa ŞARTLI sadrazam olan İLK kişidir.
Köprülüler ordu ve maliyeyi düzeltmeye çalışmışlardır.

DURAKLAMA DEVRİ (17.YÜZYIL) ISLAHATLARININ GENEL KARAKTERİ VE SONUÇLARI:
1- Bu yüzyılda isyanlar şiddet ve baskı ile önlenmeye çalışıldı.
2- Devlet yapısında KÖKLÜ değişimler yapılamadı. Yapılmak istenenler de çıkar çevreleri tarafından engellendi.
3- Geçici olarak iyi sonuçlar verse bile KALICI sonuçlar doğurmadı.
4- Ayrıca Avrupa Devletleri Osmanlı Devleti’nin toparlanmasına izin vermediler.

DURAKLAMA DÖNEMİ İLE İLGİLİ BİRKAÇ ÖNEMLİ NOT

İLK kez III. Mehmet’ten sonra şehzadelerin “SANCAĞA ÇIKMA” usulü kaldırılmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu Avusturyaya karşı siyasal üstünlüğünü ve yaptırım gücünü İLK defa ZİTVATOROK ANTLAŞMASI ile kaybetti.(1606)
Osmanlı Tarihinde yeniçeriler tarafından öldürülen İLK padişah GENÇ OSMAN (II.OSMAN) dır.
Türkiye’de ilk baraj 1619 yılında Sultan II. Osman tarafından yaptırılan 10 metre yüksekliğindeki “Topuz Bendi”dir
Osmanlılarda İLK malî bütçeyi TARHUNCU AHMET PAŞA yapmıştır.
Sultan IV.Murat’ın İLK seferi 1635 REVAN SEFERİ’dir.
İLK Türk-İran sınırı KASR-I ŞİRİN antlaşması ile çizildi.(1639)
Ruslarla İLK barış antlaşması(Bahçesaray-Çehrin Antlaşması) IV.Mehmet döneminde 1681’de imzalanmıştır.(Çehrin seferi)
Osmanlı Devleti’nde Köprülü soyundan olup İLK KEZ ve ŞARTLI sadrazam olan kişi Köprülü Mehmet Paşa’dır.
Osmanlılar İLK defa KARLOFÇA (1699) ve İSTANBUL(1700) antlaşmaları ile toprak kaybetti.

İstanbul’un Fethi (29 Mayıs 1453)

İstanbul’un Fethi ile ilgili bilgileri paylaşalım : 

İSTANBUL’UN FETHİ (29 MAYIS 1453) : 

İstanbul’un Fethini gerektiren sebepler : 

Bizans’ın Osmanlı şehzadelerini koruyarak ve kışkırtarak,taht kavgalarına neden olması,
Bizans’ın Osmanlı’ya karşı düzenlenen Haçlı seferlerini teşvik etmesi,
Osmanlı toprak bütünlüğünü bozan bir konumda olması
( Osmanlı topraklarıyla çevrili bir ada görünümündeydi. Osmanlı’nın Anadolu’dan Rumeli’ye, Rumeli’den Anadolu’ya geçişi zordu)
İstanbul’un boğaza hakim bir konumda olması ve bu yüzden Karadeniz Akdeniz su yolunun anahtarı konumunda olması.

Hadis-i Şerif’te Bildirilmesi.

FATİH’in İstanbul’un Fethini Kolaylaştırmak İçin Aldığı tedbirler

1) Bizans’a denizden gelebilecek yardımı önlemek amacıyla Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisar’ını yaptırdı.
2) Bizans’a Balkanlardan gelebilecek muhtemel Haçlı yardımını önlemek için sınır boylarına akıncı
birlikleri gönderdi.
3) Surlara karşılık, Şahi adı verilen büyük toplar döktürdü.
4) Haliçteki zincire karşılık gemileri karadan yürüterek Haliç’e soktu.

5)Fatih, doğudan ve batıdan gelecek tehlikeleri önlemek için, Karaman ve Mora üzerine sefer düzenledi.

6) Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı yaptı. Surları yıkmak üzere toplar döktürdü.

7)Çanakkale’ye donanma, Balkanlara ordu gönderdi.

İstanbul’un Fethini Kolaylaştıran Sebepler :
1) Bizans ordu ve donanmasının zayıf oluşu,
2) Kuşatma sırasında Avrupa’dan yardım alamaması.
NOT: Bizans kuşatma sırasında sadece Venedik ve Cenevizlilerden yardım alabilmiştir.
NOT: Cenevizliler kuşatma sırasında ticari kaygılarından dolayı hem Osmanlılara, hem de Bizans’a yardım etmişlerdir.

Bizans’ın Aldığı Tedbirler

 Bizans, surlarını tamir ederek silahlarla donattı. Haliç’i kapattı. Avrupa’dan yardım istedi. İmparator, yardım alabilmek için, Katolik ve Ortodoks kiliselerini birleştirmek istedi; fakat, halk buna karşı çıktı.

Papa, haçlı kurulması için çağrıda bulundu. Fakat sadece Venedik, Ceneviz ve Mora’dan yardım alındı. (Bu durum, Papa’nın siyasal gücünün azaldığını gösterir. Venedik ve Ceneviz ise, dini değil, ekonomik kaygılarla yardıma gelmişlerdir.)

Fetihten Önce Bizans İmparatorluğunun Durumu

   Bizans İmparatorluğu sadece İstanbul’da sıkışıp kalmış,parti ve mezhep mücadeleleriyle uğraşıyordu.Avrupa’dan destek sağlamak için imparator Konstantin,Ortodokslarla Katoliklerin birleşmesini savunuyordu.Ancak IV.Haçlı seferinde Avrupalıları iyi tanıyan Bizans halkı bu birleşmeye karşı çıkıyor  ve “İstanbul’da kardinal külahı görmektense ,Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz” diyorlardı.Karadan ve denizden kuşatılması gereken İstanbul’un konumu ve güçlü surları İmparatora cesaret veriyordu.Ayrıca suda bile yanan Rum ateşi (Grejuva) şimdiye kadar İstanbul’un alınamamasında etkili olmuştur.

İstanbul’ tarihte eşine az rastlanılacak şekilde sert çarpışmalardan sonra 29 Mayıs 1453’te Fethedilmiştir.

İstanbul’un Fethinin Önemi 

İstanbul’un Fethinin Türk Tarihi Açısından Önemi

  • Osmanlı’nın jeopolitik önemi arttı.
  • Askeri, siyasi ve ekonomik açıdan stratejik bir yapıda olan İstanbul başkent yapıldı.
  • Yükselme ve imparatorluk dönemi başladı.
  • Toprak bütünlüğü sağlandı.
  • Boğazların savunması kolaylaştı.
  • Anadolu ebediyyen Türk yurdu haline geldi.
  • Ticaret yollarının kontrolü kolaylaştı.
  • İstanbul önemli bir kültür merkezi haline geldi.
  • Osmanlı’nın İslam dünyasında saygınlığı arttı.
  • Hristiyanlara can ve mal güvenliği sağlandı.
  • Ortodokslar gerçek din hürriyetine kavuştular.

İstanbul’un Fethinin Dünya Tarihi Açısından Önemi 

  • Bin yıllık Bizans İmparatorluğu sona erdi.
  • Ortaçağ kapandı, Yeniçağ başladı.
  • Osmanlı’nın stratejik önemi arttı.
  • Hristiyan birliğinin kurulması önlendi.
  • Batı dünyası önemli bir askeri üssünü kaybetti.
  • Barutun gücünün önemi anlaşıldı. Krallar bu gücü kullanarak derebeylik rejimini yıktılar.
  • Ticaret yollarının Osmanlı kontrolüne geçmesi Avrupa’da, yeni arayışlara yol açtı. Bu durum Coğrafi Keşifler’in başlamasına etki etti.
  • Fatih’in hoşgörüsü, özgür düşünceye saygısı ve bilim adamlarını koruması Avrupa’yı etkiledi.
  • İstanbul’dan Roma’ya giden bilim adamları Rönesans’ın başlamasına etki ettiler.
  • Venedik ve Ceneviz’in çıkarları zedelendi. Bu nedenle, fethe en şiddetli tepkiyi gösterdiler.
  • Kara ve deniz kuvvetlerinin işbirliği yapmasının önemi anlaşıldı.

Fetihten Sonra Alınan Önlemler:

  • Haçlı birliğinin kurulmasına önayak olabilecek Venedik’e bazı ticari imtiyazlar verildi.
  • Bizans’ın mirasına sahip çıkabilecek Mora Despotluğu ve Trabzon Pontus Rum Devleti yıkıldı.
  • Ortodoks Kilisesi himaye edilerek, Hristiyan birliğini önleme, Osmanlı’nın hoşgörüsünü kanıtlama, Ortodoks Kilisesi’ni kontrol altına alma, Katoliklere karşı bir güç oluşturma ve Rumların desteğini sağlama hedeflendi.

FATİH Döneminde Yapılan Fetihlerle ilgili Yorumlar
Fatih Sultan Mehmet fetihlerini rastgele değil, belirli amaçlar doğrultusunda yapmıştır.

Bu amaçları şöyle sıralayabiliriz:

 Karadeniz Ticaretine Egemen Olmak,
Anadolu Türk Birliğini sağlamak,
Anadolu’da Faaliyet Gösteren Devletleri Etkisiz Kılmak,
 Ege ve Akdeniz Ticaretine Egemen Olmak,
 Bizans’ın Yeniden Dirilmesini Önlemek,
 Katolik Roma’yı Ele Geçirmek.

bilecik escort yozgat escort kahramanmaras escort zonguldak escort diyarbakir escort kutahya escort erzincan escort tokat escort giresun escort kars escort