Kategori arşivi: 8.SINIF DERSLERİ

Sözcükte Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM


Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır. Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.
Anlam bakımından kelimeler ve kelimeler arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:
A. ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER
Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.
1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)
Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna “temel anlam” da denir.
Meselâ, “ağız” dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle.
Soğuktan su boruları patlamış.
Ayağında eski bir spor ayakkabı var.
Biraz sonra toprak bir yola girdik.
Kanadı kırık bir martı gördüm.
Soğuk sudan boğazı şişmişti.
Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.
Dün gece erken yattım.
Sıcak çorbayı içince rahatladım.
Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.
Ahmet’in burnu iyi koku alır.
Ağzında yaralar oluşmuştu.
Elini hırsla masaya vurdu.
İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi.
Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı.
2. YAN ANLAM
Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.
Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.
Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun pantolonu düşüyordu”, “Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır.
Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)
Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış.
Uçağın kanadı havada parçalanmış.
Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.
Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.
Köprünün ayağına bomba koymuşlar.
Şişeyi boğazına kadar doldurdu.
Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim.
Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı.
Yokuşun başına kadar koştuk.
Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır.
Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb
3. MECAZ ANLAM
Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.
Bu konuyu bir daha açmayacağım.
İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.
Derdim çoktur, hangisine yanayım.
Doktora boş gözlerle bakıyordu.
Bu şarkıya bayılıyorum.
Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.
Yakında savaş patlayacak.
Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.
İnce işlere aklım pek ermiyor.
Kitapları taşırken kolum koptu.
İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.
Bu söze gençlerden biri ince bir karşılık verdi.
Onun pişkinliğine bir anlam veremedik.
Cesaretinin kırılmasına sen sebep oldun.
Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir. Eğretileme ve deyim aktarması da denir.
“Kurban olam, kurban olam
Beşikte yatan kuzuya” (açık istiare)
“Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor.” (kapalı istiare)
İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl
Saçını kestir demedim mi?
Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.
Ayağını çıkarmadan girebilirsin.
Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.
Orhan Veli’yi okur musun?
4. DEYİM ANLAM
Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.
Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.
Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.
Her gördüğüne dudak büküyordu.
Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.
İki genç adam boğaz boğaza geldi.
Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.
Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.
Matematiği aklım almıyor.
Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.
Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.
Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.
Bizimkinin iyice çenesi düştü.
Göze girmek için her şeyi yapıyor.
İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.
Bu soruya kafa yormanı istemiştim.
Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.
Burası çok ayak altı, şurada duralım.
Deyimlerin özellikleri:
a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.
Meselâ “yüzün ak olsun” yerine “yüzün beyaz olsun” denilemez,
“ocağına incir ağacı dikmek” yerine “ocağına çam ağacı dikmek” denilemez,
“ayıkla pirincin taşını” yerine “ayıkla bulgurun taşını” denilemez,
“dilinin altındaki baklayı çıkar” yerine “dilinin altındaki şekeri çıkar” denilemez,
“tüyleri diken diken ol-” yerine “kılları diken diken ol-” denemez.
Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.
Araya başka kelimeler girebilir:
“Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.
b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: “Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”
c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.
1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:
ağzı açık, kulağı delik,
eli uzun, kaşla göz arasında,
bulanık suda balık avla-, dikiş tutturama-,
can kulağı ile dinle-, köprüleri at-,
pire için yorgan yak-, pişmiş aşa su kat-,
kafayı ye-, aklı alma-,
akıntıya kürek çek-, ağzı kulaklarına var-,
bel bağla-, çenesi düş-,
göze gir-, dara düş-,
2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.
Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Allah bana ben de sana,
Atı alan Üsküdar’ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,
Ne şiş yansın ne kebap,
Fol yok yumurta yok ..
d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: “İşleyen demir ışıldar” atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.
e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?
Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..
f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:
Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)
Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)
g) Kafiyeli deyimler de vardır:
Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı
5. TERİM ANLAM
Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.
Örnek: “Ekvator” kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.
Örnek: kök, mısra, muson.
“yüklem, özne, kök, zarf”, dil bilgisi terimleri; “üçgen, daire, çap”, kelimeleri de geometri terimleridir.
Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.
Örnek: “Budala” kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.
Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.
Boğaz’ı geçip Karadeniz’e ulaştık.
Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.
Ağacın kökleri çok derinde.
Üçgenin iç açıları toplamı 180’dir.
6. ARGO ANLAM
Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.
Argo, dil içinde bir dil gibidir.
Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.
Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.
Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.
Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.
Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.
“Canına yandığımın dünyası” gibi.
abdestini vermek: azarlamak
aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek
röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek
piliç gibi: güzel ve sevimli kız
mektep çocuğu: acemi, toy
zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak
yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek
arakçı: hırsız
bal kabağı: aptal, beyinsiz
torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak…
7. SOYUT ANLAM
Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.
Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik…
8. SOMUT ANLAM
Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.
Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak…
Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.
“Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum.”
“Adam yıldızlara basa basa yürüyordu.”
9. GENEL ve ÖZEL ANLAM
Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.
Varlık-canlı-insan-Ahmet
Metin-paragraf-cümle-kelime-hece-harf

10.SÖZCÜKTE ÇOK ANLAMLILIK
    Her sözcüğün en az bir anlamı vardır. Başlangıçta tek anlam ifade eden sözcük, zamanla çeşitli yöntemlerle değişik anlamlar kazanır. Bu yüzden dilimizde tek anlamlı sözcüğe fazla rastlanmaz. Rastlananlar da genellikle yan veya mecaz anlam yüklenemeyen, kullanım alanı dar sözcükler, belli alanların bazı terimleri, başka dillerden yakın dönemlerde girmiş sözcüklerdir.

Aşağıdaki sözcüklerin birden fazla anlamı yoktur:

Alçı, albay, bitki, camcı, gişe, kurnaz, tümleç…

Sözcüklerin çok anlamlılığı cümle içinde kullanımında kendini belli eder:

  • Hastanın dili şişmiş, ağzında dönmez olmuştu. (İnsanda ve bazı hayvanlarda ağız boşluğunda yer alan etli, uzun, hareketli organ.)
  • Dört beş yaşındaki bir çocuğun dili epey gelişmiştir. (İnsanların duygu ve düşüncelerini anlatmak için sözle ve yazıyla gerçekleştirdikleri anlaşma, lisan.)
  • Tarık Buğra’nın dili Akşehir’den, Yaşar Kemal’inki Çukurova’dan önemli izler taşır. (Bir çağa, bir yöreye, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi.)
  • Terazinin sağ dili , az yukarı bakıyordu. (Bazı aletlerde uzun, yassı ve hareketli parça.)
  • Hukuk dili, roman dili, tiyatro dili, yasa dili … (Belli kurumlara, mesleklere, konulara özgü dil.)
  • Dalgaların yığdığı kumlar körfezin ağzında bu dili oluşturmuş. (Coğrafyada, denize uzanan dar ve alçak kara parçası.)


B. SÖZCÜKLER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ
1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.
kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç…
Fakat bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz: “kara bahtlı” kelime grubunda “kara” kelimesinin yerine “siyah” kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.
Türkçe kelimeler arasında da eş anlamlılık olabilir:
deprem-yer sarsıntısı-zelzele,
kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada bir-bazen
2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.
göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,
Kardeşim sana küsmüş.
Kardeşim sana kırılmış.
Kardeşim sana gücenmiş.
Kardeşim sana darılmış.
Birinci cümlede bir “kesinlik ve aşırılık” anlamı, ikinci cümlede bir “esneklik, hatta hoşgörü” anlamı, üçüncü cümlede “üzülmek” anlamı, dördüncü cümlede “gücenip görüşmez olmak” anlamı vardır.
Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)
Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)
Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)
Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)
3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER
Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.
Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,
Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.
“sevinmek” karşıtı sevinmemek değil “üzülmek”tir.
Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.
“doğru” kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede “eğri” olurken, diğerinde “yanlış” olabilir.
İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki “ağır” kelimesinin ağır olmayan anlamındaki “hafif”le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.
4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.
Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir
Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz
Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi
Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:
Siyah anlamındaki “kara” ile “kar-a” (-a: yönelme hâl eki) gibi
“Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar”
“Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar”
Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya
“hala” ve “hâlâ”, “kar” ve “kâr”, “adet” ve “âdet” kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.
5. İKİLEMELER
Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime grubudur.
ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya doya …
Yapı Yönüyle İkilemeler:
a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik deşik, eş dost
b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak…
c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç ….
d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş …
e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl …
f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski püskü
g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur …
İkilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti konulamaz.
6. YANSIMALAR
Tabiata, insana, insan dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya çıkan kelime veya kelime gruplarıdır.
tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır…
Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.
“miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek, şırıltı”
7. ATASÖZLERİ
Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.
Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler
Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler
Çoğu mecazlıdır.
Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.
Genel bir yargı bildirir.
Öğüt verme amacı taşır.
At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
Böyle gelmiş, böyle gider
Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
Damlaya damlaya göl olur.
Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.
Eden bulur.
Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Üzerine laf düşmedikçe konuşma.
Vakitsiz açılan gül çabuk solar.
8. DOLAYLAMA
Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.
“yavru vatan”: Kıbrıs,
“büyük kurtarıcı”: Atatürk,
“ulu önder”:Atatürk
“derya kuzuları”: balık,
“file bekçisi”:kaleci
“Türkiye’nin kalbi”: Ankara
9. ANLAM GENİŞLEMESİ
(yan anlam)
10.ANLAM DARALMASI
] “oğul” kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.
11. ANLAM İYİLEŞMESİ
] “kötü” anlamındaki yavuz kelimesinin artık “yiğit” anlamında kullanılması gibi.
12. ANLAM KÖTÜLENMESİ
] “canlı” anlamındaki canavar kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi.
13. GÜZEL ADLANDIRMA
] “verem” kelimesinin dildeki korkunçluğunu azaltmak için “ince hastalık” ile karşılanması gibi.
]Yabanî hayvan adı olan “börü”nün atılıp yerine “kurt” kelimesinin kullanılması gibi.

Anlam Bilgisi

ANLAM BİLGİSİ

SÖZCÜK

Sözcük ( Kelime ) nedir ?

     Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime denir. Kelime, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin anlamlı en küçük parçasıdır. Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesiyle anlaşma sağlanır.

SÖZCÜKTE ANLAM
Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır. Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.
Anlam bakımından kelimeler ve kelimeler arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:
A. ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER
Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.
1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)
Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna “temel anlam” da denir.
Meselâ, “ağız” dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle.
Soğuktan su boruları patlamış.
Ayağında eski bir spor ayakkabı var.
Biraz sonra toprak bir yola girdik.
Kanadı kırık bir martı gördüm.
Soğuk sudan boğazı şişmişti.
Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.
Dün gece erken yattım.
Sıcak çorbayı içince rahatladım.
Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.
Ahmet’in burnu iyi koku alır.
Ağzında yaralar oluşmuştu.
Elini hırsla masaya vurdu.
İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi.
Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı.
2. YAN ANLAM
Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.
Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.
Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun pantolonu düşüyordu”, “Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır.
Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)
Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış.
Uçağın kanadı havada parçalanmış.
Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.
Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.
Köprünün ayağına bomba koymuşlar.
Şişeyi boğazına kadar doldurdu.
Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim.
Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı.
Yokuşun başına kadar koştuk.
Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır.
Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb
3. MECAZ ANLAM
Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.
Bu konuyu bir daha açmayacağım.
İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.
Derdim çoktur, hangisine yanayım.
Doktora boş gözlerle bakıyordu.
Bu şarkıya bayılıyorum.
Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.
Yakında savaş patlayacak.
Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.
İnce işlere aklım pek ermiyor.
Kitapları taşırken kolum koptu.
İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.
Bu söze gençlerden biri ince bir karşılık verdi.
Onun pişkinliğine bir anlam veremedik.
Cesaretinin kırılmasına sen sebep oldun.
Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir. Eğretileme ve deyim aktarması da denir.
“Kurban olam, kurban olam
Beşikte yatan kuzuya” (açık istiare)
“Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor.” (kapalı istiare)
İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl
Saçını kestir demedim mi?
Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.
Ayağını çıkarmadan girebilirsin.
Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.
Orhan Veli’yi okur musun?
4. DEYİM ANLAM
Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.
Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.
Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.
Her gördüğüne dudak büküyordu.
Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.
İki genç adam boğaz boğaza geldi.
Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.
Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.
Matematiği aklım almıyor.
Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.
Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.
Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.
Bizimkinin iyice çenesi düştü.
Göze girmek için her şeyi yapıyor.
İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.
Bu soruya kafa yormanı istemiştim.
Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.
Burası çok ayak altı, şurada duralım.
Deyimlerin özellikleri:
a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.
Meselâ “yüzün ak olsun” yerine “yüzün beyaz olsun” denilemez,
“ocağına incir ağacı dikmek” yerine “ocağına çam ağacı dikmek” denilemez,
“ayıkla pirincin taşını” yerine “ayıkla bulgurun taşını” denilemez,
“dilinin altındaki baklayı çıkar” yerine “dilinin altındaki şekeri çıkar” denilemez,
“tüyleri diken diken ol-” yerine “kılları diken diken ol-” denemez.
Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.
Araya başka kelimeler girebilir:
“Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.
b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: “Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”
c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.
1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:
ağzı açık, kulağı delik,
eli uzun, kaşla göz arasında,
bulanık suda balık avla-, dikiş tutturama-,
can kulağı ile dinle-, köprüleri at-,
pire için yorgan yak-, pişmiş aşa su kat-,
kafayı ye-, aklı alma-,
akıntıya kürek çek-, ağzı kulaklarına var-,
bel bağla-, çenesi düş-,
göze gir-, dara düş-,
2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.
Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Allah bana ben de sana,
Atı alan Üsküdar’ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,
Ne şiş yansın ne kebap,
Fol yok yumurta yok ..
d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: “İşleyen demir ışıldar” atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.
e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?
Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..
f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:
Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)
Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)
g) Kafiyeli deyimler de vardır:
Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı
5. TERİM ANLAM
Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.
Örnek: “Ekvator” kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.
Örnek: kök, mısra, muson.
“yüklem, özne, kök, zarf”, dil bilgisi terimleri; “üçgen, daire, çap”, kelimeleri de geometri terimleridir.
Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.
Örnek: “Budala” kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.
Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.
Boğaz’ı geçip Karadeniz’e ulaştık.
Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.
Ağacın kökleri çok derinde.
Üçgenin iç açıları toplamı 180’dir.
6. ARGO ANLAM
Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.
Argo, dil içinde bir dil gibidir.
Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.
Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.
Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.
Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.
Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.
“Canına yandığımın dünyası” gibi.
abdestini vermek: azarlamak
aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek
röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek
piliç gibi: güzel ve sevimli kız
mektep çocuğu: acemi, toy
zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak
yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek
arakçı: hırsız
bal kabağı: aptal, beyinsiz
torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak…
7. SOYUT ANLAM
Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.
Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik…
8. SOMUT ANLAM
Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.
Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak…
Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.
“Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum.”
“Adam yıldızlara basa basa yürüyordu.”
9. GENEL ve ÖZEL ANLAM
Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.
Varlık-canlı-insan-Ahmet
Metin-paragraf-cümle-kelime-hece-harf

10.SÖZCÜKTE ÇOK ANLAMLILIK
    Her sözcüğün en az bir anlamı vardır. Başlangıçta tek anlam ifade eden sözcük, zamanla çeşitli yöntemlerle değişik anlamlar kazanır. Bu yüzden dilimizde tek anlamlı sözcüğe fazla rastlanmaz. Rastlananlar da genellikle yan veya mecaz anlam yüklenemeyen, kullanım alanı dar sözcükler, belli alanların bazı terimleri, başka dillerden yakın dönemlerde girmiş sözcüklerdir.

Aşağıdaki sözcüklerin birden fazla anlamı yoktur:

Alçı, albay, bitki, camcı, gişe, kurnaz, tümleç…

Sözcüklerin çok anlamlılığı cümle içinde kullanımında kendini belli eder:

  • Hastanın dili şişmiş, ağzında dönmez olmuştu. (İnsanda ve bazı hayvanlarda ağız boşluğunda yer alan etli, uzun, hareketli organ.)
  • Dört beş yaşındaki bir çocuğun dili epey gelişmiştir. (İnsanların duygu ve düşüncelerini anlatmak için sözle ve yazıyla gerçekleştirdikleri anlaşma, lisan.)
  • Tarık Buğra’nın dili Akşehir’den, Yaşar Kemal’inki Çukurova’dan önemli izler taşır. (Bir çağa, bir yöreye, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi.)
  • Terazinin sağ dili , az yukarı bakıyordu. (Bazı aletlerde uzun, yassı ve hareketli parça.)
  • Hukuk dili, roman dili, tiyatro dili, yasa dili … (Belli kurumlara, mesleklere, konulara özgü dil.)
  • Dalgaların yığdığı kumlar körfezin ağzında bu dili oluşturmuş. (Coğrafyada, denize uzanan dar ve alçak kara parçası.)


B. SÖZCÜKLER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ
1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.
kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç…
Fakat bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz: “kara bahtlı” kelime grubunda “kara” kelimesinin yerine “siyah” kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.
Türkçe kelimeler arasında da eş anlamlılık olabilir:
deprem-yer sarsıntısı-zelzele,
kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada bir-bazen
2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.
göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,
Kardeşim sana küsmüş.
Kardeşim sana kırılmış.
Kardeşim sana gücenmiş.
Kardeşim sana darılmış.
Birinci cümlede bir “kesinlik ve aşırılık” anlamı, ikinci cümlede bir “esneklik, hatta hoşgörü” anlamı, üçüncü cümlede “üzülmek” anlamı, dördüncü cümlede “gücenip görüşmez olmak” anlamı vardır.
Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)
Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)
Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)
Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)
3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER
Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.
Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,
Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.
“sevinmek” karşıtı sevinmemek değil “üzülmek”tir.
Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.
“doğru” kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede “eğri” olurken, diğerinde “yanlış” olabilir.
İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki “ağır” kelimesinin ağır olmayan anlamındaki “hafif”le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.
4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.
Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir
Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz
Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi
Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:
Siyah anlamındaki “kara” ile “kar-a” (-a: yönelme hâl eki) gibi
“Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar”
“Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar”
Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya
“hala” ve “hâlâ”, “kar” ve “kâr”, “adet” ve “âdet” kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.
5. İKİLEMELER
Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime grubudur.
ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya doya …
Yapı Yönüyle İkilemeler:
a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik deşik, eş dost
b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak…
c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç ….
d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş …
e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl …
f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski püskü
g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur …
İkilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti konulamaz.
6. YANSIMALAR
Tabiata, insana, insan dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya çıkan kelime veya kelime gruplarıdır.
tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır…
Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.
“miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek, şırıltı”
7. ATASÖZLERİ
Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.
Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler
Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler
Çoğu mecazlıdır.
Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.
Genel bir yargı bildirir.
Öğüt verme amacı taşır.
At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
Böyle gelmiş, böyle gider
Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
Damlaya damlaya göl olur.
Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.
Eden bulur.
Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Üzerine laf düşmedikçe konuşma.
Vakitsiz açılan gül çabuk solar.
8. DOLAYLAMA
Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.
“yavru vatan”: Kıbrıs,
“büyük kurtarıcı”: Atatürk,
“ulu önder”:Atatürk
“derya kuzuları”: balık,
“file bekçisi”:kaleci
“Türkiye’nin kalbi”: Ankara
9. ANLAM GENİŞLEMESİ
(yan anlam)
10.ANLAM DARALMASI
] “oğul” kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.
11. ANLAM İYİLEŞMESİ
] “kötü” anlamındaki yavuz kelimesinin artık “yiğit” anlamında kullanılması gibi.
12. ANLAM KÖTÜLENMESİ
] “canlı” anlamındaki canavar kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi.
13. GÜZEL ADLANDIRMA
] “verem” kelimesinin dildeki korkunçluğunu azaltmak için “ince hastalık” ile karşılanması gibi.
]Yabanî hayvan adı olan “börü”nün atılıp yerine “kurt” kelimesinin kullanılması gibi.

Anlatım Bozuklukları

ANLATIM BOZUKLUKLARI
Konuların anlatımı aşağıdaki başlıklarımn altındadır.

Eş anlamlı kelimelerin bir arada kullanılması
Anlamı zaten diğer k elimelerde bulunan kelimelerin gereksiz yere kullanılması
Bir kelimenin yerine yanlış anlam verecek şekilde başka bir kelime kullanılması
Birbiriyle çelişen s özlerin bir arada kullanılması
Eklerin yanlış k ullanımı
Özne-yükle m uyumu/ uyumsuzluğu
Nesne-yüklem uyumsuzluğ u
Tümleç yanlışları
Düşünme ve mantık hata ları
Fiilin vey a yardımcı fiilin yanlış kullanılması
Tamlama yanlışlarıI
Kelimelerin yanlış yerde kullanılma sı
Birleşik cümlelerde yüklemler arasındaki uyumsuzluk

Cümlenin Yapısı ve Cümle bilgisi

CÜMLE YAPISI CÜMLE BİLGİSİ

 YAPI BAKIMINDAN CÜMLELER

Cümleler, bildirdikleri yargı sayısına ve öğelerin yüklemle olan ilişkisine göre çeşitlere ayrılırlar.

Cümlede bir ya da birden fazla yargı vardır. Başka bir deyişle birden fazla cümle bir araya gelip bir cümleymiş gibi görünebilir.

  • Bir ceylan gibi ürktü. Tek yargı
  • Sevincinden ne yapacağını şaşırmıştı. İki yargı

Bu tür cümlelerde bazı öğeler ortak olduğu gibi öğelerin tamamı farklı da olabilir. Bu cümleler birbirlerine bazı bağlaçlar yardımıyla bağlanabildiği gibi anlam bakımından da bağlanabilirler.

  • Saatine baktı ve otobüsü kaçırdığını anladı.

Cümleler yapı bakımından çeşitlere ayrılırken içlerindeki kelime sayısı değil yüklem, fiil veya yargı sayısı dikkate alınır.

Yapı bakımından cümleler; basit, birleşik, bağlı ve sıralı olmak üzere dörde ayrılır.

 1. Basit Cümle

İçerisinde tek yargı, tek fiil, dolayısıyla isim veya fiil cinsinden tek yüklem bulunan cümledir.

Başka bir cümleye bağlanmaz, yani bağımsız bir cümledir. Tamamladığı ya da onu tamamlayan bir cümlecik yoktur.

  • Yarın akşam maç yapacaklar.
  • Zayıf kolları kirli tunç rengindeydi. Tekrar başını kaldırdı.
  • Gökle denizin birleştiği dumandan çizgiye baktı.
  • Sıcak yaz aylarını geçirmek için deniz kenarlarına, kırlara tepelere kaçanlar, şimdi birer birer kışlıklarına dönüyorlar.

*Bazı dil bilimcilere göre içerisinde yüklemin dışında isim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiil bulunan cümleler de basit cümledir; bu kelimeler ve kelime grupları yargı bildirmezler.

  • Rüzgâr, denizin yüzünü pürüzlendirerek küçük savaşlar yaratıyordu.
  • Birden köşe başından, iki karayağız atın çektiği bir fayton peyda oldu.

2. Birleşik Cümle

Bir temel cümle ile onun anlamını tamamlayan en az bir yan cümlecikten meydana gelen cümlelerdir.Yani yapısında birden fazla cümle bulunduran cümlelerdir.

Temel cümleyle yan cümlenin bir araya geliş şekillerine göre birleşik cümleler çeşitlere ayrılır.

a. Girişik Birleşik Cümle

Bu tür cümlelerde yan cümlecik temel cümleciğin herhangi bir öğesi olabildiği gibi, bir öğenin parçası da olabilir.

Girişik birleşik cümleler, fiilimsilerle ve çekimli fiillerle kurulur.

  • Havaların ısınması / tatil düşkünlerini sevindirdi. Özne
  • Çadırları çalanlar / bulunamadı. Sözde özne
  • Evlerin ne zaman biteceğini / bilmiyoruz. Nesne
  • Yarın / bir tanıdığa / gideceğiz. Dolaylı tüml.
  • Babasını karşısında görünce / çok sevindi. Zarf tüml.
  • Havalar soğuduğundan / artık dışarı çıkmıyor. Edat tüml.
  • Ellerim takılırken / rüzgarların saçına
  • Asıldı arabamız bir dağın yamacına,

b. İç İçe Birleşik Cümle

Bir temel cümleyle, herhangi bir sebeple onun içinde kullanılan bir yardımcı cümleden oluşan cümlelerdir. Yardımcı cümle de temel cümle gibi bağımsız bir cümle yapısındadır. Asıl yargı sonda bulunur.

]Yardımcı cümle nesne olarak kullanılabilir. Alıntı hâlindedir.

  • Adam, / “Kartınız geçerli değil.” / demez mi?
  • Şark için “Ölümün sırrına sahiptir.” derler.

]Yardımcı cümlenin yüklemi “de, zannet-, san-, bil- gör-, görün-, farzet-, düşü-” fiillerinin çekimli şekli olabilir.

  • “Seni göremedim diye bu bahar
    İçimde bin türlü duygunun isyanı var.”
  • Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan
    “Savaşı önce kendime karşı kazanmalıyım.” diye düşündü.

]Yardımcı cümle ana cümle içinde bir isim tamlamasının tamlayanı olarak bulunabilir.

  • Iraklardan bir dondurmacının “Vişnelim var, kaymaklım” nidası titreyerek dağılıyordu.
  • Artık “Ev alma komşu al.” atasözünün hükmünün kalmadığına inanıyorum.

]Yardımcı cümle edat grubu olabilir.
Gönül Anadolu’da Yunus Emre’nin “Taştın yine deli gönül / Sular gibi çağlar mısın” gibi mısralarıyla şahlanır.

c. İlgi Cümlesi

Temel cümlenin herhangi bir öğesi olan veya bir öğenin açıklayıcısı olan yan cümleciğin, bağlı bulunduğu veya açıkladığı öğeye “ki” bağlacıyla bağlanması sonucu ortaya çıkan cümleye ilgi cümlesi denir.

Bu cümlelerde ki atılarak yan cümleciğin hangi öğeye bağlı olduğu görülür.

  • Muhsin, / ki öğrencilerimizdendir, / böyle bir şey yapmaz.
  • Öğrencilerimizden olan Muhsin…
  • Dün gece, / ki oradaki son gecemizdi, / çok eğlendik.
  • Oradaki son gecemiz olan dün gece…

Duydum ki o da ziyarete gelecekmiş.

d. Şartlı Birleşik Cümle

Bir temel cümle ve onun şartı olan bir cümleden oluşan birleşik cümlelerdir. Şart cümlesi tek başına yargı bildirmez; ana cümleyi zaman, şart, sebep ve benzetme yönlerinden tamamlar. Onun zarfı olarak kullanılır.

  • Hava güzel olursa / yarın pikniğe gideriz.
  • Çanakkale’yi de gezerdik, / vaktimiz olsaydı.
  • Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.
  • “Havaya bakarsam hava alırım
  • Toprağa bakarsam dua alırım
  • Topraktan ayrılsam nerde kalırım
  • Benim sadık yarim kara topraktır.”
  • Artık demir almak günü gelmişse zamandan
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

*Bazı kalıplaşmış şart cümleleri özne veya nesne de olabilir.

  • Ne yapsa faydasız.

*İstek bildiren şart eki bağımsız cümle kurar. Ancak istek ifadesinde de yargının kuvvetli olmadığı sezilmektedir.

  • Bir gün çıkıp gelsen, vursan kapıma
  • Atılsan boynuma kollarını açarak
  • Otursan dizlerime yaramaz bakışlarla
  • Konuşsan yine öyle yarım yamalak. (YBB)

3. Sıralı Cümleler

Bağımsız cümlelerin, aralarındaki anlam ilgisinden dolayı virgülle veya noktalı virgülle birbiri ardına sıralanmasıyla oluşan cümleler topluluğudur.
En az iki cümleden oluşur.

  • “Yağız atlar kişnedi, / meşin kırbaç şakladı, /
  • Bir dakika araba yerinde durakladı.
  • Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, /
  • Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar…”
  • “Gök sarı, / toprak sarı, / çıplak ağaçlar sarı
  • Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,”
  • “Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu, /
  • Gökler bulutlanıyor, / rüzgar serinliyordu.”
  • Sarı çiçeğin saçları yolunmuş, kana bulanmıştı.
  • Bu, asırlardan beri böyle olagelmişti, asırlarca da böyle sürüp gidecekti.

*Sıralı cümlelerin bütün öğeleri ayrı olabildiği gibi bazıları ortak da olabilir.

  • Otobüs her zamanki gibi yine geç geldi; / biz de derse geç kaldık.
  • Mart kapıdan baktırır; kazma kürek yaktırır. Özne ortak.
  • Mallarımızı önce çaldılar, sonra geri bize sattılar. Özne ve nesne ortak.
  • Merdivenleri kardeşin yıkasın, sen de sil. Nesne ortak.
  • İnatçı adama dil döküyor, sürekli yalvarıyordu. Özne ve dolaylı tüml.

Sıralı cümleler ikiye ayrılır:

1. Bağımlı sıralı cümle: Öğe ortaklığı olan cümledir. Farklı yüklemlerin özne, nesne, tümleç gibi ortak öğeleri vardır.

  • (Ben) Dün akşama kadar çalıştım, çok yoruldum. (Özne ortak)
  • Her zaman planlı çalışır, başarılı olurdu. ( Z.T. ortak öge)

2. Bağımsız sıralı cümle: Öğe ortaklığı olmayan sıralı cümledir. Cümleler arasında anlam ilgisi olduğu hâlde hiçbir öğesi ortak olmayan cümlelerdir.

  • Biri yer, biri bakar.
  • Horoz ölür ,gözü çöplükte kalır.
  • Sakla samanı gelir zamanı.
  • Besle kargayı, oysun gözünü.
  • Laf çok, icraat yok.
  • Sınıf temiz, öğrenciler temiz, gökyüzü temizdi.

4. Bağlı Cümle

Aralarındaki ilgiden dolayı birbirlerine bir bağlaçla bağlanan cümlelerdir.
Bağlaçlar cümle öğesi değildir.

İkiye ayrılır.

1. “ki”li Bağlı Cümleler

Farsça “ki” bağlacıyla birbirine bağlanan bağımsız cümlelerden oluşur.
Yardımcı cümle ana cümleyi genellikle nesne ve zarf göreviyle tamamlar.
Ana cümle başta, yardımcı cümle sonra bulunur. Bu sıralanış, Türkçe cümle yapısına aykırıdır.

  • Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta.
  • “Gönlüm isterdi ki mazini dirilten sanat
    Sana tarihini her lâhza hayal ettirsin.”
    (Gönlüm, mazini dirilten sanatın sana tarihini her lâhza hayal ettirmesini isterdi.)

]Yardımcı cümlenin başta, ana cümlenin sonda kullanıldığı cümleler de vardır. Burada da yardımcı cümle zarf görevindedir.

  • Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi. (Büyük olduğun için kanın tevhidi kurtarıyor.)
  • Kırk elli adım uzaklaşmıştı ki iki iri kanadın havada çarpışmasından çıkan boğuk bir gürültü işitti. (İki iri kanadın havada çarpışmasından çıkan boğuk bir gürültü işittiğinde kırk elli adım uzaklaşmıştı.)

]Bu tür cümlelerde “ki” bazen düşebilir. Cümle, okuyanın, dinleyenin muhayyilesine bırakılır.
Darıldı diye o kadar korktum ki… (anlatamam)

Not: “ki” edatının şüphe kattığı cümleler bağlı cümle değildir.

  • Düşler mi ki şu burcu burcu kokan havada
    Renk mi ki üzerimde akaduran bu nehir?

2. Diğer Bağlaçlarla Kurulanlar

“ve, veya, ya da, da, fakat, ama, lâkin, hâlbuki, ne…..ne, meğer…” bağlaçlarıyla birbirine bağlanan bağımsız cümleler topluluğudur.

  • Hava bulutlu ve durduğumuz tepe rüzgârlı idi.
  • Çocukluk günlerini hatırladı ve gözlerinde iki damla yaş belirdi.
  • Okumayı bilmiyor veya numara yapıyor.
  • Ne doğan güne hükmim geçer
    Ne hâlden anlayan bulunur.”
  • Bu ev güzel, temiz, her şeyi yerinde bir ev; / ama / Şinasi Bey’in istediği ev değil.
  • “Yatsam, acaba uyuyabilir miyim?” diye düşündü, yatıp da uyuyamamaktan korktu; / ama / korktuğu başına gelmedi. Sabaha kadar yattı, hem de uyudu.
  • Burnu biraz basıkça, / fakat / gözleri derin ve güzel; alnı küçük ve dar, / fakat / saçları altından bir duman gibi yumuşak ve seyyal; dişleri biraz eğri, / fakat / dudakları çilek gibi küçük, toplu ve yuvarlak… Güzel değilse bile çirkin hiç değil.
  • Onun bu sözlerinin samimî olduğuna hiç şüphe etmediler / ve / bir çocuk ruhu kadar temiz ruhundan gelen nutuklarını sessizce dinlediler.
  • Dün resim yapmadı / da / maça gitti.
  • Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde.

]Bağlı cümlelerin bir kısmında yüklemin kipi ve şahsı aynı, bir kısmında farklıdır.

  • Hava bulutlu ve durduğumuz tepe rüzgârlı idi.
  • Ayakkabılarını ayağına geçirdi ve kendini sokağa attı.
  • İstediğiniz evrakları getireceğim, fakat okuyabileceğinizi sanmıyorum.
  • Ben saatinde gelmiştim, ama o henüz ortalıkta yoktu.

]Unsurların biri veya birkaçı ortak olan bağlı cümleler de vardır.

  • Ya okumayı bilmiyor ya numara yapıyor.

Sonuç:

Bir cümle, yapı bakımından basit, birleşik, bağlı, sıralı cümlelerden ancak birine dahil olabilir. Birleşik, bağlı ve sıralı cümleleri oluşturan cümleler de ayrı ayrı basit, birleşik, sıralı veya bağlı olabilir.

İnceleme:

Gündüzleri onların sesleriyle o kadar dolmuş olurdum / ki / rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım ve hep bunları tefsir etmek isterdim.

Çeşidi: “ki”li bağlı cümle
Yardımcı cümle: basit:

Gündüzleri onların sesleriyle o kadar dolmuş olurdum
Ana cümle: bağlı:

rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım / ve / hep bunları tefsir etmek isterdim.
Ana cümleyi oluşturan cümlelerin her biri: basit:
rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım
hep bunları tefsir etmek isterdim.

Örnekler

  • Öğle yemeğinden sonra sinirlerim uyuştu, ufak bir uyku kestireyim diye kompartımanda uzandım.
  • Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana
  • Medeniyet öyle kuvvetli bir ışıktır ki ona bigâne olanları yakar, mahveder.

8.SINIF İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK

ÜNİTE 1 : BİR KAHRAMAN DOĞUYOR ATA GENEL

  1. Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı
  2. Çocukluğu,  Ailesi,  İçinde Yaşadığı Sosyal Ortam ve Yetişme Tarzı
  3. Eğitim ve Öğrenim Hayatı
  4. Askerlik Hayatı
  5. Siyasi Hayatı
  6. Medeni Hali
  7. Mustafa Kemal Atatürk’ün Kişisel Özellikleri
  8. Vatanseverliği
  9. İdealistliği
  10. Hakikati (Gerçeği) Arama Gücü
  11. Çok Cepheliliği (Yönlülüğü)
  12. Gurura ve Ümitsizliğe Yer Vermemesi
  13. İleri Görüşlülüğü
  14. Yöneticiliği
  15. Eğitimciliği
  16. Sanatseverliği
  17. İnsan ve Millet Sevgisi
  18. İyi Kalpliliği

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN HAYATI

1. Atatürk’ün Çocukluğu, Ailesi, İçinde Yaşadığı Sosyal Ortam ve Yetişme Tarzı
ata çocuk
Mustafa Kemal, 1881 yılında Selanik’te doğdu.
Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır.
Ali Rıza Efendi, önceleri gümrük memurluğu yapıyordu. Daha sonra bu görevinden ayrıldı ve kereste ticaretiyle uğraşmaya başladı.

Zübeyde Hanım; zeki, sağduyulu, sağlam karakterli, gelenek ve göreneklerine bağlı bir hanımefendiydi.

Mustafa Kemal’in en iyi şekilde yetişmesi için anne ve babasının çok büyük katkıları olmuştur.
Mustafa Kemal’in çocukluk ve gençliği, Osmanlı Devleti’nin en  sıkıntılı yıllarına rastlar. Onun yaşadığı şehir olan Selanik, 19. yüzyılın sonlarında sık sık çatışmalara sahne olan Makedonya bölgesindedir.
Bu bölge  aynı zamanda  Avrupa’daki kültür  hareketlerinin ve siyasi gelişmelerin etkisi altındaydı.
Mustafa Kemal’in kişiliğinin oluşmasında aile­sinin, aile çevresinin, öğrenim gördüğü okulların ve yaşadığı ortamın etkili olduğu görülmektedir.
Mustafa Kemal, aile hayatına önem vermiş, ailesini yaşamı boyunca yalnız bırakmamıştır. Askerliği sırasında görevden döndüğünde sık sık annesi ve kız kardeşini Selanik’te ziyaret etmiştir.
Selanik’in Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmasından sonra annesi ve kız kardeşini yanına aldırmış, kardeşi Makbule Hanım’ı, Cumhuriyetin ila­nından sonra da yanından ayırmamıştır.
2.  Atatürk’ün Eğitim ve Öğrenim Hayatı
Mustafa, önce annesinin isteğiyle mahalle mektebine gitti. Burada modern eğitim uygulanma­dığından Şemsi Efendi İlkokuluna başladı.
Şemsi Efendi İlkokuluna devam ederken baba­sını kaybetti. Bunun üzerine kısa bir süre öğrenimine ara vermek zorunda kaldı.
Babasının ölümüyle aile zor durumda kaldı. Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa ve kızı Makbule ile birlikte Selanik yakınlarında çiftlik işleten kardeşinin yanına gitti.
Mustafa’nın öğrenim görmemesi annesini çok üzüyordu. Bu nedenle Zübeyde Hanım oğlunu öğreni­mine devam etmesi için tekrar Selanik’e gönderdi.
Mustafa, Selanik’te Mülkiye Rüştiyesine (sivil ortaokul) yazıldı (1892).
Mustafa Kemal’in arzusu asker olmaktı. Askerî okul sınavına girdi ve başarılı oldu. Selanik Askerî Rüştiyesine (Selanik Askerî Ortaokulu) kaydoldu.
Mustafa bu okulda, zekâsı ve üstün yetenek­leriyle öğretmenlerinin sevgisini kazandı.
Doğduğunda kendisine “Mustafa” adı verilmişti. “Kemal” adını ise bu okuldaki matematik öğretmenin­den almıştır.
Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesini bi­tirince Manastır Askerî İdadisine yazıldı (1895).
Manastır kenti ve girdiği bu okul Mustafa Ke­mal’in ülke sorunları, vatan ve millet sevgisi, milliyetçi­lik, bağımsızlık, özgürlük gibi düşüncelerinin gelişme­sinde önemli rol oynamıştır.
Mustafa Kemal, Ma­nastır Askerî İdadisini bitirdik ten sonra İstanbul’a gelerek Harp Okulunun piyade sınıfına girdi (1899).
Bu okuldan sonra öğre­nimine İstanbul Harp Akade­misi, kurmay sınıfında devam etti. (1902).            Derslerinin yanı sıra, ülkenin içinde bulunduğu siyası durum ve sorunları ile yakından ilgilendi.
Mustafa Kemal, Harp Akademisini kurmay yüzbaşı olarak bitirdi (11 Ocak 1905). Böylece orduda görev almaya hazır bir kurmay subay oldu.
 
3.Atatürk’ün Askerlik Hayatı
ata3
Mustafa Kemal’in askerlik mesleğine merakı çocukluk yıllarında başladı. Bunun sonucunda asker olmaya karar verdi.
İlk görev yeri 5. Ordu emrindeki 30. Süvari Alayı’ydı. Burada subaylara askeri bilgiler verecek ve bölgedeki asayişi sağlayacaktı.
Suriye’de bulunduğu sırada yakın arkadaş­larıyla Vatan ve Hürriyet Derneğini kurdu (Ekim 1906).
1907′de kolağası olarak Şam 5. Ordu Komu­tanlığında, oradan da aynı yıl içerisinde Manastır 3. Ordu Komutanlığında görevlendirildi.ı
İstanbul’da çıkan 31 Mart Ayaklanmasını bastırmak ve düzeni sağlamak amacıyla hazırlanan Hareket Ordusu’nda kurmay yüzbaşı olarak görev yaptı.
İtalya’nın Trablusgarp’a saldırması üzerine kaçak yollarla Mısır üzerinden Trablusgarp’a gitti. Mustafa Kemal, Enver Paşa ve Fethi Bey Derne ve Tobruk’ta İtalyanlara karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Bu başarılarından dolayı Mustafa Kemal binba­şılığa terfi ettirildi.
Balkan Savaşlarının başlamasıyla Trablusgarp’tan ayrılmak zorunda kaldı.
 Mustafa Kemal Sofya Askeri Ataşeliği’ne atandı (27 Ekim 1913). Mart 1914′te yarbaylığa yükseldi.
Dünya Savaşı başladığında Mustafa Kemal Osmanlı Devleti’nin hemen savaşa girmesini doğru bulmuyordu. Ancak Osmanlı Devleti bir oldu bittiyle  savaşa katılınca savaşta rol almak için 2 Şubat 1915’te kurulmakta olan 19. Tümen Komutanlığına getirildi.
Mustafa Kemal’in askeri yönden tanınmasını sağlayan, I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesin­deki savaşlar olmuştur.
Mustafa Kemal Çanakkale Cephesi’nde üstün bir askerlik yeteneği sergileyerek önemli savunmalar yaptı ve büyük başarılar kazandı.
Mustafa Kemal ve emrindeki tümen, Anafartalar ve Arıburnu’nda düşmanı ağır bir yenilgiye uğ­rattı. İtilaf Devletlerinin Çanakkale’yi geçmelerine izin vermedi.
Mustafa Kemal, Mondros’tan sonra yurdun işgal edilmesini önlemek amacıyla Anadolu’ya geçti.
Anadolu’da askerî niteliğinin yanında siyasi dehasıyla da halkı Kurtuluş Savaşı için örgütledi.
13 Kasım 1918′de İtilaf Devletlerinin donanma­larının İstanbul’a girdiğini gören Mustafa Kemal, yanın­da bulunanlara, “Geldikleri gibi giderler.” demiştir.
Erzurum Kongresi’nden bir gün önce askerlik görevinden istifa etmek zorunda kalmıştır.
Sakarya Meydan Savaşı’ndan önce meydana gelen gelişmeler onun tekrar askerliğe dönmesine yol açmış, geniş yetkilerle başkomutanlığa getirilmiştir (5 Ağustos 1921).
Sakarya Meydan Savaşı’nda, “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” emrini verdi. Bu savaştan sonra kendisine gazilik ve mareşallik unvanı verildi.
26 Ağustos’ta Kocatepe’ye gelindi ve taaruza başladı.
30 Ağustos 1922′de Başkomutanlık Meydan Savaşı yapıldı. Yunan kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğratıldı.
Mustafa Kemal Paşa: “Ordular; ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini vererek düşmanın süratle takip edilmesini sağladı. 9 Eylül’de İzmir kurtarıldı.
Sahip olduğu askerî özelliklerle Mustafa Kemal,  20.yy’ın en büyük asker ve komutanlarından biri olmuştur.
 4. Atatürk’ün Siyasi Hayatı
ata1
Mustafa Kemal, büyük bir asker olduğu kadar eşsiz bir devlet adamıdır.
O, gençlik yıllarından itibaren Osmanlı Devleti’nin geçirdiği büyük sıkıntıları görmüş ve çareler ara­maya başlamıştır. Bu sebeple Harp Okulu ve Harp Akademisindeki öğrenimi sırasında bazı siyasi faa­liyetlere de katılmıştır.
19 Mayıs 1919′da millî birlik ve beraberliği sağlamak amacıyla Samsun’a gitti. Buradan Havza’ya geçerek bildiriler yayımladı. Amasya Genelgesi’ni ya­yımladı. Doğu Anadolu’nun kurtuluşu için Erzurum Kongresi’ne başkanlık etti.
Sivas Kongresi’nde bütün cemiyetleri aynı çatı altında birleştirdi.
27 Aralık’ta Ankara’ya geldi ve çalışmaları bu­radan takip etti.
23 Nisan 1920′de TBMM’yi açtı ve Meclis’e başkan olarak seçildi.
Kurtuluş Savaşı sırasında I. İnönü Savaşı’ndan sonra Londra Konferansı; Sakarya Zaferi’nden sonra imzalanan Ankara ve Kars antlaşmaları onun siyasi başarılarıdır. Kurtuluş Savaşı sonucunda imzalanan Mudanya ve Lozan Barış Antlaşmalarıyla başarılarını devam ettirdi.
Mustafa Kemal, ülkenin çağdaş medeniyetler seviyesinde çıkması için çeşitli alanlarda inkılaplar yapmıştır. O, inkılaplarını gerçekleştirirken, ülkenin iç ve dış sorunlarını çözerken her zaman millî çıkarları göz önünde tutmuştur.
29 Ekim 1923′te Cumhuriyeti ilan etti ve Türki­ye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı oldu. 1934′te Atatürk soyadını aldı.
5. Atatürk’ün Medeni Hali 
Mustafa Kemal, Türk toplumunda kadının layık olduğu yeri alması için çok çaba harcadı.
O, sağlıklı bir toplumun güçlü bir aile yapısıyla kurulacağına inanıyordu.
Atatürk’e göre, toplumun temeli sağlıklı bir aile yaşamı ile oluşurdu. Sağlıklı ve dengeli fertler ancak sıcak ve mutlu bir aile ortamında yetişebilirdi. Bu yüz­den aileyi toplumun temeli olarak kabul etmiştir.
29 Ocak 1923′te İzmir’de Latife Hanımla evlendi.
Mustafa Kemal, çıktığı yurt gezilerine eşini de yanında götürürdü.
Kadınla erkeğin hayatın her alanında birlikte yer almasını isterdi. Bu yüzden kendi evliliği ve aile hayatıyla Türk toplumuna örnek olmaya çalıştı.
 

 DÖRT ŞEHİR VE ATATÜRK

SELANİK
Makedonya’nın önemli bir şehri olan Selanik siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan çevre ül­kelerden çok fazla etkilenen bir bölge idi. Bü­yük devletlerin yayılma ve nüfuz alanlarının en çok etkilediği Selanik şehri aynı zamanda Balkan milletlerinin Osmanlı’ya karşı ayak­lanmalarına da merkezlik yapmıştır.
Ayrıca Selanik; genç ve aydın neslin bu­lunduğu, vatanseverlik duygularının yoğ­rulduğu ve daha fazla özgürlük ortamının bulunduğu bir yerdi.
MANASTIR
Bugün Bitola adıyla bilinen Manastır  Mustafa Kemal’in fikir hayatının oluşma­sında büyük etkiye sahiptir. Bu şehrin Av­rupa kültüründen çok çabuk etkilenmesi ve Osmanlı yönetiminin bu şehri çok sıkı kontrol altında tutamaması, yönetime karşı olanların faaliyetlerini arttırmalarına neden olmuştur. Mustafa Kemal de bu ortamda birçok çevreyle diyalog kurarak her yönden kendini geliştirmiştir.
SOFYA
Mustafa Kemal, 27 Ekim 1913′te Sofya As­keri Ateşeliği’ne atanmıştır. Bir yıldan fazla süren bu görevi sırasında Atatürk, Balkan­ların ekonomik, politik ve sosyal ortamında bütün azınlıkları, dış güçleri, bunların emellerini ve çeşitli dinleri tanımış; dinlerin milliyetçilik akımlarının hizmetine verilme­sinin tanığı olmuştur. Bu büyük karışıklık ortamında kendini yetiştirmiştir.
 
İSTANBUL
Osmanlı Devletinin XIX. yüzyıl sonlarındaki mevcut durumu Atatürk’te İnkılap fikirlerinin gelişmesine sebep olmuştur. Mondros Ateş­kesinin imzalanmasının ardından İstanbul’a gelen Mustafa Kemal buradan ülkenin içine düştüğü durumdan kurtarılamayacağını an­lamış ve Anadolu’ya geçerek kurtuluş hare­ketini başlatmaya karar vermiştir.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ 

ATATÜRK’ÜN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ
ATA GENEL
 
Mustafa Kemal; çok yönlü, üstün yetenek, zeki ve kuvvetli iradeye sahiptir. Bunlar Mustafa Kemal’in Türk milletinin en büyük lideri olmasında ve tüm dün­yaca kabul edilmesinde etkili olan özellikleridir.
1.Atatürk’ün Vatanseverliği
Mustafa Kemal, bir asker olarak birçok cep­hede vatan savunmasının en güzel örneklerini verdi.
Vatanı savunmanın yüce bir görev olduğunu belirtti. Çanakkale Cephesi’nde askerlerine: “Size ben taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçen zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar gelebilir.” diyerek Türk ordusunun Çanakkale Savaşlarındaki başarısının nasıl gerçekleştiğini ortaya koymuştur.

Sakarya Meydan Savaşı’nda Mustafa Kemal askerlerine şu emri verdi: “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Va­tanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslan­madıkça terk edilemez.” Bu emrin harekete geçir­diği vatanseverlik duygusu Türk ordusuna büyük bir zafer daha kazandırdı.

2.Atatürk’ün İdealistliği
Atatürk’ün ideali; Türk milletinin çağdaş, hayat seviyesi içinde yaşayan bir millet olarak varlığını yük­seltmektir.
Onun ilkeleri bu ideali gerçekleştirmeye yöne­liktir.
Mustafa Kemal, Onuncu Yıl Nutku’nda, az za­manda çok büyük işler yapıldığını belirtmiş, ancak  bunları yeterli görmemiştir.
Mustafa Kemal, idealistliğinin bir gereği olarak şunları söylemiştir: “Yurdumuzu dünyanın en ma­mur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkar­acağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynak­larına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” Bu ideal yalnızca Atatürk’ün değil, aynı zamanda Türk milletinin de idealidir.
3.Atatürk’ün Hakikati (Gerçegi) Arama Gücü
Mustafa Kemal, gerçekçi bir insandı. Gerek dış politikada gerekse iç politikada hiç hayalci olma­mış, milleti gerçekleşmesi mümkün olmayan emeller peşinde koşturmamıştır.
“Bizim; akıl, mantık, zeka ile hareket etmek en büyük özelliğimizdir.” sözü bu özelliğine en gü­zel örnektir.
4.Atatürk’ün  Çok Cepheliliği (Yönlülüğü)
Mustafa Kemal, üstün bir komutan eşsiz bir devlet adamıdır.
O, pek çok alanda ortaya koyduğu görüşleriyle milletini aydınlatmış; kalkınmanın, gelişmenin ve çağ­daşlaşmanın yollarını göstermiştir.
Mustafa Kemal, hem fikir hem de hareket adamıdır.                                                                          |
Askerlik, tarih, eğitim, sanat ve ekonomi konularında görüşlerini açıklamakla kalmamış aynı zamanda bu görüşlerini uygulamıştır.
Mustafa Kemal, bu özelliklerinin yanında kendine güveni, göreve bağlılığı, çabuk ve doğru karar verme gücü ile de çok cepheli bir önderdir.
5.Atatürk’ün  Gurura ve Ümitsizliğe Yer Vermemesi
Mustafa Kemal, gerçekleştirdiği büyük ve küçük bütün işlerinden sonra gurura veya büyüklenmeye kapılmamıştır. Kendisine farklı davranılmasından hoşlanmazdı.
“Benim müstesna olduğuma dair bir kanun yoktur.” sözü bu özelliğini vurgulamaktadır.
Mustafa Kemal, hayatı boyunca yapacağı bütün işlerde şu şekilde düşünürdü: “Ben bir işte nasıl muvaffak olacağımı düşünmem. O işe neler engel diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı iş kendi kendine yürür.”
Çanakkale Savaşları sırasında cephanesi olmayan asker karşısında süngü tak emrini vermesi onun :   zor durumlarda bile ümitsizliğe düşmediğini göstermektedir.
6.Atatürk’ün İleri Görüşlülüğü
 
Mustafa Kemal, olayların gelişmesini sezgileriyle değerlendirerek sonucunda neler olabileceğini isabetli bir şekilde tespit ederdi. Onun ileri görüşlülüğü­nü gösteren pek çok örnek vardır.
“Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi yetmez. Muhakkak ufkun ötesini de gör­mesi ve bilmesi gereklidir.” sözü bu özelliğini gös­terir.
Çanakkale Savaşlarında düşmanın nereden çıkarma yapacağını tahmin etmesi, II. Dünya Savaşı’nın çıkacağı 1932′de bir yurt gezisinde “Kırk asırlık Türk yurdu, düşman elinde bırakılamaz.” diyerek ilerde Hatay’ın ana vatana katılacağını belirtmesi onun bu özeliğini en iyi şekilde ortaya koymaktadır.
7. Atatürk’ün  Yöneticiliği
Mustafa Kemal, üstün nitelikli ve çok yönlü bir yöneticiydi.
O, bu özelliğini cephede, mecliste ve cumhur­başkanlığı makamında bütün yönleriyle ortaya koy­muştur.
Atatürk’ün yöneticilik özelliklerinden biri, yeri ve zamanında en doğru kararı alması ve bunu taviz vermeden uygulamasıdır. Onun başarısının sırrı bu özelliğinde yatmaktadır.
Yapacağı işlerde ani kararlar vererek değil, uzun uzun iyice düşündükten sonra ve sırası geldikçe uygulama safhasına koyarak başarılı olmasını bilmiştir.
“Bir işi zamansız yapmak o işi bozmak, başa­rısızlığa uğratmaktır. Her şey sırasında ve zama­nında yapılmalıdır.” diyerek yöneticilikte nasıl başarılı olunacağını göstermiştir.
8.  Atatürk’ün Eğitimciliği
Mustafa Kemal, birçok alanda olduğu gibi eği­tim alanında da milletimizin çağ atlamasını atılım yap­masını sağlayan büyük bir önderdir.
Mustafa Kemal, “Cumhurbaşkanı olmasaydınız ne olmak isterdiniz?” sorusuna “Millî Eğitim Bakanı olarak millî kültürü yükseltmeye çalışmak en bü­yük emelimdi.” karşılığını vermiştir.
Mustafa Kemal, büyük bir eğitimci ve ebedi “başöğretmen”dir. Yeryüzünde onun gibi yazı tahtası başında milletine ders veren başka bir devlet adamı yoktur.
9.Atatürk’ün Sanatseverliği
Mustafa Kemal, Türk toplumunun yüksek bir sanat yeteneğine sahip olduğuna inanıyordu.
Mustafa Kemal döneminde, sanatçı yetiştiren okullar açıldı. Avrupa’ya öğrenci gönderildi.
Mustafa Kemal, her fırsatta sanatçıları ve sa­nat eserlerini takdir ederdi. Sanat ve sanatçıyla ilgili görüşlerini dile getirerek özendirici bir rol oynardı. Onun bu konulardaki sözlerinden bazıları şunlardır: “Yüksek bir insan toplumu olan Türk milletinin tarihi bu özelliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.”
Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hafta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkâr ola­mazsınız.” sözleri sanatseverliğini vurgulamaktadır.
10.Atatürk’ün  İnsan ve Millet Sevgisi
Mustafa Kemal, bütün davranışlarıyla her şeyden önce, kendi milletine karşı olan sorumluluğunu ortaya koymuştur.
Türk milletinin şerefi ve hakları söz konusu olduğunda, bunların korunmasını görevlerin en kutsalı saymıştır.
Onun şu sözleri insan sevgisi hakkındaki dü­şüncelerini çok güzel açıklamaktadır: “En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün etki etmeye­ceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymalı gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir.”
11.Atatürk’ün İyi Kalpliliği
Mustafa Kemal iyi kalpli, temiz yürekli bir insandı. İnsanlığın huzur ve barış içinde yaşaması için  çaba sarf etmişti. Kalbi insan sevgisiyle doluydu.
İkinci Dünya Savaşı’nın belirtilerinin ortaya çıkmaya başladığı sıralarda Mustafa Kemal, şunları söylemiştir:
“İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirlerine boğazlatmak insani olmayan ve son derece üzücü olan bir sistemdir.” “İnsanları mutlu edecek tek vasıta, onları birbirine yaklaştırarak, onları  birbirine sevdirerek karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan hareket enerjidir.”

ÜNİTE 2. MİLLİ UYANIŞ  YURDUMUZUN İŞGALİNE TEPKİLER

1.DÜNYA SAVAŞI (1914-1918)

 Birinci Dünya Savaşında Cepheler

Wilson İlkeleri (8 Ocak 1918)

Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918)

1. Dünya Savaşının Sonuçları

 1. Dünya Savaşı Sonunda İmzalanan Barış Antlaşmaları 

1. Dünya Savaşı Sonrasında Kurulan Cemiyetler

Ünite 2  Milli Uyanış  Yurdumuzun İşgaline Tepkiler 2.Bölüm

Kurtuluş Savaşı (19 Mayıs 1919-11 Ekim 1922)

Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919)

Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919)

Erzurum Kongresi (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919)

Balıkesir Kongresi (26-31 Temmuz 1919)

Alaşehir Kongresi (16-25 Ağustos 1919)

Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)

Amasya Görüşmeleri (20-22 Ekim 1919)

Temsil Kurulu’nun Ankara’ya Gelmesi (27 Aralık 1919) 

Son Osmanlı Meclis-İ Mebusan’ın Açılması (12 Ocak 1920)

Misak-I Milli Kararları (28 Ocak 1920)

İstanbul’un Resmen İşgali (16 Mart 1920)

TBMM’nin Açılması (23 Nisan 1920)

Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920)

1.DÜNYA SAVAŞI (1914-1918)

 Birinci Dünya Savaşında Cepheler

Üçlü İttifak (1882): Almanya, Avusturya – Macaristan, İtalya

Üçlü İtilaf (1907): İngiltere, Fransa, Rusya

+ 19. yüzyılın sonlarına doğru İtalya ve Almanya’nın siyasi bir­liklerini kurması mevcut dünya dengesini altüst etti.

+ İngiliz ve Fransız çıkarları Almanya ile bağdaşmadığından bu iki devlet birbirine yakınlaşmaya başlamıştır.

+ Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun ise Balkanlardaki çıkar çatışmaları nedeniyle Rusya ile arası açıktı. Bu neden­le Almanya’ya yakınlaştı.

+ Böylece savaş öncesinde bloklar oluştu. Bloklar arası soğuk savaş başladı.

+ I. Dünya Savaşı, Avrupa ve diğer kıtalarda bulunan yirminin üzerinde devletin katıldığı, o tarihe kadar dünyada eşi görül­memiş ilk büyük savaştır.

NOT:Mustafa Kemal, 1. Dünya savaşı çıktığı sırada Sofya’da as­keri ateşe olarak bulunuyordu.

Savaşta Taraflar

 A- İttifak Devletleri:

  1. Almanya
  2. Avusturya-Macaristan
  3. Osmanlı İmparatorluğu
  4. Bulgaristan
  5. İtalya (Bu devlet savaş başladığında tarafsızlığını ilan et­mişti. 1915 yılında İtilaf Devletleri yanında savaşa girdi.)

Bİtilaf Devletleri:

  1. İngiltere
  2. Fransa
  3. Rusya
  4. İtalya
  5. Sırbistan
  6. Belçika
  7. Japonya
  8. Romanya
  9. Portekiz
  10. ABD
  11. Yunanistan
  12. Brezilya

Dunya_savasi

a)  Genel nedenler:

+ Fransız İhtilali’yle ortaya çıkan milliyetçilik düşüncesinin ya­yılması.

+  Bağımsızlık isyanlarının artması.

+ Sanayi inkılabı ile ortaya çıkan hammadde ve sömürge ara­yışı.

+  Silahlanma yarışının hızlanması

b) Özel Nedenler:

+  Fransa’nın 1871 Sedan Savaşı’nda kaybettiği Alsace- Loren bölgesini Almanya’dan geri almak istemesi

 +   İngiltere ve Fransa’nın mevcut sömürgelerini koruma düşüncesi.

 +  İngiltere ve Almanya arasındaki ekonomik rekabet.

 +  Sırbistan’ın Avusturya topraklarında hak iddia etmesi.

 +  İtalya’nın yeni sömürgeler elde etme gayreti

c) Görünürdeki Sebep:

+ Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahtının Saraybosna’yı ziyareti sırasında Sırplı bir genç tarafından öldürülmesi.

+ Bu olay üzerine Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Sırbis­tan’a savaş açar.

  Rusya Sırbistan’ın yanında yer alır.

 Alman­ya’nın Rusya’nın karşısında savaşa girmesiyle İngiltere ve Fransa, Rusya tarafında savaşa girdiler.

+ Tüm Avrupa’ya yayılan savaş kısa sürede diğer kıtalara da sıçramıştır.

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Katılması:

+ Osmanlı Devleti Trablusgarb ve Balkan savaşlarından yeni çıkmıştı.

+ Ordusu zayıf, donanması yetersiz, diplomasi etkisizdi. Bunun için bir yandan askeri alanda güçlenmeye çalışırken diğer yandan da yalnızlıktan kurtulmak için girişimlerde bulunmaya başladı.

+ Osmanlı Devleti Almanya’ya güvenemediği için itilaf devletle­rine yakınlaşmaya çalışmış ancak bu devletler Osmanlı Devleti’ni yanlarına almak istememişlerdir.

Bunun üzerine Osmanlı Devleti;

+ Almanya ve Bulgaristan’la dostluk anlaşmaları imzaladı.

+ Osmanlı Mebuslar Meclisi’ni dağıttı.

+ Tarafsızlığını ilah etti.

+ Kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdı.

Osmanlı Devleti’nin tarafsızlığı başta Rusya olmak üzere iti­laf devletlerince desteklenir. Buna karşılık Osmanlı Devleti;

+ Kapitülasyonların kaldırılması

+ Ege adalarının geri verilmesi

+ Mısır sorununun çözülmesi gibi isteklerini itilaf devletlerine iletti. Bu isteklerin İngiltere tarafından reddedilmesi Osmanlı Devleti’nin Almanya’ya yakınlaşmasına neden oldu.

Almanya’nın Osmanlı Devleti’ni Savaşın İçine Çekmek İstemesinin Nedenleri

+   Avrupa’daki savaş yükünü hafifletmek.

+   Osmanlı Devleti‘nin jeopolitik konumundan yararlanmak.

+   Halifenin dini ve siyasi gücünü kullanabilmek.

+   İtilaf devletlerinin Rusya’ya ulaşmasını önlemek.

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girme Nedenleri

+   Kaybettiği toprakları geri alma düşüncesi.

+   Yalnızlıktan kurtulma politikası.

+   Almanya’nın savaşı kazanacağına olan inanç.

+   Coğrafi konumu itibariyle savaş dışında kalmanın zorluğu

+   Osmanlı Devlet adamlarının Alman hayranlığı.

+   Türkçülük idealini gerçekleştirebilmek.

+   Kapitülasyonlardan kurtulmak.

Osmanlı Devleti’nin İngiltere Yanında Savaşa Girmemesinin Nedenleri

+ Daha önce itilaf devletleri yanında savaşa girme isteğinin ka­bul edilmeyişi.

+ İtilaf Devletleri’nin Osmanlı sınırlarında yaşayan azınlıkları kışkırtmaları.

+ Rusya ve İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ni parçalamaya yöne­lik planlan

+ İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne ait parası ödenmiş iki savaş gemisine el koyması.

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesiyle;

=> Savaş geniş bir alana yayılmıştır.

=» Savaşın süresi uzamış, Almanya büyük ölçüde rahatlamıştır

=> Yeni cepheler açılmıştır,

+ Akdeniz’de İngilizlerin önünden kaçan iki Alman gemisi Osmanlılara sığındı.

+ Osmanlı devleti bu iki gemiyi satın alarak Yavuz ve Midilli adını verdi.

 Karadeniz’e geçen bu gemilerin Rus limanlarını topa tutması Osmanlı Devleti’ni fiilen savaşa soktu. Osmanlı Devleti res­men 12 Kasım 1914’te savaşa dahil oldu.

1.Dünya Savaşında Cepheler

Topraklarımızda Savaştığımız Cepheler Topraklarımız dışında Savaştığımız cepheler
1. Kafkas Cephesi 1. Makedonya
2. Çanakkale Cephesi 2. Galiçya
3. Kanal Cephesi 3. Romanya
4. Irak Cephesi
5. Filistin Cephesi
6. Hicaz-Yemen Cephesi
7. Suriye Cephesi

Doğu ve Kafkas Cephesi Cephenin Açılma Nedenleri;

1- İttihatçıların Anadolu’daki Türklerle Orta Asya’daki Türk­leri birleştirmek istemeleri

2-  Almanların Baku petrollerini ele geçirmek istemesi

+  Osmanlı Devleti’nin ilk taarruz cephesidir,

+ Osmanlı orduları bu cephede Ruslara karşı savaştılar.

+ Gerekli hazırlıkların yapılmayıp tedbirlerin alınmaması nede­niyle Türk ordusu iklime mağlup olmuştur.

-> Sonuçta, Erzurum, Muş, Bitlis, Trabzon, Erzincan ve Van Rus işgaline uğradı. Çanakkale başarısından sonra Diyarba­kır’a gönderilen Mustafa Kemal, burada Rus ileri harekatının durdurulmasında ve Muş’un kurtarılmasında etkili oldu.

+ Bu sırada doğuda Ruslardan destek alan Ermenilerin katli­ama girişmesi üzerine çıkarılan 1915 Tehcir (göç) Kanunu ile Ermeniler güvenli olan yerlere göç ettirildi.

+ Rusya’da çıkan Bolşevik İhtilali Rusya’nın savaştan çekilme­sine neden oldu. İmzalanan 3 Mart 1918 Brest Litowsk Ant­laşması ile bu cephe kapanmıştır. Böylece bu cephe Osman­lı devleti lehine sonuçlandı. Doğu Anadolu’da birlik sağlandı.

Kanal Cephesi

+  Almanya’nın isteği ile Süveyş Kanalı’nda açılan bir cephedir.

+ Amacı İngiltere’nin Hindistan sömürge yollarıyla bağlantısını kesmektir. Bu cephede başlayan mücadeleler Temmuz 1916’de Osmanlı devleti aleyhine sonuçlandı.

Çanakkale Cephesi

19 Şubat 1915’te başlayan Çanakkale harekatı ile itilaf dev­letlerinin,

+ Osmanlı Devleti’ni saf dışı bırakmak

+ Rus ordusuna gerekli askeri yardımı ve malzemeyi ulaştırmak.

+ Balkan Devletleri’ni savaşa çekmek

+ Savaşı kısa zamanda sonuçlandırmak gibi önemli amaçları vardı.

+ 18 Mart 1915 günü başlayan asıl hücumları sonuçsuz kaldı. İtilaf donanmasını bozguna uğradı.

+ Boğazı geçemeyeceğini anlayan itilaf devletleri, Gelibolu’ya asker çıkardılar.

+  Gelibolu’daki mücadeleler sekiz ay kadar devam etti.

+ Mustafa Kemal’in 19. Tümen Komutanı olarak bulunduğu Türk ordusu; Conkbayırı ve Anafartalar’da zaferler kazana­rak düşman ilerleyişini durdurdu.

+ İngiliz ve Fransız güçleri 8-9 Ocak 1916’da Çanakkale’yi ta­mamen boşalttılar.

Sonuçları:

+ I. Dünya savaşı uzadı.

+ Düşman Çanakkale’yi geçemedi ve Rusya’ya yardım ulaştıramadı.

+ Mustafa Kemal’in tanınmasına ve Milli Mücadele’nin lideri ol­masına ortam hazırladı.

+ Savaş sırasında gizli antlaşmalar ilk kez ortaya çıktı.

+ Yarım milyona yakın insan hayatını kaybetti.

+ Balkan devletlerinin tutumları değişmiş, Bulgaristan İttifak Devletlerinin yanında savaşa girmiştir. (Amacı; I. Balkan sa­vaşı sonunda kazandığı toprakları tekrar alabilmektir.)

+ İtilaf devletleri güçlerini Çanakkale’ye yığdıklarından Almanya rahatladı.

Filistin Cephesi

Osmanlı Devleti’nin kanal harekatında başarılı olamaması üzerine üstünlük İngiltere’ye geçmiş İngiltere, Araplarla işbirliği yaparak Osmanlı ordusunu Şam’a kadar çekilmeye zorlamıştır.

Irak Cephesi

+  Bu cephe İngilizler tarafından açıldı.

+ Amaç, Kuzey yönünde ilerleyip Kafkaslardaki Rus kuvvetle­riyle birleşmekti.

+ Böylece Türk kuvvetlerinin İran’a girerek Hindistan’ı tehdit et­mesini önlemiş olacaktı.

+ İngiltere ayrıca Abadan petrollerini korumak istiyordu. Kasım 1915’te Türk kuvvetleri Kut-ül Amara’da İngilizleri yendiler.

+ Ancak sonuçta Türk ordusu başarısız oldu ve İngilizler Bağ­dat’ı işgal ettiler.

Yemen – Hicaz   Cephesi

+ Türk birlikleri bu cephede hem İngilizlerle hem de ayaklanan Araplarla savaşmak zorunda kalmıştır.

+ Bu cephedeki savaşlar İslam dünyasında ümmetçilik düşün­cesinin sona erdiğini, yerine milliyetçiliğin güçlenmesine se­bep olmuştur.

Suriye Cephesi

+  Filistin Cephesinin devamıdır.

+ Mustafa Kemal bu cephede Yedinci Ordu Komutanı olarak bulunuyordu.

+ Mustafa Kemal, Halep’in kuzeyinde bir savunma hattı kura­rak İngiliz ve Arapların saldırılarını önledi.

Savaş Sırasındaki Önemli Gelişmeler

+ İtalya savaş öncesi ittifak devletleri tarafında iken savaş baş­layınca tarafsızlığını ilan etmiş, İngiltere’nin bol vaatleri so­nucu Londra antlaşmasıyla (1915) itilaf devletleri yanında sa­vaşa katılmıştır.

    İtilaf devletleri Osmanlı devletinin topraklarını paylaşmak için gizli anlaşmalar yaptılar

+ Savaşın başında ABD tarafsızlığını ilan etmiş, Almanya ile arası açılınca itilaf devletleri yanında savaşa girmiştir.

     ABD’nin savaşa girmesiyle;

   Savaşın gidişatı ittifak devletleri aleyhine değişti.

  Bulgaristan savaştan çekildi.(İttifak devletleri bloğundan çekilen ilk devlettir.)

  Savaşın ömrü kısaldı.

    ABD’nin ardından Yunanistan itilaf devletleri yanında sava­şa girdi.

  1917’de Rusya’da Bolşevik ihtilali çıkmış ve Çarlık Rusyası yıkılmıştır.

    Bu sebeple ittifak devletleri ile Brest-litowsk (3 Mart 1918)barışını yapan Rusya savaştan çekilir.

 Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti 1878 Berlin Antlaşması ile kaybettiği Kars, Ardahan ve Batum’u (Elviye-ı Selase) geri almıştır.

WİLSON İLKELERİ (8 Ocak 1918)

Amerika Başkanı VVilson, savaş henüz sona ermeden, barış ilkelerini açıklamıştır.

Bu ilkeler;

  1. Savaş sonunda yenen devletler yenilen devletlerden top­rak almayacak
  2. Barış antlaşmaları açık olacak, gizli antlaşmalar yapılma­yacak.
  3. Devletlerarası sorunları uluslararası platformda çözmek için uluslararası bir cemiyet kurulacak. (Milletler cemiyeti)

  1. Osmanlı devleti’nde Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelere kesin egemenlik hakkı tanınmalıdır.
  2. Silahlanma yarışına son verilecek ve devletler birbirine garanti verecek.
  3. Osmanlı topraklarında yaşayan azınlıkların çoğunlukta ol­dukları yerlerde bağımsız devlet kurmalarına imkan verilecektir.
  4. Boğazlar Dünya devletlerine açık olacak.

 Bu ilkeler başarıya ulaşamamıştır. Çünkü; İngilizler, Fran­sızlar ve İtalyanlar bu ilkelerin kendi çıkarlarına ters düştüğü­nü anlamışlardı.

Bir yandan ABD’ye ters düşmemeye çalışırken bir yandan da gizli antlaşmaları uygulamaya çalıştılar.

 İşgallerini gizleyebilmek için mandacılık rejimini ortaya attılar.

     Savaşın Sona Ermesi:

İttifak grubu artık savaşı devam ettiremeyeceğini anlamıştı. İlk önce Bulgaristan savaştan çekildi.

 Müttefiklerinin yenilgiyi kabul etmesi üzerine Osmanlı Devle­ti, Mondros Ateşkesini (30 Ekim 1918) imzalayarak savaştan çekildi.

 Ardından Avusturya ve son olarak da Almanya’da savaştan çekildiler.

1.DÜNYA SAVAŞI’NIN SONUÇLARI

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI

 Devletler arasındaki siyasi ve güç dengeleri bozuldu.

 Yugoslavya, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan gibi yeni devletler kuruldu.

  Milli devletler kurulmaya başlandı.

  Yeni rejimler ortaya çıktı.

 Askeri teknoloji gelişti. (I. Dünya savaşı sırasında ilk kez kim­yasal silahlar, denizaltı, uçak ve tanklar kullanılmıştır.)

 Osmanlı Devleti Ortadoğu’daki topraklarını kaybederek (Arap dünyası) Anadolu’ya çekildi.

 II. Dünya Savaşı’na zemin hazırladı.

Dünya barışını korumak için Milletler Cemiyeti kuruldu.

Mondros Ateşkes Antlaşması‘nın Uygulanması.

İtilaf devletleri, barış antlaşmasının imzalanmasını bekleme­den, Mondros’a dayanarak Osmanlı topraklarını işgal etmeye başladılar.

ANADOLU’NUN İŞGALİ

İngilizler        Fransızlar           İtalyanlar        Yunanlılar

Musul                Dörtyol               Antalya            İzmir

Urfa                   Adana                Fethiye            Aydın

Antep               Mersin            Bodrum           Edirne

Maraş              Urfa                   Konya

Batum              Antep         

Samsun           Maraş         

Kars                                   

Merzifon     

 İngilizler işgal ettiği Urfa, Antep ve Maraş’ı daha sonra Fran­sa’ya bıraktı.

 13 Kasım 1918’de itilaf donanması İstanbul’a geldi.

PARİS BARIŞ KONFERANSI (18 Ocak 1919)

Konferansı yönlendiren devletler; Amerika, İngiltere, Fransa, Japonya ve İtalyadır.

 Asıl amaç itilaf devletlerinin mağlup devletlerle yapacakları antlaşmaların ilkelerini belirlemektir.

 Ancak konferansta daha çok Osmanlı topraklarının paylaşı­mı görüşülmüştür.

 Sömürge yolları üzerinde güçlü bir devlet istemeyen İngilte­re, savaş sırasında İtalya’ya verilen Batı Anadolu’nun Yuna­nistan’a verilmesini istemiştir.

 Böylece itilaf devletleri arasında ilk anlaşmazlıklar başlamıştır.

  Konferansta; Milletler Cemiyeti’nin kurulması kararlaştırılmıştır.

 Milletler Cemiyeti’nin kuruluş amacı dünya barışını sağlaya­bilmek ve insanlığın bir daha Birinci Dünya Savaşı gibi fela­ketlere sürüklenmesini önlemekti. (Türkiye bu cemiyete 1932 yılında üye oldu.)

İZMİR’İN İŞGALİ (15 MAYIS 1919)

 Paris Konferansında belirtildiği gibi İzmir ve çevresi kendisi­ne verilen Yunanistan, 15 Mayıs günü İzmir’i işgal eder.

 Yunanlılar işgalin haklı olduğu konusunda dünya kamuoyunu yanıltmaya çalışıyorlardı.

 Batı Anadolu’nun tarihi ve kültürel açıdan Yunanlılara ait ol­duğu, bölgede Rumların çoğunlukla olduğu, Hristiyanlar’ın katledildiği iddia edilmekte, Osmanlı Devleti’nin güvenliği sağlayamadığı belirtilmektedir.

 İzmir’in işgalinden sonra Yunanlıların halka zulmetmeye başlaması halkın uyanmasına sebep oldu.

 Böylece Batı Anadolu’da ilk defa KUVAY-I MİLLİYE hareka­tı doğmuştur.

AMİRAL BRİSTOL RAPORU (13 EKİM 1919)

Yunanlıların işgal gerekçelerinin doğruluğunu araştırmak üzere Amerikalı Bristol başkanlığında kurulan komisyon bölgeye gelerek incelemelerde bulunur ve rapor hazırlar.

Raporda Yunanlıların iddialarının gerçekçi olmadığı belirtmiştir.

 Bu raporda Batı Anadolu’daki karışıklığın sorumluluğunun Yunanlılara ait olduğu ilk kez belirtilmiştir.

 Böylece Türklerin haklı davası ilk kez uluslararası alan­da duyurulmuştur.

KUVAY-I MİLLİYE HAREKETİ            

 Mondros’tan sonra vatanın dört yandan işgal edilmeye baş­laması üzerine işgal bölgesinde bulunan halkın kendiliğinden oluşturduğu direniş kuvvetleridir.

Türk Milleti’nin milli mücadele döneminde kendiliğinden silah­lanarak kurduğu bu kuvvetlere Kuvay-ı Milliye denir.

Bu birlikler bölgesel olarak ortaya çıkmış olup düzenli ve di­siplinli bir ordu durumunda değildir.

İlk silahlı direnme 19 Aralık 1918’de Dörtyol’da Fransızlara karış oldu. İlk Kuvay-i Milliye Hareketi ise Batı Anadolu’da İzmir’in işgalinden sonra Yunanlılara karşı başlatılmıştır.

I. DÜNYA SAVAŞI SONUNDA İMZALANAN BAR ANTLAŞMALARI:

BİRİNCİDÜNYA SAVAŞI SONUNDA İMZALANAN BAR ANTLAŞMALARI:

a) Versay Antlaşması (28 Haziran 1919):

 İtilaf devletleri ile Almanya arasında imzalanmıştır.

 Almanya’ya askeri ve ekonomik kısıtlamalar getirildi.

 Bu antlaşma ile Almanya, Avrupadaki topraklarının bir kıs­mıyla bütün sömürgelerini kaybetmiştir.

 Alsace-Loren bölgesi Fransa’ya bırakıldı.

 Bu durum Almanya’da rejim değişmesine, silahlanmanın başlamasına ve II. Dünya savaşına zemin hazırlamıştır.

b) Saint Germain Antlaşması (10 Eylül 1919): İtilâf devlet­leri ile Avusturya arasında imzalandı. Bu antlaşma ile Avusturya-Macaristan imparatorluğu parçalanmış Avusturya bir cum­huriyet haline getirilmiştir

c)  Triyanon Antlaşması (6 Haziran 1920): İtilaf devletleri ile Macaristan arasında imzalanmıştır.

d) Nöyyi Antlaşması (27 Kasım 1919): Bulgaristan’ın Ege Denizi ile olan bağlantısı kesildi. Balkan Savaşları sırasında el­de ettiği toprakları kaybetti.

e) Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920): İtilaf devletleri Os­manlı devleti ile yapacakları antlaşmanın esaslarını San Remo Görüşmesi ile belirleyerek 10 Ağustos 1920’de Osmanlı Devle­tine kabul ettirdiler.

Bu antlaşmanın geç yapılmasının sebebi, itilaf devletlerinin Osmanlı topraklarının paylaşılması konusunda anlaşmazlığa düşmeleridir.

1.DÜNYA SAVAŞI SONUNDA KURULAN CEMİYETLER

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONUNDA KURULAN CEMİYETLER

CEMİYETLER

   1)   Zararlı Cemiyetler                                                                 

      Azınlıklar tarafından kurulan zararlı cemiyetler                                                                 

      Milli varlığa zararlı cemiyetlerzararlı cemiyetler           

    2)Yararlı Cemiyetler

   ZARARLI CEMİYETLER

  1. AZINLIKLAR TARAFINDAN KURULAN CEMİYETLER
  2. yüzyıldan beri Türk toplumu içinde hür ve rahat yaşamış azınlıklar (Ermeni ve Rum) 20. yüzyılda Türklerin içinde bulunduğu durumdan yararlanarak topraklarımızı parçalamak amacıyle cemiyetler kurmuşlardır,
  3. Mavri Mira Cemiyeti:

+  İstanbul Fener-Rum Patriği tarafından kurulmuştur.

+  Mavri Mira büyük Yunanistan Krallığını kurmak istiyordu.

+  Ermeni patriği ile de ilişki halindeydi.

  1. Pontus – Rum Cemiyeti:

+ Trabzon merkez olmak üzere Samsun’dan Batum’a kadar uza­nan alanda Pontus-Rum Devleti kurmayı amaçlamıştır.

  1. Etnik-i Eterya Cemiyeti:

+ 1814’te kurulan cemiyetin amacı Yunan ideallerini (Megalo İdea) gerçekleş­tirmek (1829’da Yunanistan’ın bağımsız olmasında etkili ol­du.)

  1. Taşnak ve Hınçak Cemiyetleri:

+ Mavri Mira ile işbirliği yapan bu Ermeni cemiyetlerinin amacı Doğu Anadolu’dan Adana’ya kadar uzanan bir Ermeni devlet kurmaktı.

+  Fransızlar tarafından desteklenmiştir.

  1. Kardos Cemiyeti:

+ Rumlar tarafından kurulan cemiyetin görünüşteki amacı Rum göçmenlerine yardımcı olmak.

+ Etnik-i Eterya’nın bir kolu olarak faaliyet göstermiştir. Doğu Karadeniz’e göçmen adı altında silahlı Pontus çeteleri gön­dermiştir.

  1. Mekabi ve Alyans-lsrailit Cemiyetleri: Yahudiler tara­fından ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla kurulmuştur.

Diğerleri; Yunan Kızılhaç Cemiyeti (Rum), Rum Ermeni Bir­lik Komitesi, Zaven Efendi Derneği.

  1. MİLLİ VARLA ZARARLI CEMİYETLER

Müslümanlar tarafından kurulan zararlı cemiyetlerdir. Kuru­luş amaçlan olumlu olmasına rağmen izledikleri metotlardan dolayı milli bağımsızlığa ters düşmüşlerdir.

  1. Hürriyet ve İtilaf Fırkası:

+ İttihat ve Terakki düşmanlığı ile ortaya atılmış, iç isyanlarda kışkırtıcı rol oynamış, müdafaai hukuk hareketlerini hedef al­mıştır.

  1. Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası:

+ Sadrazam Damat Ferit tarafından desteklenen cemiyeti vata­nın kurtuluşunun ancak padişah ve halifenin buyruklarına bağlı kalmakla gerçekleşebileceğini savunmuştur.

  1. Teali – İslam Cemiyeti:

+ İstanbul’da kurulmuştur. Temel dayanağı hilafettir. Kurtulu­şun Islamda olduğu savunmuştur.

  1. Kürt Teali Cemiyeti:

+ Wilson prensiplerinden güç alınarak İstanbul’da kurulmuştur. Doğu Anadolu’da bağımsız bir Kürdistan devleti kurmayı he­deflemiştir.

  1. Wilson Prensipleri Cemiyeti:

+ Bazı aydınlar tarafından desteklenen cemiyet, Osmanlı Devleti’nin varlığını koruyabilmesi için ABD’nin manda ve hima­yesine girmesi gerektiğini savunmuştur.

  1. İngiliz Muhipleri Cemiyeti:

+ İstanbul hükümetince desteklenen cemiyet, Osmanlı Devleti’nin varlığını koruyabilmesi için tek yolun İngilizlerin hima­yesine sığınmak olduğu tezini savunmuştur.

YARARLI CEMİYETLER

  1. Trakya-Paşaeli Cemiyeti:

+  Kurulan ilk yararlı cemiyettir.

+ Trakya’nın Yunanlılar tarafından işgalini önlemek amacıyla kurulmuştur.

+ Osmanlı Devleti’nin dağılması durumunda bağımsız bir dev­let kurma kararı da alınmıştır.

  1. İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (Redd-i İlhak):

 +  Mondros’tan hemen sonra İzmir’de kuruldu.

 +  Amacı İzmir ve çevresini Yunanistan’a katılmasını önlemektir.

 + Ancak İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinin kesinleşmesi üzerine  Redd-i İlhak Cemiyeti olarak çalışmalara devam

edildi.

  1. Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti:

+  Merkezi İstanbul’dur.

+  Doğu Anadolu’da teşkilatlanarak faaliyet göstermiştir.

+ Amacı Doğu Anadolu’yu işgallerden koruyarak Ermeni devle­tinin kurulmasını önlemektir.

 +  Erzurum kongresini bu cemiyet düzenlemiştir.

4.Kilikyalılar Cemiyeti:

 +  İstanbul’da kurulmuştur.

 + Amaç; Adana ve çevresini Fransız ve Ermeni işgalinden kur­tarmaktır.

  1. Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti:

+ Bu cemiyet, Trabzon ve çevresine yönelik Rum ve Ermeni id­dialarına karşı, Türk ve Müslüman halkın haklarını korumak amacıyla faaliyet göstermiştir.

  1. Milli Kongre Cemiyeti:

+  İstanbul’da kuruldu.

+  Cemiyetin amacı, Türklere karşı yapılan haksız ve yersiz propagandalara karşı çıkmak, basın ve yayın yolu ile Türk Milletinin haklı sesini dünyaya duyurmaktır.

 -Kuvay-i Milliye tabirini kullanan ilk kuruluş Milli Kongre Ce­miyetidir.

Yararlı Cemiyetlerin Özellikleri

 Bölgesel cemiyetlerdir. Öncelikli amaçları ülkeyi korumak değil, kuruldukları bölgeyi korumaktır.

 Genellikle basın-yayın yolu ile çalışmalarını sürdürmüş­lerdir.

Milliyetçilik düşüncesi etkilidir.

 İstanbul’a bağlı veya karşı değillerdir.

 Sivas Kongresiyle birleştirilmişlerdir.

 

MİLLİ UYANIŞ YURDUMUZUN İŞGALİNE İLK  TEPKİLER 2.BÖLÜM

Kurtuluş Savaşı (19 Mayıs 1919-11 Ekim 1922)

Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919)

Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919)

Erzurum Kongresi (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919)

Balıkesir Kongresi (26-31 Temmuz 1919)

Alaşehir Kongresi (16-25 Ağustos 1919)

Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)

Amasya Görüşmeleri (20-22 Ekim 1919)

Temsil Kurulu’nun Ankara’ya Gelmesi (27 Aralık 1919) 

Son Osmanlı Meclis-İ Mebusan’ın Açılması (12 Ocak 1920)

Misak-I Milli Kararları (28 Ocak 1920)

İstanbul’un Resmen İşgali (16 Mart 1920)

TBMM’nin Açılması (23 Nisan 1920)

Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920)

KURTULUŞ SAVAŞI   (19 MAYIS 1919-11 EKİM 1922)

Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Mustafa Ke­mal, Suriye cephesinde Yedinci ordu komutanı olarak görev yapıyordu.

Ateşkes imzalandıktan bir gün sonra Mustafa Kemal Yıldırım Orduları grup komutanlığına getirildi.

Ancak birkaç gün sonra bu ordu dağıtıldı. Bunun üzerine Mustafa Kemal ateşkes gereği 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelmiştir.

 Aynı gün itilaf donanması da İstanbul’a gelmişti.

 Mustafa Kemal işgal donanması için “Geldikleri gibi giderler” dedi.

İstanbul’da kaldığı süre içinde önde gelen komutanlar ve si­yasiler ile vatanın kurtarılmasına yönelik fikir çalışmalarında bulundu.

 Mustafa Kemal burada kesin olarak manda ve himayeye kar­şı çıkmıştır.

MUSTAFA KEMAL’İN SAMSUN’A ÇIKIŞI (19 Mayıs 1919)

 Mustafa Kemal 16 Mayıs 1919 günü çıkartılan bir fermanla Samsun’a hareket eder.

 9. Ordu Müfettişi olarak gönderilen Mustafa Kemal’in yapma­sı istenilen işler.

 Doğu Karadeniz’de asayişi ve güvenliği sağlamak

  Mondros Ateşkes Antlaşmasının hükümlerinin uygulanmasını sağlamak

  Halkın elinde bulunan silah ve cephanelerin toplanması

 Halka silah satan kişileri ve kurumları belirlemek, bu faaliyet­leri yasaklamak ve bu kuruluşları ortadan kaldırmak.

+Samsun’a 19 Mayıs 1919’da çıkan Mustafa Kemal görevi ge­reği burada bir durum değerlendirmesi yaptıktan sonra bir ra­por hazırlayarak telgrafla İstanbul’a iletir. Bu raporda;

 Bölgedeki karışıklıkların sebebi Rumlardır. Eğer Rumlar siya­si emellerinden vazgeçerlerse bölgede huzur ve asayiş kendiliğinden sağlanır.

 Türklüğün yabancı mandası ve kontrolüne tahammülü yoktur.

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali haksızdır, işgal geçicidir.

Türk Milleti milli hakimiyet ve Milli bağımsızlık arzusundadır. Mustafa Kemal 25 Mayıs 1919’da Havza’ya geçerek burada

28 Mayıs 1919’da bir bildiri yayınlamıştır.

HAVZA GENELGESİ (28 MAYIS 1919)
İzmir’in işgaline karşı yurdun çeşitli yerlerinde başlayan pro­testo mitingleri ve halkın heyecanını ortak bir çizgi üzerinde bir­leştirmek amacıyla yayınlanan genelgede;

 Büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak milli gösterilerde bulu­nulmalıdır.
Büyük devletlerin temsilcilerine ve İstanbul hükümetine uyarı telgrafı çekilmelidir.
Genelge askeri ve mülki amirlere gönderilmiştir.

ÖNEMİ:
Genelgeden sonra yurdun değişik yerlerinde düzenlenen mi­tingler, Havza Genelgesi’nin halk üzerindeki etkisini göstermek­tedir.
Mustafa Kemal Paşa Türk halkını Milli mücadele fikri etrafın­da birleştirmeye başlamıştır.
Mustafa Kemal 8 Haziran 1919’da İstanbul Hükümeti Harbi­ye Nezareti tarafından geri çağrılmasına rağmen emre uymamış ve Amasya’ya geçmiştir.

 AMASYA GENELGESİ   (22 HAZİRAN 1919)

Amasya’da Milli Mücadele çalışmalarını sürdüren Mustafa Kemal, Rauf Bey (Orbay), Refet Bey (Bele) ve Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile birlikte bir bildiri yayınladı.

Hazırlanan bildiri 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’in de onayı alındıktan sonra 22 Haziran 1919’da yayımlandı.

  1. Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir.
  2. İstanbul hükümeti galip devletlerin etkisi altında olduğun­dan üzerine düşen görevi yerine getirememektedir. Bu da mille­ti yok saymaktadır.
  3. Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtar-caktır.
  4. Her türlü etki ve denetimden uzak milli bir kurul oluşturul­malıdır.
  5. Anadolunun her bakımdan en güvenilir yeri olan Sivas’ta bir kongre toplanacaktır.
  6. Ayrıca doğu illeri için Erzurum’da toplanacak olan kongre delegeleri Sivas’a gelecektir.
  7. Alınan kararlar milli bir sır olarak saklanacaktır.

Önemi:

Amasya genelgesi milli mücadelenin gerekçe, amaç ve yön­temini ilk kez belirtmiştir.

Gerekçe: Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığının teh­likeye girmesi (1. ve 2. madde)

Amaç: Milletin bağımsızlığını sağlamaktır. (3. madde)

Yöntem: Milli mücadeleyi halk yapacaktır. (3. madde) Nasıl organize edileceği (4. ve 5. madde)

Amasya Genelgesi’nde millet iradesine dayanarak yeni bir devlet kurmaya doğru gidildiği ortaya konmuştur. Yeni bir devletin kurulması fikri ilk kez ortaya atıldı. (3. madde)

Genelgenin, milli bir kurulun kurulmasını zorunlu görmesi,başta itilaf devletleri olmak üzere İstanbul hükümetine karşı da bir ihtilal bildirisidir.

 Genelgeden sonra Mustafa Kemal “Artık İstanbul Anadolu’ya hâkim değil bağlı olmak zorundadır” demiştir.

GENELGE SONRASI GELİŞMELER:

Genelgeden sonra özellikle Ingilizler’in Mustafa Kemal’i geri getirmek için İstanbul hükümetine baskılarını artırmaları ne­ticesinde Mustafa Kemal İstanbul’a çağrılır.

Gerekçe olarak yetkilerini aştığı belirtilmektedir.

 Mustafa Kemal’in çağrıya uymaması nedeniyle yetkileri elin­den alınarak Dokuzuncu Ordu Müfettişliği görevine son veri­lir. Bunun üzerine Mustafa Kemal 7-8 Temmuz gecesi asker­lik görevinden de istifa eder.

Bu gelişmeler üzerine bir belirsizlik ve umutsuzluk ortamı doğmuştur. 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’in Musta­fa Kemal’in emrinde olduğunu bildirmesiyle bu sıkıntılar aşı­lır.

 Mustafa Kemal, bu tarihten sonra mücadelesine sivil ola­rak devam etti. Bu durum gücünü halktan alan Milli Mücadele’de Mustafa Kemal’in halkı temsil eden bir lider olmasını kolaylaştır­dı.

ERZURUM KONGRESİ   (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919)

Mustafa Kemal, Kazım Karabekir ve Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin ısrarı ile kongreye katılmayı kabul etti.

Kongrenin amacı; Ermeni ve Rumlara karşı nasıl bir strate­ji izleneceğini belirlemekti.

 Kongreye; Erzurum, Trabzon, Sivas, Bitlis ve Van illerini temsil eden 54 temsilci katıldı. Elazığ, Diyarbakır ve Mardin vali­leri temsilcilerini kongreye göndermediler.

Ø  Kararlar:

  1. Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür bölünmez.
  2. İşgalcilere karşı İstanbul hükümetinin kayıtsız kalması du­rumunda derhal geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümeti milli bir meclis seçecektir. Milli Meclis toplanana kadar görev ya­pacak bir TEMSİL HEYETİ oluşturulacaktır.
  3. Manda ve himaye kabul edilemez.
  4. Milli iradeyi hakim kılmak esastır.
  5.   Azınlık unsurlara siyasi egemenliğimizi sınırlayıcı ve top­lumsal dengeyi bozucu ayrıcalıklar verilemez.
  6. Ulusal irade padişahı ve halifeyi kurtaracaktır.
  7. Derhal meclis toplanmalı hükümet çalışmaları meclis de­netimine girmelidir.

ÖNEMİ:

Manda ve himaye reddedilerek ilk kez ulusal egemenliğin ko­şulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.

Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk cemiyetinin tertiplediği böl­gesel bir kongre olmasına rağmen Milli nitelikli kararlar almış­tır.

Temsil heyeti ilk kez burada oluşturulmuş, başkanlığına Mus­tafa Kemal seçilmiştir.

Yeni bir devletin kurulmakta olduğu açıklanmış, yeni Türk devletinin temelleri atılmıştır.

Erzurum kongresi Mustafa Kemal’in sivil olarak yaptığı ilk ça­lışmadır.

 Erzurum kongresi amaç ve karakter olarak bölgesel, alınan kararlar ve sonuçları yönüyle millidir.

 Kongre çalışmaları devam ederken İstanbul Hükümeti 30 Temmuz 1919’da Mustafa Kemal ve Rauf Bey hakkında tu­tuklama kararı çıkardı.

Sonuçları:

Erzurum kongresi yöresel direniş örgütlerinin bir çatı al­tında toplanabileceğini ilk kez kamuoyuna gösterdi.

 Artık bundan sonra İstanbul hükümetinin buyrukları Ana­dolu’da geçmiyordu. Çünkü doğu illerinin bir Temsil Kurulu vardı.

BALIKESİR KONGRESİ (26-31 TEMMUZ 1919)

  • Batı cephesindeki Kuvay-i Milliye birliklerini örgütlemek, sevk ve iradesini sağlamak, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla toplanmıştır. İşgal devletlerinin temsilcilerine telgraflar çekildi.
  • Bu kongre asker toplamanın yanında, padişaha olan bağ­lılığını da bildirmiştir.
  • Bu kongrenin tek başına hareket etme gibi bir özelliği de vardır.
  • Kongreyle birlikte Ege’deki güçler bir ölçüde örgütlenmiş­tir.

ALAŞEHİR KONGRESİ (16-25 AĞUSTOS 1919)

  • Bu kongrede Erzurum ve Balıkesir Kongresi’nin kararları gö­rüşülmüştür. Balıkesir kongresi kararlarını pekiştirmek, teşkilat­lanmayı genişletip güçlendirmek amacıyla toplanmıştır.
  • Yunanlılara karşı direnilecek, silahlanma ve askere alma çalışması yapılacak

SİVAS KONGRESİ (4-11 EYLÜL 1919)

Kongrenin toplanmasını engellemek amacıyla Fransızlar ve Osmanlı yönetimi bazı önlemler almışlardı.

 Elazığ valisi Ali Galip’te kongreyi basmakla görevlendirilmişti. Ancak başarılı olamadılar.

Kongre’de,

 Erzurum’da alınan kararlar aynen kabul edilmiştir.

Erzurum Kongresinden farklı olarak tüm ülkeden delegeler katılmıştır

Bundan dolayı milli bir kongre niteliği vardır.

Başlıca kararlar:

  1. Milli sınırlar ve Misak-ı Milli’nin esasları tespit edilmiştir.
  2. Manda ve himaye kesin olarak reddedilmiştir.
  3.   Mondros’tan sonra kurulan ulusal cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir.
  4. Temsil heyetinin yetkileri genişletilmiş, üye sayısı artırıl­mış ve tüm vatanı temsil eder hale getirilmiştir.
  5. Meclis-i Mebusan’ın toplanması için İstanbul’a baskı ya­pılacaktır.
  6. Ali Fuat Paşa Batı cephesi Kuvay-i Milliye komutanlığına tayin edilmiştir. (9 Eylül 1919)
  7. Haftada iki kez yayınlanmak üzere Irade-i Milliye Gaze­tesi çıkarılacaktır. (Milli mücadelenin ilk yayın organıdır.)

 Ali Fuat Paşanın Batı Anadolu Kuvay-ı Milliye komutan­lığına getirilmesi ile Temsil Heyeti yürütme yetkisini ilk kez kul­lanmış oluyordu.

Sonuçları:

 Damat Ferit hükümeti daha fazla direnemeyerek istifa et­ti. Yerine daha ılımlı olan Ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu.

  Temsil heyetinin İstanbul hükümeti üzerindeki ilk etkisi Da­mat Ferit Paşa hükümetinin istifasıdır.

Sivas Kongresi’nden etkilenen Sivaslı kadınlar; Anadolu Kadınları Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”ni kurdular.

AMASYA GÖRÜŞMELERİ (20-22 Ekim 1919)

Yeni kurulan Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin isteği üzerine ger­çekleşti.

Görüşmeye İstanbul hükümetini temsilen Bahriye Nazırı Sa­lih Paşa katıldı.

 Milli mücadeleyi temsilen, Mustafa Kemal başkanlığında Ra­uf Bey ve Bekir Sami Bey katıldılar.

 İstanbul hükümeti;

Amasya görüşmesi ile Anadolu’daki mücadele hareketini kendi kontrolüne almayı amaçlamıştır.

Temsil Kurulu ise;

Milli Mücadele hareketini İstanbul’a ta­nıtmayı, mümkün olursa desteğini almayı amaçlamıştır.

Milli Mücadele adına Salih Paşa’dan;

Milli meclisin vereceği en son karara uyulması şartıyla vatan bütünlüğünün ve istiklalinin korunması

Müslüman olmayan gruplara, siyasi egemenlik ve sosyal dengemizi bozacak tarzda imtiyazlar verilmemesi

 Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetinin İstan­bul hükümetince tanınması

 Milli meclisin İstanbul’da toplanmasının işgal ihtimalinden dolayı barış sağlanana kadar hükümetin seçeceği bir yerde top­lanması, istenmiştir.

Sonuç:

  İstanbul Hükümeti ilk kez Milli Mücadele’yi yani Temsil Kurulunu tanımış oluyordu.

 İstanbul Hükümeti’nin Milli Mücadele’ye karşı olan olum­suz tutumu bir süre engellenmiştir.

 Meclis-i Mebusan’ın toplanması sağlanmış Misak-ı Milli Meclisin onayından geçmiştir.

TEMSİL KURULU’NUN ANKARA’YA GELMESİ (27 ARALIK 1919)

İstanbul’da toplanacak Meclis-i Mebusan’ın çalışmalarını daha yakından takip edebilmek amacıyla Temsil Heyeti Anka­ra’ya gelir.

Bu iş için Ankara’nın seçilmesinin nedenleri:

 Milli Mücadele’de en önemli cephe olan Batı Cephesi’ne yakın olması.

Ulaşım ve haberleşme imkanlarının fazla olması.

Anadolu’nun ortasında merkezi bir konumda bulunması.

 İç kesimlerde olması nedeniyle güvenlikte olması.

 Bu arada seçimler de yapılıyordu birçok yerde Müdafaa-iHukuk Cemiyeti’nin adayları kazanıyordu.

Mustafa Kemal Erzurum Milletvekili seçilmiştir.

 Mustafa Kemal, Ankara’da Milli mücadele taraftan mebusla­ra yaptığı görüşmelerde şu isteklerde bulundu

Kendisinin gıyaben meclis başkanı seçilmesi

Ali Rıza Paşa Hükümetine güvenoyu verilmesi

 Misak-ı Milli kararlarının alınması

 Mecliste bir Müdafaa-i Hukuk Grubu’nun oluşturulması

    SON OSMANLI MECLİS-İ MEBUSAN’IN AÇILMASI (12 OCAK 1920)

 Mustafa Kemal, Meclisin İstanbul’un dışında bir şehirde top­lanmasını istiyordu.

Bunun nedeni milli iradenin hür biçimde kararlara yansıma­yacağı düşüncesidir.

Ancak, İstanbul Hükümeti’nin padişahsız meclis olmaz, dü­şüncesi ile hareket etmesi sonucunda Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı İstanbul’da toplandı.

 Milli mücadeleciler, her konuda Mustafa Kemal’in istekleri doğrultusunda faaliyet gösteremediler. Ancak vatanın bütün­lüğü konusundaki isteklerinin bir kısmı gerçekleşti ve Misak-ı Milli kararları aldı.

MİSAK-I MİLLİ KARARLARI (28 Ocak 1920)

  1.  Mondros Ateşkesi imzalandığı sırada işgal edilmemiş böl­geler kesin Türk yurdudur, parçalanamaz.
  2.  Kars, Ardahan ve Batum’da (Elviya-i Selase) gerekirse referanduma gidilecektir.
  3. Araplar kendi geleceklerini kendileri belirleyecektir. (Arap­ların çoğunlukla yaşadığı yerlerde referandum yapılacaktır.)
  4. Batı Trakya’nın geleceği referandum ile belirlenecektir.
  5. İstanbul, Marmara ve Halifenin güvenliği sağlandığı tak­dirde, Boğazlar trafiğe açılacaktır.
  6.  Azınlıklara, diğer ülkelerdeki Türk azınlığa tanınan haklar tanınacaktır.
  7. Siyasi, mali ve adli gelişmemizi engelleyen sınırlamalar kabul edilemez. (Kapitülasyonlar)

Önemi:

  1. Milli mücadelede hedefler kesin olarak belirlendi.
  2. Vatan sınırları (Misak-ı Milli Sınırları) kesin olarak belir­lendi.
  3. Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ın aldığı en önemli karardır.

 Bu kararlar meclis onayından geçtiği için resmiyet kazanmış  kararlardı.

  Meclis-i Mebusan; kongre kararlarından etkilenmiştir.

İSTANBUL’UN RESMEN İŞGALİ (16 MART 1920)

Başlangıçta, İstanbul’da toplanacak olan Meclis-i Mebusan’a itilaf devletleri karşı çıkmamıştı.

 Çünkü bu meclisi kendi amaçları doğrultusunda kullanabile­ceklerini düşünüyorlardı.

 Böylece, Anadolu harekatını sonuçsuz bırakmak istiyorlardı.

 Ancak son Osmanlı Meclis-i Mebusanından tam bağımsızlık anlamına gelen Misak-ı Milli kararlarının çıkması üzerine iti­laf devletleri Meclis-i Mebusan’ı dağıttılar ve İstanbul’u res­men işgal ettiler. (16 Mart 1920)

Mebusların bir kısmı Malta’ya sürgüne gönderilirken bir kısmı da Anadoluya kaçabildi.

 İşgalden sonra itilaf devletleri şu bildiriyi yayınladılar.

 İşgal geçicidir.

 Amaç padişah ve halifeyi korumaktır.

 Herkes İstanbul’dan verilecek emirlere uymak zorundadır.

  Anadolu’da isyan çıkacak olursa İstanbul Türklerin elinden alınacaktır.

İşgalden sonra Temsil Heyeti de bazı kararlar ve tedbir­ler aldıÖnemlileri şunlardır:

 İstanbul ile telefon ve telgraf görüşmelerinin kesilmesi.

İstanbul’a para ve mal gidişi durdurulacak.

 Anadoluda bulunan itilaf devletleri subayları tutuklanarak si­lahları alınacaktır.

 Anadolu’da Temsil Heyeti dışında herhangi bir makamın sö­zünü dinleyen olursa cezalandırılacaktır.

 İstanbul’un işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması iki olumlu gelişmeyi beraberinde getirmiştir.

  1. TBMM’nin açılması için uygun bir zemin oluştu ve yeni bir meclis gerekli hale geldi.
  2. Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi padişah adına da yürüt­tüğünü söyleme imkanı buldu.

TBMM’NİN AÇILMASI (23 Nisan 1920)

 Mustafa Kemal, Milleti temsil edecek bir meclis oluşturmak için çalışmalara başlamış, İstanbul’daki milletvekillerinin de Anadolu’ya geçmesini sağlamıştır.

 Boş kalan milletvekillikleri seçimle dolduruldu.

  23 Nisan 1920’de Meclis Ankara’da açıldı.

Böylece Amasya Genelgesi’nde de belirtildiği gibi milletin, geleceği ile ilgili kararları kendisinin alabileceği bir meclis açılmış oluyordu. Mustafa Kemal meclis başkanı seçildi.

Başlangıçta Kurucu Meclis adı verilmesine rağmen tepkiler­den çekinildiği için yeni kurulan bu meclise Olağanüstü Meclis adı verildi.

NOT: KURUCU MECLİS: Yeni bir devlet kurmak amacıyla kuruluş için gerekli kararlan alan, yeni anayasa yapan ve yeni devle­tin esaslarını belirleyen heyet temsilcilerinden oluşan bir meclistir.

TBMM’NİN ALDIĞI İLK KARARLAR.

  1. Hükümet kurmak zorunludur.
  2. Geçici devlet başkanı veya padişah vekili atama doğru değildir.
  3.  Meclis başkanı aynı zamanda hükümetinde başkanıdır,
  4.  Yyasama, yürütme, yargı yetkileri meclise aittir.
  5.  Padişah ve halifenin durumunu meclis belirleyecektir.
  6. .Meclis, yürütme yetkisini hükümet aracılığı ile kullanır.
  7. Türkiye devleti TBMM tarafından yönetilir ve hükümeti TBMM hükümeti adını alır.
  8. TBMM’nin üstünde herhangi bir güç yoktur.

Kararların Yorumu

Yeni Türk devleti resmen kuruldu.

 Meclis geçici değil, süreklidir.

 Milletin egemenliği kesin olarak gerçekleşti.

 Güçler birliği esası benimsendi.

 Meclis hükümeti sistemi kabul edildi.

Mustafa Kemal, hem meclis hem hükümet başkanı oldu.

 Meclisin tek amacı vatanı kurtarmaktır. Bu yüzden mebuslar arasındaki fikir ayrılığı gün yüzüne çıkmamıştır.

 Meclis açılınca Temsil Heyeti’nin görevi sona erdi.

TBMM’NE KARŞI ÇIKAN AYAKLANMALAR

Bu ayaklanmaları 4 grupta toplamak mümkündür.

  1. İSTANBUL HÜKÜMETİNİN ÇIKARDIĞI AYAKLANMALAR:
  2. a) Anzavur ayaklanması:

  Ahmet Anzavurun Balıkesir, Bandırma civarındaki ayaklanmasıdır.

 İtilaf devletlerinden destek almıştır.

Çerkez Ethem tarafından bastırıldı.

  1. b) Kuvay-i İnzibatiye:

Adapazarı, Geyve dolaylarında görüldü.

  Ali Fuat Paşa tarafından bastırıldı.

 Hilafet ordusu olarak da bilinir.

 Anzavur kuvvetleriyle işbirliği yaptılar.

  1. İSTANBUL HÜKÜMETİ VE İŞGAL DEVLETLERİNİN BERABER ÇIKARDIĞIAYAKLANMALAR.

+ Bolu-Düzce-Hendek-Adapazarı ayaklanması: Bu ayaklan­manın esas amacı Anadolu ve İstanbul arasında tampon böl­ge oluşturmaktı.

 Ali Fuat Paşa ve Refet Bey’in çabalarıyla bastırıldı.

 Yozgat’ta Çapanoğullan, Afyon’da Çopur Musa, Konya’da Delibaş isyanları bastırıldı.

 Milli Aşiret isyanı; Urfa’nın Fransızların işgalinden kurtarılma­sında yararlan görülen Milli Aşiret daha sonraları Fransızlar­la işbirliği yaparak isyan çıkardı.

III.  AZINLIKLARIN ÇIKARDIĞI AYAKLANMALAR

Başta Rum ve Ermeniler olmak üzere diğer azınlıkların çı­kardığı ayaklanmalardır. Sonuçta başarılı olamadılar.

  1. Kuvay-ı Milliye Taraftarlarının Ayaklanmaları

Düzenli ördü kurma çalışmalarına karşı çıkan Çerkez Et­hem, Demirci Mehmet Efe gibi kişilerin çıkardığı ayaklanmalar­dır.

TBMM’NİN ALDIĞI ÖNLEMLER

  29 Nisan 1920’de Hiyanet-i Vataniye Kanunu çıkarıldı.

  Vatana ihanet edenleri cezalandırılması. 18 Eylül 1920’de İstiklal Mahkemeleri kuruldu.

TBMM’ye karşı olanların hızlı bir şekilde cezalandırılma­sı ve toplumsal düzeni tekrar sağlamak

 İstanbul’dan Milli Mücadele aleyhine alınan fetvalara kar­şılık, Ankara’dan karşı fetvalar alındı.

 Kuvay-i Milliye birlikleri kaldırıldı, düzenli ordu kuruldu.

SEVR ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920)

İtilaf devletleri; Osmanlı Devleti’nin topraklarını paylaşma konusunda aralarında anlaşamadıkları için yapacakları barış antlaşmasını geciktirmişlerdi.

 Mondros’a dayanarak Anadolu’yu işgal eden itilaf devletleri,son olarak Yunanlıları destekleyerek Trakya’yı ve Anado­lu’da Marmara kıyılarına kadar olan yerleri işgal etmelerini sağladılar.

  Ardından daha önce hazırladıkları Sevr taslağını İstanbul Hükümeti’ne sundular.

 10 Ağustos 1920’de Damat Ferit hükümeti Sevr Antlaşma­sına imza attı.

Buna göre;

1)  Anayolunun iç kesirnleri ve antlaşmanın diğer şartlarına uyulursa İstanbul, İstanbul hükümetine verilecek.

2) Kapitülasyonlar bütün devletlere verilecek.

3)  Musul, Kerkük, Irak, Filistin; İngilizlere, Akdeniz bölgesi; İtalyanlara, Trakya, B. Anadolu; Yunanistan’a, G. Anadolu, Suri­ye, Lübnan; Fransızlara verilecektir.

4)  Boğazlar bütün devletlere açılacak. Boğazlar komisyo­nunda Türk olmayacaktı.

5)  Askerlik mecburi hizmet olmaktan çıkacak asker sayısı 50.000’den fazla olmayacak ve ağır silahlar bulundurmayacak^.

6) Yemen ve Hicaz, Araplara bırakılacak,

Yorum:

1) Meclis-i Mebusan onaylamadığı için ölü doğan bir antlaş­madır. (Osmanlı Anayasasına göre, hükümetçe imzalanan barış antlaşmalarının parlamento tarafından onaylanması gerekiyor­du.)

2)  Boğazlarla ilgili bir komisyon ilk kez bu antlaşma ile orta­ya çıktı.

3)  I. Dünya savaşından sonra imzalanan en son ve şartları en ağır antlaşmadır.

4)  Antlaşmayı imzalayanlar TBMM tarafından vatan haini ilan edildi.

KURTULUŞ SAVAŞININ ASKERİ STRATEJİSİ

Önce Erzurum’da bulunan XV. kolordu komutanı Kâzım Karabekir Paşa aracılığıyla doğudaki Ermeni işgalini sona erdir­mek

Güney cephesinde Fransızlara karşı düzenli birliklerle savaş­ma imkanı olmadığından milis kuvvetleriyle bölgenin kurtulu­şunu sağlamak

 Kurtuluş savaşının kaderini belirleyecek olan Batı cephesin­de Yunanlılara karşı önce savunma savaşı yaparak oyala­mak, gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra taarruz ederek düş­manı yurttan atmak

Doğu Trakya’ya boğazlar işgal altında olduğundan yardım göndermek mümkün olmadığı için kendi imkanlarıyla kurtul­masını sağlamak

ÜNİTE 3 . KURTULUŞ SAVAŞINDA ÇEPHELER

Doğu Cephesi

Güney Cephesi

 Batı Cephesi

Düzenli Ordunun Kurulması

 1. İnönü Savaşı Sebepleri, Sonuçları

Londra Konferansı

Moskova Antlaşması

2. İnönü Savaşı Sebepleri, Sonuçları

Kütahya-Eskişehir Savaşları Sebepleri,Sonuçları

Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutan Olması

Tekalif-İ Milliye Kanunu

Sakarya Savaşının Sebepleri, Sonuçları

Kars Antlaşması

Ankara Antlaşması Sebepleri, Önemi, Maddeleri

Büyük Taarruz Yapılan Hazırlıklar, Sonuçları

Mudanya Ateşkes Antlaşması Maddeleri, Önemi

CEPHELER 

A- DOĞU CEPHESİ

Ermeni Meselesi

 Ermeniler XIX. yy ortalarına kadar Osmanlı hakimiyetinde barış içinde yaşamışlar, devlete olan bağlılıklarından dolayı kendilerine “millet—i sadıka” denilmiştir.

 Fransız ihtilalinin etkisi ve Avrupalı devletlerin kışkırtmaları sonucu XIX. yy’ın sonlarına doğru Ermeniler bağımsız olma fikrine sahip olmuşlardır.Ø  Ermeni meselesi ilk kez Berlin Antlaşması’nda (1878) günde­me gelmiştir. Bu antlaşmada Osmanlı Devleti’nden Doğu Anadolu’da Ermeniler lehine ıslahatlar yapması istenmiştir.

Sultan II. Abdülhamit Ermenilerin bağımsız olmalarını sağla­yacak olan bu ıslahatları uygulamamıştır.

  1. Dünya Savaşı‘nda Ermeni Sorunu ve Tehcir Kanunu

 Ruslar I. Dünya Savaşı’nda Kafkas cephesinde Ermenileri kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak bölgedeki Türkleri katlettirdiler.

 Ermenilerin doğuda sivil halka ve Türk ordusuna yönelik sal­dırıları üzerine İttihat—Terakki Hükümeti “Tehcir Kanunu”nu (1915) çıkararak katliamlara karışan Ermenileri Suriye ve Lübnan’a gönderdi.

 Rusya, 3 Mart 1918’de imzaladığı Brest Litovvsk antlaşması ile Kars, Ardahan ve Batum’u Osmanlı Devleti’ne bırakmıştı.

 Fakat daha sonra Kars ve çevresini Ermeniler, Ardahan ve Batum’u Gürcüler işgal etti.

 TBMM, Osmanlı Devleti’nden kalan ve başında Kazım Karabekir Paşa’nın bulunduğu orduya hareket emri verdi.

Ermenistan Savaşı

TBMM, Ermeni meselesini çözmek için Kâzım Karabekir Paşa’yı Doğu cephesi komutanlığına tayin etti.

24 Eylül 1920’de taarruza geçen Türk ordusu Ermenileri ye­nilgiye uğrattı.

 30 Ekim 1920’de Kars zaferi kazanıldı.

GÜMRÜ ANTLAŞMASI 3 ARALIK 1920

TBMM ile Ermenistan arasında yapıldı.

  1. Aras Nehri—Çıldır Gölü hattı sınır olacak
  2. Kars, Sarıkamış ve Iğdır TBMM’ye verilecek
  3. Ermenistan Sevr’i tanımayacak, Misak-ı Milli’yi tanıyacak

Önemi:

 TBMM’ye bağlı düzenli ordunun ilk başarısıdır.

  TBMM’yi ve Misak-ı Milli’yi ilk tanıyan devlet Ermenistan’dır.

 Ermeni meselesi sona erdi.

Batum Antlaşması 23 Şubat 1921

 TBMM ile Gürcistan arasında yapıldı.

  Artvin ve Batum çevresi TBMM’ye bırakıldı.

 Bu antlaşmalardan kısa bir süre sonra Ermenistan ve Gür­cistan Sovyet Rusya’nın egemenliğine girdi.

Bu antlaşmaların yerine daha sonra Moskova ve Kars ant­laşmaları imzalandı.

B- GÜNEY CEPHESİ

Mondros Mütakeresi’nden sonra Adana, Antep, Maraş ve Urfa önce İngilizlerin işgaline uğramış, Paris Konferansından sonra Fransızlara devredilmiştir.

İngilizler bölge halkına yönelik baskılar yapmadıkları için cid­di bir direnişle karşılaşmadılar.

 Fransızlar bölgeyi Ermenilerle birlikte işgal ederek ağır bas­kılar yaptılar ve sivil halka yönelik katliamlar gerçekleştirdiler. Bu durum halkın tepkisine neden oldu.

Sivas Kongresi’nde bölgeye komutanlar tayin edildi. Bölgede bütün halkın katıldığı bir Kuvay-ı Milliye hareketi başladı.

 Uzun mücadelelerden sonra;

 11 Şubat 1920’de Maraş, 10 Nisan 1920’de Urfa, 8 Şubat 1921’de Antep kurtarıldı.

 Fransızlar Sakarya Savaşı’ndan sonra imzalanan Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921) ile Anadolu’yu terkettiler.

TBMM tarafından Maraş’a “Kahraman”, Antep’e “Gazi”, Urfa’ya “Şanlı” unvanları verildi.

C- KURTULUŞ SAVAŞI VE İTALYANLAR

Birinci Dünya savaşı sırasında İtalya’ya gizli anlaşmayla İz­mir verilmişti.

Paris Konferansı’nda (18 Ocak 1919) İngilizler Akdeniz’de güçlü bir İtalya istemedikleri için İzmir’in Yunanlılara verilme­sini sağladılar. Bu olay anlaşmazlığa neden oldu.

İtalyanlar Muğla, Antalya ve çevresini işgal ettiler.

İtalyanlarla TBMM arasında ciddi bir savaş olmadı. Çünkü İtalyanların hem İngilizlerle arasının açılması hem de bu dö­nemde İtalya’da iç karışıklık olması savaş ihtimalini azalttı.

İtalyanlar II. İnönü savaşından sonra Anadolu’dan çekilmeye başladılar (5 Temmuz 1921) Sakarya savaşından sonra ta­mamen çekildiler.

D- DOĞU TRAKYA’NIN İŞGALİ ve KURTULUŞU)

15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edildi.

 İtilaf devletleri Sevr Antlaşması’nı kabul ettirmek için Yunan­lıların tekrar taarruz etmelerini sağladılar.

22 Haziran 1920’den itibaren Yunanlılar Batı Anadolu’daki bazı yerlerle birlikte Doğu Trakya’yı da işgal ettiler.

Boğazların işgal altında olması nedeniyle Anadolu’dan Doğu Trakya’ya yardım gönderilemedi.

Bölgedeki Türkler Trakya-Paşaeli Cemiyeti’nin öncülüğünde kendi imkanlarıyla mücadele ettiler.

 Doğu Trakya, Mudanya Ateşkesi’nden (11 Ekim 1922) sonra savaş yapılmadan kurtarıldı.

BATI CEPHESİ

Batı cephesi, Kurtuluş Savaşının en uzun süren ve en şiddet­li savaşların yapıldığı cephesidir. Sebebi;

 Yunan işgalinin diğerlerine göre daha kanlı olması

Yunan işgalinin kalıcı nitelik taşıması

15 Mayıs 1919’da İzmir’i Yunanlıların işgali üzerine açılmıştır.

 Kuvay-i Milliye birlikleri ilk kez ortaya çıktı. (Ayvalık’ta).

Yunanlıların 22 Haziran 1920’de saldırıya geçerek Balıkesir, Bursa, Uşak ve D. Trakya’yı işgal etmeleri üzerine Ali Fuat Paşa TBMM’den izinsiz olarak Yunanlılara karşı Gediz’de ta­arruza geçti. Ancak birliklerimiz yenilgiye uğradı.

Sonuçta;

Bu durum düzenli ordunun gerekliliğini ortaya çıkardı.

 Ali Fuat Paşa görevden alınarak Moskova büyükelçiliğine gönderildi.

 Batı cephesi ikiye ayrıldı. Asıl Batı cephesine İsmet Bey, Ba­tı cephesinin güney kısmına Refet (Bele) Paşa tayin edildi.

DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASI 8 KASIM 1920

Sebepleri

+ Kuvay-ı Milliye birliklerinin halktan zorla para ve yardım top­lamaları

+ Yunan ilerleyişini durduramamaları

+ Kuvay-ı Milliye komutanlarının merkezi otoriteden uzak, baş­larına buyruk hareket etmeleri

+  Bölgesel kurtuluşu hedef almaları

  1. İNÖNÜ SAVAŞI 6-10 OCAK 1921

Sebepleri

  1. Yunanlıların Çerkez Ethem ayaklanması sonucu milli kuvvet­lerin birbirleriyle mücadelelerinden yararlanmak istemesi
  2. Türk ordusunun güçlenmesini engelleme düşüncesi
  3. Sevr Antlaşması’nı Türk milletine zorla kabul ettirmek iste­meleri

Sonuçları

 Savaşı Türk ordusu kazandı

 TBMM’nin kurduğu düzenli ordunun ilk başarısıdır.

TBMM’nin otoritesi ve halkın TBMM’ye olan güveni arttı.

 İtilaf devletleri TBMM’yi Londra Konferansı’na çağırdılar.

 Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşması imzalandı.

 Afganistan ile Ankara Dostluk Antlaşması imzalandı.

 İsmet Bey generalliğe terfi etti.

TBMM, kazandığı güçle, Teşkilat-ı Esasiye’yi hazırladı.

Çerkez Ethem isyanı bastırıldı.

  Düzenli orduya geçiş hızlandı.

LONDRA KONFERANSI 23 ŞUBAT-12 MART 1921

Katılan devletler

İngiltere –   İtalya          –     İstanbul Hükümeti

Fransa – Yunanistan    –     TBMM

(Toplanmasında Etkili Olan Devletler: Fransa-ltalya

TBMM temsilcisi                                  : Bekir Sami Bey

İstanbul Hükümeti Temsilcisi                 : Tevfik Paşa

Konferanstaki Türk Tezi                      : Misak-ı Milli

İtilaf Devletlerinin Tezi                         : Sevr Antlaşması

Londra Konferansı‘nın Toplanmasında Etkili Olan Sebepler

  • TBMM’nin doğuda Ermenileri yenilgiye uğratması
  • Güneyde Fransızlara karşı başarı kazanılması
  • İnönü Savaşı’nda Yunanlıların yenilmesi
  • TBMM’nin Sovyet Rusya ile yakınlaşması

 İtilaf Devletlerinin Amaçları  

  • Yunan kuvvetlerinin yeniden toparlanması için zaman kazan­dırmak
  • Barış yolu ile Sevr antlaşması’nın şartlarını yumuşatarak ka­bul ettirmek
  • TBMM konferansa katılmazsa Türklerin barışa karşı oldukla­rı şeklinde propaganda yapmak
  • Konferansa TBMM ile birlikte İstanbul hükümetini de çağıra­rak ikilik çıkarmak

TBMM’nin Londra Konferansı‘na Katılma Sebepleri

  • TBMM’nin barış taraftarı olduğunu göstermek.
  • Mısak-ı Milli’yi dünyaya duyurmak
  • Londra Konferansında İstanbul Hükümeti temsilcisi Tevfik ” Paşa “Sözü Türk milletinin yegane temsilcisi olan TBMM heyetine bırakıyorum” demiş, böylece itilaf devletlerinin iste­dikleri ikilik önlenmiştir.

Londra Konferansının Sonuçları

  • İtilaf devletleri TBMM’yi resmen tanıdılar.
  • TBMM ilk defa uluslararası bir kurulda varlığını gösterdi.
  • Yunan kuvvetleri zaman kazanarak yeniden toparlandılar.
  • TBMM barış yanlısı olduğunu ispatladı.
  • Misak-ı Milli dünyaya duyuruldu.
  • MOSKOVA ANTLAŞMASI 16 MART 1921
  • Türk-Rus Yakınlaşmasının NedenleriTBMM’nin doğuda Ermenilere karşı başarı kazanmasıFransızlara karşı güneydeki halk direnişinin etkili olmasıYunanlılara karşı I. İnönü zaferinin kazanılmasıİki ülke arasında karşılıklı elçilikler açılarak iyi ilişkilerin baş­lamasıMustafa Kemal Paşa’nın diplomatik çabalarıHer iki ülkenin de düşmanlarının ortak olmasıSovyet Rusya’nın Anadolu’daki milli mücadeleyi kendi rejimi­ne dönüştürmek istemesi

    Maddeleri

    Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusya arasındaki anlaşmalar ge­çersiz sayılacak

    İki taraftan birinin.tanımadığı bir anlaşmayı diğeri de tanımayacak

    Sovyet Rusya Sevr’i reddedecek, Misak-ı Milli’yi tanıyacak

    Kapitülasyonların kalktığını Sovyet Rusya kabul edecek

    Rusya, TBMM ile Ermenistan ve Gürcistan arasında imzalanan antlaşmaları Batum’un Gürcistan’a verilmesi şartıyla tanıyacak

    ÖNEMİ

    Batum’un verilmesi Misak-ı Milli’den ilk tavizdir.

    Rusya, TBMM’yi tanıyan ilk Avrupa devletidir.

    Sovyet Rusya milli mücadeleye destek vermeyi kabul etti.

    Sovyet Rusya, Sevr antlaşmasını tanımadığını ilan etti.

    Doğu sınırımız güvence altına alındı.

    TÜRK-AFGAN DOSTLUK ANTLAŞMASI

    • 1 Mart 1921’de Moskova’da imzalandı.
    • İlk kez bir İslam ülkesi TBMM’yi tanıdı.
    • 12 Mart 1921’de İstiklal Marşı, meclis kararıyla kabul edildi.

      NOT:20 Ocak 1921 ‘de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi. 1921 Anayasası Yeni Türk devletinin ilk anayasasıdır. 

II. İNÖNÜ SAVAŞI     23-31 MART 1921

Sebepleri

TBMM’nin Londra Konferansı’nda Sevr’i kabul etmemesi

Yunanlıların I. İnönü mağlubiyetinin öcünü almak istemesi

Türk ordusunun güçlenmeden yok edilmek istenmesi

İngilizlerin Yunanlıları teşvik etmesi

Yunanlıların işgallerini devam ettirmek istemesi

Sonuçları

Savaşı Türk ordusu kazandı.

İtalyanlar işgal ettikleri yerlerden çekilmeye başladılar.

Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya çektiği telgrafla “Siz ora­da yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz” demiştir.

Yunanlılar Türkleri yenmek için daha büyük kuvvetlere ihti­yaçları olduğunu anladılar.

İngiltere’nin Yunanistan’a olan güveni sarsıldı.

KÜTAHYA-ESKİŞEHİR SAVAŞLARI   10-24 TEMMUZ 1921

Sebepleri

Yunanlıların İnönü savaşlarıyla kaybettikleri prestijlerini tek­rar kazanmak istemeleri

Türk ordusunun toparlanmasına fırsat vermeden ortadan kal­dırma düşüncesi

Ankara’yı alarak TBMM’yi dağıtmak ve Sevr’i Türklere kabul ettirmek istemeleri

İtilaf devletlerinin desteğini yeniden kazanmak istemeleri

İsmet Paşa komutasındaki Türk ordusu Yunanlıların takviye kuvvetlerle aniden saldırmaları üzerine yenilgiye uğradı. Mustafa Kemal Paşa’nın tavsiyesiyle Türk ordusu Sakarya ır­mağının doğusuna çekildi.

Sonuçları

Sakarya ırmağı iki ordu arasında sınır oldu.

 Afyon, Kütahya, Eskişehir işgale uğradı.

 İtalyanlar Anadolu’dan geri çekilme işlemini durdular.

 Fransızlar barış yapmaktan vazgeçtiler.

 TBMM’nin Kayseri’ye taşınması gündeme geldi.

 Düzenli ordunun kaldırılarak Kuvay-ı Milliye’ye geçilmesi fik­ri ortaya çıktı.

 TBMM’de tartışmalar başladı.

MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN BAŞKOMUTAN OLMAS5 AĞUSTOS 1921

Yunan ilerleyişini durdurmak için Mustafa Kemal Paşa’nın or­dunun başına geçmesi fikri gündeme geldi.

TBMM’deki milletvekillerinin çoğunluğunun isteğiyle Mustafa Kemal Paşa başkomutanlığa seçildi.

Savaşın kazanılması amacıyla daha hızlı kararlar alabilme­si ve uygulayabilmesi için Mustafa Kemal Paşa’ya TBMM’nin bütün yetkileri üç ay süre ile verildi. (Bu yetki daha sonra uza­tıldı.)     ‘

Böylece Mustafa Kemal Paşa Erzurum Kongresi öncesi isti­fa ettiği askerlik mesleğine geri döndü.

TEKALİF-İ MİLLİYE KANUNU 8 AĞUSTOS 1921

 Ordunun ihtiyacını karşılamak ve orduyu savaşlara hazırla­mak için bu kanun çıkarılmıştır.

 Genel seferberlik uygulanmış, yiyecek, giyecek ve asker top­lanmıştır.

Tekalif-i Milliye emirlerini sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi için İstiklal Mahkemeleri yaygınlaştırıldı.

SAKARYA SAVAŞI 23 AĞUSTOS-13 EYLÜL 1921

Sebepleri:

Yunanlıların Türk ordusunu kesin olarak yok ederek Anka­ra’yı işgal etmek istemeleri

 22 gün 22 gece savaş sürdü.

 Mustafa Kemal Paşa, “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh da bütün vatandır vatanın her karış toprağı va­tandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz” sözünü söyledi.

Sonuçları

Sakarya Savaşı Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı.

1683’ten beri devam eden Türk ordusunun geri çekilişi sona erdi.

 Milli mücadelenin son savunma savaşıdır.

 Yunanlılar savunmaya çekilirken taarruz sırası Türklere geç­ti.

 İtalyanlar Anadolu’dan tamamen çekildiler.

 Fransızlarla Ankara antlaşması imzalandı.

 TBMM ile Sovyet Rusya hakimiyetindeki Kafkas Cumhuriyet­leri arasında Kars antlaşması imzalandı.

 Ukrayna ile dostluk anlaşması yapıldı. (2 Ocak 1922) Mosko­va Antlaşmasının hükümleri tekrarlandı)

TBMM tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya “Gazilik” unvanı ve “Mareşallik” rütbesi verildi.

Türk ordusunun Kurtuluş Savaşı’ndaki en büyük kaybı Sa­karya Savaşı’nda oldu.

 İtilaf devletleri Sevr’i hafifleterek kabul ettirme girişiminde bu­lundular.

 Yunanlılar Doğu Trakya’dan İstanbul’a yapmak istedikleri saldırıdan vazgeçtiler.

KARS ANTLAŞMASI 13 EKİM 1921

TBMM ile Azerbaycan – Gürcistan – Ermenistan arasında imzalandı.

 Sovyet Rusya’nın hakimiyetine giren bu cumhuriyetlerle im­zalanan, Moskova Antlaşmasının tekrarı niteliğinde bir ant­laşmadır.

 Doğu sınırımız kesin olarak güvence altına alınmıştır.

ANKARA ANTLAŞMASI 20 EKİM 1921

Sebepleri:

Fransızların işgal bölgelerinde büyük bir direnişle karşılaş­maları

Yunanlıların Türkleri yenemeyeceklerinin anlaşılması

TBMM’nin Ermeni meselesini çözmesi

Londra Konferansı’nda İtilaf devletlerinin aralarındaki anlaş­mazlıkları giderememeleri

Sakarya savaşının kazanılması üzerine Fransızlar antlaşma yapmak zorunda kaldılar.

Antlaşmanın Maddeleri

Taraflar arasındaki savaş hali sona erecek

Savaş esirleri karşılıklı olarak serbest bırakılacak

Hatay Fransızlarda kalacak ancak burada özel bir yönetim kurulacak

Fransa, Sevr Antlaşması’nı tanıyacak.

Önemi:

Güney cephesi kapandı.

Hatay’ın kaybıyla Misak-ı Milli’den taviz verildi.

Suriye sınırı güvenlik altına alındı.

Güney illerimizdeki Ermeni meselesi sona erdi.

İlk kez bir itilaf devleti Misak-ı Milli’yi tanıdı.

İtilaf devletleri grubu parçalandı.

BÜYÜK TAARRUZ 26-30 AĞUSTOS 1922

Büyük Taarruz için Yapılan Hazırlıklar

Bir yıla yakın hızlı ve gizli olarak savaş hazırlıkları yapıldı.

 Doğu ve güney cephelerinden takviye birlikler getirildi.

 Tekalif-i Milliye Kanunu bütün yurtta uygulandı.

 Orduya taarruz eğitimi verildi.

 Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlık süresi uzatıldı.

 Türk ordusu 26 Ağustos 1922’de Afyon’dan taarruza geçti.

  Afyon’dan taarruz edilmesinin sebebi,

 Yunanlıların taarruzu Eskişehir’den beklemeleri

 Afyon’un ulaşım ve haberleşme açısından merkezi bir konum olması

Sonuçları:

Yunanlılar büyük bir yenilgiye uğradı.

 9 Eylül’de İzmir, 18 Eylül’de Bursa düşmandan kurtarıldı.

  Mustafa Kemal Paşa “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” sözünü söyledi.

 Yunan başkomutanı esir alındı.

 Kurtuluş Savaşı başarıya ulaştı.

  Kurtuluş Savaşı’nın sıcak savaş dönemi bitti, diplomatik mü­cadele dönemi başladı.

  Yunanlıların çekilmesi üzerine Türk ordusuyla İngiliz kuvvet­leri karşı karşıya geldiler.

 İtilaf devletleri ateşkes teklifinde bulundular.

MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI 11 EKİM 1922

Katılan Devletler:

İngiltere – İtalya – Fransa <-> TBMM

  • Yunanlılar katılmadı.
  • Yunanistan’ı İngiltere temsil etti.
  • TBMM’nin temsilcisi ismet Paşa’dır.

Maddeleri

Türk ve Yunan kuvvetleri arasındaki savaş hali sona erecek

Doğu Trakya 15 gün içinde Yunanlılarca boşaltılacak ve TBMM’ye teslim edilecek

TBMM, barış antlaşması imzalanıncaya kadar Doğu Trak­ya’ya asker göndermeyecek ancak sekiz bin kadar jandarma kuvveti bulundurabilecek

İstanbul ve Boğazların yönetimi TBMM’ye bırakılacak ancak barış yapılıncaya kadar İtilaf kuvvetleri İstanbul’da kalacak

Türk kuvvetleri barış yapılıncaya kadar Çanakkale-lzmit çiz­gisinde bekleyecek

Önemi

Kurtuluş savaşının silahlı mücadele bölümü sona erdi.

İstanbul ve Doğu Trakya savaş yapılmadan kurtarıldı.

 Osmanlı devleti hukuken sona erdi.

Lozan Antlaşması’na zemin hazırlandı.

İngiltere’de Yunan yanlısı Lyod George Hükümeti istifa etti.

İsmet Paşa’nın prestiji arttı.

ÇAĞDAŞ TÜRKİYE YOLUNDA ADIMLAR

Saltanatın Kaldırılması 1 Kasım 1922 (Tıklayınız)

Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923, Antlaşmanın Maddeleri,  Önemi 

  1. Çağdaş Türkiye Yolunda Adımlar TBMM Dönemi 
    1. Cumhuriyetin İlanı 29 Ekim 1923
    2. Halifeliğin Kaldırılması 3 Mart 1924
    3. Ankara’nın Başkent Olması 13 Ekim 1923
  1. Çok Partili Hayata Geçiş 
    1. İlk TBMM’de Gruplar
    2. Halk Partisi’nin Kuruluşu 9 Ağustos 1923
    3. Ordunun Siyasetten Ayrılması 10 Aralık 1924
    4. Terakkiperver Cumhuriyet Partisi 17 Kasım 1924
    5. Şeyh Said İsyanı 13 Şubat 1925
    6. Mustafa Kemal Paşa’ya Suikast Girişimi 16 Haziran 1926
    7. Serbest Cumhuriyet Partisi 12 Ağustos 1930
    8. Menemen Olayı 23 Aralık 1930
    9. Çok Partili Hayata Geçilememesinin Sebepleri
    10. Çok Partili Hayata Geçiş 1946
  2. İnkılaplar 
    1. Hukuk Alanında Yapılan İnkılapların Sebepleri
      1. Teşkilat-I Esasiye’nin Kabulü  20 Ocak 1921
      2. 1924 Anayasası’nın Kabulü  20 Nisan 1924
      3. Laikliğe Geçiş Aşamaları
      4. İsviçre Medeni Kanunu’nun Kabul Edilmesinin Sebepleri
      5. Medeni Kanunu’nun Kabul Edilmesinin Sonuçları
    2. Eğitim Alanında Yapılan İnkılaplar
    3. Sosyal Alanda Yapılan İnkılaplar
      1.  Kadın Haklarındaki Gelişmeler
    4. Ekonomi Alanındaki İnkılaplar

ÇAĞDAŞ TÜRKİYE YOLUNDA ADIMLAR

SALTANATIN KALDIRILMASI 1 KASIM 1922

  • İtilaf devletleri barış konferansına TBMM ile birlikte İstanbul Hükümeti’ni de çağırdılar.
  • Amaçları Türk heyetleri arasında ikilik çıkarmaktı.
  • TBMM hem bu ikiliği kaldırmak hem de milli egemenliği tam olarak gerçekleştirmek için Saltanatın kaldırılmasına karar
  • verdi.

Sonuçları

  Altı yüz yıldan beri devam eden Osmanlı hanedanı sona erdi.

  Tevfik Paşa Hükümeti istifa etti.

  Son Osmanlı hükümdarı Sultan Vahdettin İstanbul’dan ayrıldı.

  Laikliğin gerçekleştirilmesi için ilk önemli adım atıldı.

  İtilaf devletlerinin çıkarmak istedikleri ikilik önlendi.

  Milli egemenliğin gerçekleşmesi için önemli bir aşama kayde­dildi.

 Osmanlı hanedanından şehzade Abdülmecit Efendi TBMM tarafından Halifeliğe seçildi.

  Şartlar uygun olmadığı için halifelik kaldırılmamıştır.

LOZAN ANTLAŞMASI 24 TEMMUZ 1923

  1. Lozan Görüşmeleri

20 Kasım 1922- 4 Şubat 1923

  1. Lozan Görüşmeleri

23 Nisan 1923 – 24 Temmuz 1923

LOZAN  Antlaşmasına Katılan Devletler

İngiltere – İtalya – Yunanistan – Fransa

Japonya – Romanya – Yugoslavya

Boğazlarla ilgili Görüşmelere Katılanlar; Sovyet Rusya-Bulgaristan

Gözlemci Devlet; ABD

Konferansın Toplanma Yeri Sorunu

TBMM, konferansın İzmir’de toplanmasını istiyordu, böylece;

  Mustafa Kemal Paşa’nın konferansı etkilemesi kolaylaşacak

 Türk heyeti ile TBMM arasındaki haberleşme daha kolay sağlanacaktı.

  İtilaf devletleri ise uluslararası konferansların tarafsız ülkeler­de toplanması gerektiğini bildirdiler.

Konferansın İsviçre’nin Lozan kentinde yapılması kabul edildi.

Konferansa Gönderilecek Temsilci Sorunu

 TBMM’yi Lozan Konferansı’nda hükümet başkanı Rauf (Orbay) Bey temsil etmek istiyordu.

  Amacı Mondros Ateşkesi’ni imzalamakla edindiği kötü izleni­mi silmekti.

 Mustafa Kemal Paşa Mudanya’da başarılı bir ateşkes imza­lamış olan İsmet Paşa’yı tercih etti.

  TBMM tarafından İsmet Paşa’nın temsilci olması kararlaştırıldı.

Konferansta Görüşülecek Konular

  • Türk heyeti, konferansta sadece Kurtuluş Savaşı’yla ilgili ko­nuları değil yüzlerce yıllık sorunları görüşecekti.
  • Türk heyeti iki konuda kesinlikle taviz vermeyecekti, bunlar;

   Ermeni meselesi

   Kapitülasyonların kaldırılması

  • Konferansta görüşülecek diğer konularla ilgili olarak ise pa­zarlık yapılacaktı.

Lozan Görüşmelerinin Başlaması ve Kesilmesi

 20 Kasım 1922’de başlayan Lozan görüşmeleri bir süre son­ra tıkandı.

  İtilaf devletleri Türk heyetinden birçok konuda taviz istediler.

 En çok anlaşmazlık çıkan konular şunlardı,

o   Kapitülasyonlar

o    Dış borçlar

o    Musul sorunu

o    Boğazlar sorunu

 Bu gelişmeler üzerine Lozan görüşmeleri 4 Şubat 1923’te ke­sildi.

 Lozan görüşmelerinin kesildiği dönemde Türkiye’de iki önem­li olay meydana geldi.

– İzmir I. İktisat Kongresi-      17 Şubat 1923

 – I. TBMM’nin feshedilmesi      1 Nisan 1923

Lozan Görüşmelerinin Yeniden Başlaması ve Barış Antlaş­masının İmzalanması

Ø  Lozan konferansının dağılması üzerine TBMM, boğazlar ve çevresini ele geçirmek için hazırlık yapmaya başladı. İngiliz­lerle savaş tehlikesi ortaya çıktı.

Ø  İngiltere’de ise kamuoyu yeni bir savaşa karşı idi. Ayrıca İn­giliz sömürgeleri çıkacak bir savaşta yardım göndermeye­ceklerini, diğer Avrupa devletleri ise tarafsız kalacaklarını açıkladılar.

Ø  Her iki tarafında savaşı göze alamaması üzerine konferans yeniden toplandı.

Ø  24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalandı.

LOZAN ANTLAŞMANSININ MADDELERİ

1-SINIRLAR

Doğu Sınırı    : Görüşülmedi, Kars antlaşması geçerli oldu. Irak Sınırı       : Musul konusunda anlaşmazlık çıkması üzerine

Türkiye ile İngiltere arasında ikili görüşmelere  bırakıldı.

Suriye Sınırı   : 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşması­na göre belirlendi.

Batı Sınırı       : Meriç nehri sınır oldu.

Ege Adaları   : Bozcaada ve Gökçeada Türkiye’ye, Oniki Ada İtalya’ya, diğer bütün Ege adaları silahsızlandı­rılması şartıyla Yunanistan’a verildi. II. Dünya savaşından sonra imzalanan Paris Antlaşması ile 12 Ada Yunanistan’a verildi.

2-BOĞAZLAR

Ø  Boğazların yönetimi başkanlığını bir Türk’ün yapacağı ulus­lararası komisyona bırakılacak

Ø  Boğazların her iki yakasında yirmişer km’lik alan silahsızlan­dırılacak

Ø  Ticaret gemileri serbestçe boğazlardan geçebilecek

Ø  Savaş gemilerine tonaj sınırlaması getirilecek.

Ø  Savaş ihtimali olduğunda Türkiye boğazlan silahlandırabilecek

3-İSTANBUL’UN DURUMU

İstanbul’un Lozan antlaşması’nın TBMM’de onaylanmasın­dan sonra bir buçuk ay içerisinde İtilaf devletlerince boşaltıl­ması kararlaştırıldı.

4-KAPİTÜLASYONLAR

Kapitülasyonların bütün sonuçlarıyla birlikte kaldırılması kabul edildi.

5-D BORÇLAR

En çok Fransa ile aramızda bu konuda sorun çıktı.

 Düyun-u Umumiye İdaresi kaldırıldı.

 Osmanlı borçları Osmanlı Devleti’nden ayrılan devletler ara­sında paylaştırıldı.

  Borçların önemli bir kısmını Türkiye ödeyecekti.

 Borçlar Türk lirası ya da Fransız frangı ile ve taksitler halinde ödenecekti.

6-PATRİKHANE

Yabancı kiliselerle ilişki kurmaması şartıyla patrikhane İstan­bul’da kalacak +  Seçilen patriği Türk hükümeti onaylayacak

7-YABANCI OKULLAR

Ø  Türkiye’de bulunan bütün yabancı okullar Türk Milli Eğitim sistemine bağlı olacak.

Ø  Bu okullar Türk müfettişlerince denetlenecek.

8-SAVAŞ TAZMİNATI

Ø  Yunanistan’dan savaş tazminatı olarak sadece Edirne’nin Karaağaç istasyonu alındı.

9-AZINLIKLAR

Ø  Türkiye’de bulunan bütün azınlıklar Türk vatandaşı sayıldı. Böylece Avrupalı devletlerin içişlerimize karışmaları önlendi.

Ø  Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları hariç Yunanistan’da­ki Türkler ve Türkiye’deki Rumların yer değiştirmesi kararlaş­tırıldı.

LOZAN ANTLAŞMASI‘NIN ÖNEMİ

 Türkiye’nin bağımsızlığı tanındı.

  Türk milleti açısından I. Dünya savaşı sona erdi.

  Lozan Antlaşması uzun süre geçerli olması açısından diğer

  antlaşmalara örnek oldu.

  Boğazlar komisyonunun varlığı milli egemenliğimize gölge

  düşürdü.

  Uzun yıllar süren kapitülasyonlar, dış borçlar, azınlıklar gibi sorunlar çözümlendi.

  Irak sınırı hariç diğer sınırlarımız belirlendi.

  Türk bağımsızlık savaşı diğer esir milletlere örnek oldu.

Antlaşmadan Sonra Sorun Olan Konular

  Musul Sorunu

  Hatay Sorunu

  Boğazlar Sorunu

  Dış borçların ödenme şekli

  Nüfus mübadelesi

  Yabancı okullar

ÇAĞDAŞ TÜRKİYE YOLUNDA ATILAN ADIMLAR

II. TBMM DÖNEMİ

Kurtuluş savaşını kazanan I. TBMM bu süre içinde yıprandığı için 1 Nisan 1923’te feshedildi. 11 Ağustos 1923’te II.TBMM açıldı.

v  II. TBMM 1923-1927 arasında faaliyet gösterdi.

v  II. TBMM bir inkılap meclisidir.

v  II. TBMM döneminde;

ü  Lozan Antlaşması’nın onaylanması

ü  Cumhuriyetin ilanı

ü  Halifeliğin kaldırılması

ü  Ankara’nın başkent olması

ü  1924 Anayasası’nın kabulü

ü  Medeni Kanun’un kabulü

ü  Kılık – Kıyafet Kanunu

ü  Tevhid-i Tedrisat Kanunu gibi önemli inkılaplar gerçekleştirildi.

CUMHURİYETİN İLANI 29 EKİM 1923

  Kurtuluş savaşı yıllarında sürekli milli egemenliğin önemi vur­gulanmıştır.

  TBMM’nin varlığı cumhuriyetin ilanını gerektiriyordu.

  Ankara’nın başkent olarak ilanının ardından rejim tartışmala­rı başladı.

  1923 Ekim’inde Ali Fethi Bey hükümetinin istifasıyla ortaya bir hükümet bunalımı çıktı.

  Meclis hükümeti, sistemi yüzünden yeni bir hükümetin kurul­ması gecikiyordu.

  Hükümet bunalımını çözmek ve rejim tartışmalarını sona erdirmek amacıyla Mustafa Kemal Paşa’nın teklifiyle Cumhuri­yet ilan edildi.

SONUÇLARI

 Yeni Türk devletinin rejimi belirlendi.

  Hükümet bunalımı sona erdi.

  Meclis hükümeti sisteminden kabine sistemine geçildi.

  1921 Anayasası’na devletin rejimi, dili, dini, başkenti ile ilgili maddeler eklendi.

  Mustafa Kemal Paşa          – İlk Cumhurbaşkanı

  İsmet Paşa                          – İlk Başbakan

  Fethi (Okyar) Bey               – İlk TBMM başkanı seçildiler.

HALİFELİĞİN KALDIRILMASI 3 MART 1924

Sebepleri

Ø  Saltanatı kaldırılması ve Cumhuriyetin ilanı ile halifeliğin bir fonksiyonunun kalmaması

Ø  Ulusal egemenlikle halifeliğin bağdaşmaması.

Ø  Yeni rejime karşı olanların sığınabilecekleri tek makamın ha­lifelik olması

Ø  Bazı milletvekillerinin halifeyi TBMM’nin üzerinde görmeleri

  • Bütün bu gelişmeleri dikkate alan TBMM, 3 Mart 1924’de çıkardığı bir kanunla halifeliği kaldırdı, aynı zamanda;
  • Şer’iye ve Evkaf Vekaleti kaldırıldı. Yerine daha sonra Diya­net İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.
  • Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti kaldırıldı. Genel kur­may başkanlığı kuruldu ve siyaset dışı bırakıldı.
  • Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılarak eğitimde birlik sağlandı.
  • Osmanlı hanedanı yurt dışına çıkarıldı.

Halifeliğin Kaldırılmasının Sonuçları

  İnkılapların gerçekleştirilmesi için uygun bir ortam hazırlandı.

  Laikliğin gerçekleştirilmesi için önemli bir adım atıldı.

  Yeni kurulan rejim güçlendirilerek eski rejime dönüş yolu ka­patıldı.

  Ulusal egemenliğin pekiştirilmesi sağlandı.

ANKARA’NIN BAŞKENT OLMASI 13 EKİM 1923

ü  Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra başkent sorunu ortaya çıktı.

ü  Ankara, Kurtuluş Savaşı’nın merkezi olması ve güvenli bir konumda bulunması sebebiyle TBMM tarafından başkent olarak kabul edildi.

ÇOK PARTİLİ HAYATA GEÇİŞ

İlk TBMM’de Gruplar

  İlk TBMM’de bütün milletvekillerinin ortak amacı vatanın iş­galden kurtarılması olduğu için partileşmeye gidilmedi.

  İlk TBMM’de Islahat Grubu, İstiklal Grubu, Tesanüt Grubu gi­bi gruplar vardı.

  Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu kuruldu.

  Mustafa Kemal Paşa taraftarlarına I. Grup, karşı olanlara ise II. Grup dendi. II. Grup saltanat ve hilafet taraftarı idi.

HALK PARTİSİ’NİN KURULUŞU 9 Ağustos 1923

 Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk grubu temel alınarak kuruldu.

  Parti 1923-1950 yılları arasında tek başına iktidarda kaldı.

  Bu süre içinde;

  Mustafa Kemal Paşa 1923- 1938

  İsmet İnönü                 1938-1950

  hem cumhurbaşkanlığı hem de genel başkanlık yaptılar.

  Yapılan inkılaplar parti programına dayanarak gerçekleştiril­miştir.

  Halk partisi ekonomide devletçiliği savunmuştur.

  Türkiye’de kurulan ilk siyasi partidir.

  Halk partisi 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimleri kaybetti ve yönetimi Demokrat Parti aldı.

ORDUNUN SİYASETTEN AYRILMASI 10 Aralık 1924

 II. TBMM döneminde milletvekilliği ile komutanlık aynı kişide bulunabiliyordu.

  Mustafa Kemal Paşa ittihatçılarda gördüğü ordu-politika ilişki­sinin Cumhuriyet döneminde de devam etmesini istemiyordu.

  1924 yılı Ekim ayı sonlarında Kazım Karabekir Paşa, Ali Fu­at Paşa, Refet Paşa gibi komutanlar birliklerinin başından ay­rılarak      Ankara’ya geldiler. Bu gelişmeler üzerine milletvekilli­ğiyle askerliğin aynı kişide bulunamayacağına dair kanun ka­bul edildi.

  Böylece ordu siyasetten ayrıldı.

TERAKKİPERVER CUMHURİYET PARTİSİ 17 KASIM 1924

  Partinin genel başkanı Kâzım Karabekir Paşa’dır.

  Kurucuları milli mücadelenin önde gelen isimleridir. Rauf (Or-bay) Bey, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Refet (Bele) Paşa, Ad­nan (Adıvar) Bey gibi

  Türkiye’de Halk partisinden sonra kurulan ikinci parti, Cum­huriyetin ilanından sonra kurulan ilk partidir.

  İlk muhalefet partisidir.

  Ekonomide liberal düşünceyi savunmuştur.

 Dini inançlara saygılı olmayı ilke olarak kabul etmiştir.

  Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’nin muhafazakar ve dini inanç!ara saygılı bir siyaset izlemesi yeni rejime karşı olanla­rın bu partide yer almalarına neden oldu.

  Terakkiperver Cumhuriyet partisi Şeyh Said isyanı ile ilgisi olduğu gerekçesiyle kapatıldı. (5 Haziran 1925)

  Çok partili hayata geçişte ilk deneme başarısızlıkla sonuçlandı.

ŞEYH SAİD İSYANI 13 ŞUBAT 1925

SEBEPLERİ

  Şeyh Said’in yeni rejime karşı olması

  İngilizlerin kışkırtmaları

 Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’nin kurulması

  Diyarbakır’da başlayan isyan çok geniş bir alana yayıldı.

 İsyanı bastıramayan Fethi (Okyar) Bey hükümeti istifa etti, yeni hükümeti İsmet Paşa kurdu.

 Alınan tedbirlerle Şeyh Said isyanı bastırıldı.

SONUÇLARI

 Takrîr-i Sükun Kanunu çıkarıldı. (4 Mart 1925)

–       Bu kanunla basına sınırlama getirildi.

–       Hükümetin eleştirilmesi yasaklandı.

–       Bu kanun 1929’a kadar yürürlükte kaldı.

  İsyan bölgelerine İstiklal mahkemeleri gönderildi.

  Yeni rejime yönelik ilk isyandır.

  Terakkiperver Cumhuriyet Partisi kapatıldı.

  İlk demokrasi denemesi başarısızlıkla sonuçlandı.

  İngiltere Musul konusunda önemli bir avantaj elde etti.

MUSTAFA KEMAL PAŞA’YA SUİKAST GİRİŞİMİ 16 HAZİRAN 1926

  Eski ittihatçılarla yeni rejime karşı olanlar Mustafa Kemal Pa­şa’ya bir suikast düzenleyerek iktidarı ele geçirmeyi planladı­lar.

  Suikast yeri olarak İzmir seçildi.

  Suikast gerçekleşmeden ortaya çıkarıldı.

  Olayı planlayanlar İzmir İstiklal mahkemesinde yargılanarak ağır cezalara çarptırıldılar. .

  Mustafa Kemal Paşa “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” demiştir.

SERBEST CUMHURİYET PARTİSİ 12 AĞUSTOS 1930

  1929’da bütün dünyada başlayan ekonomik bunalım Türki­ye’yi de etkiledi.

  İktidardaki Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı tepkiler artmaya başladı.

  İktidar partisinin denetlenebilmesi ve demokrasinin tam ola­rak yerleşebilmesi için yeni bir partiye ihtiyaç duyuldu.

  Mustafa Kemal Paşa’nın isteğiyle Fethi (Okyar) Bey’in baş­kanlığında Serbest Cumhuriyet Partisi kuruldu.

  Serbest Cumhuriyet Partisi ekonomide liberalizmi savunu­yordu.

  Zamanla partiye inkılap karşıtları girmeye başladı.

  Fethi Bey kontrolü kaybedeceğini anlayınca partiyi feshetti. (17 Kasım 1930)

MENEMEN OLAYI 23 Aralık 1930

  Derviş Mehmet ve adamları Menemen’de olay çıkardılar.

  Olayı bastırmak isteyen asteğmen Kubilay öldürüldü.

  Alınan tedbirlerle isyan bastırıldı.

  Olayı çıkaranlar İstiklal mahkemelerinde yargılanarak ağır cezalara çarptırıldılar.

  Menemen olayı rejime yönelik ikinci harekettir.

  Serbest Cumhuriyet Partisi’nin feshedilmesindeki haklılık an­laşılmıştır.

  1946’ya kadar çok partili hayata geçilmesi gecikmiştir.

ÇOK PARTİLİ HAYATA GEÇİLEMEMESİNİN SEBEPLERİ

  Yeni rejimin yerleştirilmek istenmesi

  Halkın çok partili hayata hazır olmayışı

  Yeni bir dünya savaşının çıkma ihtimali

  Lozan’dan kalan bazı sorunların çözülmek istenmesi (Hatay-Boğazlar)

ÇOK PARTİLİ HAYATA GEÇİŞ 1946

 II. Dünya savaşından sonra bir çok ülkede demokrasi hakim olmaya başladı.

  Savaşı kazanan ülkeler de demokrasi ile yönetilen ülkelerdi,

  Dünya barışını korumak için savaştan sonra Birleşmiş Millet­ler kuruldu.

  Türkiye’nin de dünya devletleri içerisinde yerini alabilmesi için çok partili hayata geçmesi gerekiyordu.

  1946’da Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılan Adnan Mende­res, Celal Bayar, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü Demokrat Parti’yi kurdular.

  1946’da “açık oy, gizli sayım” sistemine dayalı yapılan seçimi Cumhuriyet Halk Partisi kazandı.

  14 Mayıs 1950’de “gizli oy, açık sayım” sistemiyle yapılan se­çimi Demokrat Parti büyük bir çoğunlukla kazandı.

  Demokrat Parti 1950-1960 yılları arasında Türkiye’yi idare etti.

  Bu dönemde Cumhurbaşkanı – Celal Bayar, Başbakan – Adnan Menderes TBMM Başkanı – Refik Koraltan

İNKILAPLAR

Cumhuriyet döneminde; Hukuk alanında Eğitim alanında Sosyal alanda Ekonomi alanında inkılaplar yapıldı.

Siyasi alanda ise,

+   Saltanatın kaldırılması 1 Kasım 1922

+   Ankara’nın başkent olması 13 Ekim 1923

+   Cumhuriyetin ilanı               29 Ekim1923

+   Halifeliğin kaldırılması        3 Mart1924

+   Çok partili hayata geçiş denemeleri yapılmıştır.

  1. A) Hukuk Alanında Yapılan İnkılapların Sebepleri

 Osmanlı Devleti’nde hukuk birliğinin olmaması

  Kadın-erkek eşitliğinin olmaması

 Çağın ihtiyaçlarını karşılayacak yeni bir hukuk sitemine ihti­yaç duyulması

  Devlete laik bir karakter kazandırma düşüncesi

 TEŞKİLAT-I ESASİYE’NİN KABULÜ   20 OCAK 1921

  23 Maddedir.

  Kısa olmasının nedeni o zamanın olağanüstü şartları ve acil ihtiyaçları karşılamak için hazırlanmış olması.

 Güçler birliği ilkesi hakimdir.

  TBMM yasama ve yürütme yetkisine sahiptir

  Meclis Hükümeti sistemi vardır.

  TBMM’nin üstünde güç yoktur.

  Amasya Genelgesi ile gelişen milli hakimiyet ruhuna resmi bir kimlik verilmiştir.

  Bu Anayasaya devletin yönetim şekli (cumhuriyet)29 Ekim 1923’de eklenmiştir.

 1924 ANAYASASI‘NIN KABULÜ   20 NİSAN 1924

 Gerçek hayatın ihtiyaçlarına cevap veren bir anayasadır.

  Egemenlik kayıtsız şartsız millete verilmiştir.

  Vatandaşın haklarının korunması için Danıştay kurulmuştur.

  1928’de Anayasadan “devletin dini İslam’dır” ibaresi çıkarılmıştır.

  Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.

  1937’de Atatürk ilkeleri anayasaya girmiştir.

  Günün şartlarına göre en çok değişikliğe uğrayan Anayasa­dır

  1960’a kadar yürürlükte kalmıştır.

– İsviçre Medeni Kanunu’nun kabulü       17 Şubat 1926

– İsviçre Borçlar Kanunu’nun kabulü         8 Mayıs 1928

– Alman Ticaret Kanunu’nun kabulü        10 Mayıs 1928

LAİKLİĞE GEÇİŞ AŞAMALARI

  1. Saltanatın Kaldırılması                                     1 Kasım 1922

          İlk aşamadır.

  1. Halifeliğin Kaldırılması                                     3 Mart 1924

          En önemli aşamadır.

  1. Şer’iye ve Evkaf Vekaleti’nin kaldırılması      3 Mart 1924
  2. 3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun Kabulü           
  3. Tekke-Zaviye ve Türbelerin Kapatılması       30 Kasım 1925
  4. Medeni Kanun’un Kabulü                               17 Şubat 1926 
  5. Devletin Dini İslam’dır” Maddesinin   Anayasa’dan çıkarılması           10 Nisan 1928
  6. Laikliğin Anayasa’ya girmesi                 5 Şubat 1937

İsviçre Medeni Kanunu’nun Kabul Edilmesinin Sebepleri

  Çağın ihtiyaçlarına uygun akılcı çözümler getirmesi

 Avrupa’da yapılan kanunların en yenisi olması

 Aile hukukunda kadın-erkek eşitliğine yer verilmesi

Medeni Kanunu’nun Kabul Edilmesinin Sonuçları

  Kadın – erkek eşitliği sağlandı.

  Yeni Türk devletinin yapısına uygun bir hukuk sistemi getirildi.

   Ülkede hukuk birliği sağlandı.

  Patrikhanenin dini konuların dışındaki yetkileri kaldırıldı.

 Azınlıklar Lozan’da tanınan kendi kanunlarıyla yönetilme hakkından vazgeçerek Türk kanunlarına tabi oldular.

  1. B)  Eğitim Alanında Yapılan İnkılaplar

  Medreselerin kapatılması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924)

  Eğitimde birlik sağlandı.

  Latin harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)

  Öğrenim kolaylaştı.

  Millet mekteplerinin açılması (1 Ocak 1929)

  Türk Tarih Kurumu’nun kurulması (15 Nisan 1931)

  Milliyetçilik ilkesi ile ilgilidir.

  Türk Dil Kurumu’nun kurulması (12 Temmuz 1932)

  Milliyetçilik ilkesi ile ilgilidir.

  Üniversite reformunun yapılması (1933)

  1. C) Sosyal Alanda Yapılan inkılaplar

  Şapka ve Kılık – Kıyafet (25 Kasım 1925)Kanunu’nun Kabulü

  Giyim-kuşamda çağdaşlaşma sağlandı.

 Tekke-Zaviye ve Türbelerin (30 Kasım 1925)kapatılması

  Miladi Takvimin kabulü (26 Aralık 1925)ve uygulanmaya başlaması (1 Ocak 1926)

 Uluslararası ölçü ve tartının kabulü (1 Nisan 1931)

  Uluslararası ticari ilişkilerde kolaylık sağlandı.

Soyadı Kanunu’nun kabulü (21 Haziran 1934)

  Kişilerin toplum hayatında kolayca tanınmaları sağlandı.

Hafta tatilinin Cuma gününden Pazar gününe alınması (1935)

  Uluslararası ilişkilerde düzen sağlandı.

Kadın Haklarındaki Gelişmeler

  Medeni Kanun’un kabulü (17 Şubat 1926)

  Belediye seçimlerine katılma hakkı verilmesi (3 Nisan 1930) -> İlk siyasi haktır.

  Muhtar olma hakkının verilmesi (26 Ekim 1933)

  Milletvekili seçme- seçilme hakkının verilmesi (5 Aralık 1934)

  1. D) Ekonomi Alanındaki İnkılaplar

  İzmir I. İktisat Kongresi ve Misak-ı İktisadi’nin kabulü 17 Şu­bat 1923)

 Özel girişimlerin desteklenmesi

  Sanayiyi teşvik edecek kanunların çıkarılması

  Yurtta hammaddesi olan sanayi kollarının geliştirilmesi

  İlk özel bankanın (İş bankası) kurulması (1924)

  Aşar (öşür) vergisinin kaldırılması (17 Şubat 1925) –

  Köylü rahatladı.

  Kabotaj Kanunu’nun kabulü (1 Temmuz 1926)

  Denizlerimizde ve limanlarımızda ticaret yapma hakkının alınması

  Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun kabulü(28 Mayıs 1927)

  Beş yıllık kalkınma planının hazırlanması (1934) –

  Devletçi ekonomik bir politika izlenmiştir.

  Etibank ve Maden Tetkik Arama (1935) Enstitüsü’nün kurulması

ÜNİTE 5:ATATÜRKÇÜLÜK

Türk milletinin bugün ve gelecekte tam bağımsızlı­ğa, huzur ve refaha sahip olması, devlet yönetimi­nin millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve bilimin öncülüğünde Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması amacıyla temel­leri yine Atatürk tarafından belirtilen devlet hayatı­na, fikir hayatına ve ekonomik hayata, toplumun te­mel kurumlarına ilişkin gerçekçi düşüncelere ve il­kelere Atatürkçülük denir.

Atatürkçülüğün Nitelikleri

Atatürkçülüğü oluşturan ilkeler bir bütündür. Birbirinin devamı ve tamamlayıcısıdır.

►   Akıl ve bilime dayanır, milli birlik ve beraberliğe önem verir.

►  Yurtta ve dünyada barışın korunmasından ya­nadır.

►   Millete ve insanlığa hizmet etmeyi esas alır. 

ATARTÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ

a.      Atatürkçü Düşünce Sisteminin Oluşmasında Etkili Olan Olaylar

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCEDE MİLLİ GÜÇ UNSURLARI

  1. Siyasi Güç
  2. Ekonomik Güç
  3. Askeri Güç
  4. Sosyokültürel Güç

 

ATATÜRK İLKELERİ

  1. Cumhuriyetçilik
  2. Milliyetçilik
  3. Halkçılık
  4. Devletçilik
  5. Laiklik
  6. İnkılapçılık

ATATÜRK İLKELERİNİN AMAÇLARI VE ORTAK ÖZELLİKLERİ

ATATÜRK İLKE VE İNKILAPLARINI OLUŞTURAN TEMEL ESASLAR

  1. Milli Tarih Bilinci Ve Milli Dil
  2. Bağımsızlık Ve Özgürlük
  3. Vatan Ve Millet Sevgisi
  4. Türk Milletini Çağdaş Uygarlık Düzeyinin Üzerine Çıkarma Hedefi
  5. Egemenliğin Millete Ait Olması
  6. Milli Birlik Ve Beraberlik, Ülke Bütünlüğü
  7. Milli Kültürün Geliştirilmesi

ATARTÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ

  Atatürkçülük; Türk Devleti’nin ve toplumunun çağdaşlaşması yolundaki genel hedef, amaç ve ilkeleri ortaya koyduğundan, Atatürkçü düşün­ce sistemi olarak da adlandırılmaktadır.

Atatürkçü Düşünce Sisteminin Özellikleri

  Siyasi, ekonomik, kültürel, adli, askeri vb. alan­larda tam bağımsızlığı sağlamayı hedefler.

  Milli egemenliğe dayalı güçlü bir devleti öngö­rür.

  Milli kültürümüzü aklın ve bilimin yol göstericili­ğinde çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkar­mayı; çağın ihtiyaçlarına uygun siyasal ve sos­yal kurumlar oluşturmayı; demokratik ve laik ku­rallar içinde Türk milletinin rahat ve mutlu bir ya­şam sürmesini hedefler.

  Milli birlik ve beraberliğin sağlanmasını ve sür­dürülmesini hedefler.

 Türk milletinin ihtiyaçlarından, tarihi gerçekle­rinden doğmuş, temelinde Türk tarihi ve kültürü olan milli bir düşünce sistemidir.

  Dogmalara dayanmaz. Akılcılık ve bilimselliği temel aldığından yeniliklere açık, dinamik bir düşünce sistemidir.

  Atatürk’ün belirlediği ilkeler, işaret ettiği hedefler ve gerçekleştirdiği inkılaplarla bir bütündür.

a. Atatürkçü Düşünce Sisteminin Oluşmasında Etkili Olan Olaylar

  Fransız ihtilali’nden sonra demokrasi, eşitlik, adalet, insan hakları, özgürlük ve milliyetçilik gi­bi kavramların tüm dünyada yaygınlık kazan­maya başlaması

  Osmanlı Devleti’nin, Avrupa devletlerinin geri­sinde kalması ve her alanda Avrupa’ya bağımlı hale gelmesi

Trablusgarp, Balkan ve I. Dünya Savaşlarının kayıplarla sonuçlanması neticesinde Türk halkı­nın büyük acılar çekmesi

   Avrupa devletlerinin ve azınlıkların, Osmanlı top­raklarını bölmeyi amaçlamaları

  Mondros Ateşkesi’nin ardından başlayan işgal­ler karşısında Osmanlı yönetiminin aciz kalması

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCEDE MİLLİ GÜÇ UNSURLARI

HER ŞEY GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE İÇİN

      Bir ulusun, ulusal hedeflerine ulaşabilmek amacıyla kullanabileceği maddi ve manevi kaynaklarının top­lamına milli güç denir. Milli güç unsurları şunlardır:

Siyasi Güç

 Atatürkçü düşüncede siyasi güç, devletin gücünü milletten alması ve devlet politikalarının millet irade­sine göre belirlenmesi esasına dayanır. Atatürk, si­yasi gücün zayıflamasının devletin ve demokrasinin geleceğini tehlikeye düşüreceğini söylemiştir.

Ekonomik Güç

     Ekonominin toplum hayatında büyük bir rolü bu­lunmaktadır. Çünkü bir ülkede üretim, dağıtım, tü­ketim durumlarıyla ilgili faaliyetler ekonominin ko­nusu içinde yer almaktadır.

     Atatürk de cumhuriyetin ilk yılarında, ekonomik yönden zayıf bir milletin güçlü medeniyet kurama­yacağını, toplumsal ve siyasal felaketten kurtula­mayacağını belirterek, yeni Türk Devleti’nin güçlü bir ekonomiye sahip olması gerektiğini vurgulamıştır.

     Siyasi bağımsızlık gibi ekonomik bağımsızlığa da büyük bir önem veren Atatürk bu amaçla, kapitü­lasyonların kaldırılması ve ülkemizde bulunan ya­bancılara ait kuruluşların millileştirilmesi politikaları­nı izlemiştir.

Askeri Güç

   Türkiye’nin, coğrafi konumu gereği her türlü iç ve dış tehditlere açık olması güçlü bir orduya sahip ol­masını gerektirmektedir. Bu nedenle Atatürk, her dönemde Türk ordusuna ayrı bir önem vermiştir.

  1. Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı ordusunun dağıtılması üzerine Milli Mücadele Dönemi’nde dü­zenli bir ordu kuruldu. Bu ordu sayesinde Kurtuluş Savaşı kazanılarak siyasi ve ekonomik bağımsızlı­ğa ulaşılmıştır.

Sosyokültürel Güç

    Bir ülkede eğitimli, kültürlü ve teknik bilgilerle do­nanmış insanların oluşturduğu güce, sosyokültürel denir. Milli gücün temel öğesi olan insan iyi ye­tiştirildiğinde siyasi, ekonomik ve askeri güç de de­ğer kazanır.

    Sosyokültürel güç; bilim, sanat ve diğer alanlarda gelişmeye yol açar. Bunun bilincinde olan Atatürk, bireyden başlayarak halkı eğitmek ve halkın bilgi düzeyini yükseltmek için çalışmalarda bulunmuştur.

ATATÜRK İLKELERİ

Türk milletini çağdaş uygarlıklar düzeyinin üzerine çıkarmak için yapılacak çalışmalarda ve yenilikler­de esas alınacak olan ilkelerdir.

CUMHURİYETÇİLİK

    Cumhuriyet, halkın kendi kendisini yönetmesi ve devlet içinde karar verecek en yetkili ve son makam olarak milleti kabul etmektedir. Cumhuriyet rejimin­de esas, yöneticilerin seçimle iş başına gelmeleridir.

  Halkın kendini doğrudan doğruya yönetmesi demek olan demokrasi ise cumhuriyet rejiminin ulaştığı en ideal yönetim biçimidir.

  Cumhuriyet yönetiminde millet adına karar verme yetkisi doğrudan millet tarafından seçilmiş olan meclise aittir. Cumhuriyetçilik; demokrasi ve cum­huriyet rejiminin korunması, geliştirilmesi ve benim­senmesi için yapılan tüm çalışmalardır.

UYARI:Cumhuriyetçilik İlkesi Doğrultusunda Yapılan İnkılaplar

►  TBMM’nin açılması

1921 ve 1924 Anayasalarının yapılması

►   Saltanatın kaldırılması

►   Cumhuriyetin ilan edilmesi

►   Siyasal partilerin kurulması

►   Ordunun siyasetten ayrılması

►   Kadınlara seçme ve seçilme haklarının verilmesi

Cumhuriyetin Kazandırdıkları

 Ülkenin bir hanedan tarafından yönetilmesi uy­gulamasına son verilmiş, vatandaşlar devlet yö­netimine eşit olarak katılma imkanı elde etmiş­lerdir.

  Temel hak ve özgürlükler devlet güvencesi altı­na alınmıştır.

 Herkesin kanun önünde eşitliği sağlanmış, ka­nunları uygulama görevi bağımsız mahkemele­re verilmiştir.

 Düşünce özgürlüğü sağlanarak, vatandaşlara huzurlu bir hayat sürme olanağı tanınmıştır.

  Gelişmemize engel olan unsurlar ortadan kaldı­rılarak, çağdaş uygarlığa ulaşmayı sağlayacak bir ortam oluşturulmuştur.

  18 yaşını dolduran her Türk vatandaşına seçme ve halk oylamasına katılma hakkı ve sorumlu­luğu getirmiştir.

  

   MİLLİYETÇİLİK

   Ait olduğu milletin varlığını sürdürmesi ve yüceltil­mesi için diğer bireylerle birlikte çalışmaya bu çalış­mayı ve bilinci diğer kuşaklara da yansıtmaya milli­yetçilik denir.

    Milliyetçiliğin en önemli unsuru millettir. Atatürk’e göre milliyetçilik, kendini aynı milletin üye­leri sayan kişilerin, o milleti yüceltme istekleridir. Milliyetçilik bir duygu işidir. Bir insan kökeni ne olur­sa olsun kendini hangi millete ait hissediyorsa o milletin kimliğini taşıyor demektir. Bu yüzden Ata­türk ne mutlu Türk olana değil “Ne mutlu Türküm diyene” demiştir.

    Atatürk’ün milliyetçilik ilkesi birleştirici ve bütünleş­tiricidir. Bu durumu güçlendiren unsurlar, milli eği­tim, Misak-ı Milli, dil, tarih, kültür ve gaye birliği, mil­li kültür, Türklük şuuru ve manevi değerlerdir.

Uyarı:  Milliyetçilik ilkesi doğrultusunda,

*   Kapitülasyonların kaldırılması

*   Kabotaj Kanunu’nun çıkarılması

*  Türk Tarih Kurumu’nun kurulması

*  Türk Dil Kurumu’nun kurulması

*  Yabancı okulların ayrıcalıklarının kaldırılarak Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması

* Yabancı okullarda Türkçe, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından oku­tulması

gibi inkılaplar ve çalışmalar yapılmıştır.

HALKÇILIK

    Bir milleti oluşturan, çeşitli mesleklerin ve toplum­sal grupların içinde bulunan insanlarahalk denir.

    Halkçılık, milletin çıkarına ve yararına bir siyaset iz­lenmesi, halkın kendi kendini yönetmeye alıştırılmasıdır. Halkçılıkta belli bir grup, kişi ya da sınıf üstünlüğü yoktur. Toplumu oluşturan bütün vatan­daşlar ülkesine ve devletine karşı hak ve sorumlu­luklar açısından eşittir. Herkes devlet imkânlarından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir. Herkes seçme ve seçilme hakkına sahiptir. Kanunlar önünde herkes eşittir.

Uyarı:   Halkçılık ilkesi doğrultusunda,

* Cumhuriyetin ilanıyla egemenliğin doğrudan halka verilmesi

* Hukuk birliğinin gerçekleştirilmesiyle kanun­lar karşısında eşitliğin sağlanması

* Azınlıkların Türk vatandaşı kabul edilerek ay­rıcalıklarının sona erdirilmesi ve toplumda eşitliğin sağlanması

* Soyadı Kanunu’nun yanı sıra çıkarılan bir ka­nunla “ağa, hacı, hoca, hafız, molla, bey” gi­bi ayrıcalık belirten unvanların kaldırılması

* Medeni Kanun’un kabul edilmesiyle sosyal ve ekonomik alanlarda kadın – erkek eşitliği­nin sağlanması

*  Sosyal devlet niteliğinin benimsenmesi

gibi inkılaplar ve çalışmalar yapılmıştır.

     NOT: Halkçılık ilkesi, hem cumhuriyetçilik hem de milliyetçilik ilkelerinin doğal sonucudur.

DEVLETÇİLİK

    Devletçilik, temel anlamıyla devletin ekonomik ha­yatın içine girmesidir. Devletçilik bir ekonomi siya­setidir. Atatürk’ün devletçilik anlayışı komünizmden farklıdır.

    Atatürk’ün devletçilik anlayışında devlet ekonomi­nin içinde yer almakla birlikte özel teşebbüsün önünde engel değildir. Sermayesi olan vatandaşlar birkaç alan dışında diledikleri biçimde üretime katı­labilirler.

     Devletçilik ilkesi bir zorunluluk olarak ortaya çık­mıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra özel teşebbüs desteklenerek liberal bir ekonomi kurulmak isten­mişti, ancak sermaye yetersizliği, makine ve yedek parça sorunu, teknik eleman azlığı gibi nedenler­den dolayı özel teşebbüs başarısız oldu. Bu durum­da devlet ekonomik hayata müdahale etmek zo­runda kaldı.

   1933’ten itibaren I. Beş Yıllık Kalkınma Planı ile dev­let ekonomik hayatın içinde yoğun bir şekilde yer almaya başladı. Kısa zamanda devlet eliyle büyük sanayi tesisleri kuruldu. Devlet tarafından dokuma ve şeker fabrikalarının yanında Karabük Demir Çe­lik Fabrikası gibi dev sanayi tesisleri oluşturuldu.

1939’da II. Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlandı. An­cak II. Dünya Savaşı çıktığından uygulanamadı.

Uyarı:  Devletçilik ilkesi doğrultusunda,

* Beş Yıllık Sanayi Planları yapılması ve bu planlar doğrultusunda dokuma, maden, selü­loz, seramik ve kimya gibi sanayi kollarında fabrika ve işletmeler kurulması

Sanayi yatırımlarını desteklemek için Sümerbank ve Etibank’ın kurulması

Eğitim,sağlık,kültür ve sanat alanlarında yatırımların yapılması

* Faiz oranlarının ve temel tüketim mallarının fi­yatlarının devlet tarafından belirlenmesi

* Devlet bankalarının ve Merkez Bankası’nın kurulması

gibi inkılaplar ve çalışmalar yapılmıştır.

   Devletçilik, halkçılık ilkesinin zorunlu bir sonucu­dur. Ekonomik kalkınmada bölgeler arası farklı­lıkların giderilmesinde önemli rol oynamıştır.

LAİKLİK

     Laiklik, devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır. Kısaca din işleri ile devlet işlerinin ayrı yürütülmesidir.

   Laiklik ilkesinde temel hedef, inanç özgürlüğü  sağlanmasıdır. Herkes istediği inanca sahip olabilir ve bu inancın gereklerini yapabilir.

Atatürk’e göre dine saygı, inanan kişinin haklar saygının bir sonucudur. Atatürk dine karşı olmadığı  gibi, gerçek dindara da karşı değildir. O, dinin çıkarlar için kullanılmasına karşı çıkmıştır. Atatürk, “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletin devamına imkan yoktur. Din vardır, lazımdır. Temeli sağlam bir dinimiz vardır.” diyerek dinin hayatımızdaki yerini belirtmiştir.

Uyarı:  Laiklik ilkesi doğrultusunda,

Saltanatın kaldırılması

*   Halifeliğin kaldırılması

* Tevhid-i Tedrisat (eğitim – öğretimin birleştiril­mesi) Kanunu’nun çıkarılması

*  Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması

* İbadet yerleri dışında dinsel kıyafet, sembol ve işaretlerle dolaşılmasının yasaklanması

*   Medeni Kanun’un kabul edilmesi

* Ekonomi, hukuk, eğitim ve sosyal yaşam gibi her alanda dinden kaynaklanan uygulamala­ra son verilmesi

* 1928de anayasadan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dini İslâm’dır.”maddesinin çıka­rılması

* 1937’de anayasaya Türk Devleti’nin laik oldu­ğu ifadesinin eklenmesi

gibi inkılaplar ve çalışmalar yapılmıştır.

İNKILAPÇILIK

    İnkılap, bir toplumun önemli kurumlarını kısa bir süre içinde değiştirip kendini yenileştirme atılımıdır. Atatürk inkılabı, “Türk milletini son yüzyıllarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medeni gereklere göre ilerlemesini sağlayacak yeni müesseseler koymuş olmaktır.” şeklinde tanımlamıştır.

   İnkılapçılık, Batılılaşma ve çağdaşlaşma yolunda daima ileriye, çağdaş uygarlığa yönelmektir.

Atatürk’ün inkılap anlayışı eskiyi kaldırıp yerine ye­ni ve güzel olanı koymak olmakla birlikte, milli kül­türün geliştirilmesi de Atatürkçülüğün özünü oluş­turmaktadır. Atatürk bu konuda, “Biz, batı medeni­yetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bul­duğumuz için dünya medeniyet seviyesi içinde be­nimsiyoruz.” diyerek milli kültürün de geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.

Uyarı:  Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devlet­çilik, laiklik veinkılapçılık olarak bilinen Atatürk ilkeleri, 10 Mayıs 1931’de yapılan Cumhuriyet Halk Fırkası kurultayında Atatürk tarafından açık­lanmıştır. Bu ilkeler, Türkiye Cumhuriyeti’ni son­suza kadar yaşatmayı, Türk milletini yüceltmeyi amaçlayan bir düşüncenin programıdır.

1937 yılında anayasaya eklenen Atatürk ilkeleri, 1961 ve 1982 yıllarında hazırlanan anayasalarda da anlam ve içerik yönüyle yer almıştır.

ATATÜRK İLKELERİNİN AMAÇLARI VE ORTAK ÖZELLİKLERİ

►   Atatürkçü düşünce sistemini kurmayı ve geliştir­meyi amaçlar.

►   Aklın ve bilimin öncülüğünde, Türk milletini çağ­daş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmayı he­defler.

Türk toplumunun ihtiyaçlarından doğmuştur.

►   Akla ve mantığa uygundur.

►   Atatürk tarafından hem sözle hem de uygulama ile belirlenmiştir.

►   İlkeler bir bütündür. Birbirlerinden ayrılamazlar.

ATATÜRK İLKE VE İNKILAPLARINI OLUŞTURAN TEMEL  ESASLAR

Milli Tarih Bilinci ve Milli Dil

Tarihi olmayan millet köksüz bir ağaca benzer, güç­lü bir rüzgar karşısında yıkılır gider. Türk tarihinin, uygarlığın en eski çağlarına kadar uzanması her Türk için onur ve gurur kaynağıdır. Atatürk, tarihte büyük devletler kurmuş, dünya medeniyetine önemli katkılarda bulunmuş Türk milletinin, geç­mişten aldığı güçle, çağdaşlaşma yolunda bütün gücünü ortaya koyacağına inanmıştır.

Milli dil, milli birliğin başta gelen unsurlarından biri­dir. Bu nedenle, milli dilimiz olanTürkçeyi koruya­rak, çağın gereklerini karşılayacak şekilde gelişme­sine yardımcı olmalıyız. Atatürk bu konu ile ilgili ola­rak “… Türk milletindenim diyen insanlar herşeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır…” demiştir.

Bağımsızlık ve Özgürlük

Tarih boyunca kendi vatanında bağımsız yaşamış olan Türk milleti, başkalarının egemenliği altında yaşamaktansa ölmeyi yeğlemiştir.

Atatürk, “Biz, milli sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamaktan başka birşey istemiyo­ruz.” diyerek bağımsız ve özgür yaşamaya verdiği önemi göstermiştir.

Vatan ve Millet Sevgisi

Atatürkçülüğün en önemli unsurlarından biri de va­tan ve millet sevgisidir. Atatürk’ün,“Yurt toprağı! Her şey sana feda olsun. Kutlu olan sensin. He­pimiz senin için fedaiyiz.” ve “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözleri vatanına ve milletine karşı besledi­ği hayranlık ve şükran duygularını ifade etmektedir.

Türk Milletini Çağdaş Uygarlık Düzeyinin Üzerine Çıkarma Hedefi

Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen inkılapların büyük bir kısmı çağdaşlaşma ve Batılılaşma hede­fini taşımıştır. Bu doğrultuda Türk milleti de çağdaş uygarlık düzeyini yakalamayı hatta daha ileriye git­meyi hedeflemiştir.

Egemenliğin Millete Ait Olması

Atatürk henüz daha Kurtuluş Savaşı’nın başında alı­nan, “Milli kuvvetleri etkili, milli iradeyi hakim kıl­mak esastır.” kararı ile egemenliğin millete ait oldu­ğunu vurgulamıştır.TBMM’nin açılması, saltanatın kaldırılması ve cumhuriyeti ilanı gibi inkılaplar­la egemenlik hakkı kesin olarak millete verilmiştir.

Milli Birlik ve Beraberlik, Ülke Bütünlüğü

Milli birlik ve beraberlik, milletçe birliği, bir arada yaşamayı ifade eder. Böylece milletin sevgi ve say­gı ile birbirine bağlanmasını, ortak ideallere yönelik olarak varlığını devam ettirmesini sağlar. Milli birlik ve beraberlik aynı zamanda ülke bütünlüğünün ko­runmasını gerektirir. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı, Türk milletinin birlik ve beraberlik içinde yaşaması­nı, hiçbir bölücü unsura yer vermemesini gerektirir.

Milli Kültürün Geliştirilmesi

Yabancı kültürlerin benimsenmesi milli varlığımızı tehlikeye düşürür, çağdaş uygarlık düzeyini yakala­mamızı engeller. Atatürk, Batı’nın tekniğinden ve bi­liminden yararlanırken milli kültürümüzü de koru­mamız gerektiğini belirtmiştir.

ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK DIŞ POLİTİKASI VE ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜ

RKİYE’NİN DIŞ  POLİTİKASI

Türk Dış Politikasının Temel İlkeleri

– Siyasi  ve ekonomik bağımsızlığın korunması

– Milli çıkarların korunması

– İttifaklara önem verilmesi

– Devletlerin eşitliği prensibine uyulması

– Yurtta Sulh, cihanda sulh prensibinin gerçekleştirilmesi

  1. 1923-1930 Dönemi
  2. Irak Sınırı Ve Musul Meselesi
  3. Dış Borçlar Sorunu
  4. Yabancı Okullar Sorunu
  5. Nüfus Mübadelesi (Nüfus Değişimi) Sorunu
  6. 1930-1939 Dönemi
  7. Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne Girmesi 18 Temmuz 1932
  8. Balkan Antantı – 9 Şubat 1934
  9. Montrö Boğazlar Sözleşmesi – 20 Temmuz 1936
  10. Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937)
  11. Hatay Sorunu Ve Sonucu –  1939
  12. Atatürk’ün Ölümünün, Yurtiçi Ve Yurt Dışındaki Yankıları Son Günleri Ve Ölümü

1923-1930 DÖNEMİ

 Türkiye’nin dış politikası, Lozan’dan geriye kalan sorunların çözülmesine ve Lozan’da alınan kararların uygulanmasına yönelik olmuştur.

1923-1930 döneminde; Musul sorunu, dış borçlar, yabancı okullar ve nüfus mübadelesi konuları Türkiye’nin dış politikasında belirleyici olmuştur.

  IRAK SINIRI VE MUSUL MESELESİ

  Lozan Barış Antlaşması’yla Musul sorunu çö­züme kavuşturulamamıştır. Türk Hükümeti, Musul halkının çoğunun Türk olmasından dolayı Musul’un kendisine bırakılmasını istiyordu.

  İngiltere ise bölgenin zengin petrol yataklarına I sahip olması ve ekonomik çıkarları dolayısıyla Musul« topraklarını bırakmak istemiyordu.

  Lozan’da Musul sorununun iki taraf arasında yapılacak karşılıklı görüşmelerle halledilmesine karar verilmişti.

  İkili görüşmeler sırasında bir çözüm sağlana­mamış ve durum Milletler Cemiyetine götürülmüştü.

  İngiltere’nin uzlaşmaz tutumu üzerine Türkiye, bölgeye müdahale kararı almış, fakat bu sırada Şeyh Sait İsyanı’nın çıkması, müdahalenin gerçekleşmesini engellemişti.

  Sonuç olarak 5 Haziran 1926’da iki ülke arasın­da Ankara Antlaşması imzalanmış ve Musul sorunu çözülmüştür.Türkiye, Şeyh Said isyanıyla uğraştığı için gerekli askeri mü­dahalede bulunamadı.

Ankara Antlaşması (1926)

  Türkiye ile İngiltere arasında yapıldı.

  Musul, İngiliz mandasındaki Irak’a verildi.

  Musul’un petrol gelirlerinin % 10’u yirmi beş yıllığına Türki­ye’ye verildi.

  Türkiye beş yüz bin İngiliz sterlini karşılığı bu hakkından vaz­geçti.

Önemi

  Türk—İngiliz anlaşmazlığı sona erdi.

  Musul’un kaybıyla Misak-ı Milli’den taviz verildi.

  Musul’daki Türkleri koruyucu kararlar alınmadı. 

D BORÇLAR SORUNU

  Fransa ile aramızda sorun oldu.

  Türkiye’den alacağı en fazla devlet olan Fransa, borçların al­tın olarak ödenmesini istedi.

  Türkiye ise borçların kağıt para olarak ve Fransız frangı şek­linde ödenmesini kabul ettirdi.

  Türkiye borçların ana parasını 1954’e, faizlerini ise 1984’e kadar ödedi.

  1929’da başlayan dünya ekonomik bunalımı Türkiye’nin borçlarını geç ödemesinde etkili oldu.

YABANCI OKULLAR SORUNU

  Avrupalı devletler kapitülasyonlar aracılığıyla Osmanlı Devleti’nde pek çok farklı okullar açmışlar ve çeşitli haklara sahip olmuşlardır.

  Bu okullar, zamanla Osmanlı Devleti’ne karşı bazı zararlı faaliyetlerde bulunmaya başlamışlardır.

  Lozan Barış Antlaşması’yla; bu okullarla ilgili tek yetkili kurumun TBMM olmasına karar verilmiş ve bu okulların eğitim sistemini düzenleme yetkisi TBMM’ye verilmiştir.

  3 Mart 1924 tarihinde Tevhidi-Tedrisat Kanunu’nun çıkarılmasıyla tüm okullar Millî Eğitim Bakan­lığına bağlanmıştır.

  Lozan’da yabancı okulların Türk milli eğitim sistemine bağ­lanması kararlaştırılmış, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile de bu durum pekiştirilmiştir.

  Fransa ile papalık yabancı okullarda Türk öğretmenlerin gö­rev yapmasına ve bazı derslerin Türkçe okutulmasına karşı çıktılar.

  Türkiye, bu sorunun kendi iç meselesi olduğunu bildirdi. Bu okullarda tarih, coğrafya,Türkçe derslerinin Türk öğretmen­lerce okutulması, Türk müfettişlerince denetim yapılması ka­rarlaştırıldı.

NÜFUS MÜBADELESİ (NÜFUS DEĞİŞİMİ) SORUNU

  Nüfus mübadelesi Yunanistan’la aramızda sorun olmuştur. Lozan Antlaşması’na göre İstanbul Rumlarıyla Batı Trakya Türkleri hariç diğer Türk ve Rumların yer değiştirmesi kararlaştırılmıştı.

  Yunanistan, özellikle İstanbul’da daha çok Rum bulundurmak istiyordu.

  Sorun, Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı’nda da çö­zümlenemedi

  Türk-Yunan ilişkilerini bu durum gerginleştirdi.

  Türkiye ile Yunanistan 10 Haziran 1930’da antlaşma yaptı.

  İstanbul Rumlarının ve Batı Trakya Türklerinin yerleşme tarihlerine bakılmaksızın           yerlerinde kalmaları kabul edildi.

  Atatürk’ün sağlığında Türkiye ile Yunanistan  arasında yakınlaşma doğdu.

  Yunan Başbakanı Venizelos Türkiye’yi ziyaret etti.

  Türk – Yunan ilişkileri 1954 yılına kadar sürecek iyi ilişkiler dönemine girdi.

  1954 yılında ortaya çıkan Kıbrıs sorunu, Türk-Yunan ilişkilerinin yeniden bozulmasına neden olmuştur.

1930-1939 DÖNEMİ

  1929’da başlayan dünya ekonomik bunalımı liberal eğilimle­re karşı tepkilere neden olmuş, otoriter rejimler güçlenmiştir. (Komünizm, Faşizm, Nazizm gibi)

  Almanya ve İtalya’nın saldırgan politikaları Türkiye’nin dış güvenliğini tehlikeye düşürmüş ve ittifak arayışlarına yönelt­miştir. 

TÜRKİYE’NİN MİLLETLER CEMİYETİ’NE GİRMESİ

 18 Temmuz 1932

  Cemiyet I. Dünya Savaşı’ndan sonra uluslar arası sorunları  barışçı yollarla çözümlenmesi   için itilaf devletleri tarafından kurulmuştur.

  Türkiye, dünya barışına verdiği önemi göstermek ve yurtta sulh, cihanda sulh ilkesini gerçekleştirmek amacıyla Milletler Cemiyeti’ne üye oldu.

BALKAN ANTANTI – 9 Şubat 1934

  Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan antlaşmalar kalıcı bir barış sağlayamamıştır.

  Avrupa’da devam etmekte olan silahlanma yarışı ve Almanya ile İtalya’nın yayılmacı politikaları  Balkanları ve Orta Doğu’yu tehdit etmekteydi.

  Bu gelişmeler karşısında Milletler Cemiyeti kuruluş amacına uygun olarak devletler arası anlaşmazlıkları çözmede etkisiz kalmıştır.

  Bu gelişmeler üzerine Türkiye, Yunanistan,Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Antantı imzalanmıştır.

  Bu antlaşmayla Balkan ülkeleri karşılıklı olarak sınırlarını güvence altına almayı ve çıkabilecek tehlike-leri birlikte önlemeyi amaçlamışlardır.

  Bulgaristan Balkanlardaki emellerinden dolayı ittifaka katıl­mamıştır.

  Arnavutluk ise İtalya’dan çekindiği için tarafsız kalmıştır.

  Türkiye, Balkan Antantı’nı imzalayarak batı sınırını güvence altına almıştır.

  Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine ittifak dağılmıştır.

MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ – 20 Temmuz 1936

  Lozan’da Boğazlar sorunu Türkiye’nin aleyhine çözümlen­miş, tam egemenlik hakkı verilmemişti.

  Lozan Barış Antlaşması’nda Boğazların yönetiminin Türkiye’nin başkanlığını yapacağı uluslararası

  komisyona verilmesi ve Boğazların her iki yakasında asker bulundurmaması Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını sınırlandırmaktaydı.

  1930’lu yıllarda Almanya’nın hızla silahlanması, İtalya’nın Habeşistan’ı işgali, Japonya’nın Mançurya’ya saldırması kar­şısında Milletler Cemiyeti hiçbir şey yapamadı.

  Türkiye’nin isteği ile İsviçre’nin Montrö şehrinde bir konferans toplandı.

  Konferansa katılanlar;

  Türkiye – Yunanistan – İngiltere – Fransa – Sovyet Rusya -Yugoslavya – Japonya

  İtalya 1938’de bu sözleşmeyi imzalamıştır.

  Rusya’nın karşı çıkmasına rağmen İngiltere ve Fransa’nın desteğiyle Türkiye’nin boğazlardaki hakimiyeti kabul edildi.

  Boğazlar komisyonu kaldırılarak yetkileri Türkiye’ye devredildi.

  Ticaret gemileri serbest geçebilecekti.

  Boğazların iki yakasındaki askersiz yerlere asker yerleştirile­bilecekti.

  Barış zamanında ticaret gemilerinin geçişine izin verilecek,

  Savaş gemilerinin geçişine sınırlandırmalar getirilecek,

  Savaş durumunda Türkiye isterse Boğazları kapatabilecektir.

      Önemi:

  Boğazlar kesin olarak Türkiye’nin kontrolüne girdi.

  Türkiye’nin Akdeniz’deki güvenliği artmıştır.

  Boğazlar Sorunu, Misakı Millî’ye uygun bir şe­kilde çözüme kavuşturulmuştur.

SADABAT PAKTI (8 Temmuz 1937)

  1935 yılında İtalya’nın Habeşistan’a saldırması, Akdeniz ve Ortadoğu güvenliğinin tehlikeye düşmesine neden olmuştur.

  Bu yüzden Balkan Antantı’na benzer bir ant­laşmanın Orta Doğu’da da gerçekleştirilmesi için faa­liyetlere başlanmıştır.

  Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sa­dabat Paktı imzalanmıştır.

  Bu antlaşmaya göre üye ülkeler;

  Karşılıklı olarak birbirlerinin sınırlarına saygılı olmayı,

  İç işlerine karışmamayı,

  Ortak çıkarlar doğrultusunda dostluk ve iş bir­liklerini geliştirmeyi kabul etmiştir.

  Bu antlaşma ile Türkiye, doğu sınırlarının gü­venliğini sağlamış oldu.

HATAY SORUNU VE SONUCU –  1939

  1921 yılında TBMM ile Fransa arasında imza­lanan Ankara Antlaşmasıyla Hatay, Fransa mandası durumundaki Suriye sınırlarında kalmıştır.

  Ayrıca burada yaşayan Türklere geniş haklar tanınmış ve bölgede özerk bir yönetim uygulanmıştır. Hatay’ın Türk toprakları dışında kalması Misakı Millî’den taviz verildiği anlamına gelmekteydi.

  Mustafa Kemal bu yüzden Hatay’ın anavatana katılması gerektiğini savunmuş ve çeşitli girişimlerde bulunmuştur.

  M. Kemal Adana’da yaptığı bir konuşmada, “Kırk asırlık Türk yurdu, düşman elinde esir kalamaz.” diyerek ileride Hatay’ın ana vatana katılacağının müj­desini vermiştir.

  1936 yılında Fransa, Suriye’deki manda yöne­timine son verdi ve buralardan çekildi. Ancak Hatay’ın durumu belirsizliğini korudu.

  Bunun üzerine Türkiye, Milletler Cemiyetine başvurarak sorunun çözülmesini istemiştir.

  Türkiye ile Fransa arasında yapılan ikili görüş­melerden sonra Türkiye’nin önerdiği, “Hatay’ın gele­ceğini buradaki halkın belirlemesi” ilkesi kabul edildi.

  Hatay’da bağımsız bir Türk devletinin kurulması kararlaştırıldı.

  Bir anayasa hazırlandı ve seçimler yapıldı. Ardından Hatay Bağımsız Cumhuriyeti kuruldu. (2 Eylül 1938).

  Misak-ı Milli’ye son katılan toprak Hatay’dır.

  Bağımsız Hatay Cumhuriyeti’nin devlet başkanlığını Tayfur Sökmen yapmıştır.

ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNÜN, YURTİÇİ VE YURT DIŞINDAKİ YANKILARI

Atatürk’ün Son Günleri ve Ölümü

  Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, hayatı boyunca milletine her alanda hizmet etti. Milletin huzuru, güveni ve mutluluğu için çalıştı.

  Atatürk’ün hastalığı ile ilgili ilk şikâyetleri 1937 yılında başladı. Fakat doktorlar bu hastalığın teşhisini uzun bir süre koyamadılar. 1938 yılında Yalova Kap­lıcalarına dinlenmek için gittiğinde kaplıcadaki doktor, Atatürk’ün hastalığının siroz olduğunu belirledi.

  Hastalığın teşhisi geciktiği için hastalığın iler­lemesi engellenemedi. Buna rağmen Atatürk’ün has­talığı Türk milletinden ve dünyadan gizlendi. Çünkü, Hatay’ın ana vatana katılması çalışmalarıdevam ederken Atatürk’ün hastalığının duyulması, Türkiye için olumsuz bir gelişme olurdu.

  Atatürk, ömrünün son yıllarında yoğun olarak Hatay sorunu ile ilgilendi.

  Hataylılara yalnız olmadıklarını bildirmek ve Türk devletinin gücünü diğer ülkelere göstermek iste­yen Atatürk, 1938 yılında Mersin ve Adana gezilerine çıktı. Bu gezilerde ordunun tatbikatlarını ve geçit tö­renlerini hasta olmasına rağmen ilgi ile izledi.

  Geziden sonra Ankara’ya döndü. Hem tedavi olmak hem de dinlenmek için İstanbul‘a gitti. Doktorlar onun sağlığına kavuşması için yoğun bir çaba harca­dılar.

  İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı yerine Savarona yatında kalmayı tercih etti. Atatürk doktorların dinlenmesi yolundaki ısrarlarına rağmen ülke işleriyle ilgilenmeye devam etti.

  Hastalığın iyice ilerlemesi üzerine Dolmabahçe Sarayı’nda dinlenmeye alındı. Atatürk 2 Eylül 1938 tarihinde hasta yatağında yatarken Hatay’ın bağımsız bir devlet olduğu haberini alınca buna çok sevindi.

  Atatürk’ün hastalığı ciddiyetini korumaya de­vam ediyordu. Kendisini iyi hissettiği bir gün noterçağırarak vasiyetnamesini hazırlattı.

  Atatürk vasiyetnamesinde, malvarlığının büyük bir bölümünü kendisi tarafından kurulan Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumuna bağışladı.

  Atatürk, cumhuriyetin ilanının on beşinci yıl dönümünü hasta yatağında geçirdi. Çok arzu ettiği hâlde, Ankara’ya gidip cumhuriyet törenlerine katıla­madı (29 Ekim 1938). Türk ordusuna gönderdiği me­saj, dönemin başbakanı Celal Bayar tarafından okun­du. Bu mesajda, Türk ordusuna Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıktan dolayı teşekkür etti.

  Ayrıca Türk milletini ve cumhuriyeti, modern si­lahlarla donanmış Türk ordusuna emanet ediyordu.

  1 Kasım 1938’de cumhurbaşkanı tarafından yapılması gelenek hâline gelen TBMM’nin yeni yılı açılışkonuşmasını, Atatürk’ün yerine yine başbakan yaptı.

  Atatürk’ün hastalığı, kasım ayının ilk haftasından itibaren normal seyrinden çıkarakşiddetlendi.Nihayet korkulan an geldi ve Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938 perşembe günüsaat dokuzu beş  geçe öldü.

  Kara haber, memleketin her köşesini derin bir yasa boğdu. Ayrıca dünyada geniş bir yankıuyandırdı.

  Bu büyük üzüntüye rağmen, devlet iş!erinde herhangi bir aksamaya meydan vermemek en yakın silah arkadaşı İsmet İnönü, cumhurbaşkanı seçildi (11 Kasım 1938).

16 Kasım günü, Atatürk’ün Türk bayrağına  sarılı tabutu, Dolmabahçe Sarayı’nın tören salonunda katafalka konularak ziyarete açıldı.

  Üç gün üç gece, gözü yaşlı insan seli ona duyduğu saygı, minnet ve bağlılığı ifade etmeye çalıştı.

  19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından cenaze namazı kıldırıldı. Daha sonra naaşı Yavuz Zırhlısı’na konuldu. Türk donanması ve yabancı gemilerin eşliğinde İzmit’e getirildi. Buradan Ankara’ya gönderildi.

  20 Kasım’da Ankara’ya getirilen cenazeyi  binlerce insan gözyaşları içinde karşıladı. NaaşıTBMM’de bir katafalka konuldu. Ertesi gün yapılan devlet törenine binlerce vatandaşımızın yanısıra,   birçok sayıda yabancı devlet temsilcisi katıldı.Törenden  sonra Atatürk’ün naaşı Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre konuldu.

  Atatürk’ün naaşı 10    Kasım 1953’te Anıtkabir’e  nakledildi.

ATATÜRK’TEN SONRA TÜRKİYE VE 2.DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI

  1.     2. Dünya Savaşı(1939 – 1945)
  2. Dünya Savaşı’nın Nedenleri
  3. Savaşın Gelişimi
  4.    Savaşın Sona Ermesi
  5. 2.Dünya SAvaşı’nın Sonuçları
  6.     Türkiye’nin Savaştki Tutumu
  7. İkinci Dünya Savaşı Sırasında Türkiye’de Alınan Önlemler
  8.    Türkiye’de DEmokrasinin GElişmesi
  9. Soğuk Savaş (Çatışma Yok Ama…)
  10.    Truman Doktrini Ve Marshall Planı
  11. NATO’nun Kurulması
  12.    Türkiye’nin NATO’ya Üye Olması
  13. Kore Savaşı
  14. İnsan Hak Ve Özgürlüklerinin Gelişmesi
  15.    İnsan Haklarını Koruyan Uluslararası Sözleşmeler
  16.    İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi
  17.    Kişisel Ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (1966)
  18.    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
  19.    İşkencenin Ve İnsani Olmayan Ya Da Küçültücü Ceza Ve Muamelenin Önlenmesine     Dair Avrupa Sözleşmesi
  20.    Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi
  21.    Çocuk Hakları Sözleşmesi
  22.    Helsinki Sonuç Belgesi
  23. Türk Silahlı Kuvvetleri
  24.    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Görevleri
  25.    Türk Ordusu Kıbrıs’ta
  26.    Dünya Barışına Katkı
  27. Hedef Türkiye
  28.    Ülkemizin Karşı Karşıya Olduğu Tehditlerden Ba­zıları Şunlardır:
  29.    Misyonerlik
  30.    Bölücü Unsurların Faaliyetleri
  31.    Terörizm, Terör Örgütleri,
  32.    İrticai Faaliyetler
  33.    Bölücülük Ve İrtica İle Mücadelede Kişilere Düşen Görevler
  34. SSCB Dağıldıktan Sonra
  35. Körfez’de Savaş
  36.    1.Körfez Savaşı
  37.    2. Körfez Savaşı
  38.    Körfez Savaşlarında Türkiye’nin Tutumu
  39.    Körfez Savaşlarının Türkiye’ye Etkileri
  40. Türkiye’nin    Enerji Politikası
  41.    Baku – Tiflis – Ceyhan Boru Hattı Projesi
  42.    Nabucco Projesi
  43.    Gap Projesi
  44. Doğal Kaynaklardan Verimli Yararlanma
  45.    Ülkemizdeki Doğal Kaynakların Verimli Kullanıl­masıyla İlgili Projelerden Bazıları
  46.    Su
  47.    Petrol
  48.    Bor
  49.    Toryum
  50. Avrupa Birliği’ne Doğru
  51.    Türkiye – Avrupa Birliği İlişkileri
  52.    Avrupa Birliği
  53.    Avrupa Birliği’ne Üye Ülkeler

2. DÜNYA SAVAŞI (1939 – 1945)

2. Dünya Savaşı’nın Nedenleri
1.1. Dünya Savaşı’nda yenilen devletlerle ekonomik, siyasi, askerî ve hukuki alanlarda ağır şartlar içeren antlaşmalar imzalandı. Bu durum Alman­ya’da hoşnutsuzluğa ve dolayısıyla II. Dünya Savaşı’na neden oldu.
2. I. Dünya Savaşı’ndan sonra sınırların çizilme­sinde milliyetçilik anlayışına dikkat edilmedi. Bu ne­denle etnik çatışmalar ve sınır sorunları ortaya çıktı.
3. İtalya Birinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkma­sına rağmen amaçlarına ulaşamadı. İtilaf Devletleri tarafından ikinci sınıf bir devlet gibi davranılması İtalya’yı saldırgan bir devlet hâline getirdi. Yönetimi ele geçiren Mussolini’nin İtalya’yı büyük devlet yapmak istemesi, II. Dünya Savaşı’nın nedenlerinden biri ol­du.
4. Uzak Doğu’da imparatorluk kurmaya çalışan Japonya, Avrupa Devletlerini Asya’dan çıkarmak istedi.

Savaşın Gelişimi
İtalya, Almanya ve Japonya aralarında anlaşa­rak “Üçlü Mihver” grubunu kurmuşlardır.
Almanya’da iktidara gelen nazi yönetimi, üstün Alman ırkı, düşüncesini savunmuş, Versay Barış Ant­laşmasını tanımadığını ilan etmiş ve işgallere başla­mıştır.
Avusturya ve Çekoslovakya Alman işgaline uğramıştır.
Mihver Grubuna karşı, İngiltere ve Fransa “Müttefik Devletler” grubunu kurmuşlardır. Bu gruba daha sonra Rusya ve ABD’de katılmıştır.
Almanya, Rusya ile tarafsızlık anlaşması im­zalamış ve 1939 yılında Polonya’ya savaş açmıştır. İngiltere ve Fransa, Polonya’ya güvence ver­mişler, Polonya da Almanya’ya savaş ilan etmiş, böy­lece II. Dünya Savaşı başlamıştır.
Savaşın başlamasıyla Almanya işgal ettiği Polonya topraklarını Ruslarla paylaşmıştır.
Daha sonra Almanlar; Danimarka, Norveç, Hollanda ve Fransa’yı işgal etmiştir.
İtalya ise Arnavutluk’u işgal etmiş, Yunanistan’a saldırmış fakat başarılı olamamıştır.
Bunun üzerine Almanya, Balkanlara yönelmiş,Macaristan, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya’yı işgal etmiştir.
Almanların Balkanları tehdit etmesi üzerine Rusya, müttefik grubuna geçmiştir.
Japonların ABD’nin Pearl Harbour üssüne saldırması üzerine ABD de Müttefik Grubunda savaşa katılmıştır.

Savaşın Sona Ermesi
Almanya ve İtalya, ABD’nin Akdeniz çıkarması sonrasında geri çekilmek zorunda kalmıştır.
1944’de müttefiklerin Sicilya’ya asker çıkarmaları ve İtalya’ya geçmeleri üzerine İtalya teslim olmuştur(Mussolini Hükümeti düşmüştür.)
1944 Haziran’ında müttefikler Fransa’nın kuzey bölgelerine çıkarma yapmışlar ve Almanya sınırlarına ilerlemişlerdir.
Ruslar Almanları, Polonya ve Rusya’dan çıkarmaya başlamıştır.
Almanya 1945’te ateşkes istemiştir.
II. Dünya Savaşı Mihver Devletlerinin yenilgisiyle sona ermiştir.
Yalnız kalan Japonya, savaşa devam etmiş, Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atılmasıyla teslim olmak zorunda kalmıştır.

2.DÜNYA SAVAŞI‘NIN SONUÇLARI

  Savaşı demokrasiyi savunan devletler kazan­mış ve Avrupa’da demokrasi rejimi yaygınlaş­mıştır. Demokratik Avrupa devletleriyle birlik­te hareket eden Türkiye’de de demokratik hayata geçilmiştir.

  Sömürgecilik dönemi sona ermeye başlamış ve sömürge altındaki Hindistan, Mısır, Pakistan, Cezayir, Tunus ve Libya bağımsızlıklarını ka­zanmışlardır.

  Milletler Cemiyeti’nin yerine, Birleşmiş Milletler Teşkilatı kurulmuştur.

  Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler gelişmiş, Tür­kiye Sovyet Rusya’dan uzaklaşarak ABD’ye ya­kınlaşmıştır.

  Almanya ve İtalya’nın işgal ettiği Balkan ve Do­ğu Avrupa ülkeleri, Rusya’nın denetiminde yeni­den kurulmuştur. Rusya, komünist rejimini bu ülkelere taşımış, ABD ile birlikte dünyanın en büyük iki devleti haline gelmiştir.

 Almanya ikiye bölündü. Doğusunda Rusya, batısında ABD, Fransa, İngiltere denetim kurdular

  (1990’da Almanya Devleti birleşmiştir.).

  Dünya devletleri iki gruba ayrıldı. Sovyetler Birliği öncülüğünde Varşova Paktı, ABD öncülüğünde Nato kuruldu.

  Dünya barışını korumak amacıyla Birleşmiş Milletler kuruldu (1948).

 İngiltere ve ABD’nin desteğiyle Filistin’de İsrail devleti kuruldu (1948).

  Türk – Amerikan ilişkileri gelişti.

  Devletler arasındaki rekabet savaştan sonra da devam etti.

TÜRKİYE’NİN SAVAŞTAKİ TUTUMU

  • Türkiye İkinci Dünya Savaşı öncesinde dünya devletlerine karşı dost bir politika izliyordu. Ancak, İtalya ve Almanya’nın yayılmacı politikalarına karşı İngiltere ve Fransa’ya daha yakın durmaya çalışıyordu.
  • Türkiye bu savaşta toprak bütünlüğünü kazan­mayı ve tarafsız kalmayı amaç edinmişti.
  • Müttefik ve Mihver Grubu devletleri Türkiye’yi kendi saflarına çekmek için her yolu denediler.
  • Türkiye savaşın başından itibaren Müttefik Devletlerle ile yakın ilişkiler kurmaya özen gösteriyordu. Ancak müttefiklerin bütün ısrarlarına rağmen savaş girmeme konusundaki tutumunu da sürdürüyordu.
  • 4-11 Şubat 1945’te ABD, İngiltere ve Sovyet Rusya’nın katıldığı Yalta Konferansında,II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulacak olan Birleşmiş Milletle Teşkilatı’na katılmak için 1 Mart 1945’e kadar Al­manya ve Japonya’ya savaş açmak şartı getirildi. Bu gelişme üzerine Türkiye 23 Şubat 1945’te Ja­ponya ve Almanya’ya savaş ilan etti. Türkiye, böy­lece hem II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya siya­setinde söz sahibi olma imkanı elde etmiş, hem de Avrupa’nın demokratik devletleriyle yakınlaşmıştır.
  • İkinci Dünya Savaşı’nın Türkiye üzerinde olumsuz sonuçları da oldu. Ülkemiz insanı, yanı ba­şında yaşanan bu savaş sebebiyle sıkıntılı günler yaşadı. Çünkü Türkiye her an savaşa girecekmiş gibi hazırlık yaptığı için tarım, sanayi ve ekonomi alanla­rında duraklama dönemi yaşadı.

İkinci Dünya Savaşı Sırasında Türkiye’de Alınan Önlemler

  • Bütün illerde hava saldırısı tehlikesine karşı ka­rartma uygulaması başlatılmıştır
  • Almanların işgal tehlikesine karşı sivil savunma önlemleri alınmıştır.
  • Tahıl stoklarına el konmuş, ekmek, zeytin, şeker gibi ürünler karneyle verilmeye başlanmıştır. Buğday unundan pasta ve benzeri ürünlerin ya­pılması yasaklanmıştır.

UYARI:

ikinci Dünya Savaşı döneminde büyük şehirlerde kimin ne kadar ekmek alacağı hükümet tarafın­dan belirleniyordu. Bu amaçla ekmek karnesi dü­zenlenmişti. Herkesin aldığı günlük ekmek mikta­rı karnesine işleniyordu. Bu dönemde zeytin ve şeker gibi ürünler de karneyle veriliyordu. Bu uy­gulamaya yol açan esas etken savaş şartların­dan dolayı temel gıda ürünlerini tasarruflu bir şe­kilde kullanma isteğiydi. Bu durum savaşın, sa­vaşa girmeyen ülkeleri de ekonomik ve sosyal yönden olumsuz etkilediğini göstermektedir.

  • İstanbul’da özel otomobillerin trafiğe çıkması yasaklanmış, daha sonra bu yasak ticari araçla­rı da kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
  • Savaş şartlarının getirdiği ekonomik sıkıntıları aşmak için yeni vergiler konmuştur.
  • Tifo ve kolera gibi salgın hastalıkları önlemek amacıyla çalışmalar yapılmıştır.
  • Askeri harcamalar artırılmıştır.
  • Karadeniz’deki Türk gemi seferleri durdurul­muştur.
  • Radyo yayınlarında kesinti yapılmıştır.
  • Belli bölgelerde gece 23.00’dan sonra sokağa çıkma yasağı getirilmiştir.

UYARI:

İkinci Dünya Savaşı sırasında alınan bu önlem­lerle seyahat etme, haber alma ve ekonomi alanındaki hak ve özgürlükler sınırlandırılmıştır. Bu sınırlandırmanın amacı kamu güvenliği ve sağlığını korumaktır. Çünkü yaşama hakkının ko­runması diğer hak ve özgürlüklerden daha önemlidir.

TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN GELİŞMESİ

   23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla de­mokrasi yolunda en önemli adımlardan biri atılmış oldu.

  1923 ile 1930 yılları arasında çok partili ha­yata geçiş denemeleri yapılmış, fakat başarılı oluna­mamıştı.

    1930’dan sonra Türkiye’de tek partili rejim 1946 yılına kadar devam etmişti.

    İkinci Dünya Savaşı’nın Batı demokrasilerinin zaferiyle sonuçlanması üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde birkaç milletvekili siyasi hayatımızda de­mokratik usullerin kabul edilmesini istemeye başlamış­tır.

    Celal Bayar, Fuat Köprülü, Adnan Menderes ve Refik Koraltan 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’yi kurdular.

    1945 yılından sonra Millî Kalkınma ,Millet Partisi ve Türkiye Köylü Partisi kurulmuştur.

    1946 yılından sonra çok partili rejim uygulamasına geçilmiş, böylece demokrasi alanında önemli bir adım atılmıştır.

   14 Mayıs 1950 seçimleri cumhuriyet tarihinde demokrasinin gelişmesi bakımından büyük bir  ilerleme olmuştur. Çünkü bu seçimde millî egemenlik en iyi şekilde temsil edilmeye başlanmıştır.

SOĞUK SAVAŞ (ÇATIŞMA YOK AMA…(

Amerika ve Sovyet Rusya liderliğinde Batı ve Doğu blokları arasında gelişen, açık ama silahlı mücade­leye dönüşmeyen sınırlı çekişmeye soğuk savaş adı verilmiştir.

UYARI:”Soğuk savaş” deyimi ilk kez 1947 yılında Ame­rika’da kongredeki bir görüşme sırasında ABD’li maliye ve başkanlık danışmanı Bernard Buruch tarafından ifade edilmiştir.

 II. Dünya Savaşı sonunda Amerika Birleşik Dev­let/eri ve Sovyet Rusya iki süper güç olarak orta­ya çıktılar. Bu durumun ortaya çıkmasında dünya siyasetinde söz sahibi devletlerden Almanya, italya ve Japonya’nın II. Dünya Savaşı’nda yenilmeleri, savaşın galiplerinden İngiltere ve Fransa’nın da bu süreçte her bakımdan yıpranmaları etkili olmuştur.

  Sovyet Rusya II. Dünya Savaşı’ndan sonra yayılma­cı bir politika takip ederekkomünizm rejiminin Balkanlar ve Orta Avrupa’da yerleşmesi için mücadele etmiştir. Rusya’nın komünizm ideolojisini bütün dünyaya yaymak istemesi demokrasi ile yönetilen ABD’yi ve Avrupa devletlerini endişelendirmiştir.

  II. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan yeni durum ABD’nin önderliğinde demokratik Batı Avrupa devletlerinden oluşan Batı Bloğu’nu ve Sovyet Rus­ya’nın önderliğinde Doğu Avrupa ve Balkan devletlerini içine alan Doğu Bloğu’nu ortaya çıkarmıştır.

  Soğuk Savaş Dönemi’nde nükleer silahların geliş­mesi yüzünden ABD ve Sovyet Rusya silahlı olarak karşı karşıya gelmekten kaçınmışlardır. Taraflar ara­sında rekabet daha çok siyaset, ekonomi ve propa­ganda alanlarında sürdürülmüştür.

Truman Doktrini ve Marshall Planı

SSCB’nin Doğu Avrupa’da yayılması üzerine ABD Başkanı Truman, Sovyet tehdidi adı altındaki ülke­leri ekonomik ve askeri açıdan güçlendirmek için kendi adıyla anılanTruman Doktrini’ni ortaya at­mıştır (1947). Bu doktrin çerçevesinde yapılan eko­nomik yardımlara Marshall Planı denmiştir. Marshall Planı çerçevesinde Türkiye’nin de içinde oldu­ğu 16 ülkeye yapılan yardımlar daha çok askeri araç gereçleri kapsıyordu.

NATO’NUN KURULMASI

 II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa devletleri sava­şın yıkıntılarını temizleyip ekonomilerini güçlendir­meye çalışırken, Sovyetler Birliği genişleme politi­kasını sürdürüyordu. Sovyetler Birliği, 1948 yılında 456.000 km2 toprağı kendi sınırlarına katmıştı. Ayrı­ca 983.000 km2 üzerindeki yedi ülkede kendi kon­trolünde komünist yönetimlerin kurulmasını sağla­mıştı.

 Batı Avrupa ülkeleri, Sovyetler Birliği’nin yayılmacı politikaları karşısında ortak bir güvenlik sistemi kur­maya karar verdiler. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın ilkelerine sadık kalarak oluşturulacak bu savunma teşkilatı barışı korumayı amaç edinecekti. Bu amaç­la Belçika, Fransa, Hollanda, Lüksemburg, İngil­tere, ABD, Kanada, Portekiz, Norveç, İtalya, İz­landa ve Danimarka arasında 4 Nisan 1949’da Washington’da imzalanan antlaşma ile Kuzey At­lantik Antlaşması Teşkilatı(NATO) kurulmuştur.

TÜRKİYE’NİN NATO’YA ÜYE OLMASI

  Asya ve Avrupa arasında yer alan Türkiye, sahip ol­duğu jeopolitik konumu nedeniyle dünya politika­sında önemli bir ülkeydi. Akdeniz ile Karadeniz ara­sında geçişi sağlayan Boğazlara sahip olması, Or­ta Doğu’ya hakim bir konumda bulunması jeopoli­tik önemini artırıyordu.

Bir toprağın veya coğrafyanın bölge ya da dünya siyasetindeki konumuna jeopolitik konum denil­mektedir.

  Türkiye, ikinci Dünya Savaşı’na girmemişti. Ama sahip olduğu bu jeopolitik konum yüzünden savaş sonrasında yerini belirlemek zorundaydı. Ayrıca Sovyetler Birliği Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı isti­yor, Boğazlardan da üs talep ediyordu. Bu yüzden Türkiye için NATO’ya üye olmak hayati derecede önemliydi.

  Türkiye, II. Dünya Savaşı yıllarından beri NATO üyesi devletlerle uyumlu bir dış politika takip ettiği için 1952 yılında Yunanistan ile birlikte bu ortak sa­vunma örgütüne alınmıştır.

 Türkiye’nin sahip olduğu coğrafyanın bir savaş sırasında Avrupa, Asya ve Orta Doğu için askeri açıdan büyük önem taşıması NATO’ya kabul edilmesini kolaylaştırmıştır.

KORE SAVAŞI

  Soğuk Savaş Dönemi’nde ABD ile SSCB’yi karşı karşıya getiren önemli olaylardan biri de Kore Savaşı’dır. Savaş SSCB’nin denetimindeki Kuzey Ko­re’nin, ABD’nin denetimindeki Güney Kore’ye sal­dırmasıyla başlamıştır. Bunun üzerine Birleşmiş Mil­letler saldırıyı kınayarak müdahale kararı almıştır. Uluslararası bir askeri güç oluşturularak, ABD baş­kanlığında bölgeye gönderilmiştir.

  1950-1953 yılları arasında süren savaşta taraflar birbirine üstünlük sağlayamamış ve ateşkes imza­layarak savaşa son vermişlerdir.

  Türkiye, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği’ne karşı ABD ile yakınlaşma politikası takip edi­yordu. Ayrıca Atatürk’ün “Yurtta barış dünyada barışilkesi doğrultusunda dünya barışını koruyu­cu faaliyetlere destek vermeyi görev sayıyordu. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletlerin çağrısına uyarak Kore’ye bir tugay gönderdi.Türkiye’nin Kore’ye asker göndermesi NATO’ya kabul edilmesinde önemli rol oynamıştır.

  Kore Savaşı, Soğuk Savaş ortamını değiştirme­miştir. NATO’ya üye devletlerin Kore Savaşı’ndaki ittifakı karşısında SSCB, etkisi altındaki Doğu Avrupa devletleri ile Varşova Paktı’nı kurmuştur, iki kutup arasındaki rekabet silahlanma yarışını artırmıştır.

İNSAN HAK ve ÖZGÜRLÜKLERİNİN GELİŞMESİ

  • 1789’da ortaya çıkan Fransız ihtilali sonunda yayın­lanan İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi, insan hakları kavramının uluslararası bir nitelik kazanma­sını sağlamıştı. İnsan haklarının evrensel ilkeler ola­rak kabul edilmesi ve korunması yönünde çalışma­lar, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler Örgütü‘nünkurulmasıyla hızlanmıştır.

İnsan Haklarını Koruyan Uluslararası Sözleşmeler

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

  • 1945’te dünya barışını korumak için kurulan Birleş­miş Milletler Örgütü yalnızca üye devletlerde de­ğil, tüm dünyada insan haklarının korunması için çalışmalar başlattı. Bunun sonunda 1948’de insan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edildi.
  • Ülkemizde insan hakları konusunda önemli ilerle­meler sağlanmıştır. Birleşmiş Milletler Genel kurulu tarafından kabul edilen ilkeler ülkemiz tarafından da kabul edilmiştir, insan haklarının korunması için anayasa ve yasalarda gerekli düzenlemeler yapıla­rak hukuki bir nitelik kazandırılmıştır.

Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (1966)

  • Devletler bu sözleşmeyle, insan haklarına saygı gösterip göstermediklerini denetleyen bir mekaniz­ma kurulmasını kabul etmişlerdir. Bu doğrultuda İn­san Hakları Komisyonu kurulmuştur. Türkiye, 1976’da yürürlüğe giren bu sözleşmeyi 2000 yı­lında imzalamıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

  • Avrupa Konseyi’ne üye ülkeler tarafından Roma’da 1950 yılında imzalanmış, 1953 yılında yürürlüğe gir­miştir. Bu sözleşmeyle insan Hakları Bildirgesi’nde yer alan temel hak ve özgürlükler yargı güvencesi­ne alınmıştır. Böylece demokrasinin temel öğeleri olan siyasal özgürlükler ve hukukun üstünlüğü uluslararası koruma altına alınmıştır.
  • Avrupa insan Hakları Sözleşmesi’nin en önemli özelliği insan haklarını korumak için Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kurulmasıdır. Bu sözleşmeyi imza­layan devletlerin yurttaşları uğradıkları haksızlıklar nedeniyle kendi devletleri veya diğer devletler aley­hine dava açma hakkına sahiptirler.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni 1954 yılında imzalayan Türkiye, 1987’de bireysel başvuru hakkı­nı tanımış, 1990’da Avrupa insan Hakları Mahke­mesi’nin zorunlu yargı yetkisini tanımıştır.

İşkencenin ve İnsani Olmayan ya da Küçültücü Ceza ve MuameleninÖnlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi

  • 1987 yılında yürürlüğe giren sözleşme Türkiye tara­fından 1988’de onaylanmıştır. Bu sözleşmeyle dev­letler kendi topraklarında ırk ayrımı yapılmasını ön­lemekle yükümlüdürler.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi

1981 yılında yürürlüğe giren sözleşme Türkiye tara­fından 1985’te onaylanmıştır. Sözleşmede kadın ve erkek eşitliğinin sağlanması konusunda alınması gereken önlemler vurgulanmıştır.

Çocuk Hakları Sözleşmesi

  • Sözleşmeyi imzalayan devletler, herhangi bir ayrım yapmadan bütün çocukları her türlü fiziksel ve zi­hinsel zarar ve ihmalden korumayı kabul etmişler­dir. 1990’da yürürlüğe giren sözleşmeyi Türkiye 1994 yılında onaylamıştır.

Helsinki Sonuç Belgesi

  • 1975 yılında yürürlüğe giren belge, insan hakları kavramının dünya görüşü ne olursa olsun bütün devletler arasında ortak bir değer olarak benimsen­mesi amacını taşımaktadır.

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK): Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni içten ve dıştan gelebilecek tehditlere karşısavunma vazifesini üstlenmiş silahlı devlet kuvvetidir. Yaptırım gücünü Türkiye Cumhuriyeti anayasa­sından alır

 Günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK),dünyada en çok asker bulunduran 9. ordudur. Temelini oluşturan yapı Mehmetçiktir. Türkiye’nin güvenliğine yönelik iç ve dış tehditlere karşı caydırıcı güç olanTSK  Anayasa ve yasaların kendisine verdiği görevler çerçevesinde şu alt komutanlıklardan oluşur.

  • Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK)
  • Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (DzKK)
  • Hava Kuvvetleri Komutanlığı (HvKK)
  • Jandarma Genel Komutanlığı (JGnK)
  • Sahil Güvenlik Komutanlığı (SGK)

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ‘NİN GÖREVLERİ

TSK’nin temel görevi Anayasa’da açıkça şu şekilde belirtilmiştir “…Türk Yurdunu ve nitelikleri anayasada belirtilen Türk Cumhuriyetini iç ve dış tehditlere karşı korumak ve kollamaktır.” Bu çerçevede TSK 2000’li yıllarda, yeni güvenlik sorunlarına ve sorunlara uygun şekilde tepki göstermek, belirsizliklere karşı hazır olmak, iç ve dış tehdit ve risklere karşı ülkenin güven­liğini sağlayabilmek için şu şekilde kendisine görevler belirlemiştir;

  • Caydırıcılık,
  • Güvenlik / Harekât Ortamının Şekillendirilmesi,
  • Savaş Dışı Harekât (Barışı Destekleme Harekâtı, Doğal Afet Yardım Harekâtı ve İç Güvenlik Hare-kâtı),
  • Kriz Yönetimi,
  • Sınırlı Güç Kullanımı,
  • Konvansiyonel Harp gibi faaliyetleri icra etmek.

Bu görevleri yerine getirebilmek için çok amaçlı birliklerin kurulması, sayısal fazlalık yerine teknolojik üs-tünlüğün kurulması, silah ve düzeneklerinin etkinliğini arttıracak teknolojik araştırmaların yapılması ve erken ikaz, darbe, elektronik harp, hava üstünlüğünün kurulması gibi ek görevleri de yapmaktadır.

TÜRK ORDUSU KIBRIS’TA KIBRIS BARIŞ HAREKATI 1974

    Kıbrıs’ı elinde bulunduran İngiltere 1955 yılından sonra adadan çekilmeye karar verdi. Bu süreçte 1960’da İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında bir Garantörlük Antlaşması yapıldı. Bu antlaşma ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti bu üç devletin koruma-sı altında bulunacaktı. Ancak Kıbrıs’ta yaşayan Rumlar, Yunanistan’a bağlanma fikrinden vazgeç-medi. Bu durum adada gerginliklere neden oldu. Gerginlik Kıbrıs’taki Türklerin katliama maruz kal-masına dönüşünce Birleşmiş Milletler Ada’ya bir barış gücü gönderdi.

    Bu güç Kıbrıs’taki sorunları çözemeyince Türkiye Garantörlük Antlaşması’ndan doğan haklarını kulla-narak 20 Temmuz 1974’te barış harekâtı düzenledi. Bu olaydan sonra ada ikiye bölündü. Barış ha-rekâtından  sonraki   uluslararası  görüşmelerde Ada’daki Türk halkının mevcudiyeti tanınmayınca 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983’te de Ku­zey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilan edil­di. Günümüzde de Türk ordusu Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımızın en büyük güvencesidir.

Garantör Devlet : Yapılan bir uluslararası anlaşmanın ar­dından, iki tarafın antlaşmaya bağlı kalıp kalmadıklarını de­netleme hakkına sahip olan devlete denir.

Cunta: Yönetime kuvvet kulla­narak el koyan askeri ya da siyasi gruplara verilen addır.

UYARI:Barış harekâtından sonra Türkiye’ye çok yönlü bir ambargo uygulanınca savunma sanayi alanında yeni önlemlerin alınması gerekli hale gelmiştir. Bu gelişme üzerine havacılık alanında TAİ, elektronik alanında ASELSAN, yazılım alanında HAVELSAN, füze imalatı alanında da ROKET-SAN faaliyete geçirilmiştir. Ayrıca Atatürk döneminde kurulan Makine Kimya Enstitüsü (MKE) çağın ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş, Savunma Sanayi Müsteşarlığı kurularak bu alandaki çalışmalar sürekli hale getirilmiştir.

DÜNYA BARIŞINA KATKI

  • Ülkemiz bulunduğu konum itibariyle Kafkasya, Bakanlar ve Orta Doğu’da meydana gelen gelişmeler-le ilgilenmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri de Atatürk’ün gösterdiği hedef doğrultusunda barışa kat-kı sağlamak için çeşitli bölgelere uluslararası kuruluşların bünyesinde asker göndermektedir. Türk ordusu ülke sınırlarını korumanın yanında dünya barışını korumaya yönelik çabalara da destek vermiştir.
  • Türk Silahlı Kuvvetleri dünya barışını destekleme çalışmalarına;
  • Birlik gönderip askeri harekatı destekleyerek Personel gönderip uluslararası gözlemci olarak katkıda bulunmaktadır.

Aşağıdaki tabloda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dünya barışına katkıları gösterilmiştir:

Tarih             Yer                                              Bölgede Bulunma Nedeni
1974             Kıbrıs                   Uluslararası hukuktan doğan garantörlük hakkını kullanma
1992             Somali                 Somali halkını iç savasın  olumsuz etkilerinden koruma
1993             Bosna -Hersek    Boşnakları Sırp ve Hırvat zulmünden koruma
1997             Arnavutluk           Arnavutluk’ta iç karışıklıkların yaşanması
1999             Kosova                Kosova’daki iç karışıklıkların silahlı çatışmaya dönüşmesi
2001             Makedonya         Makedonya’da iç karışıklıkların yaşanması
2002            Afganistan           Afganistan’da iç karışıklıkların yaşanması
2006             Lübnan               Lübnan’da iç savaş yaşanması

Türk ordusu, bugün Bosna – Hersek, Kosova, Afga­nistan, Lübnan ve Kıbrıs’ta halen barışa hizmet et­meye devam etmektedir.

HEDEF TÜRKİYE

  Türkiye dünya üzerinde çok önemli bir konuma sa­hiptir. Bu nedenle çok sayıda ülkenin, topraklarımız üzerinde emelleri vardır. Bu emellerine ulaşabilmek için kültür, dil, din, yurt, tarih ve ülkü birliğini zayıf­latmaya bu yolla milletin birlik ve bütünlüğünü boz­maya çalışmaktadırlar.

Ülkemizin karşı karşıya olduğu tehditlerden ba­zıları şunlardır:

Misyonerlik

  Misyonerlik, başka dini inançlara sahip olan insan­ları kendi dinine geçirmek, ülke içindeki milli ve kül­türel değerleri yok ederek ülke bütünlüğünü boz­mak için çalışmalar yapmaktır.

  Misyonerler hedeflerine ulaşabilmek amacıyla hal­kın arasına katılıp, özellikle gençleri etkileyebilmek için sevgi, barış, kardeşlik, özgürlük, mutluluk gibi evrensel kavramları kullanırlar. 

Bölücü Unsurların Faaliyetleri

Ø  Bir bütün olan toplumun unsurlarının ayrı ırk, ayrı din ve ayrı mezhepten olduklarını iddia ederek top­lumu bölmeye yönelik faaliyetlere bölücülük denir. Türkiye, son yıllarda ülkeyi ırk ayrılığı bahanesiyle bölmeyi amaçlayan terör hareketleriyle karşı karşı­ya kalmıştır.

Terörizm; her türlü siyasal eyleme karşı bilinçli ve kanlı şiddet göstergesidir. Terörizm insandaki ahlaki değerleri yok eder. Bu özelliği ile sadece insanlığa değil, uygarlığa karşı da bir tehdit oluş­turur.

Terör örgütleri,

  Hak, adalet, özgürlük ve eşitlik gibi evrensel de­ğerleri kötü amaçlı kullanırlar.

  Devletimizin halkı sömürdüğünü iddia ederler.

  Hedeflerine ulaşmak için katliam yapmaktan çekinmezler.

  Ülkemiz ile menfaatleri çatışan ülkelerin deste­ğini alarak faaliyet gösterirler.

İrticai Faaliyetler

  İrtica, bir toplumun sahip olduğu çağdaş değerleri reddedip akla ve bilime aykırı faaliyetlerde buluna­rak eski düzeni geri getirmeye çalışmaktır.

  irticai faaliyetlerin amacı Türkiye Cumhuriyeti’nin la­ik, demokratik yapısını değiştirerek yerine dini esaslara dayalı bir devlet kurmaktır.

Bölücülük ve İrtica İle Mücadelede Kişilere Düşen Görevler

  Milli hedefler doğrultusunda bilinçli olmalıyız. Türk milletinin bağımsızlığını, bütünlüğünü, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumanın milli he­deflerimizin en başında geldiğini bilmeliyiz.

  Millî kültürümüzden taviz vermeden, Türk va­tandaşı olmanın, şeref ve mutluluğunu duyarak, Atatürk’ün yolunda yürümeliyiz. Türk olmakla gurur duymalı, vatanımızı,milletimizi ve bayra­ğımızı çok sevmeliyiz.

  Yıkıcı ve bölücü faaliyetlere karşı bilinçli olmalı­yız. Bu faaliyetlerin ülkenin ve toplumun huzuru­nu bozacağını temel hak ve özgürlükleri yok edeceğini bilmeliyiz.

  Terörizm ve terör odaklarına karşı duyarlı olma­lıyız. Bu hareketlerin toplum içinde yayılmasını engellemek için gereken vatandaşlık görevleri­mizi yapmalıyız. Yakınlarımızın terör hareketleri­nin içinde yer almasını önlemeliyiz.

  Cumhuriyet yönetimine inançla bağlı olmalıyız. Cumhuriyetin hak ve özgürlüklerimizin korun­ması ve kullanılmasını sağladığı bilinciyle hare­ket etmeliyiz.

SSCB DAĞILDIKTAN SONRA

  1991 yılı dünya tarihi açısından yeni bir dönüm noktasıdır. Bu tarih­ten sonra Avrupa ve Asya’nın siyasi haritası değişmiştir. 1917’de temel­leri atılan ve 1922’de kurulan Sov­yetler Birliği’nin dağılması ve yerini Bağımsız Devletler Topluluğu’na bı­rakması (BDT) dönemin en önemli olaylarındandır.

  İlk önce SSCB’nin batısındaki Baltık ülkelerinden; Estonya, Letonya, Litvanya, Ukrayna, Belarus (Be­yaz Rusya) Moldova, Kafkas ülke­lerinden; Azerbaycan, Gürcistan, Er­menistan, Orta Asya ülkelerinden; Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan birer birer bağım­sızlığını ilan etti.

  Yeni bağımsız devletler, içinde bulundukları siyasi dönüşüm süre­cinde komünist yapılanmadan uza­klaşma arayışlarına girerken, kendi milli kadrolarını, sembollerini ve tarih­lerini keşfetmenin heyecanına bü­ründüler.

  Sovyetler Birliği’nin dağılması dünyada hakim olan süper güçlerden birinin ortadan kalkması demekti. Bu da dünyada siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki dengeleri değişikliğe uğrattı. Sovyet Birliği’nin dağılması ile birlikte Adriyatik’ten Çin’e kadar siyasi bir boşluk oluştu. Tûrkiye’nin çevresinde Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya tehlikeli bir bölge hâline geldi.

  Türkiye bağımsızlığına kavuşmuş ve henüz ne yapacağına karar vermemiş, zayıf ve güçsüz kuzey komşularıyla olduğu kadar Orta Asya’daki Türk devletleriyle de ilgile­mek durumunda kalmıştır. SSCB’nin dağılması ile Türk dış ve iç politikası hem olumlu hem olumsuz yönde etkilenmiştir. SSCB’nin dağılması Avrupa’da komünist rejimi uygulayan ülkelerde de bu sistem çözülmesine yol açtı. Bu devletler ekonomik model olarak kapitalist ekonomiye geçmeye başladı.

KÖRFEZ SAVAŞLARI

KÖRFEZ’DE SAVAŞ

  1. Körfez Savaşı
  • Irak, 1980 -1988 yılları arasında İran ile yaptığı sa­vaşta ekonomik yönden ağır zararlara uğramıştı. Bu zararları karşılamak için 2 Ağustos 1990’da Ku­veyt’i işgal etti.
  • Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Irak’ın Kuveyt topraklarını boşaltması için karar alarak, bu kararın 15 Ocak 1991 tarihine kadar uygulanmasını, aksi taktirde güç kullanılacağını duyurdu. Irak’ın bu sü­re içinde Kuveyt’i terk etmemesi üzerine ABD’nin öncülüğündeki çok uluslu hava güçleri 17 Ocak 1991 ‘de taarruza geçti.
  • Irak, çok uluslu müttefik güçler karşısında başarısız olarak 6 Nisan 1991’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin şartlarını kabul ettiğini yazılı olarak ilan etti. Böylece I. Körfez Savaşı sona ermiştir,
  1. Körfez Savaşı
  • ABD, Irak’ın Kitle İmha Silahları ürettiğini iddia ede­rek bu devlete 20 Mart 2003’te yeniden savaş açtı.
  • ABD bu savaşta Birleşmiş Milletler’den askeri des­tek kararı çıkartamamıştır. Bunun üzerine ağırlığını ABD ve İngiltere askerlerinin oluşturduğu koalisyon gücü oluşturulmuş, bu güç 1 Mayıs 2003’te Irak’ta Saddam Hüseyin yönetimine son vermiştir.
  • Irak’ta 30 Ocak 2005’te geçici seçimler yapılmış ve demokratik yönetime geçilmiştir. Ancak ABD güçle­ri hala Irak’ta bulunmaktadır ve ülke henüz huzur ve güvene kavuşamamıştır.

Körfez Savaşlarında Türkiye’nin Tutumu

  • Türkiye, I. Körfez Savaşanda Irak’ın karşısında yer alarak Birleşmiş Milletler’in aldığı kararlara destek vermiştir. Örneğin Birleşmiş Millefler’in Irak’a eko­nomik ve askeri ambargo kararına ilk uyan ülke Türkiye’dir. Ancak Türkiye savaşa aktif olarak katıl­mamış, İncirlik Üssü’nün çok uluslu güçler tarafın­dan kullanılmasına izin vermiştir.
  • Türkiye, II. Körfez Savaşı ‘nda ABD’yi ve koalisyon güçlerini desteklemekle birlikte daha çekimser bir politika izlemiş ve koalisyon güçlerinin Türkiye üze­rinden cephe açmasına izin vermemiştir.

Körfez Savaşlarının Türkiye’ye Etkileri

  • Irak’a uygulanan ambargo Türkiye’yi ekonomik yönden olumsuz etkilemiştir. Türkiye’nin ihracat kaybı onlarca milyar dolara ulaşmıştır.
  • Körfez Savaşlarından sonra Kuzey Irak’ta olu­şan otorite boşluğu ve kaos Türkiye için bir teh­dit ve risk bölgesi oluşturmuştur.
  • Kuzey Irak’taki otorite boşluğundan yararlanan bölücü terör örgütü, kamplarını buraya taşımış ve bunun sonucunda Güney Doğu Anadolu’da terör olayları artmıştır.
  • Körfez Savaşı’nın sonunda Saddam Hüse­yin’in baskısından kaçan yüz binlerce kurt, Tür­kiye’ye sığınmıştır. Bu mültecilerin vatanlarına geri dönünceye kadar geçen sürede barınma ve temel ihtiyaçlarının karşılanması Türkiye’ye ekonomik bir yük getirmiştir.
  • Körfez Savaşlarında Türkiye, savaş bölgesi ilan edilmese de yüz binden fazla yabancı turist re­zervasyonlarını iptal ettirerek ülkemize gelmek­ten vazgeçmiştir.

TÜRKİYE’NİN ENERJİ POLİTİKASI

Türkiye, enerji kaynakları bakımından dışa bağımlı bir ülke olmasına rağmen dünyada enerji kaynakla­rının yaklaşık % 70’ini barındıran Orta Doğu ve Av­rasya ülkelerinin komşusu durumundadır. Bu du­rum Türkiye’nin jeopolitik önemini artırmaktadır.

Petrol ve doğalgaza sahip olmak kadar bu kaynak­ları dünya pazarlarına ulaştırmak da önemlidir. Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan gibi pet­rol ve doğalgaz bakımından zengin kaynaklara sa­hip ülkeler bu kaynakları ihraç edecek altyapıya sa­hip değiller.Hazar Denizi çevresindeki enerji kaynaklarının Avrupa’ya ve dünyaya taşınmasın­da Türkiye koridor görevi görebilecek bir konumdadır.

BakÜ – Tiflis – Ceyhan Boru Hattı Projesi

Türkiye, kendi topraklarından geçen uluslararası enerji yollarının dünya siyasetinde etkisini artıraca­ğını ve ekonomik kalkınmasına büyük katkı yapa­cağını bilmektedir. Türkiye bu bilinçle 1990’lı yılların başından beri Azerbaycan petrolünü Akdeniz’e ulaştırmak için Baku – Tiflis – Ceyhan Boru Hattı Projesi’ni gerçekleştirmeye çalışmıştır. Nihayet 2005 yılında tamamlanan boru hattı ile Azerbaycan petrolü Ceyhan’a ulaşmıştır.

Kazakistan petrollerinin de bu hat ile taşınması konusunda anlaşmaya varılmasıyla bu hattın ka­pasitesi ve önemi artmıştır.

Baku – Tiflis – Erzurum Doğalgaz Hattı Projesi

Azerbaycan petrolünün yanında doğalgazının da Türkiye vasıtasıyla Avrupa’ya taşınması için Baku -Tiflis – Erzurum Doğalgaz Hattı Projesi tamam­lanmış ve 2006 yılının sonunda Bakü’den Erzu­rum’a doğalgaz pompalanmaya başlanmıştır. Türk­menistan doğalgazının da bu yolla nakledilmesi söz konusudur.

Nabucco Projesi

Türkiye bu doğalgazın Avrupa’ya taşınması için Yu­nanistan – İtalya – Doğalgaz Boru Hattı ve Bulga­ristan, Romanya ve Macaristan üzerinden Avustur­ya’ya bağlayacak olanNabucco Projesi’ni hayata geçirmeye çalışmaktadır.

GAP Projesi:Türkiye, uluslararası düzeyde yürüttüğü projele­rin yanında ulusal düzeyde de önemli projeleri gerçekleştirmektedir. Bunların en önemlisi Gü­neydoğu Anadolu Projesi (GAP)’dir. Bu proje ile tarım alanlarının sulanması ve enerji üretiminin artırılması amaçlanmıştır. Özellikle nüfusun art­ması ve sanayinin gelişmesi sonucunda elektri­ğe duyulan ihtiyaç artınca GAP son derece önemli hale gelmiştir.

DOĞAL KAYNAKLARDAN VERİMLİ YARARLANMA

Hava, su, toprak, bitki örtüsü, hayvanlar ve maden­ler doğal kaynakları oluşturur. Doğal kaynaklar in­san ve toplum hayatı için vazgeçilemez nitelikte önemli değerlerdir. Su, oksijen, bitki örtüsü, petrol gibi doğal kaynakların büyük hızla azalması, canlı­ların yaşam alanlarını kısıtlamakta, çevresel felaket­lere yol açabilecek iklim değişikliklerine yol açmak­tadır.

Türkiye çeşitli maden kaynakları bakımından zen­gindir. Ülkemizde madenlerimizin bilimsel olarak iş­letilmesi Cumhuriyet döneminde 1935 yılında Ma­den Tetkik ve Arama (MTA) Enstitüsü’nün kurul­ması ile başlamıştır. Doğal kaynakların verimli bir şekilde değerlendirilmesi ülkemizin kalkınmasına doğrudan katkı sağlayacaktır.

 Ülkemizdeki doğal kaynakların verimli kullanıl­masıyla ilgili projelerden bazıları şunlardır:

Su

    Türkiye su zengini bir ülke değildir. Kişi başına dü­şen yıllık su miktarına göre ülkemiz su azlığı yaşa­yan bir ülke konumundadır. Üstelik Türkiye mevcut su potansiyelinin tamamını kullanamamaktadır. Devlet Su İşleri’nin verilerine göre 2003 yılında su­lama, içme suyu ve sanayi sektöründe mevcut su potansiyelimizin yaklaşık olarak % 36’sı kullanılabilmiştir.

    Su, günümüzde en önemli enerji türlerinden biri olan elektrik üretiminde de önemli bir kaynaktır. Ül­kemizde kurulan hidroelektrik santralleriyle elektrik üretimi yapılmaktadır. Türkiye bu alanda potansiye­linin % 20’sini değerlendirebilmektedir.

    Devlet Su işleri (DSİ), su kaynaklarının değerlendi­rilmesi ve verimli bir şekilde kullanılması amacıyla projeler üretmektedir. DSİ ürettiği projeler ile 2030 yılına kadar su potansiyelinin tamamını de­ğerlendirmeyi ve ülke ekonomisine yıllık 27,8 milyar dolar gelir sağlamayı amaçlamaktadır.

Petrol

  • Türkiye, çevresinde yer alan komşularının zengin petrol yataklarına sahip olmasına karşın bu doğal kaynak bakımından yetersiz bir rezerve sahiptir. Türkiye enerji ihtiyacının yarısına yakınını petrolden karşılamaktadır. Bu durum Türkiye’yi enerji bakı­mından dışa bağımlı hale getirmektedir.
  • Ülkemizde petrol arama ve üretimiyle Türkiye Pet­rolleri Anonim Ortaklığı (TPAO)görevlendirilmiş­tir. TPAO son yıllarda yeni teknolojilerle petrol ara­ma faaliyetlerine hız vermiştir. Özellikle son iki yılda denizlerde yapılan araştırma çalışmalarının sayısı 50 yılın toplamından daha fazladır. Bu çalışmalar sonunda zengin petrol yataklarının bulunması umut edilmektedir.
  • Türkiye coğrafi konumu nedeniyle petrol rezervleri zengin üretici ülkelerle, enerji tüketimi yoğun sana­yileşmiş batı ülkeleri arasında ve Asya – Avrupa yo­lu üzerinde yer almaktadır. Türkiye’nin öncelikli hedefleri arasında bu potansiyelin değerlendiri­lerek “21. yüzyılın Avrasya Enerji Koridoru” konu­muna getirilmesi yer almaktadır.

Bor

  • Türkiye, kimya sanayinin önemli ham maddelerin­den biri durumunda olan bor madeni bakımından dünyanın en zengin yataklarına sahiptir. Dünyadaki bor rezervlerinin % 63’ü ülkemizde bulunmaktadır.
  • Bor madeni günümüzde, camdan elektroniğe, se­ramikten uzay teknolojisine, sağlıktan enerjiye, ah­şaptan metalürjiye ve izolasyondan tarıma kadar yüzlerce alanda kullanılmakta, yaşam kalitemizi önemli ölçüde etkilemektedir.
  • Ancak Türkiye’nin bu rezervleri istenilen oranda ekonomik kazanca dönüştürdüğü söylenemez. Bor madeni rezervlerimize eş değer oranda ekonomik fayda elde edilebilmesi bora dayalı sanayinin geliş­tirilmesine bağlıdır. Bu amaçla Ulusal Bor Araştır­ma Enstitüsü (BOREN) kurulmuştur. BOREN en­düstriyel uygulama amaçlı projelere gerekli desteği sağlamaktadır.
  • Toryum
  • Türkiye’de toplam rezerv yaklaşık 380.000 ton civa­rındadır. Günümüzde toryumla çalışan ticari ölçekli bir santral bulunmamaktadır.
  • Toryumun, gelecekte nükleer santrallerde kullanıl­ması beklenmektedir. Bu yüzden dünyadaki tekno­lojik gelişmelerin paralelinde ülkemizde de toryum tabanlı yakıt çevrimi konusundaki araştırma – geliş­tirme çalışmalarına devam edilmelidir. Bu amaçla Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2000 yılında Ulus­lararası Yenilikçi Nükleer Reaktörler ve Yakıt Çevri­mi adlı projeye katılma kararı almıştır.

AVRUPA BİRLİĞİ‘NE DOĞRU

  Türklerle Avrupalılar arasındaki ilişkiler uzun bir geçmişe sahiptir. Osmanlı Devleti ile Avrupa ülkele­ri arasındaki karşılıklı etkileşim yüz yıllar boyunca sürmüştür. Türkiye ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan yeni dünya düzeni içinde Avrupa dev­letleri ile birlikte hareket etmiştir.

  AB’nin kuruluşu 18 Nisan 1951’de Belçika, Federal Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda arasında Paris’te imzalanan antlaşmaya kadar uza­nır. 25 Mart 1957 tarihinde Roma’da imzalanan an­laşmalarla resmen kurulmuştur. 7 Şubat 1992’de Hollanda’nın Manstricht şehrinde imzalanan Avru­pa Birliği Antlaşması ile topluluğun adı Avrupa Bir­liği (AB) olmuştur.

  Avrupa Birliği, Avrupa’nın ekonomik ve siyasi olarak bütünleşmesini hedeflemektedir.

Türkiye – Avrupa Birliği İlişkileri

  11 Eylül 1959: AET Bakanlar Konseyi Ankara ve Atina’nın ortaklık başvurularını kabul etti.

  27 Mayısl 960: Türkiye – AET ilişkileri dondurul­du.

  12 Eylül 1963: Türkiye ile AET’yi Gümrük Birliği’ne götürecek ve tam üyeliği sağlayacak olan Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) imza­lanmıştır.

  13 Ocak 1972: Ortaklık Anlaşması’nın Toplulu­ğa katılacak yeni ülkelerce de kabulünü sağla­yacak Türkiye – AET müzakereleri başlamıştır.

  22 Ocak 1982: Avrupa Topluluğu, Türkiye ile ilişkilerini dondurma kararı almıştır.

  16 Eylül 1986: Türkiye-AET Ortaklık Konseyi toplanmış, böylece dondurulmuş bulunan Tür­kiye – AET ilişkilerinin canlandırılması süreci başlamıştır.

  14 Nisan 1987: Türkiye, AT’ye, tam üye olmak üzere müracaat etmiştir.

  1 Ocak 1996: Türkiye ile AB arasında sanayi ve işlenmiş tarım ürünlerinde gümrük birliği yü­rürlüğe girmiştir.

 11-12 Aralık 1999: Helsinki’de gerçekleştirilen Avrupa Konseyi zirve toplantısında Türkiye’ye adaylık statüsü tanınmıştır.

  28 Haziran 2002: Avrupa Birliği ile Türkiye ara­sında topluluk programlarına katılımın genel il­kelerini belirlemek üzere imzalanan Çerçeve Anlaşma, 28 Haziran 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

  16-17 Aralık 2004: AB Devlet ve Hükümet Baş­kanları Konseyinin Brüksel’de yapmış olduğu zirve toplantısında, Türkiye’nin Kopenhag siya­si kriterlerini yeterli ölçüde karşıladığına karar verilmiş ve 3 Ekim 2005 tarihinde müzakerelere başlanması öngörülmüştür.

  12 Haziran 2006: Türkiye ile AB arasında üye­lik müzakereleri başlamıştır.

Avrupa Birliği:1 Ocak 2002 yılından itibaren, Avrupa Birliği üyesi 15 ülkeden 12’si kendi ulusal para birimlerini bırakarak ortak para birimi “euro” yu kabul ettiler.

Avrupa Komisyonu tarafın­dan geliştirilen e simgesi, Avru­pa sözcüğünün ilk harfini temsil eder, iki paralel çizgi ise ekono­mideki istikrarı simgeler.

Avrupa Birliği’ne Üye Ülkeler

10 Ocak 2QOTdeki geniş­leme ile AB’nin 27/üyesi vardır. 1951/1957 yıllarında topluluk­ta bulunan altı kurucu üye şunlardır:

  • Belçika             – Fransa İtalya          Almanya       • Lüksemburg       Hollanda

Bunu izleyen yıllarda çeşitli aşamalarda şu ülkeler birliğe katıldı: 1973’te Danimarka, İrlanda ve Birleşik Krallık, 1981’de Yunanistan, 1986’da Portekiz ve ispanya, 1990’da Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi so­nucu üye ülke sayısı artmama­sına rağmen AB’nin sınırları ge­nişledi ve nüfusu arttı. 1995’te Avusturya, Finlandiya ve İsveç, 2004’te Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya, Slovenya 2007’de ise Bulgaristan ve Romanya birliğe üye olmuştur.

Avrupa Birliği’ne katılan son ülke HIRVATİSTAN olmuştur.

8.SINIF MATEMATİK KONULARI

MATEMATİK KONULARI

Negatif Üslü Sayılar (Tam Sayıların Negatif Kuvvetleri)

     NEGATİF ÜS ALMA :

    Bu konumuzda ise bir tam sayının negatif kuvvetini bulmayı öğreneceğiz. Bir sayının kendisi ile tekrarlı çarpımını üslü gösterim ile göstermeyi daha önceden öğrenmiştik. Örnek verecek olursak: 2.2.2 = 23 Tam sayıların kuvvetleri konusunu tekrar etmek için: Üslü Sayılar Konu Anlatımı Şimdi aşağıdaki görsele bakarak negatif üslü sayılara giriş yapalım. Aşağıda 8 sayısı art arda 2’ye bölünerek bir sayı örüntüsü oluşturulmuştur. Oluşturulan örüntünün her terimini üslü sayı ile ifade edersek dikkat edilirse her adımda üs bir azalmıştır.

üslü sayılar

    Yukarıdaki örüntüden de keşfettiğimiz şekilde:

Payı 1 olan rasyonel sayılar, bir tam sayının negatif tam sayılı kuvveti şeklinde gösterilebilir.

Sıfırdan farklı her tam sayının sıfırıncı kuvveti 1’e eşittir. 20 = 1 gibi

üslü sayılar2

NEGATİF TAM SAYILARIN NEGATİF ÜSSÜNÜ BULMA

    Aşağıda –8 (yani (–2)3) sayısı art arda –2’ye bölünerek bir sayı örüntüsü oluşturulmuştur. Oluşturulan örüntünün her terimini üslü sayı ile ifade edersek dikkat edilirse her adımda üs bir azalmıştır.,

üslü sayılar3

Yukarıdaki örüntüden de keşfettiğimiz şekilde:

 Negatif bir tam sayının çift kuvvetleri pozitif, tek kuvvetleri ise negatiftir. (–2)3 = –8 (–2)2 = 4 gibi… Genel olarak üslü bir tam sayının işareti:

 Tam sayı pozitif ise bütün kuvvetleri pozitif olur.

Tam sayı negatif ise çift kuvvetleri pozitif, tek kuvvetleri negatif olur.

 Bir üslü ifade paydadan paya veya paydan paydaya alındığında kuvvetin işareti değişir.
üslü sayılar4

Yukarıdaki örnekleri incelersek (–5)–2 paydaya alınınca (–5)2 olur. Benzer şekilde paydadaki 63 paya alınınca 6–3 olur.

ONDALIK KESİRLERİN VE RASYONEL SAYILARIN KUVVETLERİ

RASYONEL SAYILARIN TEKRARLI ÇARPIMINI ÜSLÜ OLARAK YAZMA

Rasyonel sayıların kendileri ile tekrarlı çarpımı üslü şekilde yazılabilir. Sayı kaç kez çarpım olarak yazıldıysa üsse bu sayı yazılır.

üslü sayılar5

RASYONEL SAYILARIN KUVVETLERİNİ BULMA

 Rasyonel sayıların kuvvetleri hesaplanırken taban üsteki sayı kadar çarpım şeklinde yazılır ve daha sonra çarpma işlemi yapılır.

üslü sayılar6

ONDALIK KESİRLERİN TEKRARLI ÇARPIMINI ÜSLÜ OLARAK YAZMA

Ondalık kesirlerin kendileri ile tekrarlı çarpımı üslü şekilde yazılabilir. Sayı kaç kez çarpım olarak yazıldıysa üsse bu sayı yazılır.

ÖRNEK: (0,2) . (0,2) . (0,2) çarpımını üslü olarak gösterelim.

3 tane 0,2 çarpım şeklinde yazıldığı için üslü olarak gösterimi (0,2)3 ‘tür.

ÖRNEK: (1,5) . (1,5) . (1,5) . (1,5) ifadesini üslü olarak gösterelim.

1,5 sayısı 4 kere kendisi ile çarpıldığı için (1,5) . (1,5) . (1,5) . (1,5) = (1,5)4 olarak yazılır.

ONDALIK KESİRLERİN KUVVETLERİNİ BULMA

Ondalık kesirlerin kuvvetleri hesaplanırken rasyonel sayıya çevrilerek bulunabilir.

ÖRNEK:

   (0,2)3 sayısının değerini bulalım. 2 farklı yolla bulabiliriz. 1. yol olarak ondalık gösterimlerle çarpma işlemini kullanabiliriz. Buna göre: 0,2 . 0,2 . 0,2 = 0,008 cevabına ulaşırız. 2. yol olarak da bu sayıları rasyonel sayı olarak yazıp işlem yaparız.

ÜSLÜ SAYILARDA ÇARPMA VE BÖLME İŞLEMİ

ÜSLÜ SAYININ ÜSSÜ

üslü sayılar7

ÜSLÜ SAYILARDA ÇARPMA İŞLEMİ NASIL YAPILIR?

Üslü ifadelerle çarpma işlemi ile ilgili 2 kural öğreneceğiz. # Tabanları aynı olan üslü sayılarla çarpma işlemi yapılırken üsler toplamı, ortak tabana üs olarak yazılır.

üslü sayılar8

Üsleri aynı olan üslü sayılarla çarpma işlemi yapılırken tabanlar çarpılır, ortak üsse taban olarak yazılır.

üslü sayılar9

ÜSLÜ SAYILARDA BÖLME İŞLEMİ NASIL YAPILIR?

Üslü ifadelerle bölme işlemi ile ilgili 2 kural öğreneceğiz.

Tabanları aynı olan üslü sayılarla bölme işlemi yapılırken bölünen sayının üssünden bölen sayının üssü çıkartılır, ortak tabana üs olarak yazılır.

üslü sayılar10

üslü sayılar11

TABANLARI VE ÜSLERİ FARKLI ÜSLÜ SAYILARDA ÇARPMA VE BÖLME İŞLEMİ                                                                                                                                                   

 Hem tabanları, hem de üsleri farklı üslü sayılarla çarpma ve bölme işlemi yapmak için tabanlar veya üsler eşitlenir. Bunu birkaç örnekle açıklayalım.

üslü sayılar12

10’UN KUVVETLERİ

üslü sayılar13

    Bu işlemin sonucu 6 basamaklıdır. n negatif tam sayı ise virgülden sonra n tane basamak olur ve a sayısı sağa yaslı olarak yazılır. Boş kalan basamaklara koyulur.

ÖRNEK: 5.10−4 = 0,0005 (Virgülden sonra 4 basamak yazdık)

“İşleminin sonucu kaç basamaklıdır?” veya “Sayısının sonunda kaç tane sıfır (0) vardır?” gibi soruları çözmek için genelde 10’un kuvvetlerine başvururuz. 10’un kuvvetine ulaşmak için ise 5 ve 2’nin aynı kuvvetini bulur ve çarparız.

üslü sayılar14

    Sonuç olarak bu işlemin sonucunda 1’in yanında 14 tane sıfır vardır ve sonuç 15 basamaklıdır.

üslü sayılar15

İşlemin sonucunda 25’in yanında 24 tane 0 vardır ve sonuç 26 basamaklı bir sayıdır.

BİLİMSEL GÖSTERİM NEDİR?

     Bilimsel gösterim, çok büyük ve çok küçük sayıları göstermek için kullanılan bir standarttır. Bilim adamlarının ilgilendikleri pek çok nicelik ya çok büyük ya da çok küçük değerlerdir. Böyle sayıları okumak, onlarla işlem yapmak çok zordur. Bilimsel gösterim sayesinde 10 sayısının kuvvetlerini kullanarak böyle zorluklardan kurtuluruz. Bilimsel gösterim, hayatımızdaki çok büyük ve çok küçük sayılarla işlem yapmamızı kolaylaştırır.

   Bir sayının bilimsel gösterimle gösterilebilmesi için şu şekilde yazılması gerekir.

   a, 1 ile 10 arasında (1 dahil) bir sayı, n bir tam sayı olmak üzere bir sayının a.10n biçiminde gösterimine o sayının bilimsel gösterimi denir.

 Bilimsel gösterim 1 ≤ a <10 ve n bir tam sayı olmak üzere a.10n şeklindedir.

bilimsel gösterim

ÇOK BÜYÜK SAYILARIN BİLİMSEL GÖSTERİMİ

    Çok büyük sayılarda 10’un kuvveti pozitif bir tam sayıdır. Çok büyük sayıların bilimsel gösterimini örneklerle açıklayalım.

    Bir sayıyı bilimsel gösterimle göstermek için virgül sola kaydırılırsa 10’un üzeri arttırılır, sağa kaydırılırsa 10’un üzeri azaltılır.

ÖRNEK:

21 000 000 000 sayısını bilimsel gösterimle gösterelim. Tam sayıların virgülü en sondadır. Bilimsel gösterim olabilmesi için virgül 2’nin sağına gelmelidir.

    Tam sayıların virgülü en sondadır. Bilimsel gösterim olabilmesi için virgül 2’nin sağına gelmelidir.

üslü sayılar16

ÖRNEK: 314 000 000 000 000 sayısını bilimsel gösterimle gösterelim. Tam sayıların virgülü en sondadır. Bilimsel gösterim olabilmesi için virgül 3’ün sağına gelmelidir.

üslü sayılar17

ÇOK KÜÇÜK SAYILARIN BİLİMSEL GÖSTERİMİ

    Çok küçük sayılarda 10’un kuvveti negatif bir tam sayıdır. Çok küçük sayıların bilimsel gösterimini örneklerle açıklayalım.

    Bir sayıyı bilimsel gösterimle göstermek için virgül sola kaydırılırsa 10’un üzeri arttırılır, sağa kaydırılırsa 10’un üzeri azaltılır.

ÖRNEK: 0,0000000007 sayısını bilimsel gösterimle gösterelim. Bilimsel gösterim olabilmesi için virgül 7’nin sağına gelmelidir.

üslü sayılar18

ÖRNEK: 0,0000000000001234 sayısını bilimsel gösterimle gösterelim. Bilimsel gösterim olabilmesi için virgül 1’nin sağına gelmelidir.

üslü sayılar19

üslü sayılar23

KAREKÖKLÜ SAYILAR 

KAREKÖK NEDİR?

Verilen sayının hangi sayının karesi olduğunu bulma işlemine karekök alma işlemi denir.

Karekök “√” sembolü ile gösterilir.  x√x sayısı “karekök x” şeklinde okunur.

Negatif bir sayının karekökü alınamaz çünkü negatif bir sayı hiç bir sayının karesi olamaz. Şimdi karekökü daha iyi kavramak için bir örnek verelim.

kareköklü sayılar1

TAM KARE SAYILAR VE KAREKÖKLERİ

Bir tam sayının karesi olan, diğer bir ifade ile karekökü tam sayı olan doğal sayılara tam kare sayılar denir. Tam kare sayılara karesel sayılar da denir. 1, 4, 9, 16, 25, 36, 49, 64, 81, 100, 121, 144, 169, 192, 256, 289, … sayıları tam kare sayılardır.

KAREKÖKLÜ SAYILAR2

Kenar uzunluğu verilen bir karenin alanını bulmak için kenar uzunluğunun karesi alındığı gibi, alanı verilen bir karenin bir kenarının uzunluğunu bulmak için alanının karekökünü alırız.

KAREKÖKLÜ SAYILAR3

KAREKÖK İÇİNDEKİ İFADEYİ KÖK DIŞINA ÇIKARMAK

Karekök içindeki sayı karesel olarak yazılabilen bir sayı ise bu sayı karekök dışına çıkarılabilir. Karekök içindeki üslü sayı var ise; üssün yarısını alarak karekök dışına çıkarabilirsiniz. Örnekleri dikkatlice inceleyiniz.

Örnekler : KAREKÖK ÇIKARMAK

  Karekök içindeki sayıları kök dışına çıkarırken daha hızlı işlem yapabilmek için 1’den 20 ye kadar olan sayıların karesini ezbere bilmenizde fayda var. Böylece hem üslü sayılar konusunda hem de kareköklü sayılar konusundaki işlemleri çok daha hızlı bir şekilde çözebilirsiniz. Aşağıda 400’e kadar ki sayılar arasından karekök dışına çıkabilen sayıları yazdım. Çokça soru çözdüğünüzde de zaten ister istemez ezberlemiş olacaksınız.

KAREKÖK ÇIKARMAk2

KAREKÖK DIŞINDAKİ ÇARPANIN KÖK İÇİNE ALINMASI

Kareköklü bir sayının kat sayısını kök içine almak için; kat sayının karesini alarak kök içindeki sayı ile çarpar ve kök içinde yazarız

karekök içine almak1

Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü üzere, karekök dışındaki bir sayıyı karekök içinde almak için tek yapmamız gereken; Karekök dışındaki sayının karesini alarak, karekök içindeki sayı ile çarpmak ve sonucu karekök içinde yazmaktır.

RASYONEL SAYILARIN KAREKÖKÜ

Pay ve paydanın ayrı ayrı karekökleri alınır. Yani, payın karekökünü bulup paya, paydanın karekökünü bulup paydaya yazarız.

Tam sayılı kesirleri ise öncelikle bileşik kesre çevirip daha sonra kareköklerini buluruz.

karekök rasyonel1

KAREKÖKLÜ BİR SAYIYI a Kök b BİÇİMİNDE YAZMA

Kareköklü bir sayıyı a kök b biçiminde yazma işlemini iki farklı yoldan yapabilirsiniz.

» Karekök içindeki sayı, çarpanlarından birisi bir doğal sayının karesi olacak şekilde iki sayının çarpımı şeklinde yazılır. Karesel olarak yazılan sayı karekök dışına çıkarılır.

» Karekök içindeki sayıyı asal çarpanlarına ayırarak da kök dışına çıkarabilirsiniz.

karekkök a b şeklindey yazma 1

KAREKÖKLÜ SAYILARDA SIRALAMA

Kareköklü sayılarda sıralama işlemi yaparken; Verilen kareköklü ifadelerin karekök dışına yaklaşık olarak kaç çıktığını bularak da yapabiliriz ama ben size daha pratik ve güvenilir olan yoldan sıralama yapmanızı öneririm. Şöyle ki;

Verilen kareköklü ifadelerde karekök dışında bir sayı var ise bu sayıyı karekök içine alınız. Hepsini kök içine aldığınızda sayısal değeri büyük olan sayı daha büyük olacaktır. Aynı doğal sayılarda yaptığınız sıralama işlemi gibi yani. Ama büyün sayıların karekök içinde olması gerekiyor. Soruda verilen sayıların hepsi zaten karekök içinde ise o zaman sayısal değeri büyük olan daha büyüktür diyebilirsiniz. Örnekleri incelediğinizde daha iyi kavrayacaksınız.

Kareköklü Sayılarda Sıralama Örnekler :

kakreköklü sayılarda sıralama1

kakreköklü sayılarda sıralama2

Kareköklü sayılarda sıralama işlemi için daha fazla örnek soru çözmeye ihtiyaç yok bence, çünkü yapmanız gereken şey çok kolay. Verilen bütün sayıları karekök içine aldıktan sonra doğal sayılarda sıralama yapıyormuş gibi sıralama yapmalısınız.

KAREKÖKLÜ SAYILARDA TOPLAMA VE ÇIKARMA İŞLEMİ 

Kareköklü sayılarda toplama ve çıkarma işlemi yaparken kökler içindeki sayıların aynı olması gerekiyor. Eğer aynı değil ise önce karekök içleri aynı yapılmaya çalışılır.

Kareköklerin içindeki sayılar aynı ise; katsayılar toplanır ve kat sayı olarak yazılır. Daha Sonra ortak kök kat sayının sağına çarpım durumunda yazılır

Örnekler : 

kareköklü sayılarda toplama çkarma1

Dikkat: Katsayısında herhangi bir sayı bulunmayan kareköklü sayıların kat sayısını 1 olarak almayı unutmayınız.

Kareköklerin içindeki sayılar farklı ise; Önce karekök içleri aynı yapılmaya çalışılır, daha sonra kat sayılar arasında toplama veya çıkarma işlemi yapılır.

kareköklü sayılarda toplama çkarma2

Kareköklü sayılarda toplama ve çıkarma işlemi görüldüğü gibi çok kolay bir işlemdir. Önemli olan karekök içindeki sayıları aynı olmasıdır. Böylece kat sayılar arasında toplama ve çıkarma işlemi yaparak sonucu rahatlıkla bulabilirsiniz.

Kareköklü sayılarda dört işlemi doğru ve hızlı bir şekilde yapabilmenin yolu verilen sayıları doğru bir şekilde karekök dışına çıkarmak ile mümkündür. 1 den 20 ye kadar ki sayıların karesini ezbere bilirseniz, verilen kareköklü sayıları da rahatlıkla karekök dışına çıkarabilirsiniz.

Kareköklü Sayılar Çözümlü Sorular bölümünden daha fazla örnek soru çözümüne ulaşabilir veya online Karekök Testlerimize katılarak kendinizi değerlendirebilirsiniz.

KAREKÖKLÜ SAYILARDA ÇARPMA İŞLEMİ

Kareköklü sayılarda çarpma işlemi yapılırken; Kat sayılar çarpılıp kat sayı olarak yazılır. Daha sonra karekök içinde verilen sayılar çarpılıp, sonucu kök içine yazılır. En son olarak kök dışına çıkabilen sayı varsa çarpan olarak kök dışına çıkarılır.

Kareköklü Sayılarda ÇArpma İşlemi Örnek ler : 

KAREKÖKLÜ SAYILARDA ÇARPMA İŞLEMİ 1

Kareköklü Bir Sayının Karesini Alma
Kareköklü bir sayının karesini aldığınızda, kök kalkar. Kareköklü sayının katsayısı var ise, katsayının karesi alınır.

KAREKÖKLÜ SAYILARDA BÖLME İŞLEMİ

Kareköklü sayılarda bölme işlemi yapılırken; Kat sayılar bölünüp kat sayı olarak yazılır. Daha sonra karekök içindeki sayılar bölünerek sonucu kök içine yazılır. Son olarak sadeleştirmeler yapılıp kök dışına çıkabilen sayı varsa kök dışına çarpan olarak çıkarılır.

Kareköklü Sayılarda Bölme İşlemi Örnekler  : 

KAREKÖKLÜ SAYILARDA BÖLME İŞLEMİ1

  Örneklerde de görüldüğü üzere tek yapmamız gereken katsayıları birbirine bölüp katsayı olarak yazmak, karekök içindeki sayıları birbirine bölüp kök içinde katsayının yanına yazmaktır. Kareköklü bir sayıyı doğal sayıya kesinlikle bölmeyiniz. Sadece kareköklü sayıları birbirine bölebilirsiniz.

ONDALIK KESİRLERİN KAREKÖKÜ

Ondalık kesirlerin karekökü iki farklı yoldan bulunabilir. Hangi yol daha kolayınıza gelirse soruları o yoldan çözebilirsiniz.
1.Yol : Verilen ondalıklı kesir, rasyonel sayı biçiminde yazılarak karekökleri alınabilir. Örnekleri inceleyiniz.

Örnek :

ONDALIK KESİRLERİN KAREKÖKÜ1

2.Yol : Ondalık kesirlerin virgülden sonraki basamak sayıları çift ise, tam kare kökleri alınabilir. İlk önce virgül yokmuş gibi sayı karekök dışına çıkarılır. Daha sonra, virgülden sonraki her iki basamak için bir basamak sağdan sola doğru virgülle ayırırız.

Örnek :

ONDALIK KESİRLERİN KAREKÖKÜ2

GERÇEK SAYILAR 

GERÇEK SAYILAR (REEL SAYILAR) TANIM:

Rasyonel Sayılar ve İrrasyonel Sayılar kümesinin birleşim kümesine Gerçek Sayılar denir. Gerçek sayılara Reel Sayılar veya Gerçel Sayılar da denilir. Gerçek sayılar kümesi “R” harfi ile gösterilir. # Sayı doğrusundaki tüm noktalara karşılık gelen gerçek sayı vardır. Bu sayı rasyonel de olabilir irrasyonel de olabilir. Diğer bir ifadeyle gerçek sayılar kümesi sayı doğrusunu doldurur. # Doğal sayılar kümesi tam sayılar kümesinin, tam sayılar kümesi ise rasyonel sayılar kümesinin alt kümesidir.

N ⊂ Z ⊂ Q # Rasyonel sayılar kümesi ile irrasyonel sayılar kümesi ayrık kümelerdir. Yani ortak elemanları yoktur. Bu iki kümenin birleşiminden Gerçek Sayılar kümesi oluşur. R = Q ∪ I

RASYONEL SAYI NEDİR? TANIM:

  İki tam sayının birbirine oranı şeklinde yazılabilen sayılara rasyonel sayılar denir. Rasyonel sayılar kümesi “Q” harfi ile gösterilir. (Rasyonel sayılar İtalyanca “quotient” kelimesinin baş harfi olarak Q işareti ile gösterilir.) # Rasyonel sayılar abab şeklinde yazılabilen sayılardan oluşur. Burada b sayısı sıfırdan farklıdır. Yani Doğal Sayılar (N), Tamsayılar (Z), kesirler, ondalık sayılar, devirli ondalık sayılar ve karekök alma işleminde karekökten kurtulabilen sayılar rasyonel sayılardır. #Tüm doğal sayılar ve tam sayılar, paydalarına 1 yazılıp iki tam sayının oranı şeklinde yazılabildiği için rasyonel sayılardır.

ÖRNEK:

RASYONEL SAYILAR

Tüm kesirler rasyonel sayılardır.

örnek :

RASYONEL SAYILAR 2

Ondalıklı sayılar ve devirli ondalıklı sayılar kesir olarak yazılabildiği için rasyonel sayılardır.

RASYONEL SAYILAR 3

Rasyonel SAyılara Örnekler : RASYONEL SAYILAR 4

İRRASYONEL SAYI NEDİR?

TANIM: İki tam sayının birbirine oranı şeklinde yazılamayan sayılara irrasyonel sayılar denir. İrrasyonel sayılar kümesi “I” harfi ile gösterilir. Köklü sayılar, virgülden sonra devirsiz olarak sonsuza kadar devam eden sayılar (π sayısı, e sayısı gibi) irrasyonel sayılara örnektir.

irrasyonel sayılar1

ÖRÜNTÜLER VE İLİŞKİLER

Aritmetik Dizi

Geometrik Dizi,

Özel Sayı Örüntüleri

SAYI ÖRÜNTÜLERİ 

Örüntü Nedir?

Belirli bir kurala göre düzenli bir şekilde tekrar eden veya genişleyen şekil ya da sayı dizisine örüntü denir. Örüntüler eş yada benzer çokgenler kullanılarak oluşturulur. Örneğin, kağıttan birbirine eş bir sürü üçgen şeklini kestiniz.
Bunlarla bulmaca gibi balık, kuş,ev,halı,kare,dikdörtgen gibi farklı desenlerde yeni şekiller meydana getirebilirsiniz.İşte bu oluşturduğunuz yeni şekillere örüntü adı verilir.

SAYI DİZİSİ NEDİR?

Sayıların virgülle ayrılarak birbiri ardına dizilmesine sayı dizisi denir. Dizideki her bir sayıya dizinin terimi denir.

ÖRNEK  –1: 1, 3, 5, 7, 9, 11, 13, … dizisi tek sayılardan oluşan ve 1’den başlayarak ikişer ikişer artan bir sayı dizisidir.

ÖRNEK –2: 1, 3, 9, 27, 81, 243, … dizisi 1’den başlayıp üçer üçer katlanarak devam eden bir sayı dizisidir.

ARİTMETİK SAYI DİZİSİ NEDİR?

 Bir sayı dizisindeki ardışık iki terim arasındaki fark sabit bir sayı ise bu diziye aritmetik dizi denir. Örneğin yukarıda verdiğimiz Örnek-1’deki tek sayılar dizisi aritmetik bir dizidir çünkü ardışık terimler arasındaki fark sabittir.

Aritmetik Dizi Örnekleri Aşağdaki gibidir.

ÖRÜNTÜLER 1

ARİTMETİK DİZİNİN GENEL TERİMİ NASIL BULUNUR? 

Aritmetik dizinin genel terimi şu mantıkla bulunabilir. Örneğin 1’den başlayan ve ortak farkı 4 olan (yani dörder dörder artan) bir dizi oluşturalım.

Bu dizinin terimleri şu şekilde olur:

1. terim:   1

2. terim:   5 = 1 + 4

3. terim:   9 = 1 + 4 + 4

4. terim: 13 = 1 + 4 + 4 + 4

görüldüğü gibi her bir terimi oluştururken aslında ilk terimden yola çıkıyoruz ve dizinin ortak farkını ekleyerek devam ediyoruz. Dizinin ortak farkını terim sayısının bir eksiği kadar ekliyoruz. Bu mantıkla mesela 10. terimi bulalım.

10. terim: 1 + 9 tane 4 = 1 + 9 . 4  = 1 + 36 = 37

ARİTMETİK DİZİ GENEL TERİM FORMÜLÜ:

İlk terimi a1 olan ve ortak farkı r olan bir aritmetik dizinin genel terimi: an = a1 + (n−1) . r

GEOMETRİK SAYI DİZİSİ NEDİR?

Bir sayı dizisindeki ardışık iki terim arasındaki oran sabit bir sayı ise bu diziye geometrik dizi denir. Örneğin yukarıda verdiğimiz Örnek-2’deki dizi geometrik bir dizidir çünkü ardışık terimler arasındaki oran sabittir. # Geometrik dizide ardışık iki terim arasındaki orana dizinin ortak çarpanı denir.

Örnek-2’deki dizinin ortak çarpanı 3’tür. Ortak çarpan bulunurken herhangi bir terim bir önceki terime bölünür.

Geometrik Dizi Örnekleri aşağıdai gibidir

ÖRÜNTÜLER2

GEOMETRİK DİZİNİN GENEL TERİMİ NASIL BULUNUR? 

Geometrik dizinin genel terimi şu mantıkla bulunabilir.

Örneğin 1’den başlayan ve ortak çarpanı 2 olan (yani ikiye katlanarak devam eden) bir dizi oluşturalım.

Bu dizinin terimleri şu şekilde olur:

1. terim:   1

2. terim:   2 = 1 x 2 3

. terim:   4 = 1 x 2 x 2

4. terim:   8 = 1 x 2 x 2 x 2 görüldüğü gibi her bir terimi oluştururken aslında ilk terimden yola çıkıyoruz ve dizinin ortak çarpanıyla çarparak devam ediyoruz. Dizinin ortak çarpanını terim sayısının bir eksiği kadar çarpıyoruz.

Bu mantıkla mesela 10. terimi bulalım.

örüntüler 3

GEOMETRİK DİZİ GENEL TERİM FORMÜLÜ: 

örüntüler 4

ÖZEL SAYI ÖRÜNTÜLERİ

ÖZEL SAYI ÖRÜNTÜLERİ ÜÇGENSEL SAYILAR

 1’den n’ye kadar olan n doğal sayının toplamı şeklinde yazılabilen sayılara üçgensel sayılar denir.

Bu sayılarla oluşturulmuş örüntüye ise üçgensel sayı dizisi denir. Yukarıdaki tanımı örneklendirecek olursak:

1 üçgensel sayıdır. 3 üçgensel sayıdır çünkü

3 = 1+2 6 üçgensel sayıdır çünkü 6 = 1+2+3  bu listeyi bu şekilde uzatabiliriz. # Üçgensel sayıları bir örüntü şeklinde yazacak olursak: 1, 3, 6, 10, 15, 21, 28, 36, …

ÖRÜNTÜLER5

KARESEL SAYILAR

Bir tam sayının karesi şeklinde yazılabilen sayılara tam kare sayılar veya karesel sayılar denir.

Bu sayılarla oluşturulmuş örüntüye ise karesel sayı dizisi denir.

Yukarıdaki tanımı örneklendirecek olursak:

1 karesel sayıdır çünkü

1 = 12 4 karesel sayıdır çünkü 4 = 22 9 karesel sayıdır çünkü 9 = 32  bu listeyi bu şekilde uzatabiliriz. # Karesel sayıları bir örüntü şeklinde yazacak olursak: 1, 4, 9, 16, 25, 36, 49, 64, …

Karesel SAyılara Örnekler : 

ÖRÜNTÜLER6

FİBONACCİ SAYI DİZİSİ

Fibonacci sayıları İtalyan matematikçi Leonardo Fibonacci’nin ortaya koyduğu bir sayı dizisidir. Fibonacci sayı dizisi ilk iki terim hariç her terimin kendisinden önceki iki terimin toplanmasıyla oluşturulan bir dizidir. 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, … şeklinde devam eder.

Fibonacci Sayı Dizisine Örnekler : 

ÖRÜNTÜLER 7

Fibonacci bu sayı dizisini bir probleme çözüm ararken bulmuştur ve bu dizinin bir çok özelliği vardır.

CEBİRSEL İFADELER

ÖZDEŞLİKLER

ÇARPANLARA AYIRMA

RASYONEL İFADELER 

ÖZDEŞLİK NEDİR?

 İçindeki değişkenlere verilen bütün gerçek sayılar için doğru olan denklemlere özdeşlik denir.

ÖZDEŞLİK Mİ DENKLEM Mİ?

Özdeşlik mi denklem mi demek aslında kafaları karıştıran bir ifade çünkü özdeşlikler de aynı zamanda denklemdir. “Özdeşlik mi? Özdeşlik değil mi?” sorusu daha uygun bir soru olabilir. Özdeşlik ile denklem arasındaki fark; özdeşlikte değişkene verilen her gerçek sayı değerinde eşitlik sağlanır, denklemde ise bazı gerçek sayı değerlerinde eşitlik sağlanır.(Buradaki denklemden kasıt özdeşlik olmayan denklemdir.)

ÖRNEK: 

2.(x−2)=2x−42.x-2=2x-4 ve 2.(x−2)=42.x-2=4 eşitliklerinde x yerine farklı değerler vererek eşitliğin sağlanıp sağlanmadığını kontrol edelim.

ÖRNEKLER:

ÖZDEŞLİK1

ÖZDEŞLİK2

 Görüldüğü gibi soldaki eşitlik x yerine yazdığımız üç değer için de sağlandı. Sağdaki eşitlik ise x yerine sadece 4 yazdığımızda sağlandı. Bu yüzden:

2.(x−2)=2x−42.x-2=2x-4 bir özdeşliktir.

2.(x−2)=42.x-2=4 özdeşlik değildir.

Bir eşitliğin özdeşlik olup olmadığını anlamak için farklı değerler verip eşitliğin sağlanıp sağlanmadığına bakılabilir. Eğer verilen tüm değerler için sağlamıyorsa özdeşlik değildir. # Bir eşitliğin özdeşlik mi denklem mi olduğunun ikinci yolu ise denklemi çözmektir. Eğer denklemi çözdükten sonra 0=0 çıkıyorsa bu denklem bir özdeşliktir.

ÖRNEK: 3x−5 = x + 33x-5 = x + 3 ve 2.(x+1)=2+2×2.x+1=2+2x eşitliklerinden özdeşlik olanlarını belirleyelim.

RASYONEL SAYILAR 3

TAM KARE ÖZDEŞLİĞİ – İKİ TERİMİN TOPLAMININ KARESİ

İki terimin toplamının karesi, bu iki terimin kareleri ve bu iki terimin çarpımının iki katının toplamına eşittir.

ÖZDEŞLİK4

ÖRNEK: Bu özdeşliği şu şekilde kullanabiliriz. 102’nin karesini bu özdeşlik sayesinde şu şekilde bulabiliriz.

ÖZDEŞLİK5

TAM KARE ÖZDEŞLİĞİ – İKİ TERİMİN TOPLAMININ KARESİNİ MODELLEME

Birinci şekildeki karenin alanı, parçaların alanları toplamına eşittir.

ÖZDEŞLİK6

TAM KARE ÖZDEŞLİĞİ – İKİ TERİMİN FARKININ KARESİ

İki terimin farkının karesi, bu iki terimin kareleri toplamından bu iki terimin çarpımının iki katının çıkarılmasına eşittir. (a−b)2=a2−2ab+b2a-b2=a2-2ab+b2

ÖRNEK: Bu özdeşliği şu şekilde kullanabiliriz. 97’nin karesini bu özdeşlik sayesinde şu şekilde bulabiliriz.

ÖZDEŞLİK7

TAM KARE ÖZDEŞLİĞİ – İKİ TERİMİN FARKININ KARESİNİ MODELLEME

Birinci şekildeki yeşil karenin alanı, büyük karenin alanından beyaz bölgelerin alanlarının çıkarılmasına eşittir.

ÖZDEŞLİK8

İKİ KARE FARKI ÖZDEŞLİĞİ

İki terimin karelerinin farkı, bu iki terimin toplamı ile farkının çarpımına eşittir.özdeşlik9

iki kare farkı özdeşlik ÖRNEK:

Bu özdeşliği şu şekilde kullanabiliriz. 75’in karesi ile 25’in karesinin farkını bu özdeşlik sayesinde şu şekilde bulabiliriz.
özdeşlik10

TAM KARE ÖZDEŞLİĞİ – İKİ TERİMİN FARKININ KARESİNİ MODELLEME

Birinci şekildeki büyük kareyle küçük karenin alanları farkı (sarı bölge), ikinci şekildeki sarı bölgeye eşittir.

özdeşlik11

ÖZDEŞLİK12

CEBİRSEL İFADELERİ ÇARPANLARA AYIRMA

Bir cebirsel ifadeyi çarpanlarının çarpımı şeklinde yazmaya, o cebirsel ifadeyi çarpanlara ayırma denir. Cebirsel ifadeler çarpanlara ayrılırken farklı yöntemlerden faydalanılır.

1) ORTAK ÇARPAN PARANTEZİNE ALMA

Bir cebirsel ifadeyi ortak çarpan parantezine alarak çarpanlara ayırmak istiyorsak cebirsel ifadedeki her terimde ortak olarak bulunan bir çarpan bulmalıyız. Bu ortak çarpan parantezin dışına yazılır ve parantezin içine de verilen ifadedeki terimlerin ortak çarpana bölümleri yazılır.

ÖRNEK: 

3x+9 3x+9 ifadesini çarpanlarına ayıralım. Bu ifade iki terimli bir ifadedir ve bu iki terimde de 3 çarpanı vardır. Ortak çarpan parantezine şu şekilde alırız:

3x+9=3.x+3.3=3.(x+3)

cebir1

2) GRUPLANDIRARAK ÇARPANLARA AYIRMA

Ortak çarpan parantezine alınarak çarpanlara ayırma işlemi yapılamayan durumlarda gruplandırarak çarpanlara ayırma yöntemi kullanılabilir. Bu yöntemde terimler kendi aralarında ortak çarpan bulunacak şekilde iki veya daha fazla terimden oluşan gruplara ayrılır. Daha sonra ortak çarpan parantezine alınır. Gruplandırarak çarpanlara ayırma üçten fazla terimi olan cebirsel ifadelerde kullanılır.

Örnek

cebir2

Cebirsel ifadeye baktığımızda 4 terimin hepsinin ortak bir çarpanı bulunmamaktadır. Bu ifadeyi gruplandırarak çarpanlara ayrılır. İlk iki terim b parantezine son iki terim c parantezine alınır. Sonra ortak çarpan parantezine alırız.

cebir3

ÖRNEK: 

4ay−3by+8ac−6bc4ay-3by+8ac-6bc ifadesini çarpanlara ayıralım.

Cebirsel ifadeye baktığımızda 4 terimin hepsinin ortak bir çarpanı bulunmamaktadır. Bu ifadeyi gruplandırarak çarpanlara ayrılır. İlk iki terim y parantezine son iki terim 2c parantezine alınır. Sonra ortak çarpan parantezine alırız.

3)ÖZDEŞLİKLERDEN YARARLANARAK ÇARPANLARA AYIRMA

A) İKİ KARE FARKI ÖZDEŞLİĞİ İLE ÇARPANLARA AYIRMA

Bazı ifadeler Özdeşlik konusunda öğrendiğimiz iki kare farkı özdeşliği kullanarak çarpanlara ayrılabilir. Cebirsel ifadedeki iki terim de eğer tam kare ise bu iki terimin kareköklerinin toplamı ile farkı çarpılır.

cebir4

cebir5

B) TAM KARE ÖZDEŞLİKLERİ İLE ÇARPANLARA AYIRMA

Bazı ifadeler Özdeşlik konusunda öğrendiğimiz tam kare özdeşlikleri kullanarak çarpanlara ayrılabilir. Cebirsel ifadedeki birinci terimin karekökü ile üçüncü terimin karekökünün çarpımının iki katı ortanca terimi veriyorsa bu cebirsel ifade bir tam karedir. Çarpanları ise birinci terimin karekökü ile ikinci terimin karekökünün toplamının karesidir (veya farkının karesidir).

cebir6

cebir9

Birinci ve üçüncü terimin altına çarpanlarını yazarken uygun çarpanlar seçmeli ve çarpaz çarpılıp toplanınca ortadaki terimi vermesi gerektiğini unutmamalıyız. Buna göre bu ifade şu şekilde çarpanlarına ayrılırdı.

cebir8

cebir10

8.SINIF TÜRKÇE KONULARI

TÜRKÇE 8.SINIF DERS KONULARI BAŞLIKLARI

Aşağıdaki başlıklara tıklayarak İçeriklere ulaşabilirsiniz.

İsterseniz Başlıklara tıklamadan bulunduğunuz sayfada konuların tamamını okuyabilirsiniz

Cümlenin Öğeleri
Cümlede Vurgu
Cümlenin Yapısı ve Cümle bilgisi
Anlatım Bozuklukları
Anlam Bilgisi
Sözcükte Anlam
Eş Anlamlı Kelimeler
Zıt Anlamlı Kelimeler
Yakın Anlamlı Kelimeler
Nicel ve Nitel Anlamlı Kelimeler
Cümlede Anlam
Atasözü
Deyimler

Fiillerde Fiil Çatısı
Nesnesine Göre Fiiller
Öznesine Göre Fiiller

CÜMLENİN ÖĞELERİ

YÜKLEM :

Cümlede işi, hareketi, yargıyı, bildiren çekimli unsura denir.

Not :Bir cümle birden çok ögeden oluşabileceği gibi tek bir yüklemden de oluşabilir.

* Ertesi gün okula müfettişler gelmişti.(C)

* Düşünüyorum   (C)

* Güzeldi.  ( C )

 Not:Yüklem genlikle cümlenin sonunda bulunur; ancak günlük konuşmalarda, atasözlerinde ve şiirde yüklemin yeri değişebilir.

*Gel çabuk buraya!

*Sakla samanı gelir zamanı .

*İstanbul u dinliyorum gözlerim kapalı

Not:Her sözcük ya da sözcük gurubundan yüklem yapılabilir.

*Gecenin yalnızlığında sadece seni düşünürüm (fiil)

*Kasaba halkı meydanda toplanmıştı.(fiil)

*Yaşadığımız günler tıpkı bir rüzgar gibiydi.(edat)

*Bu olayların suçlusu odur. (zamir)

*Sabah uyandığında gözleri ışıl ışıldı.(ikileme)

*Konuşmalarına ister istemez kulak misafiri oldum. (deyim)

*Çalışmak yaşamın bir parçasıdır.

*Odayı süsleyen şey rengarenk çiçeklerdir. (sıfat)

*Öğrenmenin bir yolu da okumaktır.

*Ali derslerinde çok başarılıydı.

2.ÖZNE

Yüklemin  bildirdiği işi, hareketi yapan veya yargının gerçekleşmesine araç olan unsura denir.

 Not: Özneyi bulmak için yükleme kim, ne soruları sorulur Yüklemi isim olan cümlelerde ise olan kim, olan ne soruları sorulur.

*Seyirciler fotoğraf sergisini çok beğendi.

*Ailece bulmaca çözmeye meraklıdırlar.

*Güzel gözler tül ardından görünsün.

*Coşkun nehirler gibi ağlamak istiyorum.

*Ben bu yüzden yalnızlığa hasretim .

*Keskin bir rüzgar  eser şimdi dağlardan.

*İhtiyar kadın gitmeme taraftar değildir.

Not: Yüklemi  edilgen fiillerle kurulan cümlelerin gerçek öznesi yoktur.

*Yemekten sonra erkenden yatıldı.

*Okula kadar yüründü.

*Kahvaltıda çaylar içildi.

*Akşam geç saate kadar derse çalışıldı.

Üç çeşit özne vardır:

A.Gerçek Özne:

Yüklemin bildirdiği işi hareketi bizzat kendisi yapan öznedir. Cümlede iki şekilde gösterilir:

1)Acık Özne:

Cümle içinde açık bir şekilde gösterilir

*Yağmur çok şiddetli yağdı.

*Çocuk iki gündür hasta yatıyor.

*Gemi ufukta yavaş yavaş  kayboluyordu.

*Geceleri bir ses uykumu böler.

2)Gizli özne:

Cümlede doğrudan yer verilmeyen ancak yüklem taşıdığı eklerden anlaşılan öznedir.

*Ertesi gün ona telefon ettim.

*Görmeyeli hemen de bizi unutmuşsun.

*Bu kıyı kasabasına her yaz gelirim.

*Kumsalda yürüyüş yapıyorlar.

NOT:Yüklemi isim olan cümlenin öznesi gerçektir.

*Siyah renkli araba satılıktır.

*Dün akşam pencereler kapalıydı.

B)Sözde Özne: Yüklemi edilgen çatılı cümlelerde,aslında nesne olan öge özne olarak kullanılır.

*Ağaçtaki meyveleri topladı.

*Ağaçtaki meyveler toplan.

*Öğrenciler bütün sınıfı temizledi.

*Bütün sınıf temizlendi.

*Hep bir ağızdan ilahiler okunuyor.

*Düğün için yemekler yapıldı

C)Örtülü Özne

Yüklemi edilen çatılı cümlelerde bazen “—ce, tarafından, nedeniyle,…”gibi sözcükler kullanılarak işi bizzat yapan varlığa da yer verilebilir.

*Yolcu otobüsleri belediyemizce hizmete açıldı.

*Yarışma halk tarafından çok beğenildi

*Kar nedeniyle yollar kapandı.

NOT: Her sözcük ya da sözcük grubu özne olabilir.

*Geçen gün evin duvarı yıkılmıştı.(isim tamlaması)

*Bahçesinde okyanuslar yetişiyordu.(isim)

*Derdini söylemeyen derman bulamaz.(sıfat fiil)

*Sana bakmak suya bakmaktır.(isim fiil)

*Okumak zihni dinlendirir.(isim fiil)

*Çoluk çocuk otobüse dolmuştu.(ekeylem)

*Yağmurlu havalar yarından sonra ülkeyi terk edecek(sıfat)

*Kimse seni benim kadar düşünmez(zamir)

3)NESNE

Öznenin yaptığı işten, hareketten etkilenen unsurdur

Uyarı : isim cümlelerinde yüklemi edilgen çatılı cümlelerde ve geçişsiz fiillerde nesne yoktur. Nesneler ek alıp almamasına göre ikiye ayrılır.

a)Belirtisiz Nesne

Yükleme ne sorusu sorularak bulunur. Belirtme durum eki (–i) almamış olup yalın haldedir.

b)Belirtili Nesne

Yükleme kimi, neyi, nereyi soruları sorularak bulunur.Belirtme durum eki olmuştur.

*Bu yörede kızlarımız kilim dokur.

*Yolun kenarına kocaman kütükleri  yığmışlar.

*O köpeği mahallenin çocukları da arıyordu.

*Bu şehirde tüm sokaklar seni düşünür.

*Başımdaki gökleri bir deniz sanıyorum.

*Kadın kendine bir elbise almış.

*Ben aşkımla baharı getirdim

*Buram buram kekik kokar

*O buğulu gözlerinde parlak yıldızları seyrettim.

*Okulda sigara içmek yasaktır.

*Şafak gülleri ufukta bir bir soldu.

*Dün akşam burayı yakmışlar.

4.ZARF TÜMLECİ

Yer yön sebep miktar durum ve zaman bildirerek yüklemi açıklayan unsurdur. Zarf tümlecini bulmak için yükleme,  nasıl, niçin, neden, ne kadar, ne zaman, kim tarafından ne tarafından, soruları sorulur.

*Dostluklar ömür boyu sürünce güzeldir.

*Bu gece her zaman dişini tırnağına takarak çalışır.

*Yüreğimdeki yara gittikçe büyüyor.

*Güneş her doğduğunda y l nızlık başına vurduğunda beni hatırla.

*Trabzonlara yaslanıp  şarkı söylüyor bir kadın.

*Kırgın kırgın yüzüme bakma Rosa.

*Ipıssız bir gecede karşılaşmıştık seninle.

*Göçmen kuşlar güneye doğru göç ediyordu.

*Rusya’ya tonlarca fındık ihraç edildi.

*Sıcaktan tüm ekinler yanmıştı.

*Bu yıl yağmur yağmadığı için ürün de az oldu.

*Bu konser belediye tarafından düzenleniyor.

UYARI: Yön isimleri yalın halde zarf tümleci olurlar.Belirtme durum eki (-i) alırsa belirtilinesne,-e/-de/-den,hal ekini alırsa dolaylı tümleç olur.

* Hizmetçi,içeriyi iyice süpürsün.

*Adam yavaşça içeri girdi.

*Bir süre sonra içeriden bir ses geldi.

5) DOLAYLI  TÜMLEÇ

Yönelme,bulunma ve çıkma bildirerek cümlenin anlamını tamamlayan unsura denir.

NOT: Dolaylı tümleç olan öğe mutlaka –e/-de/-den hal eklerinden birini alır.

*Buluşma yerine   hemen   gelmiş.

*Senin kirpiklerinde   bir damla oldu   akşam.

*Ağlamayan çocuğa   meme  verilmez.

*Bir havuz kenarında yan yana oturmuşuz.

*Eskicinin sesi sokağın başından duyuluyordu.

*Askerler kuyunun ağzına birikmişti.

*Bu gazeteci yazılarında gerçeklerden hiç sapmaz.

*İhtiyar,bütün mirasını karısına bırakmıştı.

NOT: Dolaylı tümleci bulmak için yükleme;

“kime,kimde,kimden,nereye,nerede,nereden” sorusu sorulur.

UYARI: -e/-den hal eki “için” edatı görevinde kullanılıyorsa ya da sebep bildiriyorsa zarf tümleci kurar.

-de/-den hal ekleri zaman bildiren sözcüklerin üzerine gelirse zarf tümleci olur.

*Korkudan kızın dili tutulmuştu.

*Babasıyla kavga ettiğinden eve uğramıyor.

*Birazdan hava kararacak.

*Yaz akşamlarında yıldızları seyrederdik.

*Denize yüzmeye gidiyorum.

*Ailesine yürekten bağlıydı.

6)EDAT  TÜMLECİ

Bazı edatlarla öbekleşerek cümleyi “amaç, araç, birliktelik, özgülük, karşılaştırma,…” gibi anlamlarla açıklayan unsurdur.

*Çalışmak için yurt dışına gitmiş.(amaç)

e.t.

*Kadın oğlunu bulabilmek için gazeteye ilan vermiş.(amaç)       e.t.

*Bu tatlıyı senin için ayırdım.(aitlik,özgülük)

e.t.

*Yağmur yağdığı için baraj taşmış.(z.t.,sebep)

*Yaralıyı hastaneye ambulansla götürmüşler.(araç)

*Bu yaz Bodrum’a ailesiyle gidecek.(birliktelik)

*Adam öfkeyle yüzüme baktı.(z.t. durum)

*Ali,arkadaşlarına göre derse daha çok çalışıyor.(karşılaştırma)

*Bana göre bu iş olmaz.(görüş)

*Direğe karşı on adım yürüdü.(z.t. yön)

*Sen bile doğum günümü kutlamadın.

e.t.

NOT: “İçin” edatı kendinden önceki sözcükle birlikte neden-sonuç ilgisi kurarsa zarf tümleci,

“ile” edatı durum ilgisi kurarsa zarf tümleci,

“karşı” edatı yön ilgisi kurarsa zarf tümleci olur.

    CÜMLEDE  VURGU

Türkçede cümle vurgusu yüklem üzerindedir. Bu nedenle hangi öğe daha çok vurgulanmak isteniyorsa yükleme yaklaştırılır.

*Arkadaşları onu kapıda bekliyormuş.(D.T.)

*Arkadaşları kapıda onu bekliyormuş.(Nesne)

*Kapıda onu arkadaşları bekliyormuş.(Özne)

UYARI: Cümlede “mi” soru edatı varsa bu edattan önce gelen öğe vurgulanmıştır.

*Bu akşam siz İstanbul’a mı gideceksiniz? (d.t.)

*Bu akşam siz mi İstanbul’a gideceksiniz? (ö.)

*Bu akşam mı siz İstanbul’a gideceksiniz? (z.t.)

*Bu akşam siz İstanbul’a  gidecek misiniz?(y.)

NOT: Cümlede soru sözcükleri varsa soruya verilecek cevap olan öğe vurgulanmıştır.

*Masamdaki kalemleri kim almış?

—Ayşe.(Özne)

*Bu saatte nereden geliyorsun?

—Okuldan.(Dolaylı tümleç)

*Bahçeden ne kopardın?

—Elma.(Nesne)

1. EYLEM CÜMLELERİNDE VURGU

Yüklemi fiil soylu sözcük olan cümlelerde vurgu, yükleme en yakın olan sözcük ya da sözcük öbeği üzerindedir.

Örnek

» Bu kitabı bana, doğum günümde annem almıştı. (Özne vurgulanmıştır.)
» Bu kitabı, annem, bana doğumgünümde almıştı. (Zarf tamlayıcısı vurgulanmıştır.)
» Bu kitabı, doğum günümde annem, bana almıştı. (Yer tamlayıcısı vurgulanmıştır.)
» Annem, bana doğum günümde bu kitabı almıştı. (Nesne vurgulanmıştır.)

2. İSİM CÜMLELERİNDE VURGUYüklemi isim soylu sözcük olan cümlelerde vurgu, yüklemdedir.

Örnek

» Bu konunun kavranması diğerlerinden kolaydır.(Yüklem isim soylu olduğu için vurgu yüklemdedir.)
» İstanbul’u fetheden Fatih’tir.(Yüklem isim soylu olduğu için vurgu yüklemdedir.)

3. KOŞUL (ŞART) CÜMLELERİNDE VURGU

Koşul cümlelerinde vurgu, koşul kipindedir.

Örnek

» Konuyu dikkatlice dinlersen başarılı olursun. (Vurgu, koşul ifadesindedir.)
» İşin erken biterse yanıma uğra. (Vurgu, koşul ifadesindedir.)

4. SORU CÜMLELERİNDE VURGU

Soru sözcükleri ile kurulan soru cümlelerinde vurgu, cüm­lede soru anlamını sağlayan sözcüktedir.

Örnek

» Sen, Burak’ı okulda ne zaman gördün? (Zarf tamlayıcısı vurgulanmıştır.)
» Sen, dün Burak’ı nerede gördün? (Yer tamlayıcısı vurgu­lanmıştır.)
» Sen, dün okulda kimi gördün?  (Nesne vurgulanmıştır.)
» Kim, dün Burak’ı okulda görmüş?  (Özne vurgulanmıştır.)

Soru eki “mı, mi” ile oluşturulan soru cümlelerinde ise vurgu soru ekinin bağlı olduğu, soru ekinden önce gelen sözcükte / öğededir.

Örnek

» Dün, Burcu mu sizi buraya çağırdı? (Soru eki “Burcu”dan sonra gelmiştir; bu sözcük, yani özne vurgulanmıştır.)
» Dün, sizi Burcu, buraya  çağırdı? (Yer tamlayıcısı vur­gulanmıştır.)
» Dün Burcu sizi mi buraya çağırdı? (Nesne vurgulan­mıştır.)
» Dün  Burcu sizi buraya çağırdı? (Zarf tamlayıcısı vur­gulanmıştır.)
» Dün Burcu, sizi buraya çağırdı mı? (Soru eki yüklemden sonra geldiği için yüklem vurgulan­mıştır.)

FİİLLERDE ÇATI-FİİL ÇATISI 

Fiil Çatısı Konu Anlatımı

Cümlede, eylemin nesne alabilip alamamasına ya da öznenin, eylemde bildirilen işle ilgili olarak gösterdiği özelliğe eylem çatısı denir. Dolayısıyla, yüklemi eylem olmayan cümlelerde çatı aranmaz.

Eylemler çatısı bakımından iki grupta incelenir:

  • A. Nesnesine Göre Fiiller
  • 1. Geçişli Fiil
  • 2. Geçişsiz Fiil
  • B. Öznesine Göre Fiiller
  • 1. Etken Fiil
  • 2. Edilgen Fiil
  • 3. Dönüşlü Fiil
  • 4. İşteş Fiil

A. Nesnesine Göre Fiiller

1. Geçişli Fiil

Nesnesi olan ya da nesne alabilen eylemlere “geçişli eylem” denir. Nesneyi, yükleme sorduğumuz “neyi, kimi, ne” sorularıyla bulduğumuz için, bu sorulara cevap veren eylemler geçişlidir.

Ben bu kitabı geçen yaz okumuştum.
Askerdeki arkadaşıma mektup yazdım.

Bu cümlelerde “okumuştum” eylemi “bu kitabı” nesnesini, “yazdım” eylemi “mektup” nesnesini aldığından geçişli bir eylemdir.

Aşağıdaki cümlelerde eylemler, altı çizili nesneleri aldığı için geçişlidir.

Topladığı çiçekleri vazoya yerleştirdi.
Babam, pazar sabahları gazete alırdı.
Diploma törenine kuzenini de davet etti.
Öğretmenimiz derste bize fıkra anlatırdı.

Not: Geçişli eyleme sahip olan cümlelerde kimi zaman nesne bulunmaz. Bu eylemler nesne almasalar da geçişlidir. Önemli olan, o eylemin nesne alabilmesidir.

Öğretmen çok güzel anlattı.
Öğretmen konuyu çok güzel anlattı.

Bu cümlede nesne bulunmamasına rağmen, istenirse cümleye nesne getirilebildiği için “anlatmak” eylemi geçişlidir.

2. Geçişsiz Fiil

Nesne alamayan eylemlerdir. Geçişsiz eylemler, “neyi, kimi, ne” sorularına cevap veremez. Geçişsiz eylemlerin yüklem olduğu cümlelere dışarıdan herhangi bir nesne getirilemez.

Onun anlattığı fıkraya hepimiz güldük.
Babamla hafta sonları balık tutmaya gideriz.

Bu cümlelerde yüklem olan “güldük” ve “gideriz” eylemleri nesne alamadığı için, geçişsiz bir eylemdir.

Aşağıdaki cümlelerde eylemler, nesne alamadıkları için geçişsizdir.

Dün gece televizyondaki film çok geç başladı.
Küçük kardeşim bugün erkenden uyandı.
Geleceğe her zaman umutla baktık.
Okul sonrası annesine ev işlerinde yardım ediyordu.

Not: Nesneyi bulmak için yükleme sorduğumuz “neyi, kimi, ne” sorularına “onu” sözcüğünü ortak bir cevap olarak verebiliriz. Cümleyi “onu” sözcüğü ile birlikte okuyarak cümledeki eylemin geçişli olup olmadığını kolayca anlayabiliriz.

Sabahtan beri burada (onu) bekliyorum.
Balonu uçan çocuk bir süre (onu) ağladı.

Bu cümlelerde nesne yoktur. Cümlelere “onu” sözcüğünü getirdiğimizde “beklemek” eyleminin geçişli, “ağlamak” eyleminin geçişsiz olduğunu görürüz.

Not: Türkçede bazı eylemler yeni anlamlar kazanarak hem geçişli, hem geçişsiz olarak kullanılabilmektedir. Bir cümledeki eylemin geçişli olup olmadığı sorulduğunda sadece eylemi değil, cümleyi bütünüyle okumak gerekir.

Bütün gün çarşıda boş boş gezmiş. (geçişsiz)
Sınıfça ilçemizdeki müzeyi gezdik. (geçişli)
Arkadaşım az önce buradan geçti. (geçişsiz)
Afrikalı atlet sporcuların hepsini geçti. (geçişli)

Not: Geçişsiz iken -r, -t, -tır” eklerinden uygun olanını alarak geçişli hale gelen eylemlere oldurgan eylem denir.

Komik hareketleriyle hepimizi güldürdü.

Daha önce kullandığımız geçişsiz “gülmek” eylemine “-dür” eki getirilerek geçişli “güldürmek” eylemi elde edilmiştir. Aşağıdaki örneklerde geçişli ve geçişsiz eylemler bir arada verilmiştir.

Geçişsiz Eylem           Oldurgan Eylem
dolmak                        dol – dur – mak
ağlamak                      ağla -t – mak
düşmek                       düş – ür – mek

Not: Geçişli iken -r, -t, -tır” eklerinden uygun olanını alarak tekrar geçişli yapılan eylemlere ettirgen eylem denir. Bu fiillerde işi, bir başkasına yaptırma anlamı vardır.

Yaşlı kadın askerdeki oğluna mektup yazdırdı.

Daha önce kullandığımız geçişli “yazmak” eylemine “-dır” eki getirilerek yine geçişli “yazdırmak” eylemi elde edilmiştir. Aşağıda, geçişliyken “-r, -t, -tır” eklerinden biriyle geçişlilik derecesi artırılıp ettirgen yapılmış eylemler verilmiştir.

Geçişli Eylem             Ettirgen Eylem
açmak                         aç – tır – mak
okudu                          oku -t -tu
duymak                       duy – ur – mak

B. Öznesine Göre Fiiller

Türkçede eylemler, öznenin eylemle ilgili olarak gösterdiği özelliğe göre dörde ayrılır.

1. Etken Fiil

Yüklemde belirtilen eylemi, öznenin kendisi yapıyorsa bu tür eylemlere “etken eylem”, özneye de “gerçek özne” denir.

Çocuk, yaramazlık yapan küçük kardeşini dövdü.

Bu cümlede “dövmek” eylemi etkendir; çünkü “dövme” işini doğrudan özne (çocuk) gerçekleştirmektedir.

Aşağıdaki cümlelerde eylemler, altı çizili özneler tarafından doğrudan yapıldığı için etken çatılıdır.

Babam, evimize yeni mobilyalar almış.
Bulutlar, ağır ağır geçti üzerimizden.
Dün gece aniden kar yağdı.
İhtiyar, deniz kenarında gemileri seyrediyordu.
Kuşlar, gün batmadan yuvalarına dönüyordu.
Ünlü şair, daha çok, aşk şiirleri yazıyormuş.
Öğretmenimiz, derste güzel şiirler okurdu.

Not: Cümlede, gizli özne, yüklemde bildirilen işi doğrudan kendisi yaptığından aynı zamanda gerçek öznedir.

Ödevlerini bir an önce yapmalısın. (sen)

Bu cümlenin yüklemi, gizli özne olan “sen sözcüğüdür. Eylem özne tarafından yapıldığı için, “yapmak” eylemi etkendir.

2. Edilgen Fiil

Edilgen eylemin yüklem olduğu cümlelerde özne, yüklemde bildirilen işi yapmaz; başkasının yaptığı işten etkilenir. Edilgen eylem, “-n” ve “-l” ekiyle türetilir ve cümleye “başkası tarafından yapılma” anlamı katar. Edilgen eylemin yüklem olduğu cümlede özne “sözde özne” olarak adlandırılır.

Küçük kardeş, yaramazlık yaptığı için dövüldü.

Bu cümlede yükleme “Dövülen kim?” sorusunu sorarsak öznenin “küçük kardeş” olduğunu görürüz. Ancak “-I” ekini alan “dövüldü” eylemi, özne tarafından değil, başkası tarafından yapılmıştır. Yani burada özne, işi yapan öğe değil; başkasının yaptığı işten etkilenen öğe durumundadır. Dolayısıyla burada gerçek özne değil, “sözde özne” vardır.

Aşağıdaki cümleleri incelediğimizde, eylemlerin başkaları tarafından yapıldığını, dolayısıyla bu eylemlerin edilgen çatılı olduğunu görüyoruz.

Sınıfımıza yeni bir başkan seçildi.
Okulumuza yeni bilgisayarlar alınmış.
Bayram öncesi caddeler güzelce temizlendi.
Kasabamıza yeni parklar yapılacak.
Sınavda birinci olan öğrenci ödüllendirildi.
Sınavı bitirmeden çıkmamamız gerektiği söylendi.
Bu yazarımızın yapıtları dili yalın olduğu için çok okunur.
Cadde ve sokaklar bayraklarla süslendi.

Not: Edilgen çatılı cümlelerde işi yapan, cümle içinde geçse bile eylem yine “edilgen”dir.

Suçlu, polis tarafından Bursa’da yakalandı.

Bu cümlede, “yakalanma” işinin “polis tarafından” yapıldığı görülüyor. Ancak yükleme sorulan “Yakalanan kim?” sorusuyla,”suçlu” sözcüğünün özne olduğunu görürüz. Dolayısıyla “yakalandı” eylemi, “-n” ekini alıp “başkası tarafından yapılma” anlamı taşıdığı için edilgen bir eylemdir.

3. Dönüşlü Fiil

Özne, yüklemde belirtilen eylemi hem yapıyor hem de yaptığı bu eylemden etkileniyorsa bu tür eylemlere “dönüşlü eylem” denir. Dönüşlü eylemler de edilgen fiiller gibi “-I” ve “-n” ekiyle türetilir. Dönüşlü eylemin yüklem olduğu cümlede “kendi kendine yapma” anlamı vardır. Dönüşlü fiillerde özne gerçek öznedir.

Çocuk, yaptığı hata nedeniyle dövündü.

Bu cümlede öznenin (çocuk) “dövünme” işini kendisinin yaptığını ve bu işten yine kendisinin etkilendiğini görüyoruz. Dolayısıyla cümlenin yüklemi dönüşlü bir eylemdir.

Aşağıdaki cümlelerin yüklemlerini incelediğimizde, öznelerin, yüklemde bildirilen işi “kendi kendilerine yaptıklarını ve yaptıkları işten yine kendilerinin etkilendiklerini” görüyoruz.

Sınavı kazandığımı duyunca çok sevindim.
Babam, uzun yıllar çalıştığı işyerinden ayrıldı.
Sarsıntıyı duyunca hemen telefona sarıldı.
Prova saati yaklaşınca elbiselerini giyindi.
Dedesi her zaman madalyasıyla övünürdü.

Not: Edilgen eylem ve dönüşlü eylem; aynı eklerle oluşturulduğundan karıştırılabilir. Edilgen çatılı eylemlerin öznesi sözde öznedir, yani eylemi gerçekleştiren belli değildir. Dönüşlü fiillerin öznesi ise gerçek öznedir, yani eylemi gerçekleştiren öznenin kendisidir.

Onu aramadığım için bana kırılmış.

Bu cümlede “kırılma” eylemini öznenin kendisi yapmış, yaptığı işten de kendisi etkilenmiştir. Yani yüklem dönüşlü bir eylemdir.

Öğrenciler bahçedeyken sınıfın camı kırılmış.

Bu cümlede bildirilen “kırılma” eylemini öznenin kendisi değil, bir başkası yapmıştır. Dolayısıyla eylem edilgen çatılıdır.

4. İşteş Fiil

Yapılması için birden fazla öznenin gerektiği eylemlerdir, işteş çatılı eylemler “-ş” ekini alır. Bazı fiiller ise kök olarak “-ş” ile bitmiştir ve işteş özellik gösterir.

Çocuk, arkadaşıyla yok yere dövüştü.

Bu cümlede “dövüştü” eylemi, “-ş” ekini aldığı ve birden fazla kişi tarafından yapılmayı gerektirdiği için işteş bir eylemdir, işteş eylemlerde özne tekil bile olsa yüklemde bildirilen iş, birden fazla kişiyi gerektirir.

İşteş eylemler, öznelerin işi yapma durumuna göre ikiye ayrılır:

a. Karşılıklı İşteş Fiil:

Özneleri bir işi karşılıklı olarak yapan işteş eylemlerdir.

Ünlü yazarla geçen yıl bir kitap fuarında tanıştık.

Bu cümlede iki kişinin karşılıklı olarak birbirini tanıması anlatıldığı için “tanışmak” eylemi karşılıklı işteş bir eylemdir.

Aşağıdaki cümlelerin yüklemleri, karşılıklı işteş eylemlerdir.

Toplantıda yeni projeyi uzun uzun tartıştık.
Onunla en son geçen ay görüşmüştüm.
Yurtdışındaki arkadaşımla birkaç yıl mektuplaştık.
Yıllar sonra gördüğüm arkadaşımla hasretle kucaklaştık.
Kazandığımız parayı akşamüstü paylaştık.

Not: Bazı eylemlerde “-ş” eki kalıplaştığı için sözcükten ayrılmaz. Gerçekleştirilmesi için birden fazla kişi gerektiren yani anlamca işteşlik taşıyan bu eylemler de işteş eylemdir.

İki dargın arkadaş bu bayramda barıştı.
Gençliğinde okul takımında güreşirmiş.

b. Birlikte İşteş Fiil:

Aynı işi hep birlikte yapma anlamı taşıyan işteş eylemlerdir.

Öğretmenin anlattığı fıkraya bütün sınıf gülüştü.

Bu cümlede, eylem, bir işi karşılıklı olarak yapma değil; hep birlikte yapma anlamı taşıdığı için “gülüşmek” eylemi birlikte işteş bir eylemdir.

Aşağıdaki cümlelerin yüklemleri, birlikte işteş eylemdir.

Park görevlisini gören çocuklar sağa sola kaçıştı.
Yırtıcı kuşlar köyümüzün üzerinde uçuşuyordu.
Çocuklar heyecanla denize koşuştular.
Hepimiz küçücük bir odaya doluştuk.
Yolcular havalimanında bekleşiyordu.
Herkes yeni arabanın başına üşüştü.

Not: Bazı eylemler, aldığı ek nedeniyle işteş gibi gözükse de tek başına yapılabildiğinden işteş değildir. Cümlede özne birden çok bile olsa, iş bir kişi tarafından gerçekleştirilebiliyorsa o eylem işteş değildir.

Yolcular trene zor yetişti.

Bu cümlede “yetişmek” eylemi, birden fazla özne almasına rağmen işteş değildir. Çünkü bu eylemde bildirilen iş, bir kişi tarafından da yapılabilir. Aşağıdaki cümlelerde eylemler, bir kişi tarafından da yapılabildiği için işteş çatılı değildir.

Yorucu bir günün sonunda dağa ulaştık.
Otobüsten iner inmez kalabalığa karıştı.
Aylarca bu sınav için çalıştı.
Uzun süre geçmesine rağmen buraya alışamadı.

Fiil Çatısıyla İlgili Cümle İncelemeleri

Çocukların boyları bu yıl çok uzamış.
Öznesine göre: Etken eylem Nesnesine göre: Geçişsiz eylem
Onunla yarın buluşmak üzere sözleştik.
Öznesine göre: İşteş eylem Nesnesine göre: Geçişsiz eylem
Dağın tepesine bir saat sonra çıkılacak.
Öznesine göre: Edilgen eylem Nesnesine göre: Geçişsiz eylem
Bu zor günlerimde anılarıma tutundum.
Öznesine göre: Dönüşlü eylem Nesnesine göre: Geçişsiz eylem
 

Fiilimsiler:

    Fiil kök veya gövdelerinden yapım ekleriyle türetilerek isim, sıfat ve zarf olarak kullanılan kelimelerdir.

    Bunlar artık fiil olarak kullanılma özelliğini kaybettikleri için fiil çekim eklerini (olumsuzluk eki hariç) alamazlar; isim çekim eklerini alabilirler, isim sıfat ve zarf (tümleci) olarak kullanılırlar; yancümlecik kurarlar.

Fiilimsiler üçe ayrılır: 
1. İsim-fiiller,
2. Sıfat-fiiller (=ortaçlar)
3. Zarf-fiiller (=ulaç,= bağ-fiil)

1.İsim Fiiller

Fiillerin adıdır.

Fiillere (basit, türemiş, birleşik) getirilen “-mE, -mEk, -İş” ekleriyle yapılır. Türetilen bu kelimelere mastar; türetmede kullanılan eklere mastar eki denir.

Bakmak, okumak, yazmak, konuşmak, derlemek, eleştirmek, araştırmak…;
Bakma, yüzme, seslenme, tamamlama, yarım bırakma, kovalama…;
Bakış, geliş, gidiş, serzeniş, sesleniş, tükeniş, kurtuluş, çıkış…

*İsimlerin tüm özelliklerini gösterir, cümlede isim gibi kullanılır.

  • Kitap okumayı çok seviyorum.                     Nesne
  • Okumak en faydalı eylemdir.                        Özne
  • Sinirli olduğu gelinden anlaşılıyor.             Dolaylı tüml.

*Olumsuzları mastar ekinden önce olumsuzluk eki getirilerek yapılır.

  • Okumamak, yazmama, seslenmeyiş…

*Bu kelimeler tek başlarına (eksiz) kullanıldıklarında mastar eki vurguludur.

  • Okumak, yazma, danışma, sesleniş…

*Eğer “-mE” ile yapılan isim-fiillerde bu ek vurgusuz, bundan önceki  hece vurgulu okunursa yanlış anlaşılma olur: Olumsuz emir çekimi zannedilir.

  • Danışma         fiilimsi                         danışma          olumsuz emir
  • Kaynaşma      fiilimsi                         kaynaşma       olumsuz emir

Dikkat: “-mE” eki olumsuzluk ekiyle karıştırılmasın.

*Kimi isim-fiiller kalıcı nesne, yer, iş veya kavram adı olabilirler. Bu durumda artık isim-fiil olarak kullanılmazlar. Bunlar olumsuzluk eki de alamazlar.

  • Dondurma, danışma, kavurma, kızartma…;
  • Çakmak, yemek, ekmek…;
  • Alış veriş, gösteriş, direniş…

*”-mE” ekiyle türeyen mastarlardan bazıları sıfat olarak kullanılabilir.
Süzme bal, asma köprü, yapma çiçek…

2. Sıfat-fiiller  (Ortaçlar):

Fiil kök veya gövdelerinden yapım ekleriyle yapılmış sıfatlardır.

  • Tanı->tanıdık (adam)
  • kırıl->kırılası (eller)…

“-En, -Esİ, -mEz, -r, -dİk, -EcEk, -mİş” ekleriyle türetilirler

*Sıfat görevinde kullanılırlar. Niteleme sıfatı sayılırlar.

gelen araba, öpülesi el, dönülmez yol, koşar adım, tanıdık yüz, gelecek zaman, olmuş iş…

*Daha sonra isimleşebilirler. İsimleştikleri zaman cümlede isim gibi kullanılırlar.

  • Gelenler kimdi? (özne)
    Tanıdıklarımıza rastlayamadık. (Dolaylı tüml.)

Aldıkları eke göre çeşitlere ayrılırlar:

*Geçmiş zaman ortaçları :”-dİk ve -mİş” ekleriyle yapılır. Nesne ve kavramların geçmişte ortaya çıkan niteliklerini bildirirler.

  • Koca şehirde bir tek tanıdık yok.
  • Aramadık yer bırakmadık.
  • Bugüne kadar görülmemiş bir haksızlık var ortada.
  • Pişmiş aşa su katmak.

*Gelecek zaman ortaçları: “-Esİ ve -EcEk” ekleriyle yapılır. Nesne ve kavramların gelecekte ortaya çıkacak olan niteliklerini bildirirler.

  • Kırılası eller hep zalimin yanında.
  • Memleketin o kadar çok görülesi güzellikleri var ki…
  • Daha yapılacak çok iş var.
  • Çözülemeyecek bir sorun yoktur.

*Geniş zaman ortaçları:-En, -mEz, -r” ekleriyle türetilirler

  • Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
  • Koşar adım eve gitti.
  • Hep bilinen şeylerden bahsetti durdu.
  • İşe erken başlayan erken verim alır.
  • Gelen adayların kaydını yapıyorlar.       (şimdi gelen)
  • Akan kanı durdurmalı önce                (her zaman akan)
  • Kaçan mahkûmları yakalamışlar.          (kaçmış olan)

Belirtme Ortaçları: “-dİk ve -EcEk” eklerinden sonra iyelik eki getirilerek yapılır.

  • Okuduğum son kitap
  • Okuyacağım ilk kitap
  • Yapacağımız işler
  • Yapılacakları belirledim.
  • Geleceği varsa göreceği de var.
  • Diktiğimiz fidanlar meyve vermeye başlamış.

Dikkat: Bu eklerden “-mEz, -°r, -dİk, -EcEk, -mİş” ekleri fiil çekim eki olarak da kullanılmaktadır. Zaten fiil çekim eki olan bu ekler zamana bağlı olarak sonradan sıfat yapmışlardır.  Sıfat yaptıkları durumda artık çekim eki değildirler.

  • Bu konu uzun süre tartışılacak  (çekimli fiil)
  • Uzun süre tartışılacak bir konu bulduk. (ortaç)
3. Zarf-fiiller (Ulaçlar):

-Fiillerden türetilen ve zarf tümleci olarak kullanılan kelime veya kelimelerdir.
-Ulaçlar yapım ekleriyle türetilir.
-İsim görevinde kullanılmazlar.

Çeşitleri şunlardır:

a.Bağlama Ulacı:-İp” ekiyle türetilir.

Bu ek genellikle “ve” bağlacının yerini tutar.
“-İp” ekinin getirildiği fiille onun bağlanmış olduğu fiilin öznesi ve zamanı aynıdır.

Telefon edip hâlini hatırını sordum.< Telefon ettim ve hâlini hatırını sordum

Bu ulacın tekrarlanması fiilin sıkça yapıldığını gösterir:
Gidip gidip komşuları rahatsız ediyor.
Bakıp bakıp gülüyor.

b. Durum Ulaçları :”-erek, -e…, -e, -meden, -meksizin, -cesine” ekleriyle yapılır. Fiilin nasıllığını bildirir.

  • Sınıfa gülerek girdi.
  • Olayı adeta yeniden yaşıyormuşçasına anlattı.
  • Gece karanlık sokaklarda düşe kalka ilerlediler.
  • Dinlene dinlene gittiler.
  • Gürültüye aldırmadan işiyle meşgul oluyordu.
  • Hiç dinlenmeksizin yedi saat yürüdüm.
  • Her şeyi bilircesine konuşuyordu.

c. Zaman Ulaçları:-İncE, -dİkçE, -dİğİndE, -ken, -mEdEn, -r, -mEz” ekleriyle yapılır.Bu ulaçlar fiilin zamanını bildirir.

  • Gülünce gözlerinin içi gülüyor.
  • Canım sıkıldıkça şiir okurum.
  • Kar yağınca herkes sokaklara döküldü.
  • İlk okuduğumda iyi anlayamamıştım.
  • Uyurken hep sayıklar.
  • Gün ağarırken düştük tarla yollarına.
  • Uyumadan önce de yarım saat kitap okunabilir.
  • Gelir gelmez seni sordu.

d. Başlama Ulaçları: -Elİ” ekiyle türetilir ve sonraki fiilin başlangıcını bildirir.

  • Buraya geleli çocuğa bir hâller oldu.
  • Seni tanıyalı hayatım değişti.

e. Nedenlik Ulaçları: -dİğİ, -EcEğİ” ekleriyle türetilir ve “-dEn dolayı, için, -dEn ötürü” edatlarıyla birlikte kullanılır.

  • Çok yalnızlık çektiğinden (dolayı) buralarda kalmak istemiyor.
  • Sizden ayrılacağı için üzülüyor.

f. Bitirme Ulaçları: -EnE, -İncEyE, -EsİyE” ekleriyle türetilir ve “değin, dek ve kadaredatlarıyla birlikte kullanılır. Sonraki fiilin bitimini gösterir.

  • Sen gelene kadar biz burada bekleyeceğiz.
  • Yollar açılıncaya kadar bekledik.
  • Öldüresiye dövdüler

CÜMLE YAPISI CÜMLE BİLGİSİ

 YAPI BAKIMINDAN CÜMLELER

Cümleler, bildirdikleri yargı sayısına ve öğelerin yüklemle olan ilişkisine göre çeşitlere ayrılırlar.

Cümlede bir ya da birden fazla yargı vardır. Başka bir deyişle birden fazla cümle bir araya gelip bir cümleymiş gibi görünebilir.

  • Bir ceylan gibi ürktü. Tek yargı
  • Sevincinden ne yapacağını şaşırmıştı. İki yargı

Bu tür cümlelerde bazı öğeler ortak olduğu gibi öğelerin tamamı farklı da olabilir. Bu cümleler birbirlerine bazı bağlaçlar yardımıyla bağlanabildiği gibi anlam bakımından da bağlanabilirler.

  • Saatine baktı ve otobüsü kaçırdığını anladı.

Cümleler yapı bakımından çeşitlere ayrılırken içlerindeki kelime sayısı değil yüklem, fiil veya yargı sayısı dikkate alınır.

Yapı bakımından cümleler; basit, birleşik, bağlı ve sıralı olmak üzere dörde ayrılır.

 1. Basit Cümle

İçerisinde tek yargı, tek fiil, dolayısıyla isim veya fiil cinsinden tek yüklem bulunan cümledir.

Başka bir cümleye bağlanmaz, yani bağımsız bir cümledir. Tamamladığı ya da onu tamamlayan bir cümlecik yoktur.

  • Yarın akşam maç yapacaklar.
  • Zayıf kolları kirli tunç rengindeydi. Tekrar başını kaldırdı.
  • Gökle denizin birleştiği dumandan çizgiye baktı.
  • Sıcak yaz aylarını geçirmek için deniz kenarlarına, kırlara tepelere kaçanlar, şimdi birer birer kışlıklarına dönüyorlar.

*Bazı dil bilimcilere göre içerisinde yüklemin dışında isim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiil bulunan cümleler de basit cümledir; bu kelimeler ve kelime grupları yargı bildirmezler.

  • Rüzgâr, denizin yüzünü pürüzlendirerek küçük savaşlar yaratıyordu.
  • Birden köşe başından, iki karayağız atın çektiği bir fayton peyda oldu.

2. Birleşik Cümle

Bir temel cümle ile onun anlamını tamamlayan en az bir yan cümlecikten meydana gelen cümlelerdir.Yani yapısında birden fazla cümle bulunduran cümlelerdir.

Temel cümleyle yan cümlenin bir araya geliş şekillerine göre birleşik cümleler çeşitlere ayrılır.

a. Girişik Birleşik Cümle

Bu tür cümlelerde yan cümlecik temel cümleciğin herhangi bir öğesi olabildiği gibi, bir öğenin parçası da olabilir.

Girişik birleşik cümleler, fiilimsilerle ve çekimli fiillerle kurulur.

  • Havaların ısınması / tatil düşkünlerini sevindirdi. Özne
  • Çadırları çalanlar / bulunamadı. Sözde özne
  • Evlerin ne zaman biteceğini / bilmiyoruz. Nesne
  • Yarın / bir tanıdığa / gideceğiz. Dolaylı tüml.
  • Babasını karşısında görünce / çok sevindi. Zarf tüml.
  • Havalar soğuduğundan / artık dışarı çıkmıyor. Edat tüml.
  • Ellerim takılırken / rüzgarların saçına
  • Asıldı arabamız bir dağın yamacına,

b. İç İçe Birleşik Cümle

Bir temel cümleyle, herhangi bir sebeple onun içinde kullanılan bir yardımcı cümleden oluşan cümlelerdir. Yardımcı cümle de temel cümle gibi bağımsız bir cümle yapısındadır. Asıl yargı sonda bulunur.

]Yardımcı cümle nesne olarak kullanılabilir. Alıntı hâlindedir.

  • Adam, / “Kartınız geçerli değil.” / demez mi?
  • Şark için “Ölümün sırrına sahiptir.” derler.

]Yardımcı cümlenin yüklemi “de, zannet-, san-, bil- gör-, görün-, farzet-, düşü-” fiillerinin çekimli şekli olabilir.

  • “Seni göremedim diye bu bahar
    İçimde bin türlü duygunun isyanı var.”
  • Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan
    “Savaşı önce kendime karşı kazanmalıyım.” diye düşündü.

]Yardımcı cümle ana cümle içinde bir isim tamlamasının tamlayanı olarak bulunabilir.

  • Iraklardan bir dondurmacının “Vişnelim var, kaymaklım” nidası titreyerek dağılıyordu.
  • Artık “Ev alma komşu al.” atasözünün hükmünün kalmadığına inanıyorum.

]Yardımcı cümle edat grubu olabilir.
Gönül Anadolu’da Yunus Emre’nin “Taştın yine deli gönül / Sular gibi çağlar mısın” gibi mısralarıyla şahlanır.

c. İlgi Cümlesi

Temel cümlenin herhangi bir öğesi olan veya bir öğenin açıklayıcısı olan yan cümleciğin, bağlı bulunduğu veya açıkladığı öğeye “ki” bağlacıyla bağlanması sonucu ortaya çıkan cümleye ilgi cümlesi denir.

Bu cümlelerde ki atılarak yan cümleciğin hangi öğeye bağlı olduğu görülür.

  • Muhsin, / ki öğrencilerimizdendir, / böyle bir şey yapmaz.
  • Öğrencilerimizden olan Muhsin…
  • Dün gece, / ki oradaki son gecemizdi, / çok eğlendik.
  • Oradaki son gecemiz olan dün gece…

Duydum ki o da ziyarete gelecekmiş.

d. Şartlı Birleşik Cümle

Bir temel cümle ve onun şartı olan bir cümleden oluşan birleşik cümlelerdir. Şart cümlesi tek başına yargı bildirmez; ana cümleyi zaman, şart, sebep ve benzetme yönlerinden tamamlar. Onun zarfı olarak kullanılır.

  • Hava güzel olursa / yarın pikniğe gideriz.
  • Çanakkale’yi de gezerdik, / vaktimiz olsaydı.
  • Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.
  • “Havaya bakarsam hava alırım
  • Toprağa bakarsam dua alırım
  • Topraktan ayrılsam nerde kalırım
  • Benim sadık yarim kara topraktır.”
  • Artık demir almak günü gelmişse zamandan
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

*Bazı kalıplaşmış şart cümleleri özne veya nesne de olabilir.

  • Ne yapsa faydasız.

*İstek bildiren şart eki bağımsız cümle kurar. Ancak istek ifadesinde de yargının kuvvetli olmadığı sezilmektedir.

  • Bir gün çıkıp gelsen, vursan kapıma
  • Atılsan boynuma kollarını açarak
  • Otursan dizlerime yaramaz bakışlarla
  • Konuşsan yine öyle yarım yamalak. (YBB)

3. Sıralı Cümleler

Bağımsız cümlelerin, aralarındaki anlam ilgisinden dolayı virgülle veya noktalı virgülle birbiri ardına sıralanmasıyla oluşan cümleler topluluğudur.
En az iki cümleden oluşur.

  • “Yağız atlar kişnedi, / meşin kırbaç şakladı, /
  • Bir dakika araba yerinde durakladı.
  • Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, /
  • Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar…”
  • “Gök sarı, / toprak sarı, / çıplak ağaçlar sarı
  • Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,”
  • “Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu, /
  • Gökler bulutlanıyor, / rüzgar serinliyordu.”
  • Sarı çiçeğin saçları yolunmuş, kana bulanmıştı.
  • Bu, asırlardan beri böyle olagelmişti, asırlarca da böyle sürüp gidecekti.

*Sıralı cümlelerin bütün öğeleri ayrı olabildiği gibi bazıları ortak da olabilir.

  • Otobüs her zamanki gibi yine geç geldi; / biz de derse geç kaldık.
  • Mart kapıdan baktırır; kazma kürek yaktırır. Özne ortak.
  • Mallarımızı önce çaldılar, sonra geri bize sattılar. Özne ve nesne ortak.
  • Merdivenleri kardeşin yıkasın, sen de sil. Nesne ortak.
  • İnatçı adama dil döküyor, sürekli yalvarıyordu. Özne ve dolaylı tüml.

Sıralı cümleler ikiye ayrılır:

1. Bağımlı sıralı cümle: Öğe ortaklığı olan cümledir. Farklı yüklemlerin özne, nesne, tümleç gibi ortak öğeleri vardır.

  • (Ben) Dün akşama kadar çalıştım, çok yoruldum. (Özne ortak)
  • Her zaman planlı çalışır, başarılı olurdu. ( Z.T. ortak öge)

2. Bağımsız sıralı cümle: Öğe ortaklığı olmayan sıralı cümledir. Cümleler arasında anlam ilgisi olduğu hâlde hiçbir öğesi ortak olmayan cümlelerdir.

  • Biri yer, biri bakar.
  • Horoz ölür ,gözü çöplükte kalır.
  • Sakla samanı gelir zamanı.
  • Besle kargayı, oysun gözünü.
  • Laf çok, icraat yok.
  • Sınıf temiz, öğrenciler temiz, gökyüzü temizdi.

4. Bağlı Cümle

Aralarındaki ilgiden dolayı birbirlerine bir bağlaçla bağlanan cümlelerdir.
Bağlaçlar cümle öğesi değildir.

İkiye ayrılır.

1. “ki”li Bağlı Cümleler

Farsça “ki” bağlacıyla birbirine bağlanan bağımsız cümlelerden oluşur.
Yardımcı cümle ana cümleyi genellikle nesne ve zarf göreviyle tamamlar.
Ana cümle başta, yardımcı cümle sonra bulunur. Bu sıralanış, Türkçe cümle yapısına aykırıdır.

  • Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta.
  • “Gönlüm isterdi ki mazini dirilten sanat
    Sana tarihini her lâhza hayal ettirsin.”
    (Gönlüm, mazini dirilten sanatın sana tarihini her lâhza hayal ettirmesini isterdi.)

]Yardımcı cümlenin başta, ana cümlenin sonda kullanıldığı cümleler de vardır. Burada da yardımcı cümle zarf görevindedir.

  • Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi. (Büyük olduğun için kanın tevhidi kurtarıyor.)
  • Kırk elli adım uzaklaşmıştı ki iki iri kanadın havada çarpışmasından çıkan boğuk bir gürültü işitti. (İki iri kanadın havada çarpışmasından çıkan boğuk bir gürültü işittiğinde kırk elli adım uzaklaşmıştı.)

]Bu tür cümlelerde “ki” bazen düşebilir. Cümle, okuyanın, dinleyenin muhayyilesine bırakılır.
Darıldı diye o kadar korktum ki… (anlatamam)

Not: “ki” edatının şüphe kattığı cümleler bağlı cümle değildir.

  • Düşler mi ki şu burcu burcu kokan havada
    Renk mi ki üzerimde akaduran bu nehir?

2. Diğer Bağlaçlarla Kurulanlar

“ve, veya, ya da, da, fakat, ama, lâkin, hâlbuki, ne…..ne, meğer…” bağlaçlarıyla birbirine bağlanan bağımsız cümleler topluluğudur.

  • Hava bulutlu ve durduğumuz tepe rüzgârlı idi.
  • Çocukluk günlerini hatırladı ve gözlerinde iki damla yaş belirdi.
  • Okumayı bilmiyor veya numara yapıyor.
  • Ne doğan güne hükmim geçer
    Ne hâlden anlayan bulunur.”
  • Bu ev güzel, temiz, her şeyi yerinde bir ev; / ama / Şinasi Bey’in istediği ev değil.
  • “Yatsam, acaba uyuyabilir miyim?” diye düşündü, yatıp da uyuyamamaktan korktu; / ama / korktuğu başına gelmedi. Sabaha kadar yattı, hem de uyudu.
  • Burnu biraz basıkça, / fakat / gözleri derin ve güzel; alnı küçük ve dar, / fakat / saçları altından bir duman gibi yumuşak ve seyyal; dişleri biraz eğri, / fakat / dudakları çilek gibi küçük, toplu ve yuvarlak… Güzel değilse bile çirkin hiç değil.
  • Onun bu sözlerinin samimî olduğuna hiç şüphe etmediler / ve / bir çocuk ruhu kadar temiz ruhundan gelen nutuklarını sessizce dinlediler.
  • Dün resim yapmadı / da / maça gitti.
  • Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde.

]Bağlı cümlelerin bir kısmında yüklemin kipi ve şahsı aynı, bir kısmında farklıdır.

  • Hava bulutlu ve durduğumuz tepe rüzgârlı idi.
  • Ayakkabılarını ayağına geçirdi ve kendini sokağa attı.
  • İstediğiniz evrakları getireceğim, fakat okuyabileceğinizi sanmıyorum.
  • Ben saatinde gelmiştim, ama o henüz ortalıkta yoktu.

]Unsurların biri veya birkaçı ortak olan bağlı cümleler de vardır.

  • Ya okumayı bilmiyor ya numara yapıyor.

Sonuç:

Bir cümle, yapı bakımından basit, birleşik, bağlı, sıralı cümlelerden ancak birine dahil olabilir. Birleşik, bağlı ve sıralı cümleleri oluşturan cümleler de ayrı ayrı basit, birleşik, sıralı veya bağlı olabilir.

İnceleme:

Gündüzleri onların sesleriyle o kadar dolmuş olurdum / ki / rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım ve hep bunları tefsir etmek isterdim.

Çeşidi: “ki”li bağlı cümle
Yardımcı cümle: basit:

Gündüzleri onların sesleriyle o kadar dolmuş olurdum
Ana cümle: bağlı:

rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım / ve / hep bunları tefsir etmek isterdim.
Ana cümleyi oluşturan cümlelerin her biri: basit:
rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım
hep bunları tefsir etmek isterdim.

Örnekler

  • Öğle yemeğinden sonra sinirlerim uyuştu, ufak bir uyku kestireyim diye kompartımanda uzandım.
  • Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana
  • Medeniyet öyle kuvvetli bir ışıktır ki ona bigâne olanları yakar, mahveder.

 

ANLATIM BOZUKLUKLARI
Konuların anlatımı aşağıdaki başlıklarımn altındadır.

Eş anlamlı kelimelerin bir arada kullanılması
Anlamı zaten diğer k elimelerde bulunan kelimelerin gereksiz yere kullanılması
Bir kelimenin yerine yanlış anlam verecek şekilde başka bir kelime kullanılması
Birbiriyle çelişen s özlerin bir arada kullanılması
Eklerin yanlış k ullanımı
Özne-yükle m uyumu/ uyumsuzluğu
Nesne-yüklem uyumsuzluğ u
Tümleç yanlışları
Düşünme ve mantık hata ları
Fiilin vey a yardımcı fiilin yanlış kullanılması
Tamlama yanlışlarıI
Kelimelerin yanlış yerde kullanılma sı
Birleşik cümlelerde yüklemler arasındaki uyumsuzluk

CÜMLENİN ÖĞELERİYLE İLGİLİ GENEL ÖZELLİKLER

1)   Hiçbir öğe sözcük sayısıyla sınırlı değildir.Bir öğe,bir tek sözcükten oluşabildiği gibi birden çok sözcükten de oluşabilir.

*Bu yüzyılın en acı olaylarını yaşamış ve dile getirmiş

b.li. n.

olan Dadaloğlu’nu    değişik bir bakış açısıyla incelemeliyiz.

z.t                            y

*O ,  dün,  bize,   babasıyla   geldi.

Ö.     Z.T.    D.T.   E.T.       Y.

2)  Cümlede özne,nesne,dolaylı tümleç ve zarf tümleci açıklayıcısıyla birlikte kullanılabilir.

*Bir yıl kalacağım bu ili   Siirt’i,  çok   özleyeceğim.

B.li n.                Açıklycı.

*Annesini,  o çok sevdiği çileli kadını,elleriyle toprağa verdi.

B’li n.              Açıklayıcısı

*Çocuk;sevinçle,etekleri zil çalarak,telefona koştu.

Z.T.            Açıklayıcısı

*Teyzem, Adana’da olan,buraya gelecekmiş.

ö.            Açıklayıcısı

3)Bir cümlede birden fazla özne,dolaylı tümleç, nesne, zarf tümleci ortak bir yükleme bağlanabilir.

*Annesini,babasını,akrabalarını ve bütün arkadaşlarını görmek istiyordu.

*Evde,okulda,sitede,her yerde aynı konu konuşuluyordu.

4) Öğelere ayırmada tamlamalar, deyimler ve bileşik fiiller bölünmez.

*Bahçenin,birkaç yıl önce yapılan duvarı     yükseltilecekmiş.

s.ö. (Özne,belirtili isim tam.)               y.

*O her zaman ince eleyip sık dokur   (yüklem,deyimden oluşmuş)

y.

*Yaşlılara, yardım edelim.(Yüklem,birleşik.fiil.oluşmuş)

y.

*Olay anlatımına dayanan eserler beğeniyle okunur.

s.ö.(sıfat tamlamasından oluşmuş)

5)Hitaplar,ünlemler ve bağlaçlar;öğe dışı sözcüklerdir.  (Bağımsız tümleçlerdir)

*Arkadaşlar, beni dinler misiniz?

ö.dışı

*Geleceğiz; fakat çok kalmayacağız.

ö.dışı

*Eyvah,çocuk düştü.

ö.dışı

6) Şiir dizeleri ya da devrik söyleyişler,kurallı cümle biçimine çevrilirse daha kolay bulunur.

*Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet,

*Hürriyet,  hür yaşamış bayrağımın hakkıdır.

ö.                          y.

7)Soru cümleleri değişik öğeleri buldurmayı amaçlayabilir. Sorulara verilecek cevaplar hangi öğeyi oluşturuyorsa, soru cümlesi o öğeyi buldurmaya yöneliktir.

*–Kimi seviyorsun?

–Seni (Seni seviyorum) (Soru nesneyi buldurmaya  yönelik.)

*-Kim yapmış?

-Babam (Babam yapmış) (Soru özneyi buldurmaya yönelik)

*-Nereye gidiyorsun?

-Okula (Okula gidiyorum) (Soru d.t.’yi buldurmaya yönelik)

*-Ne zaman geldin?

-Dün (Dün geldim) (Soru z.t.’yi buldurmaya yönelik)

*-Kırılan neydi?

-Bardaktı (Kırılan bardaktı) (Soru yüklemi buldurmaya yönelik)

8) “-mi” edatıyla oluşturulan soru cümlelerinde “-mi” hangi öğeden sonra gelmişse soru o öğeyi buldurmaya yöneliktir.

* Bugün bize gelecek misin?(Soru yüklemi buldurmaya yönelik)

* Bugün bize mi geleceksin?(Soru D.T.’yi buldurmaya yönelik)

* Bugün mü bize geleceksin?(Soru Z.T.’yi buldurmaya yönelik)

* Sen mi bugün bize geleceksin?(Soru özneyi  buldurmaya yönelik)

* Seni mi çağırmış?(Soru B.Lİ N.’yi buldurmaya yönelik)

9)Bir cümlede vurgulanan öğe, yüklemden hemen önce gelen öğedir.

* Çocuklar,sevgiyle beslenir.(Edat tümleci vurgulu)

e.t.

*Cömert olmadan önce doğru olmayı bil.(B.li n. vurgulu)

*Kitabım sende kalmış.(D.t. vurgulu)

SORU: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde soru,özneyi buldurmaya yöneliktir?

A)   Beni mi aradılar?

B)   Aşağı mı ineceğiz?

C)   Dün mü geldiniz?

D)   Yağmur mu yağıyordu?

E)   Çok mu yoruldun?

SORU: “Sabah olunca,güneşin ilk ışıkları dağların doruklarını aydınlattı.”

Aşağıdakilerden    hangisi,öğeleri    ve    öğelerinin sıralanışı   bakımından  bu  cümleye   benzemektedir?

A)   Zaman,onun için çok önemlidir.

B)   Kardeşinin yerinde şimdi o çalışıyor.

C)   Evde yalnız kalınca müzik dinler.

D)   Babasının arkasından o da işe gitti.

E)   İki saat sonra su,depoyu doldurur.

 

ANLAM BİLGİSİ

SÖZCÜK

Sözcük ( Kelime ) nedir ?

     Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime denir. Kelime, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin anlamlı en küçük parçasıdır. Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesiyle anlaşma sağlanır.

SÖZCÜKTE ANLAM


Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır. Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.
Anlam bakımından kelimeler ve kelimeler arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:
A. ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER
Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.
1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)
Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna “temel anlam” da denir.
Meselâ, “ağız” dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle.
Soğuktan su boruları patlamış.
Ayağında eski bir spor ayakkabı var.
Biraz sonra toprak bir yola girdik.
Kanadı kırık bir martı gördüm.
Soğuk sudan boğazı şişmişti.
Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.
Dün gece erken yattım.
Sıcak çorbayı içince rahatladım.
Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.
Ahmet’in burnu iyi koku alır.
Ağzında yaralar oluşmuştu.
Elini hırsla masaya vurdu.
İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi.
Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı.
2. YAN ANLAM
Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.
Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.
Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun pantolonu düşüyordu”, “Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır.
Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)
Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış.
Uçağın kanadı havada parçalanmış.
Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.
Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.
Köprünün ayağına bomba koymuşlar.
Şişeyi boğazına kadar doldurdu.
Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim.
Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı.
Yokuşun başına kadar koştuk.
Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır.
Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb
3. MECAZ ANLAM
Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.
Bu konuyu bir daha açmayacağım.
İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.
Derdim çoktur, hangisine yanayım.
Doktora boş gözlerle bakıyordu.
Bu şarkıya bayılıyorum.
Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.
Yakında savaş patlayacak.
Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.
İnce işlere aklım pek ermiyor.
Kitapları taşırken kolum koptu.
İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.
Bu söze gençlerden biri ince bir karşılık verdi.
Onun pişkinliğine bir anlam veremedik.
Cesaretinin kırılmasına sen sebep oldun.
Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir. Eğretileme ve deyim aktarması da denir.
“Kurban olam, kurban olam
Beşikte yatan kuzuya” (açık istiare)
“Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor.” (kapalı istiare)
İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl
Saçını kestir demedim mi?
Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.
Ayağını çıkarmadan girebilirsin.
Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.
Orhan Veli’yi okur musun?
4. DEYİM ANLAM
Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.
Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.
Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.
Her gördüğüne dudak büküyordu.
Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.
İki genç adam boğaz boğaza geldi.
Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.
Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.
Matematiği aklım almıyor.
Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.
Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.
Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.
Bizimkinin iyice çenesi düştü.
Göze girmek için her şeyi yapıyor.
İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.
Bu soruya kafa yormanı istemiştim.
Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.
Burası çok ayak altı, şurada duralım.
Deyimlerin özellikleri:
a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.
Meselâ “yüzün ak olsun” yerine “yüzün beyaz olsun” denilemez,
“ocağına incir ağacı dikmek” yerine “ocağına çam ağacı dikmek” denilemez,
“ayıkla pirincin taşını” yerine “ayıkla bulgurun taşını” denilemez,
“dilinin altındaki baklayı çıkar” yerine “dilinin altındaki şekeri çıkar” denilemez,
“tüyleri diken diken ol-” yerine “kılları diken diken ol-” denemez.
Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.
Araya başka kelimeler girebilir:
“Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.
b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: “Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”
c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.
1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:
ağzı açık, kulağı delik,
eli uzun, kaşla göz arasında,
bulanık suda balık avla-, dikiş tutturama-,
can kulağı ile dinle-, köprüleri at-,
pire için yorgan yak-, pişmiş aşa su kat-,
kafayı ye-, aklı alma-,
akıntıya kürek çek-, ağzı kulaklarına var-,
bel bağla-, çenesi düş-,
göze gir-, dara düş-,
2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.
Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Allah bana ben de sana,
Atı alan Üsküdar’ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,
Ne şiş yansın ne kebap,
Fol yok yumurta yok ..
d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: “İşleyen demir ışıldar” atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.
e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?
Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..
f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:
Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)
Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)
g) Kafiyeli deyimler de vardır:
Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı
5. TERİM ANLAM
Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.
Örnek: “Ekvator” kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.
Örnek: kök, mısra, muson.
“yüklem, özne, kök, zarf”, dil bilgisi terimleri; “üçgen, daire, çap”, kelimeleri de geometri terimleridir.
Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.
Örnek: “Budala” kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.
Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.
Boğaz’ı geçip Karadeniz’e ulaştık.
Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.
Ağacın kökleri çok derinde.
Üçgenin iç açıları toplamı 180’dir.
6. ARGO ANLAM
Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.
Argo, dil içinde bir dil gibidir.
Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.
Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.
Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.
Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.
Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.
“Canına yandığımın dünyası” gibi.
abdestini vermek: azarlamak
aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek
röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek
piliç gibi: güzel ve sevimli kız
mektep çocuğu: acemi, toy
zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak
yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek
arakçı: hırsız
bal kabağı: aptal, beyinsiz
torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak…
7. SOYUT ANLAM
Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.
Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik…
8. SOMUT ANLAM
Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.
Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak…
Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.
“Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum.”
“Adam yıldızlara basa basa yürüyordu.”
9. GENEL ve ÖZEL ANLAM
Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.
Varlık-canlı-insan-Ahmet
Metin-paragraf-cümle-kelime-hece-harf

10.SÖZCÜKTE ÇOK ANLAMLILIK
    Her sözcüğün en az bir anlamı vardır. Başlangıçta tek anlam ifade eden sözcük, zamanla çeşitli yöntemlerle değişik anlamlar kazanır. Bu yüzden dilimizde tek anlamlı sözcüğe fazla rastlanmaz. Rastlananlar da genellikle yan veya mecaz anlam yüklenemeyen, kullanım alanı dar sözcükler, belli alanların bazı terimleri, başka dillerden yakın dönemlerde girmiş sözcüklerdir.

Aşağıdaki sözcüklerin birden fazla anlamı yoktur:

Alçı, albay, bitki, camcı, gişe, kurnaz, tümleç…

Sözcüklerin çok anlamlılığı cümle içinde kullanımında kendini belli eder:

  • Hastanın dili şişmiş, ağzında dönmez olmuştu. (İnsanda ve bazı hayvanlarda ağız boşluğunda yer alan etli, uzun, hareketli organ.)
  • Dört beş yaşındaki bir çocuğun dili epey gelişmiştir. (İnsanların duygu ve düşüncelerini anlatmak için sözle ve yazıyla gerçekleştirdikleri anlaşma, lisan.)
  • Tarık Buğra’nın dili Akşehir’den, Yaşar Kemal’inki Çukurova’dan önemli izler taşır. (Bir çağa, bir yöreye, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi.)
  • Terazinin sağ dili , az yukarı bakıyordu. (Bazı aletlerde uzun, yassı ve hareketli parça.)
  • Hukuk dili, roman dili, tiyatro dili, yasa dili … (Belli kurumlara, mesleklere, konulara özgü dil.)
  • Dalgaların yığdığı kumlar körfezin ağzında bu dili oluşturmuş. (Coğrafyada, denize uzanan dar ve alçak kara parçası.)


B. SÖZCÜKLER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ
1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.
kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç…
Fakat bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz: “kara bahtlı” kelime grubunda “kara” kelimesinin yerine “siyah” kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.
Türkçe kelimeler arasında da eş anlamlılık olabilir:
deprem-yer sarsıntısı-zelzele,
kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada bir-bazen
2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.
göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,
Kardeşim sana küsmüş.
Kardeşim sana kırılmış.
Kardeşim sana gücenmiş.
Kardeşim sana darılmış.
Birinci cümlede bir “kesinlik ve aşırılık” anlamı, ikinci cümlede bir “esneklik, hatta hoşgörü” anlamı, üçüncü cümlede “üzülmek” anlamı, dördüncü cümlede “gücenip görüşmez olmak” anlamı vardır.
Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)
Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)
Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)
Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)
3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER
Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.
Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,
Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.
“sevinmek” karşıtı sevinmemek değil “üzülmek”tir.
Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.
“doğru” kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede “eğri” olurken, diğerinde “yanlış” olabilir.
İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki “ağır” kelimesinin ağır olmayan anlamındaki “hafif”le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.
4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.
Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir
Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz
Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi
Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:
Siyah anlamındaki “kara” ile “kar-a” (-a: yönelme hâl eki) gibi
“Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar”
“Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar”
Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya
“hala” ve “hâlâ”, “kar” ve “kâr”, “adet” ve “âdet” kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.
5. İKİLEMELER
Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime grubudur.
ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya doya …
Yapı Yönüyle İkilemeler:
a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik deşik, eş dost
b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak…
c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç ….
d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş …
e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl …
f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski püskü
g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur …
İkilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti konulamaz.
6. YANSIMALAR
Tabiata, insana, insan dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya çıkan kelime veya kelime gruplarıdır.
tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır…
Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.
“miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek, şırıltı”
7. ATASÖZLERİ
Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.
Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler
Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler
Çoğu mecazlıdır.
Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.
Genel bir yargı bildirir.
Öğüt verme amacı taşır.
At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
Böyle gelmiş, böyle gider
Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
Damlaya damlaya göl olur.
Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.
Eden bulur.
Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Üzerine laf düşmedikçe konuşma.
Vakitsiz açılan gül çabuk solar.
8. DOLAYLAMA
Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.
“yavru vatan”: Kıbrıs,
“büyük kurtarıcı”: Atatürk,
“ulu önder”:Atatürk
“derya kuzuları”: balık,
“file bekçisi”:kaleci
“Türkiye’nin kalbi”: Ankara
9. ANLAM GENİŞLEMESİ
(yan anlam)
10.ANLAM DARALMASI
] “oğul” kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.
11. ANLAM İYİLEŞMESİ
] “kötü” anlamındaki yavuz kelimesinin artık “yiğit” anlamında kullanılması gibi.
12. ANLAM KÖTÜLENMESİ
] “canlı” anlamındaki canavar kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi.
13. GÜZEL ADLANDIRMA
] “verem” kelimesinin dildeki korkunçluğunu azaltmak için “ince hastalık” ile karşılanması gibi.
]Yabanî hayvan adı olan “börü”nün atılıp yerine “kurt” kelimesinin kullanılması gibi.

EŞ ANLAMLI KELİMELER 
Sesleri farklı, anlamları aynı olan sözcüklere eş anlamlı (anlamdaş) sözcükler denir. Türkçede söz­cükler arasında eş anlamlılıktan çok, yakın anlamlılık vardır. Bu nedenle Türkçede eş anlamlı sözcüklerin sayısı çok azdır. Türkçedeki eş anlamlılık, yabancı kökenli sözcüklerden kaynaklanır. Eş anlamlı kelimelere bakıldığında genellikle bunlardan birinin Türkçe, öbürünün yabancı kökenli sözcük olduğu görülür:

Bir sözcüğün eş anlamlısını cümledeki kul­lanımı belirler.

Örneğin:

“Çektiğimiz sıkıntının nedeni sevgisizlik, bencil­liktir.” cümlesinde geçen “sıkıntı” sözcüğü, “Bu seferki yolculuğumuz çileli geçti.” cümlesindeki “çile” sözcü­ğüyle eş anlamlıdır. Ancak;

Eline geçirmiş de çileyi evirip çevirip yumak yapıyor.

dizelerindeki “çile” ile eş anlamlı değlldir.

Aşağıda Alfabetik listelenmiş Eş Anlamlı Kelimeler Sözlüğünü sizler için listeledik:

abide :anıt
acele :çabuk
acemi :toy
aciz :güçsüz
adalet :hak
adet :sayı
aka :büyük
akıl :us
al :kırmızı
alelade :sıradan
aleni :açık
ara :fasıla
araba : otomobil
armağan :hediye
aşk :sevi
atik :seri
ayakkabı :pabuç
bağışlama :affetme
bacı :kız kardeş
baş :kafa
bayağı :adi
beyaz :ak
bonkör :cömert
cennet :aden
cevap :yanıt
cılız :zayıf
cimri :pinti
cümle :tümce
çabuk :acele
çağrı :davet
çamur :balçık
çare :umar
denk :müsavi
deprem :zelzele
dilek :istek :arzu
dizi :sıra
doktor :hekim
dost :arkadaş
edebiyat :yazın
edep :adap
ehemniyet :önem
elbise :esbap
emniyet :güven
eser :yapıt
ev :konut
fakir :yoksul
fayda :yarar
fena :kötü
fikir :düşünce ya da ide
gemi :vapur
gezmek :dolaşmak
gökyüzü :sema
gözlem :rasat
güç :kuvvet
hadise : olay
hareket :kinetik
hasım :düşman
hasret :özlem
hatıra :anı
hediye :armağan
hekim :doktor
hısım :dost
ırak :uzak
ırmak :nehir
idadi :lise
idare :yönetim
ihtiyar :yaşlı
ihtiyaç :gereksinim
ilan :duyuru
ilişki :münasebet
imtihan :sınav
isim :ad
istasyon :gar veya Terminal
istikbal :gelecek
işçi :amele
ivedi :çabuk
izahat :açıklama
kabiliyet :yetenek
kafa :baş
kahin : medyum veya öz Türkçesi bilici
kalp :yürek
kanıt :delil
kılavuz :rehber
kırmızı :al
kıyı :kenar veya sahil
kirli :pis
kolay :basit
konuk :misafir
kural :kaide
kuvvetli :güçlü
küçük :ufak veya minik
lider :önder
mal :meta
mani :engel
matem :yas
mektep : okul
mektup :name
merkep :eşek
misafir :konuk
misal :örnek
muharebe :savaş
mübarek :kutsal
namzet :aday
nehir :ırmak
nesil :kuşak
nezir :adak
okul :mektep
ortalama :vasat
oy :rey
öğrenci :talebe

önder :lider
örnek :misal

rey : oy
rüştiye : ortaokul
rüzgar :yel
saadet :mutluluk
sabit :durağan (durgun)
sağlık : sıhhat
savaş :cenk veya muharebe
sebep :neden
sene :yüzyıl ya da asır
serüven :macera
sevinç :mutluluk
sınav :imtahan
sınıf :derslik
sitane :yıldız
siyah :kara
son :nihayet
sonbahar :güz
soru :sual
sorumluluk :mesuliyet
sözcük :kelime
sözlük :lügat

şakacı :nüktedan
tabiat :doğa
tartışma :münakaşa

tören :merasim
tren :şimendifer
tutsak :esir
tümce :cümle
uçak :tayyare
ulu :yüce
ulus :millet
usta :ehil
uyarı :ikaz
uygarlık :medeniyet
üzüntü :tasa
vakit :zaman
vatan :yurt
vazife :görev
veteriner :baytar
vilayet :il
Yaşlı :ihtiyar
yel :rüzgar
yemek :aş
yetenek :beceri ye da kabiliyet
yıl :sene
yılmak :bıkmak
yoksul :fakir
yurt :vatan
yürek :kalp
yüz :sima :çehre :surat
zehir :agu
zengin :varlıklı
zırnık :metelik

YAKIN ANLAMLI KELİMELER

Yakın Anlamlı kelime nedir ?

    Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.
göndermek-yollamak,
bezmek-bıkmak-usanmak,
dilemek-istemek,
çevirmek-döndürmek,
söylemek-demek-konuşmak,
eş-dost,
hısım-akraba,
bakmak-seyretmek,
ZIT ( KARŞIT) ANLAMLI KELİMELER
Karşıt anlamlı kelime nedir ?
   Karşıt kavramları karşılayan, birbirleriyle çelişen anlamlar içeren sözcüklere “zıt anlamlı sözcükler” denir.
  • Güzel – çirkin
  • İnce – kalın
  • Ağlamak – gülmek
  • İnmek – çıkmak vs
   Sıkça kullandığımız zıt anlamlı kelimelere örnekler vermeden önce bilmemiz ve dikkat etmeniz gereken şeylere değinelim.
dipnot :Her sözcüğün eş anlamlısı olmadığı gibi zıt anlamlısı da yoktur.  Özellikle nitelik ve nicelik bildiren sözcüklerin yani sıfatların ve zarfların zıt anlamlısı bulunur.
Örnek = Ekşi, kitap, sarı, masa, duvar…

EŞ SESLİ (sesteş) SÖZCÜK (KELİMELER)

Eş sesli sözcük nedir ?

Yazılışları ve söylenişleri aynı, anlamları farklı olan sözcüklere “eş sesli kelimeler (sesteş sözcükler)” denir.

Bazı eş sesli sözükler şunlardır :

kaz – kaz-
yol – yol-
kan – kan-
kara – kara
bağ – bağ
dal – dal-
saç – saç-
yaz – yaz-
var – var-
düş – düş-
at – at-
it – it-

GENEL ANLAMLI SÖZCÜKLER ( KELİMELER )

Genel anlamlı sözcük nedir ?

Ortak nitelikleri olan varlıkların tümünü veya bir bölümünü anlatan sözcüklere “genel anlamlı sözcükler” denir.
Ortak nitelikleri olan varlıkların birini anlatan sözcüklere ise “özel anlamlı sözcükler” denir.

NOT: Bir sözcüğün genel ya da özel anlamlı olması, birlikte kullanıldığı sözcüğe göre değişir.

“varlık – canlı – hayvan – sürüngen – yılan – kobra”
GENEL . . . . . . . . . ↔ . . . . . . . . ÖZEL

Yukarıdaki örnekte sözcükler genelden özele doğru sıralanmıştır. Buradaki sözcüklerin en genel anlamlısı “varlık”tır, en özel anlamlısı ise “kobra”dır. Yine bu örnekte “yılan” sözcüğü, “hayvan” sözcüğüne göre daha özel anlamlıdır; “yılan” sözcüğü, “kobra” sözcüğüne göre daha genel anlamlıdır.

“varlık – canlı – bitki – çiçek – papatya”
GENEL . . . . . . ↔ . . . . . ÖZEL

Genelden Özele Sıralama Örnekleri:

Ders – Türkçe – paragraf – kelime – hece – harf
Varlık – canlı – insan – Cansu

Özelden Genele Sıralama Örnekleri:

Demetevler, Yenimahalle, Ankara, İçi Anadolu Bölgesi, Türkiye, Asya
keklik – kuş – hayvan – canlı – varlık

2. ÖZEL ANLAMLI SÖZCÜKLER

Özel anlamlı sözcük nedir ?

Varlık ve nesnelerden bir tanesini karşılayan, kapsamı dar olan sözcüklere özel anlamlı sözcükler denir.

“Papatyaları sulayınız.” cümlesi açık ve özel bir anlatım bildirir.

Bir sözcüğün özel veya genel kapsamlı oluşu bu sözcüklerin bulundukları yere göre değişir. Bir sonraki sözcük öncekine göre özel anlamlıdır.

ÖRNEK:

Türk edebiyatı-nesir-roman-çalıkuşu sıralamasında nesir, Türk edebiyatına göre; roman, nesre göre; çalıkuşu romana göre özeldir.

a) Genelden Özele:

İnsan —> sanatçı —> yazar —> edebiyatçı —> şair —> Yahya Kemal Beyatlı

varlık —> canlı —> hayvan —> kuş —> güvercin

b) Özelden Genele:

Yahya Kemal Beyatlı —> şair —> edebiyatçı —> yazar —> sanatçı —> insan

güvercin —> kuş —> hayvan —> canlı —> varlık

Genel anlamlı sözcükler ile özel anlamlı sözcükleri, parça-bütün ilişkisiyle karıştırmamak gerekir.

Somut ve Soyut Anlamlı Sözcükler

Somut anlam ve tanımı :

    Beş duyu organımızdan en az bir tanesi ile algılayabildiğimiz varlıklara verdiğimiz isimdir somut ad. Biz somut anlamı genelde dokunma duyusuyla eşleştiririz ancak bu en çok yapılan yanlışlardan biridir. Çünkü somut anlamlı sözcükler   sadece dokunarak değil, koklayarak, duyarak, tadarak veya görerek   varlığını algıladığımız varlıklara verilen isimler de olabilir.

Somut anlamlı sözcüklere (kelimelere) örnekler aşağıdaki gibidir :

  Hava, rüzgâr, tahta, kalem, silgi, soğuk, sıcak, cam, su, elektrik, kurdele, maskot, defter… (Dokunarak algılayabildiğimiz için somut sözcüklerdir.)

Koku, koklamak, parfüm, esans… (Koklayarak algılayabildiğimiz için somut anlamlıdır.)

Acı, tatlı, şekerli, şeker, biber… (Tadarak algılayabildiğimiz için somut anlamlıdır.)

Yol, ağaç, hava, gökyüzü… (Görerek algılayabildiğimiz için somut kelimedir.)

Ses, müzik, konser… (Duyarak algılayabildiğimiz için somut anlamlıdır.)

Somut anlam ve tanımı : 

Beş duyu organımızdan herhangi biri ile algılayamadığımız ancak var olduğuna inandığımız, hissettiğimiz varlıklara verilen isimlerdir.

Soyut anlamlı sözcüklere (kelimelere) örnekler aşağıdaki gibidir :

    Aşk, sevgi, mutluluk, sevinç, keder, özlem, ayrılık, ahlak, tanrı, Allah, melek, güzel,doğruluk, hüzün, hayal, özlem, nefret, tutku gibi kelimeler beş duyu organımızla algılayamadığımız ancak var olduğunu hissederek kabul ettiğimiz sözcüklerdir. Bu sebeple soyut sözcüklerdir.

NİCEL ve NİTEL ANLAMLI KELİMELER

Nicel anlamlı sözcük nedir ?

    Bir şeyin nasıl olduğunu , ne gibi özellikler taşıdığını anlatan
sözcüklere  nitelik  anlamlı   sözcükler denir.

Nicel anlamlı sözcük örnekleri :

Az  ileride  birkaç  kişi  seni  bekliyor.   ( nicel )
Çok konuştuğu için arkadaşları pek sevmedi. ( nicel )
 İki damla yaş olur düşersin yüreğime gizlice ( nicel)

Nitel anlam (Nitelik) ve nitel anlamlı sözcük nedir ?

    TDK, nitelik terimini “bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet” olarak tanımlamaktadır. Yani nitel anlam, “varlıkların nasıl olduğunu, niteliğini gösteren; sayılamayan, ölçülemeyen bir değeri, özelliği ifade edensözcükler” olarak açıklanabilir. Nitel anlamı, bir bakıma “niteleme sıfatları” olarak düşünebiliriz. Çünkü bunlar bir ismin özelliğini, niteliğini, kalitesini, değerini, rengini, şeklini bir şekilde gösteren kelimelerdir.

Nitel anlamlı altı çizili sözcüklerden bazıları şunlardır : 

Masanın üstündeki kırık cetveli bana uzattı.
Dünyanın en lezzetli yemeklerini annem yapar.
Son model arabasıyla yanımıza geldi.
Başındaki pembe şapka herkesin dikkatini çekti.
Bozuk parası olan var mı ?

Son olarak NİCEL  ve NİTEL anlamlı sözcüklere örneklerle bu konuyu kapatalım :

Bu işten iyi para kazandı.” (nicel anlam)
Evin geniş bir salonu vardı.” (nicel anlam)
Derin bir kuyudan su çekerdik.” (nicel anlamlı)
Edebiyatımızın derin bir yazarıydı o.” (nitel anlam)
Merkeze yakın bir semtti.” (nicel anlam)
Okul, yüksek binaların arasında kalmış.” (nicel anlam)
Annemin lezzetli yemekleri burnumda tütüyor.” (nitel anlam)
Bahçede büyük bir kalabalık vardı.” (nicel anlam)
Beni küçük düşürmekle ne kazandın?” (nitel anlam)
Sırtında ağır bir çantayla güç bela yürüyordu.” (nicel anlam)
Son iki günde soğuk çok arttı.” (nicel anlam)

Dipnot :  Bazı  sözcükler cümlede kazandığı anlama göre nicel de olabilir nitel de.

DEYİMLER 

Deyim nedir ?

Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği, tabir demektir.

Deyimlere Örnekler : 
Bu deyim seni korkutmasın. Çünkü fazlasıyla basit bir şeyden bahsediyorum.

Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Ana usta yufka yapar, çocuk usta çift çift kapar.
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle. (anla)
Senin aradığın kantar, Bursa’da kestane tartar.

ATASÖZÜ 

Atasözü nedir ? 

     Sözcüklerin ve terimlerin yanı sıra atasözlerimiz ve deyimlerimiz, Türkçenin söz varlığını oluşturan önemli ögelerdendir. Atasözleri; uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikteki sözlerdir. Deyimler ise genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, ilgi çekici bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbekleridir. Atasözlerimiz ve deyimlerimiz hayata bakışımızın, değerlerimizin, geleneklerimizin, inançlarımızın söze dönüşmüş biçimleridir. Her atasözü her deyim aslında bir kültür değerimizdir. Binlerce yıllık tarihimiz içerisinde atalarımızın dilimizin söz varlığına kazandırdığı kültürel miraslardır.

Atasözlerine örnekler :

Acele, bir ağaçtır, meyvesi ise pişmanlık…

Acele işe şeytan karışır.

Acı patlıcanı kırağı çalmaz.

Bir gemiyi iki reis batırır.

Birlikten kuvvet doğar.

Borç yiğidin kamçısıdır.

El parası alan O’nun kılıcını çalar.

Erken kalkan yol alır.

Karga bülbülü taklit edeyim derken, ötmeyi unutmuş…
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
 
Taşıma suyla değirmen dönmez.
 Kartal sinek avlamaz, köpek kuşa havlamaz; aklı olan gelin, kaynanaya hırlamaz.

CÜMLEDE ANLAM 

SEBEP -SONUÇ ( NEDEN-SONUÇ ) CÜMLELERİ

Neden-sonuç cümleleri, bir eylemin hangi gerekçeyle veya hangi sebeple yapıldığını bildiren cümlelerdir. Bu cümlelerin yüklemine “niçin?” , “neden?” soruları sorulduğunda bu sorular cevapsız kalmaz. Neden-sonuç cümleleri iki bölümden oluşur: Birinci bölüm neden (sebep), ikinci bölüm ise sonuç bildirir. Genellikle “için, -den, -diğinden, ile” gibi ekler ve edatlar kullanılır.

Örnek

» Hasta olduğu için okula gelememiş.
Yukarıdaki cümlede yükleme “neden gelememiş?” sorusunu yönelttiğimizde “hasta olduğu için” cevabını alıyoruz. Yüklemin yapılış sebebi bildirildiği için bu cümle sebep-sonuç cümlesidir.» Okulların açılmasıyla masraflar arttı.
» Seni uyandırmayalım diye radyoyu açmadık.
» Yağmur yağınca maç iptal oldu.
» Malzeme yetersizliğinden inşaat yarım kaldı.

 Neden-sonuç ilişkisi bağımsız iki cümle ile de ifade edilebilir.

Örnek

» Çiçekleri gece sula; daha çabuk büyür.
» Bir daha böyle konuşma; beni üzüyorsun.Bu örneklerde birinci cümlede ifade edilen eylem, ikinci cümlede ifade edilen eylemin nedeni durumundadır. Buna “gerekçe” de denmektedir. Bu tür ifadelerde sebep cümlesi ile sonuç cümlesinin yerleri değiştirilebilir.

Neden-Sonuç Cümleleri ile Amaç-Sonuç Cümleleri Arasındaki Fark

    Neden-sonuç ile amaç-sonuç cümleleri birbirine çok benzemekte bu yüzden sık sık karıştırılmaktadır. Sebep-sonuç cümleleri ile amaç-sonuç cümlelerini ayırt etmek için şu yolu izlemeliyiz:

     Neden-sonuç ile amaç sonuç cümlelerinin karıştırılmasının en büyük sebebi iki tür cümlenin de “neden?” sorusuna cevap verebilmesidir. Eğer bir soruda birden fazla seçenekte “neden?” sorusuna cevap alabiliyorsak, öncelikle “hangi amaçla?” sorusunu sorup eleme yapmalıyız. “Hangi amaçla?” sorusunun cevabı bize amaç-sonuç cümlesini verecektir.

AMAÇ-SONUÇ CÜMLELERİ

Eylemin hangi amaca bağlı olarak gerçekleştiğinin belirtildiği cümlelerdir. Amaç-sonuç cümleleri, eyleme sorulan “hangi amaçla?” sorusuna cevap verir. Bu tür cümlelerde de “için, diye, üzere”gibi edatlardan yararlanılır.

Amaç sonuç cümlelerine örnekler : 

 Sınavı kazanmak için çok çalışmış.
Yukarıdaki cümlede yükleme “hangi amaçla çalışmış?” sorusunu yönelttiğimizde “sınavı kazanmak için” cevabını alıyoruz. Yüklemin yapılış sebebi bildirildiği için bu cümle sebep-sonuç cümlesidir.

Bildiklerini anlatmak üzere karakola başvurdu.
Kilo vereyim diye spor yapıyor.

Yazar, eleştirmene şirin görünmek maksadıyla iki yüzlü davranıyor.
Ona sık sık öğüt verirdi; iyi bir insan olsun diye..

KOŞUL-SONUÇ CÜMLELERİ

    Bir olayın veya durumun gerçekleşmesinin, başka bir olayın veya duruma bağlı olduğunu belirten cümlelerdir. Bu tür cümlelerde birinci bölüm (yan yargı) koşul, ikinci bölüm ise o koşula bağlı olarak ortaya çıkan sonuçtur (temel yargı). Türkçede koşul anlamı asıl olarak “-se” şart ekiyle sağlanır.“ise”, “-ince”, “-dikçe”, “mi”, “ama”, “üzere”, “yeter ki” ile de koşul anlamı sağlanabilir.

    Ödevini yaparsan  oyun oynayabilirsin.
   Bu cümlede koyu renkle yazılmış bölüm, eylemin yapılabilmesinin bağlı olduğu koşulu belirtmektedir. (oyun oynayabilmesi hangi koşula bağlı? → ödevini yapmasına)

Temiz bir dünya istiyorsan  yerlere çöp atma.
Müzik dinleyebilirsin ama sesini fazla açmayacaksın

KARŞILAŞTIRMA CÜMLELERİ

    Aralarında ilişki kurulabilecek iki varlığın, kavramın, nesnenin, eserin veya kişinin ortak ve farklı yönlerini daha anlaşılır hale getirmek için kıyaslamaya karşılaştırma denir.

     Karşılaştırma için mutlaka iki varlığın, kavramın, nesnenin, eserin veya kişinin benzerlik, farklılık, üstünlük gibi değişik bir değer yargısı veya bir ölçünün ortaya konması gerekmektedir. Yani karşılaştırmanın hangi yönden yapıldığı açıkça ortaya konulmalıdır.

      Karşılaştırma cümlelerinde daha çok benzetme ve karşılaştırma edat ve bağlaçları olan –den, de, ile, -e oranla, -e göre, kadar, -den daha, pek çok,  en, en çok, -den çok, -den azkullanılır.

Karşılaştırma cümlelerine örnekler şunlardır :

ÖRNEK 1 “Niğde ile Kırşehir eğitim konusunda her zaman öndedirler.” Bu cümlede Aksaray ile Kırşehir eğitim yönünden kıyaslanmaktadır. Bu kıyaslamadan her ikisi de eş değerde eğitime önem vermektedir anlamı çıkmaktadır.
ÖRNEK 2: Biz en az bu yörenin yemeklerini soframızda bulundururuz.” Bu cümlede sofrada bulundurma yönünden diğer yörelerin yemekleriyle bu yörenin yemekleri kıyaslanmaktadır.
ÖRNEK 3: “Kemal  Ayşe’den az yemek yiyordu.” Bu cümlede yemek yeme yönünden Ali ile Ayşe kıyaslanmaktadır.
ÖRNEK 4 Bu hastane Türkiye’nin en yüksek binasıdır.”  Bu cümlede Türkiye’deki oteller yükseklileri yönüyle kıyaslanmaktadır. Yapılan kıyaslamada bu otelin diğer otellerden daha yüksek olduğu belirtilmektedir.
bilecik escort yozgat escort kahramanmaras escort zonguldak escort diyarbakir escort kutahya escort erzincan escort tokat escort giresun escort kars escort