Etiket arşivi: osmanlı devleti

Osmanlı Ve Hoşgörü

OSMANLI VE HOŞGÖRÜ

Hoşgörü Politikası

porno

Osmanlı Devletinde hoşgörü anlayışıyla bir idare sistemi vardır. Azınlıklara daima hoşgörülü yaklaşılmıştır.

Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan pek çok farklı etnik köken ve farklı kültürler bulunmaktaydı. Türkler, Boşnaklar, Arnavutlar, Hicazlılar, Kazaklar, Libyalılar, Tunuslular ve benzeri pek çok millet buna örnek olarak sayılabilir. 600 senelik uzun bir dönem boyunca Osmanlılar bu kavimleri hoşgörü anlayışı çerçevesinde yönetmişlerdir.

FELAKET YAŞAYAN ÜLKELERE YARDIMLAR

Osmanlının hoşgörüsü, başka kıtalara da uzandı. 2. Abdülhamid, 18 Eylül 1894 tarihinde binlerce kilometre uzaklıktaki Amerika’da orman yangınlarından zarar görenlere 300 lira yardım gönderdi. Osmanlının bu yardımına karşılık, Washington Sefareti bir yazıyla teşekkürlerini bildirirken, bütün Amerikan gazeteleri de bu yardımdan övgü ile bahsetti. Abdülmecid, 1847’de İrlanda’da meydana gelen büyük kıtlık nedeniyle bu ülkeye cömert bir yardım yaparak diğer Avrupa devletlerine örnek olurken, 2. Abdülhamit 1900 yılında Hindistan’da kıtlık çeken halka Bağdat ve Basra’dan yeterli miktarda zahire satın alınarak gönderilmesi için talimat verdi.
”BİRLİKTE YAŞAMAK”
Osmanlı Devleti yaklaşık 600 yıllık bir dönemde bünyesinde farklı din, millet, mezhep ve kültüre sahip bir insan topluluğunu adil bir yönetim anlayışıyla barış içinde yönetme kabiliyetini gösterdi. Osmanlı devletinin bu adil yönetimi sayesinde birbirinden çok farklı özelliklere sahip insanların, kendi dil, din ve kültürlerini serbestçe yaşayabildi: ”Bunun adı günümüz diliyle ‘birlikte yaşamak’tır. Birlikte yaşamak demek, çok kültürlülük içinde birbirlerine hoşgörü gösterebilmesidir. Bugünün dünyasının temel sorunu olan bu konuda Osmanlı Devleti zengin bir tecrübeye sahiptir.
FATİH’İN HOŞGÖRÜSÜ…
Batılılara Osmanlı hoşgörüsünü ilk tanıtan padişahlardan Fatih Sultan Mehmet, 4 Nisan 1478 tarihli Bosna ruhbanlarının dini hayatlarını serbestçe sürdürebilmeleri hakkındaki fermanında şöyle seslendi: ”Ben ki, Sultan Mehmed Hanım… İhsan edip Bosna rahiplerine buyurdum ki; Kiliselerinizde korkusuzca ibadet ve memleketimizde korkusuzca ikamet edin. Ne vezirlerimden ne de halkımdan kimse bunları incitmesin ve rencide etmesin. Allah’a, Peygamber’e, Kur’an’a ve kuşandığım kılıca yemin olsun ki, canları, malları ve kiliseleri bana itaat ettikleri sürece güvencem altındadır.
Kanuni Sultan Süleyman, 1560’da beylerine, ”Her türlü vergiyi sadece kanunlar çerçevesinde toplattırasın. Hiçbir kimseye fazladan bir akça dahi aldırtmayasın” emrini verirken, 2. Abdülhamid, 1894’te binlerce kilometre uzaklıktaki Amerika’da orman yangınlarından zarar görenlere 300 lira yardım gönderdi.

Osmanlı Devleti Yıkılış Dönemi

 Osmanlı Devleti Yıkılış Dönemi

  Osmanlı Devleti Dağılma Dönemi 1792 Yaş Antlaşması ile başlayıp 1922 de Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar devam eden dönemdir. Osmanlı Devleti Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından yararlanıp denge politikası izleyerek varlığını korumaya çalışmıştır.

Osmanlı Devletinin Yıkılışı sebepleri nedir

Osmanlı Devleti Dağılma Dönemi 1792 Yaş Antlaşması ile başlayıp 1922 de Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar devam eden dönemdir. Osmanlı Devleti Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından yararlanıp denge politikası izleyerek varlığını korumaya çalışmıştır.

Osmanlı Avrupa’da çıkan isyanlar ve uzun süren Rus savaşları ile iyice yıpranmış ve devlet yönetiminde ıslahata yönelik çalışmalar yapılmış ise de pek başarılı olunamamıştır.

Osmanlı Devletinin Yıkılışı sebeblerini söyle özetleye biliriz..

A.İÇ SEBEPLER
a.Devlet idaresinin bozulması
b.Osmanlı toprak sisteminin bozulması
c.Yeniçeri ocağının bozulması
d.Medrese ve eğitim sisteminin bozulması
e.Adliye mekanizmasının çöküşü
f.Kapitülasyonlar
g.Osmanlının batı gelişmelerine yetersizliği
h.Toplum yapısı ve gayrimüslimler

B.DIŞ SEBEPLER

a.Osmanlı devletinin jeopolitik konumu
b.Şark meselesi
c.Büyük devletlerin Osmanlı üzerindeki emelleri

Atatürk’ün Hayatı

ATATÜRK’ÜN HAYATI

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi. Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

atatürk'ün hayatı

         Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği’nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik’e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına “Kemal” i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, İstanbul’da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905’te yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907’de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı. 19 Nisan 1909’da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı. 1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911’de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912’de Derne Komutanlığına getirildi.

         Ekim 1912’de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915’te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı’nda, Mustafa Kemal Çanakkale’de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine “Çanakkale geçilmez! ” dedirtti. 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915’te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915’te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

      Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’dan sonra 1916’da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916’da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917’de İstanbul’a geldi. Velihat Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918’de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919’da Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ” ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz – 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919’da Ankara’da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

       Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye – ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

      Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
  • Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü’nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
  • Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
  • I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
  • II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
  • Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
  • Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)

Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922’de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Yurtta barış cihanda barış” temelleri üzerinde yükselmeye başladı.

Atatürk Türkiye’yi “Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak” amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:

1. Siyasal Devrimler:
· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
2. Toplumsal Devrimler
· Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
· Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
· Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
· Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)
3. Hukuk Devrimi :
· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
· Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)
4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
· Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
· Güzel sanatlarda yenilikler
5. Ekonomi Alanında Devrimler:
· Aşârın kaldırılması
· Çiftçinin özendirilmesi
· Örnek çiftliklerin kurulması
· Sanayiyi Teşvik Kanunu’nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
· I. ve II. Kalkınma Planları’nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması

          Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934’de TBMM’nce Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi.

Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

        Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.

       15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku’nu okudu.

     Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923’de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.

     1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox’a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.

ATATÜRK’ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ

      Atatürk’ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova’da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara’ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana’ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiğimillî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs’ta Ankara’ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul’a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu.

       Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı’nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul’a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938’de Hatay Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi Atatürk’ü çok sevindirip moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar Savarona’da kalan Atatürk’ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O’nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938’de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara’ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı.

     29 Ekim 1938’de kahraman Türk Ordusu’na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!” sözü ile Türk Ordusu’nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda “Türk vatanının ve Türk’lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır” diyerek Türk Ordusu’na olan güvenini belirtmiştir.

      Atatürk 1 Kasım 1938’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi’nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi’nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu’nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.

      Atatürk’ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk’ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı’nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü Atatürk’ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı’nın büyük tören salonunda katafalka konuldu.

      Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı’na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyiİzmit’e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara’ya getirilmek üzere hareket edildi.

      Atatürk’ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk’ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe’de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953’te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk’ün naaşı Anıtkabir’e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi

Osmanlı Devleti Kuruluş Dönemi

OSMANLI DEVLETİ (1299-1923 )

OSMANLI İMPARATORLUĞU 

osmanlı devleti arma

OSMANLI DEVLETİ KURULUŞ DÖNEMİ

PADİŞAHLARI 

1) Osman Gazi (1299-1324)

2) Orhan Bey (1324- 1362)

3) l. Murat (1362-1389)

4) l. Bayezid (Yıldırım) (1389 -1402)

Fetret Devri (1402 – 1413),

5)l. Mehmet (Çelebi) (1413-1421)

6) II. Murat (1421-1444-1451)

OSMANLI DEVLETİ SINIRLARI

KURULUŞ DEVRİ (1299-1453)
Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu sırada Anadolu’da var olan güçler:
a. Bizans b. Anadolu Selçukluları c. Trabzon Rum Devleti d. Moğollar e. Kösedağ savaşının ardında Anadolu Selçukluların zayıflamasıyla kurulan diğer beylikler.

OSMAN BEY DÖNEMİ (1281 – 1326)
Ahi Şeyhlerinden Edebali’nin kızı ile evlenerek teşkilâtın desteğini aldı. Osmanlı, Bizans sınırında bulunan valilerin (tekfurların) ellerinden Karacahi-sar, Bilecik, Yeni Şehir, Yarhisar, İnegöl’ü aldı.

Osman Bey Dönemindeki İlkler 

1. Devlete adını vererek, 1299’da bağımsızlığını ilan etmiştir.

2. İlk iş olarak, civar oymaklarla iyi ilişkiler içine girerek desteklerini almış ve çevredeki Rum prensler üzerine saldırılar düzenleyerek gücünü artırmıştır.

3. Halk üzerinde etkinlik, saygınlık kazanmak, maddi gücünü manevi gücü ile desteklemek amacı iie, o zamanın ünlü Ahi Şeyhlerinden, Şeyh Edebali’nin kızı Malhun Hatun ile evlenmiştir.

4. Bursa tekfurunun ordusunu, Koyunhisar (Bafeon) Savaşı’nda yenmiştir (1302).

Önemi:  Bafeon (Koyunhisar)Osmanlının tarihteki ilk savaşıdır.

5. Akhisar, Yarhisar, Geyve, İnegöl ve Bilecik alınmış, merkez Söğüt’ten Bilecik’e taşınmıştır.

6. İlk Osmanlı parası bu dönemde bastırılmıştır. (Gümüş sikke)

7. Asıl amacı olan Bursa üzerine yönelmiş, İmralı adasını alarak Marmara’ya çıkmıştır, ancak Bursa alınmadan ölmüştür.

Osmanlıların İzmit’e yaklaşması üzerine Bizans ile ilk savaş olan Koyunhisar Savaşı yapıldı. Mudanya’yı alıp Marmara Denizi’ne ulaşarak Bursa’nın Bizans’la karadan bağını kesti.

Osman Bey, Bursa’nın kuşatılması sırasında vefat etmiştir.

ORHAN BEY DÖNEMİ (1326 – 1362)
Bursa alınarak başkent yapıldı, iznik kuşatılınca Bizans telaşlandı ve Maltepe Savaşı (Paleka-non savaşı) yapıldı. İznik ve izmit alınarak Kocaeli Yarımadası’nın fethi tamamlandı.
Karesioğulları alındı. Anadolu’da Türk birliğinin sağlanmasına yönelik ilk faaliyettir. Donanması ve komutanları Osmanlının Rumeli’ye geçişini kolaylaştırmıştır. Ankara Ahiler’den alındı. Bizans’taki taht kavgalarından yararlanarak yardım karşılığında Gelibolu’daki Çimpe Kalesi’ni alarak Rumeli’ye geçti.
• İlk düzenli ordu kuruldu. (Yaya ve müsellem ordusu)
• İznik’te ilk medreseyi kurdu.
• İlk vezirlik ve divan kurumu kuruldu.
• Karamürsel’de ilk Osmanlı tersanesi (ilk donanma) kuruldu.

Sultan Ünvanını Kullanan ilk padişah ORHAN BEY’dir.

2014-2015 yılı için basılan lise 2 Tarih MEB kitabına göre SULTAN unvanını kullanan ilk Osmanlı padişahı Orhan Bey’dir. Daha önceden 1.Murat olarak biliniyordu fakat bu bilgi değişmiştir. Not: Sultan unvanını Türk tarihinde ilk kez kullanan kişi Gazneli Mahmut’tur.

OSMANLI DEVLETİNİN RUMELİ’DEKİ İSKAN POLİTİKASI
Osmanlı Devletinin iskân politikasının temel amacı, fethedilen bölgelere Anadolu’dan göçebe Türkmenleri yerleştirip, fethedilen yerlerdeki yerli halktan ayaklanma çıkarma olasılığı olanları Osmanlı toprakları içinde başka bölgelere iskân etmekti. Böylece Balkanlarda Türk nüfusu artıyor, Türk kültürü yayılıyordu. Ayrıca iskâna tabi tutulan ailelerin bütün ihtiyaçları devlet tarafından karşılanıp vergi muafiyeti getirilerek yeni yerlere yerleşmelerinde kolaylık sağlanırdı. Geriye göç olmaması için de geçerli sebepleri olmadan eski yerlerine dönmelerine izin verilmezdi.

I. MURAT DÖNEMİ (1362 – 1384)
Karamanoğullarının teşvikiyle Ahilerin eline geçen Ankara’yı geri alıp Anadolu’da düzeni sağlayarak Rumeli’ye geçti. Çorlu, Keşan, Lüleburgaz, Malkara gibi yerlerin alınmasındaki amaç Edirne’yi fethetmekti. Böylece Lala Şahin Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Bizans – Bulgar güçlerini Sazlıdere’de yendi. Bu savaşın sonunda, Edirne alındı. Çatalca’ya kadar ulaşıldı. Gümülcine ve Filibe alındı.
Sırp Sındığı Savaşı (1364): Edirne ve Filibe’nin Türklerin eline geçmesiyle Trakya’daki ilerleyişi üzerine Sırplar ve Bulgarlar, Papa aracılığı ile yardım istediler. Bunun üzerine bir Haçlı Ordusu oluşturuldu. Hacı İlbey komutasındaki keşif kuvvetleri Haçlı Ordusu’nu anî bir baskınla Meriç nehri kıyısında bozguna uğrattı. Bu savaş Haçlılarla Osmanlı Devleti arasındaki ilk savaştı. Sonucunda; Edirne başkent oldu. Bulgar Kralı Osmanlı hâkimiyetini kabul etti. Balkanlar’da hızla ilerlemeye başlandı.
Çimen Savaşı (1371): Trakya’nın fethinin tamamlanarak (1367), Bulgaristan’ın Osmanlı hâkimiyetini kabul etmesi ve Osmanlılar’ın Makedonya’yı ele geçirmek istemesi üzerine Sırplar harekete geçti. Osmanlı ordusu Sırplar’ı Meriç vadisinde bozguna uğrattı. Böylece Makedonya yolu Os-manlılar’a açıldı. Sırp Kralı Osmanlı hâkimiyetini tanıdı.

I. Kosava Savaşı (1389): Savaşın tarafları: Osmanlı – Sırbistan, Bulgaristan, Eflak, Bosna.
Osmanlılar’ın hızla ilerlemesini durdurup, Os-manlılar’ı Balkanlar’dan atmak amacıyla Haçlı ittifakı kuruldu. I. Murat Rumeli’ye geçti. Yapılan savaş sonunda Haçlı Ordusu bozguna uğradı. I. Murat savaş alanını gezerken bir Sırplı tarafından hançerlenerek şehit edildi. Bu zaferden sonra Osmanlılar Balkanlar’da daha büyük hızla ve güçle yayıldı.

I. Murat Anadolu’da siyasî birliği sağlamaya çalıştı. Germiyanoğulları’nın kızını oğlu şehzade Be-yazıtla evlendirerek çeyiz yoluyla Kütahya, Emet, Tavşanlı ve Simav Osmanlılar’a geçti. Hamitoğulla-rından Yalvaç, Karaağaç, Beyşehir ve Seydişehir para ile satın alındı. Candaroğulları’ndaki taht kavgalarına karıştı. Candaroğulları Beyliği Osmanlılar’a bağımlı oldu. Beyşehir’i ele geçiren Karama-noğulları ile savaşarak Beyşehir’i geri aldı. Bu savaş ilk Osmanlı – Karamanoğulları savaşıdır.

I. Murat’ın Yönetim Alanındaki Faaliyetleri: Yeniçeri Ocağı kurularak Pençik (Devşirme) sistemi uygulandı. Rumeli’deki toprakları daha iyi idare edebilmek için Rumeli Beylerbeyliği kuruldu. Malî alanda ilk bütçe yapıldı. Tımar sistemi uygulanmaya başlandı. Tımarlı sipahiler ilk kez oluşturulmuştur. Kazaskerlik ve defterdarlık kurularak vezirlerin sayısı arttırıldı.

I. BAYEZİT (YILDIRIM) DÖNEMİ (1389- 1402)
Balkanlar’a yapılan akınlar sırasında Üsküp ve Selanik alındı, istanbul kuşatıldı. (İstanbul’u kuşatan ilk Osmanlı padişahıdır.) İstanbul’un kuşatılması için Anadoluhisarı (Güzelcehisar’ı) yaptırmıştır.
Niğbolu Savaşı (1396): istanbul’un kuşatılması ve Osmanlı sınırlarının Macaristan’a dayanması üzerine Haçlı ordusu kuruldu.
Fransa, Almanya ve İngiltere’nin de katıldığı Haçlı ordusu, İstanbul kuşatmasını kaldırarak Niğbolu önlerine gelen Yıldırım Bayezit tarafından ağır bir bozguna uğratıldı. Bu zaferin sonucunda; Bulgaristan tamamen Osmanlı topraklarına katıldı.
Osmanlı yönetimine girmemiş Anadolu beylikleri üzerinde Osmanlı Devleti’nin nüfuzu arttı. Osmanlı Devleti’nin islâm dünyasında ünü arttı. Abbasi halifesi Sultan-ı iklim-i Rum unvanını verdi.
Bosna – Hersek Osmanlılara bağlandı. Bizans vergi vermeyi kabul etti.
Anadolu’ya yönelen Bayezit Sinop dışında Candaroğulları’nı, Aydınoğulları’nı, Menteşoğulla-rı’nı Saruhanoğulları’nı topraklarına kattı. Hamito-ğulları Beyliğinin Tekeoğulları kolunu egemenliğine aldı. Germiyanoğulları Beyliği’nin topraklarını alarak Kütahya Merkez olmak üzere Anadolu Bey-lerbeyliği’ni kurdu. Kadı Burhanettin Devleti’ni yıkarak ilk kez Anadolu Türk birliğini sağladı.
Yıldırım daha önce başlattığı ancak Niğbolu Savaşı’ndan dolayı ara vermek zorunda kalınan İstanbul kuşatmasını yeniden başlatmıştır. Ancak bu sefer de, Timur Anadolu’ya girince yine kuşatmaya ara verilmişti. Ankara Savaşı başlamıştır.

ANKARA SAVAŞI (1402) Nedenleri
Timur’un da Yıldırım Bayezit’in de “cihan hakimiyeti” düşüncesi
Her iki devletin sınır komşusu haline gelmeleri,

Çin seferi öncesi Timur’un geride güçlü bir devlet bırakmak istememesi, Yıldırım Bayezit’in ortadan kaldırdığı beyliklerin beylerini kışkırtması, Yıldırım Bayezit’e sığınan beyleri (Karakoyun-lu ve Bağrat Hanı’nı) Timur’un kendisine teslim edilmesini istemesidir.

Osmanlı Ordusu savaşı kaybetti. Bu savaş sonucunda;
Anadolu’da beyliklerin tekrar kurulmasıyla Anadolu Türk birliği bozuldu. Şehzadeler arasında saltanat kavgaları çıktı. Osmanlı 11 yıl süren bir başsızlık dönemi geçmiştir. (Fetret Devri)

FETRET DEVRİ (1402 – 1413)
Ankara Savaşı’ndan sonra taht kavgalarıyla hükümdarsız geçen döneme denir. Yıkılma tehlikesi geçiren Osmanlı Devleti Rumeli’de uygulanan hoşgörülü ve adaletli iskân politikası sonucunda Balkanlar’daki varlığını korumuştur, istanbul’un fethi ve Balkanlardaki ilerleme gecikti. Balkanlardaki topraklarımızda, Anadoludaki topraklarımızdaki kadar fazla kayıp yaşanmamıştır.

I. MEHMET DÖNEMİ (Çelebi Mehmet /1413 -1421)
Kardeşleri arasındaki mücadeleye son vererek başa geçti. İlk dinî, siyasî, ekonomik boyutlu isyan olan Şeyh Bedrettin isyanını bastırdı. Saruhanoğul-ları, Germiyanoğulları, Aydınoğulları’ndan İzmir, Karamanoğulları’ndan Beyşehir ve Akşehir ve Men-teşeoğulları beyliklerini yeniden aldı, Candaroğulla-rı beyliğini egemenliği altına aldı. Mustafa Çelebi Düzmece Mustafa isyanını bastırdı. Mustafa Çele-bi’ye karşı olanlar onun Yıldırım Bayezit’in oğlu olmadığını ileri sürüp Düzmece Mustafa derler. Mustafa Çelebi Bizans’a sığındı. Balkanlarda ise; Eflâk vergiye bağlandı, ilk Osmanlı – Venedik Deniz Savaşı yapıldı ve kaybedildi.
Çelebi Mehmet Osmanlı Devleti’ni dağılmaktan kurtardığı için devletin ikinci kurucusu sayılır.

II. MURAT DÖNEMİ (1421 – 1451)
İstanbul’u kuşattı ama alamadı. Çelebi Mustafa ile kardeşi Mustafa’nın isyanlarını bastırdı. Germi-yanoğullarından vasiyet yolu ile, Aydınoğulları, Ha-mitoğulları ile Menteşeoğulları’nı ise yıkarak toprak aldı. Karamanoğulları ile yapılan mücadelede başarılı olundu. Böylece Anadolu’da siyasi birli! büyük ölçüde yeniden sağlanmış oldu. Balkanlar da Osmanlı ordusu Sırbistan’ın kuzeyine ilerleyip Belgrat’ı kuşatmasına rağmen bazı bölgelerde or dunun yenilmesi üzerine Haçlılar ile Edirne – Sege din (1444) Antlaşması yapıldı.
Edirne – Segedin Antlaşması (1444)
Sırbistan tekrar kurulacak fakat Osmanlılara vergi verecek,
Bulgaristan’ın Osmanlı toprağı olduğu kabul edilecek,
Eflâk Beyliği Macar egemenliğinde kalacak, Osmanlılara vergi vermeye devam edecek,
Antlaşma 10 yıl geçerli olacaktı.
II. Murat tahtı oğlu II. Mehmet’e bırakarak Manisa’ya çekildi. Bu antlaşma batıda imzalanan ilk antlaşmadır.

Varna Savaşı (1444): Osmanlı tahtına küçük yaşta (12 yaşında) bir padişahın geçmesinden yararlanmak isteyen Haçlıları Osmanlı Devleti’ni Balkanlardan atmak için toplandı. Yapılan savaşı Osmanlı Devleti kazandı ve II. Murat tekrar padişah oldu.

II. Kosava Savaşı (1448): Haçlılar Varna yenilgisinin izlerini silip Osmanlı Devleti’ni Balkanlar-‘dan atmak için toplandılar. Kosava’da yapılan savaşı Osmanlı ordusu kazandı.

Sonucunda:
Balkanlar’da kesin olarak Türk egemenliği sağlandı.
+Haçlılar’ın Balkanlar’ı geri alma ümidi son buldu. Bir daha Haçlı İttifakı sağlayamadılar. Eflâk yeniden Osmanlılar’a dahil oldu. Balkanlar’ın Osmanlı toprağı olması kesinleşti.

OSMANLI YÜKSELME DÖNEMİ 

Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi 1453 İstanbul’un Fethi ile başlar. 1579’da Sadrazam Sokullu (Sokuloviç) Mehmet Paşa’nın ölümü ile sona erer. Fatih Sultan Mehmet, Kuruluş Dönemi’nin son padişahı, imparatorluğunun yani Yükselme Dönemi’nin ilk padişahıdır. III. Murat Yükselme Dönemi’nin son padişahı, Duraklama Dönemi’nin ise ilk padişahıdır.

Yükselme Dönemi Padişahları

II. (Fatih Sultan) Mehmet (1451- 1481)
II. Bayezit ( 1481- 1512)
I. (Yavuz Sultan) Selim (1512- 1520)
I. (Kanuni Sultan) Süleyman (1520- 1566)
II. (Sarı) Selim (1566- 1574)
III. Murat (1574- 1595)

FATİH SULTAN MEHMET (1451-1512) DÖNEMİ 

Fatih Sultan Mehmet Yani II.Mehmet Dönemindeki İlk önemli gelişme Yüzyıllardı alınmak istenen ama Bizans topraklarında bulunan İstanbul’un Fethi gelişmesidir. İstanbul’un fethi için bir çok sebep gelişme ve sonuç vardır.

İstanbul’un Fethi ile ilgili bilgileri paylaşalım : 

İSTANBUL’UN FETHİ (29 MAYIS 1453) : 

İstanbul’un Fethini gerektiren sebepler : 

Bizans’ın Osmanlı şehzadelerini koruyarak ve kışkırtarak,taht kavgalarına neden olması,
Bizans’ın Osmanlı’ya karşı düzenlenen Haçlı seferlerini teşvik etmesi,
Osmanlı toprak bütünlüğünü bozan bir konumda olması
( Osmanlı topraklarıyla çevrili bir ada görünümündeydi. Osmanlı’nın Anadolu’dan Rumeli’ye, Rumeli’den Anadolu’ya geçişi zordu)
İstanbul’un boğaza hakim bir konumda olması ve bu yüzden Karadeniz Akdeniz su yolunun anahtarı konumunda olması.

Hadis-i Şerif’te Bildirilmesi.

FATİH’in İstanbul’un Fethini Kolaylaştırmak İçin Aldığı tedbirler

1) Bizans’a denizden gelebilecek yardımı önlemek amacıyla Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisar’ını yaptırdı.
2) Bizans’a Balkanlardan gelebilecek muhtemel Haçlı yardımını önlemek için sınır boylarına akıncı
birlikleri gönderdi.
3) Surlara karşılık, Şahi adı verilen büyük toplar döktürdü.
4) Haliçteki zincire karşılık gemileri karadan yürüterek Haliç’e soktu.

5)Fatih, doğudan ve batıdan gelecek tehlikeleri önlemek için, Karaman ve Mora üzerine sefer düzenledi.

6) Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı yaptı. Surları yıkmak üzere toplar döktürdü.

7)Çanakkale’ye donanma, Balkanlara ordu gönderdi.

İstanbul’un Fethini Kolaylaştıran Sebepler :
1) Bizans ordu ve donanmasının zayıf oluşu,
2) Kuşatma sırasında Avrupa’dan yardım alamaması.
NOT: Bizans kuşatma sırasında sadece Venedik ve Cenevizlilerden yardım alabilmiştir.
NOT: Cenevizliler kuşatma sırasında ticari kaygılarından dolayı hem Osmanlılara, hem de Bizans’a yardım etmişlerdir.

Bizans’ın Aldığı Tedbirler

 Bizans, surlarını tamir ederek silahlarla donattı. Haliç’i kapattı. Avrupa’dan yardım istedi. İmparator, yardım alabilmek için, Katolik ve Ortodoks kiliselerini birleştirmek istedi; fakat, halk buna karşı çıktı.

Papa, haçlı kurulması için çağrıda bulundu. Fakat sadece Venedik, Ceneviz ve Mora’dan yardım alındı. (Bu durum, Papa’nın siyasal gücünün azaldığını gösterir. Venedik ve Ceneviz ise, dini değil, ekonomik kaygılarla yardıma gelmişlerdir.)

Fetihten Önce Bizans İmparatorluğunun Durumu

   Bizans İmparatorluğu sadece İstanbul’da sıkışıp kalmış,parti ve mezhep mücadeleleriyle uğraşıyordu.Avrupa’dan destek sağlamak için imparator Konstantin,Ortodokslarla Katoliklerin birleşmesini savunuyordu.Ancak IV.Haçlı seferinde Avrupalıları iyi tanıyan Bizans halkı bu birleşmeye karşı çıkıyor  ve “İstanbul’da kardinal külahı görmektense ,Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz” diyorlardı.Karadan ve denizden kuşatılması gereken İstanbul’un konumu ve güçlü surları İmparatora cesaret veriyordu.Ayrıca suda bile yanan Rum ateşi (Grejuva) şimdiye kadar İstanbul’un alınamamasında etkili olmuştur.

İstanbul’ tarihte eşine az rastlanılacak şekilde sert çarpışmalardan sonra 29 Mayıs 1453’te Fethedilmiştir.

İstanbul’un Fethinin Önemi 

İstanbul’un Fethinin Türk Tarihi Açısından Önemi

  • Osmanlı’nın jeopolitik önemi arttı.
  • Askeri, siyasi ve ekonomik açıdan stratejik bir yapıda olan İstanbul başkent yapıldı.
  • Yükselme ve imparatorluk dönemi başladı.
  • Toprak bütünlüğü sağlandı.
  • Boğazların savunması kolaylaştı.
  • Anadolu ebediyyen Türk yurdu haline geldi.
  • Ticaret yollarının kontrolü kolaylaştı.
  • İstanbul önemli bir kültür merkezi haline geldi.
  • Osmanlı’nın İslam dünyasında saygınlığı arttı.
  • Hristiyanlara can ve mal güvenliği sağlandı.
  • Ortodokslar gerçek din hürriyetine kavuştular.

İstanbul’un Fethinin Dünya Tarihi Açısından Önemi 

  • Bin yıllık Bizans İmparatorluğu sona erdi.
  • Ortaçağ kapandı, Yeniçağ başladı.
  • Osmanlı’nın stratejik önemi arttı.
  • Hristiyan birliğinin kurulması önlendi.
  • Batı dünyası önemli bir askeri üssünü kaybetti.
  • Barutun gücünün önemi anlaşıldı. Krallar bu gücü kullanarak derebeylik rejimini yıktılar.
  • Ticaret yollarının Osmanlı kontrolüne geçmesi Avrupa’da, yeni arayışlara yol açtı. Bu durum Coğrafi Keşifler’in başlamasına etki etti.
  • Fatih’in hoşgörüsü, özgür düşünceye saygısı ve bilim adamlarını koruması Avrupa’yı etkiledi.
  • İstanbul’dan Roma’ya giden bilim adamları Rönesans’ın başlamasına etki ettiler.
  • Venedik ve Ceneviz’in çıkarları zedelendi. Bu nedenle, fethe en şiddetli tepkiyi gösterdiler.
  • Kara ve deniz kuvvetlerinin işbirliği yapmasının önemi anlaşıldı.

Fetihten Sonra Alınan Önlemler:

  • Haçlı birliğinin kurulmasına önayak olabilecek Venedik’e bazı ticari imtiyazlar verildi.
  • Bizans’ın mirasına sahip çıkabilecek Mora Despotluğu ve Trabzon Pontus Rum Devleti yıkıldı.
  • Ortodoks Kilisesi himaye edilerek, Hristiyan birliğini önleme, Osmanlı’nın hoşgörüsünü kanıtlama, Ortodoks Kilisesi’ni kontrol altına alma, Katoliklere karşı bir güç oluşturma ve Rumların desteğini sağlama hedeflendi.

FATİH Döneminde Yapılan Fetihlerle ilgili Yorumlar
Fatih Sultan Mehmet fetihlerini rastgele değil, belirli amaçlar doğrultusunda yapmıştır.

Bu amaçları şöyle sıralayabiliriz:

 Karadeniz Ticaretine Egemen Olmak,
Anadolu Türk Birliğini sağlamak,
Anadolu’da Faaliyet Gösteren Devletleri Etkisiz Kılmak,
 Ege ve Akdeniz Ticaretine Egemen Olmak,
 Bizans’ın Yeniden Dirilmesini Önlemek,
 Katolik Roma’yı Ele Geçirmek.

Karadeniz ticaretine SAhip olmak İçin Yapılan Fetihler.
Bosna-Hersek, Eflak-Boğdan, Cenevizlilerden Amasra‘nın alınması, Trabzon Rum İmparatorluğu‘nun fethi ve Kırım Hanlığının Osmanlılara bağlanması bu amaçla yapılan fetihlerdir.(Bu yerlerin hepsi Karadeniz kıyısındadır.

Böylece Karadeniz bir Türk gölü haline gelmiştir.)

Kırım Hanlığının Osmanlı Devleti’ne Bağlanması
Hatırlanacağı gibi Altınorda Devletinin parçalanmasıyla kurulan Türk Hanlıklarından biri de
Kırım Hanlığıdır. Fatih döneminde Kırım Hanının ölümü üzerine oğulları arasında taht kavgaları
başlamış, Kırım Halkı Fatih’ten yardım istemiştir. Fatih Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı
Donanmasını Kırım’a göndererek bu hanlığı Osmanlılar’a bağlamıştır. Böylelikle:
1- Karadeniz bir Türk gölü haline gelmiştir.
2- Kırım Ordusu Osmanlıların Avrupa’ya yaptığı seferlerde YARDIMCI KUVVET olarak büyük yararlar sağlamıştır.
3- Osmanlı Devleti Kırım Hanlığı sayesinde Orta Asya Türkleriyle temas sağlamıştır.

Fatih Sultan Mehmet Anadolu Türk Birliği İçin Neler yapmıştır ?
Candaroğullarından Sinop’u alarak bu beyliğe son vermiştir. Ayrıca Karamanoğullarından Konya ve Karaman’ı alarak büyük ölçüde Anadolu Türk birliğini gerçekleştirmiştir.

Fatih Sultan Mehmet Anadolu’da ki Beylikleri Etkisiz Kılmak İçin Neler yapmıştır.
IV. Haçlı Seferi sırasında 1204 yılında kurulan Trabzon Rum İmparatorluğunu ortadan kaldırdı. Doğu Anadolu’da hakimiyet kurmak isteyen AKKOYUNLU devletini 1473’te Otlukbeli Savaşında yendi.

D)EGE VE AKDENİZ TİCARETİNE EGEMEN OLMAK İÇİN NERELERİ ALDI?

Ege ve Akdeniz Tİcaretine Egemen Olmak İçin yapılan Faaliyetler
Venedikliler’in elinde bulunan Ege adalarını (İmroz, Taşoz, Limni,Bozcaada,Semadirek,Midilli,Eğriboz)
aldı. Rodos adası kuşatıldı,ancak alınamadı.Akdeniz’deki Kefolonya,Zanta ve Ayamavra adalarını aldı.
Böylece Karadeniz’de faaliyet gösteren Cenevizlilerden sonra, Akdenizde faaliyet gösteren Venedik ticaretine de büyük darbe vurdu.

OSMANLI-VENEDİK DENİZ SAVAŞLARI
Sebepleri: Osmanlıların; İstanbul’u fethetmeleri, Karadeniz ve Ege ticaretini denetimleri altına
almalarının Venedik ticaretine darbe vurması.
Sonuç : Venedik donanmasının Osmanlı donanmasından güçlü olmasından dolayı Venedikliler’e
karşi bir üstünlük sağlanamamıştır.
Fatih olası bir Haçlı ittifakını engellemek amacıyla 1479’da Venedikliler’e ticari ayrıcalıklar vermiştir.
NOT: Osmanlı Devletinden ilk ELÇİ bulundurma hakkını ve ilk ticari ayrıcalıkları elde eden devlet Venedik’dir.

FATİH’İN HIRISTIYANLIK MÜCADELESİ NASILDI?
Hırıstiyanlığın iki merkezi vardı. Biri KATOLİKLİĞİN merkezi ROMA(VATİKAN), diğeri de ORTODOKSLUĞUN merkezi İstanbul(FENER) idi.
Fatih İstanbul’u alarak, buradaki Ortodoks cemaati dini inanç ve ibadetinde serbest bırakmış ve tüm
Ortodoks Hırıstiyanların koruyuculuğunu üslenmiş, böylece hırıstiyan dünyasındaki MEZHEP BİRLİĞİNİ engellemiştir. (İstanbul’un Fethinden önce Katolik ve Ortodoks mezhepleri birleşmeye çalışıyorlardı.)
Fatih Katoliklerin merkezi Vatikan’ı da(Roma) ele geçirmek istiyordu. Bu yüzden GEDİK AHMET PAŞA komutasındaki Osmanlı donanması İtalya’nın güneyine çıkarma yapmış ve buradaki OTRANTO kalesini ele geçirmiştir. Ancak Fatih’in ölümü İtalya Seferinin yarıda kalmasına sebep olmuştur.

Bizans’ın Yeniden Canlanmaması için Fatih’in yaptığı Faaliyetler :
Bizans hanedan üyelerinin kaçtığı Trabzon Rum imparatorluğu’na son verdi,yine Bizans hanedan üyelerinin kaçtığı MORA Yarımadası’nı fethetti.

Fatih’in Batı Siyaseti:

Amaç:

  • Avrupa birliğinin kurulmasını önlemek.
  • Balkanlar’da Osmanlı hakimiyetini pekiştirmek.
  • Sınırları Batı yönünde genişletmek.

Sırbistan, Mora, Eflak, Boğdan, Bosna, Hersek ve Arnavutluk Osmanlı topraklarına katıldı.

Not: Mora, Boğdan ve Hersek üzerinde kesin denetim ancak II. Bayezid döneminde sağlanmıştır.

KISACA FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE FETHEDİLEN YERLER : 

BATIDA FETHETTİĞİ YERLER

         1-Sırbistan    (1459)

         2-Mora         (1460)

         3-Eflak          (1462) Hakimiyete alındı.Kazıklı voyvoda.

         4-Boğdan      (1476) Hakimiyete alındı.

         5-Bosna        (1463)

         6-Hersek       (1465)

         7-Arnavutluk  (1478) İşkodra.

KARADENİZ KIYILARINDA FETHETTİĞİ YERLER

         1- Amasra (1459) Cenevizler.

         2-Sinop     (1461)İsfendiyaroğulları.

         3-Trabzon  (1461)Trabzon Rum İmparatorluğu.

         4-Kırım      (1477)Kırım Türkleri hakimiyete alındı.

 ALINAN EGE ADALARI 

         1-İmroz (Gökçeada)

         2-Taşoz

         3-Semadirek

         4-Bozcaada

         5-Limni

         6-Midilli

         7-Eğriboz

Kanunnamei Ali Osman:

Örfi hukuk yeniden düzenlenerek sistemli bir Kanunname haline getirildi. Padişahın güç ve otoritesi pekiştirildi. Kanunmame’ye göre:

Şahısların değil, devletin sürekliliği önemlidir.

Başa geçen kişi gerekirse kardeşini öldürebilir.

Ölen kişinin yerine, İstanbul’a gelerek devlet adamlarının onayını alan şehzade padişah olur.

II.BAYEZİT DÖNEMİ (1481-1512)

         Fatih’in ölümünden sonra,Amasya valisi olan büyük oğlu Bayezit İstanbul’a gelerek tahta oturmuştur.Konya valisi Cem de padişah olmak istemiştir.

         31 yıl süren II.Bayezit dönemi oldukça sönük geçmiştir.Bunun nedenleri ise;

         *II.Bayezit’in çok yumuşak huylu ve savaştan hoşlanmayan kişiliği

         *Kardeşi Cem Sultan isyanı ile uğraşmak zorunda kalması.

         *Safavi tehlikesi.

         *Çocukları arasında taht mücadeleleri etkili olmuştur.

         Osmanlı-Venedik İlişkileri (1499-1502)

         *İnebahtı,Modon,Koron kaleleri ile Navarin limanları alındı.

         *Otranto seferinden sonra elimizden çıkan Ayamavra ve  Kefalonya adaları alındı.

         Osmanlı-Memluk ilişkileri

         Fatih döneminde bozulmaya başlayan Osmanlı-Memluk ilişkileri bu dönemde daha da bozularak savaşa dönüşmüştür.Sebepleri:

         *Memluklerin isyan eden Cem’i korumaları

         *Dulkadiroğulları ve Ramazanoğulları üzerine saldırmaları

         *Karamanoğullarını desteklemeleri

         *Hicaza giden Türk hacılarından vergi almaları

         *Hindistan hükümdarının II.Bayezit’e gönderdiği hediyelere el koymaları.

          Bu sebeplerden dolayı 1485-1491 yılları arasında aralıklarla devam eden savaş,daha çok Çukurova bölgesinde oldu.Yapılan 5 savaştan 2’sini Osmanlılar;3’nü memlukler kazandılar.Bu savaşlarda her iki taraf da bir başarı elde edemedi.Tunus hükümdarı Sultan Osman’ın araya girmesiyle anlaşma sağlandı (1491)

         *Her iki taraf da eski sınırlarına çekildiler.

         *Çukurova bölgesindeki Türkmen hanedanları ,eskisi gibi Memluklere tabi kaldılar.

         Osmanlı Karaman İlişkileri

         Karamanoğullarının Memluklerle işbirliği yapmaları üzerine beyliğe kesin olark son verilmiştir.(1487)

         Osmanlı-İran (Safavi) ilişkilerinin Başlaması

         II.Bayezit zamanında Akkoyunlu devleti yıkılmış ve bu topraklar üzerinde,aslen bir Türk olan Şah İsmail tarafından Safavi devleti adıyla yeni bir devlet kurulmuştu.(1501).

         Şii mezhebine bağlı olan Şah İsmail,devletini kısa sürede büyüterek güçlendirdi.II.Bayezit’in gevşek politikalarından yararlanan Şah İsmail,Anadolu’yu ele geçirmek amacıyla Anadolu içlerine pek çok şii propagandacı gönderdi.Propagandacılar özellikle Hamideli ve Teke taraflarında etkili oldular.

         Özellikle Teke yöresinde çıkan “ŞAHKULU İSYANI” devlet tarafından güçlükle bastırıldı.Şahkulu yakalanarak idam edildi.

         Anadolu’daki şii faaliyetlerine karşı babası II.Bayezit’in psif kaldığını gören ve tehlikenin büyüklüğünü sezen Trabzon valisi Selim,babasına karşı isyan etti.Büyük kardeşleri şehzade Ahmet ve Korkut’u mağlup eden Selim,1512 tarihinde Osmanlı tahtına padişah olarak oturmuştur.

         NOT:II.Bayezit devşirme kökenli devlet adamlarının desteğiyle padişah oldu.

            Cem Sultan Olayı (1481-1495)

         Fatih’in küçük oğlu Konya valisi Cem Sultan, Türk kökenli devlet adamlarının desteğini alarak ağabeyi II.Bayezit’e karşı isyan etti.Başarılı olamadı.Memluklerden aldığı destekle tekrar isyan etti.Başarılı olamayınca Rodos şövalyelerine sığındı.

         *Olay böylece bir dış sorun haline gelmiştir.

         *Rodos şövalyeleri Cem’i Fransa aracılığıyla Papa’ya teslim ettiler.Papa,Cem’i Osmanlı Devleti’ni parçalamak amacıyla kullanmak istediyse de başarılı olamadı.Cem,İtalya’da öldü.(1495)

         NOT:Cem’in mezarı Bursa-Muradiye’dedir.

            NOT:Cem olayı sebebiyle II.Bayezit Dönemi durgun geçmiştir.1492’de İspanya’daki Müslüman Beni Ahmer Devleti yıkılmış,Müslümanlar ve Yahudiler katliama uğramıştır.II.Bayezit bölgeye yardım göndererek bir kısım Müslümanları ve bazı Yahudileri Osmanlı topraklarına getirip yerleştirdi.

         Boğdan Seferi (1484)

         Kili ve Akkerman kaleleri alınarak doğrudan Osmanlı topraklarına katılmıştır.Kırım’la karadan bağlantı sağlanmıştır.

YAVUZ SULTAN SELİM DÖNEMİ (1512-1520)

         *Babası ve kardeşleriyle mücadele eden Yavuz ,bu mücadelelerde babasına karşı “Karıştıran Ovası’nda” (Çorlu) yaptığı savaşı kaybetmesine rağmen Yeniçeri ve ordunun desteğiyle başa geçmiştir.

         1-Osmanlı-İran İlişkileri

            İran Seferinin Sebepleri:

         1-Yavuz’un padişahlığını Şah İsmail’in tebrik etmemesi.

         2-Şah İsmail’in adamları aracılığıyla Anadolu’da ayaklanmalar çıkarması.

         Çaldıran Savaşı (1514)

         *Safavi Devleti’nin Anadolu’da şii propagandası yaparak kargaşa çıkarmak istemesi ve sonunda Anadolu’ya hakim olmak isteği.

         *VAN-ÇALDIRAN Ovası’nda 20 Ağustos 1514’te yapılan savaşı Osmanlı Devleti büyük bir üstünlükle kazandı.Şah İsmail canını zor kurtarırken,Yavuz da Safavi Devleti’nin başkenti Tebriz’e girdi.

         Savaşta Osmanlı Devleti 100 bin ordu ve 500 top kullanmıştır.

         Savaşın sonuçları

         1-Safavilere büyük bir darbe vurulduysa da tehlike olmaktan çıkarılamadı.

         2-Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri Osmanlı topraklarına katıldı.

         3-Savaş dönüşü Dulkadiroğulları beyliği ile yapılan “TURNADAĞ” Savaşıyla (1515) beylik Osmanlı topraklarına katıldı

         *Dulkadiroğulları beyliğinin alınmasıyla Anadolu Türk birliği kesin olarak sağlanmıştır.(Adana’da bulunan Ramazanoğullarının da bağlılık bildirmesiyle).

         4-Sefer dönüşü 1000’e yakın Azeri sanatçı,bilgin ve şair İstanbul’a getirilmiştir.

         NOT:40.000 ordu ihtiyati kuvvet olarak Kayseri-Sivas arasında bırakılmıştır (Çaldıran Savaşı’nda)

         Mısır Seferi (1516-1517)

         Mısır Memluklu Devleti üzerine yapılmıştır.

         Sebepleri:

         1-Fatih döneminden itibaren devam eden anlaşmazlıklar

         2-Memluklerin Şah İsmail’e destek vermeleri

         3-Yavuz’un Mısır’dan geçen Baharat Yolu’nu alarak ekonomik üstünlük sağlamak istemesi.

         4-Dulkadiroğulları ve Ramazanoğullarının Osmanlılara katılmasına Memluklerin karşı çıkması

         5-Yavuz’un halifeliği ele geçirerek İslam dünyasında birlik sağlama düşüncesi

         *Yavuz Memlukleri Suriye’de Merc-i Dabık  Savaşı’yla (1516);Mısır’da Ridaniye Savaşı’yla (1517).iki kez yenilgiye uğrattı.

         Sonuçları

         1-Memluklu Devleti yıkıldı.Toprakları;Suriye,Filistin,Hicaz ve Mısır Osmanlıların eline geçti.

         2-Mısır’ın zenginliklerinin Osmanlıların eline geçmesiyle Osmanlı hazinesi doldu.

         3-Baharat Yolu Osmanlılara geçtiyse de ,Ümit Burnu Yolu’nun keşfi sebebiyle istenilen ekonomik fayda sağlanılamadı.

         4-Halifelik Osmanlılar geçti.Böylece devletin teokratik özelliği arttı.

         5-Venedikliler Kıbrıs için Memluklere ödediği vergiyi Osmanlılara ödemeye başladılar.

         *Yavuz Sultan Selim 1520’de öldü.

         NOT:Yavuz Sultan Selim Dönemi’nde bütün mücadeleler doğulu devletlerle yapılmıştır.Batılı devletlerle herhangi bir mücadele olmamıştır.

         *Bu dönem batılı devletlerle mücadelenin olmadığı tek dönemdir.

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN DÖNEMİ

(1520-1566)

         *Yavuz’un ölümünden sonra tek şehzade olan Kanuni Sultan Süleyman padişah oldu.

         *Dönemi,Osmanlı tarihinin en parlak dönemidir.

       İÇ İSYANLAR

         Canberdi Gazali (Suriye),Ahmet paşa (Mısır),Kalenderoğlu (Çukurova),Baba Zünnun (Yozgat)

         *Bu isyanlar çok kısa süre içerisinde bastırılmıştır.

        KANUNİ DÖNEMİ BATI SEFERLERİ

         1-Belgrat’ın Fethi (1521)  :Fatih döneminde alınamayan Belgrat’ı (Belgrat Kalesini) savunamayacaklarını anlayan Sırplar kaleyi Macarlara bıraktılar.

         *Macarlar Kanuni zamanında Osmanlıya karşı saldırgan tavır sergilediler.Hatta gönderilen Osmanlı elçisini öldürdüler.Bunun üzerine Kanuni sefere çıktı.Belgrat karadan ve nehirden kuşatıldı ve 1521’de fethedildi.

         *Fetihten sonra Belgrat Kalesi Avrupa seferlerinde üs olarak kullanıldı.

         2-Mohaç Meydan Savaşı (1526)

         *Belgrat’ın fethinden sonra Osmanlı-Macar ilişkileri iyice bozuldu.Bu sırada Kanuni de Avrupa ülkeleri içinde yalnız kalan ve Alman imparatoru Şarlken’e karşı savunmasız kalan Fransa’ya yardım sözü vererek bu ülkeyi yanına çekmek istemiştir.Böylece Fransa’nın bu ittifaka katılmasını önlemiştir.

         *Macarlar Belgrat’ın fethinden sonra  Osmanlıya iyice düşman oldular.1526’da Mohaç ovasında Osmanlı ordusuyla Macar ordusu karşı karşıya geldi. Yapılan savaş sonrasında Osmanlı ordusu tarihin en kısa süren zaferini kazandı.Bu zaferle;

         *Başkent Budin ve Macaristan’ın bir bölümü fethedildi.

         *Macaristan Osmanlıya bağlı ,Avusturya ile Osmanlı arasında tampon bir bölge haline geldi.

         *Osmanlı Devleti’nin orta Avrupa’daki egemenliği güçlendi.

         *Osmanlı-Avusturya ilişkilerinin bozulmasına sebep oldu.

         *Macaristan  1541 yılında tamamen Osmanlı topraklarına katıldı.

         Osmanlı-Avusturya İlişkileri

            I.Viyana Kuşatması (1529)

         *Macaristan’ın fethi Osmanlılarla Avusturyalıları karşı karşıya getirdi.Avusturya kralı Ferdinand,Macar topraklarında hak iddia ediyordu.Osmanlı Ordusu İstanbul’a döndükten sonra Avusturya kralı Ferdinand,Macar kralı Yanoş’a savaş açarak Budin’e girdi.Yanoş’un Osmanlılardan yardım istemesi üzerine Kanuni büyük bir ordu ile Budin’e girdi.Ancak Ferdinand,Kanuni’nin karşısına çıkmaya cesaret edemedi.Avusturya sorununu çözmek isteyen Kanuni,Ferdinand’ı takip ederek Viyana kalesini kuşattı.Ancak Viyana’nın güçlü bir kale olması,ağır topların getirilmeyişi ve kışın yaklaşmasından dolayı Viyana alınamadı.

        Alman Seferi (1532)

         Ferdinand,Kanuni’nin İstanbul’a dönmesinden faydalanarak ,kardeşi olan Alman imparatoru Şarlken’e güvenerek tekrar Budin’i kuşattı.Bu olay üzerine Kanuni,Şarlken’i savaşa çağırarak Alman seferine çıktı.Ancak Şarlken Kanuni’ye karşı koyamadı.Avusturya’nın isteği üzerine anlaşma yapıldı.

         *İSTANBUL ANTLAŞMASI

         *Avusturya kralı protokol bakımından Osmanlı sadrazamına denk sayılacaktı.

         *Ferdinand,Yanoş’un Macar krallığını tanıyacaktı.

         *Avusturya elinde bulundurduğu Macar toprakları için Osmanlılara her yıl 30.000 düka altın vergi ödeyecekti.

         NOT: Bu antlaşmayla Avusturya Osmanlı Devleti’nin üstünlüğünü kabul etmiştir.

     Zigetvar Seferi ve Kanuni’nin Ölümü (1566)

         Ferdinand’ın yerine geçen oğlu Maksimilyen,Osmanlılara vergisini ödemedi ve Erdel’e saldırdı.Kanuni bu olay üzerine çok ihtiyarlamasına rağmen Avusturya üzerine 13. ve son seferine çıktı.Zigetvar kalesi kuşatıldı.Hasta olan Kanuni’nin vefatından bir gün sonra kale alındı.(1566)

         OSMANLI-FRANSIZ İLİŞKİLERİ VE KAPİTÜLASYONLAR

         KANUNİ Sultan Süleyman,Avrupa Hıristiyan birliğini parçalamak amacıyla Fransızlarla anlaşmayı uygun buldu.Kendi aralarında yaptıkları savaşlar sırasında Alman imparatoruna esir düşen Fransa kralı 3.Fransuva’yı Mohaç savaşından sonra esaretten kurtardı.Bu olaydan sonra Osmanlı-Fransız ilişkileri gelişti.

         Kanuni 1535’te Fransa’ya ticaret,gümrük ve hukuk gibi konularda diğer devletlere verilmeyen bazı imtiyazlar verdi.İki devlet arasında yapılan anlaşmaya göre:

         1-Osmanlı topraklarında yaşayan Fransızların hukuki davalarına Fransız yargıçları bakacaklardı.

         2-Her iki devlet birbirlerine ait denizlerde serbestçe dolaşabilecekler ve ticaret yapabileceklerdi.

         3-Kapitülasyonlar iki hükümdar sağ kaldığı müddetçe geçerli olacaktı.

         Kapitülasyon adı verilen bu antlaşmayla Kanuni:

         *Avrupa Hıristiyan birliğini bozmayı

         *Coğrafi keşiflerle önemini kaybeden Akdeniz limanlarını yeniden canlandırmayı

         *Fransa limanlarından faydalanmayı amaçlamıştır.

         NOT: 1740’ta ise kapitülasyonlar sürekli hale geldi.Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla beraber Osmanlı ekonomisinin bozulmasına neden oldu.

         Rodos’un Fethi (1522)

         Akdeniz ticareti ve deniz yoluyla hac yolculuğunun güvenliği,korsan yatağı haline gelen Rodos’tan dolayı tehlikeye düşmüştü.Bu duruma son vermek için Kanuni döneminde Rodos kuşatıldı.ve 1522 yılında fethedildi.Kanuni şövalyelerin adayı terkine izin verdi.Adayı terk eden Sen-Jan şövalyeleri Şarlken tarafından Malta adasına yerleştirildi.

         NOT:Rodos’un fethiyle Ege denizindeki Osmanlı egemenliği kesinleşmiş ve Ege denizi Türk gölü haline gelmiştir.

         HIZIR REİS (BARBAROS) VE CEZAYİR’İN ALINMASI (1533)

         Aslen Midilli’li bir Türk olan  Hızır Reis Cezayir’i tamamen İspanyollardan arındırmış ve Cezayir’e hükümdar olmuştu. Hıristiyanlara indirdiği ağır darbelerden dolayı Avrupalılar Hızır Reis’e “Barbaros” lakabını taktılar.Yavuz döneminde Mısır’ın fethinden sonra Osmanlı himayesine giren Hızır Reis’in denizcilikteki üstün kabiliyetini anlayan Kanuni Sultan Süleyman O’nu İstanbul’a davet ederek Kaptan-ı Deryalık rütbesi verdi.Hızır Reis aynı zamanda Cezayir Beylerbeyliğine atandı.Böylece Cezayir Osmanlıya bağlanmış oldu.(1533)

         Preveze deniz savaşı (1538)

         Kaptan-ı Derya Hızır Reis Akdeniz’de fetihlere başladı.Kanuni başarılarından dolayı O’na “Hayrettin” unvanını verdi.Barbaros Hayrettin Paşa 1537’de büyük bir donanma ile Akdeniz’e açıldı.Ege’deki  Venedik adalarını alarak Korfu’yu kuşattı.Hayrettin Paşa’nın Akdeniz’deki fetihleri Avrupalıları yeni bir Haçlı birliği kurma zorunda bıraktı.Hayrettin Paşa 1538’de Preveze önlerinde Andrea Dorya komutasındaki Venedik,Malta,Ceneviz,İspanya ve Portekizlilerden oluşan Haçlı donanmasını mağlup etti.

         Sonuçları:

         *Osmanlı Devleti Akdeniz’de üstünlüğü ele geçirdi.

         *Akdeniz Türk gölü haline geldi.

         NOT:*Barbaros Hayrettin Paşa’nın ölümü (1546)

                      *Mimar Sinan’ın Süleymaniye’yi inşası (1550)

                      *Sokulu Mehmet Paşa’nın Vezir-iAzam oluşu (1565)

         Trablusgarp’ın Fethi (1551)

         Batı Akdeniz’de korsanlık yapan Turgut Reis,Kanuni’nin isteği üzerine bu ülkeyi İspanyollardan aldı.Ardından Turgut Reise Trablusgarp Beylerbeyiliği verildi.

         Malta Kuşatması (1565)

         Kuşatma başarısız oldu.Turgut Reis öldü.

         Sakız Adasının Alınması (1566)

         Malta yenilgisini hazmedemeyen Kanuni yeni bir sefer için Donanmayı hazırlatmıştır.Zigetvar seferine çıkmadan önce donanmaya Ege denizine açılma emrini vermiştir.Piyale Paşa komutasındaki Donanma Sakız adasını alarak Ceneviz hakimiyetine son vermiştir.(1566)

         HİNT DENİZ SEFERLERİ (1538-1553)

         Nedenleri

         1-Portekizlilerin Basra Körfezi ve Kızıl Deniz girişlerini ve dolayısıyla Hint ticaret yolunu kapatması.

         2-Portekizlilerin Müslüman tüccar ve gemilerine zarar vermesi

         3-Hindistandaki Gücerat İslam hükümdarının Kanuni’den yardım istemesi.

         4-Kanuni’nin Baharat yolunun güvenliğini sağlamak istemesi.

         *Coğrafi keşiflerden sonra Portekizliler,16.yüzyılın başlarında Hindistan’da sömürgeler kurmuşlar ve  Hint ticaret yollarını ellerine geçirmişlerdi.Portekizlilerin Hindistan’daki Müslümanlara zarar vermesi ve Hint ticaret yollarını kapatmaları üzerine Kanuni zamanında Hint okyanusuna 4 sefer yapıldı.Bu seferleri:

         1.Seferi         :Hadım Süleyman Paşa

         2.Seferi         :Piri Reis

         3.Seferi         :Murat Reis

         4.Seferi         :Seydi Ali Reis yaptılar.

         Sonuçları

         1-Hint Deniz seferlerinden istenilen sonuç elde edilememiştir.Bunun nedeni ise Osmanlı denizcilerinin Hint okyanusunu iyi tanımamaları ve devlet adamlarının karada yapılan savaşları daha karlı görmeleridir.Ayrıca Osmanlı gemilerinin okyanuslara dayanıklı olmaması bu seferlerdeki başarısızlığın diğer bir nedenidir.

         2-Yemen,Aden,Sudan sahilleri ve Habeşistan’ın bazı kısımları Osmanlı topraklarına katıldı.

         3-Kızıldeniz Osmanlı denetimine girdi.

         İRAN SEFERLERİ (1533-1555)

         Nedenleri:

         *Osmanlı orduları batıda Avrupalılarla mücadele ederken İran’ın her defasında doğudan Osmanlı topraklarına saldırması

         *İran’ın Bağdat’ı üs olarak kullanıp,İran’ın politikasını benimsemeyen bir çok Müslüman halkı ve ilim adamını öldürmesi

         Bu Nedenlerden dolayı Kanuni:

         1.Seferi (IRAKEYN)

         *Sadrazam İbrahim Paşa’yı İran’a göndedi(1533).—–Tebriz alındı

         *1535’te Kanuni de sefere çıktı ve aynı yıl Bağdat’ı aldı.

          2.Seferi  1548’de yaptı.

 3.Seferi 1554’te yaptı.—Nahcivan, Azebaycan, Karabağ ve Gürcistan’ı  fethedilerek  geri döndü.

         Osmanlı orduları Amasya’ya geldiği sırada İran elçileri arkadan yetiştiler ve İran Şah’ının anlaşma teklifini Kanuni’ye bildirdiler.Bunun üzerine Osmanlı Devleti ile İran arasında AMASYA ANTLAŞMASI imzalandı (1555).

Bu antlaşma ile İran: Basra,Bağdat,Şehrizor,Van,Bitlis,Erzurum,Kars,Atabegler yurdu,Erivan,Tebriz,Irak ve Doğu Anadolu’nun Osmanlılara ait olduğunu kabul etti.

         *Bu anlaşma 25 yıl sürmüş ve ileriki anlaşmalara zemin teşkil etmiştir.

         Önemi:

         1-Bu anlaşma Osmanlı Devleti ile İran arasındaki ilk antlaşmadır.

         2-Osmanlı Devleti Basra Körfezi’ne kadar ulaşarak Hint okyanusu ile bağlantı sağlamıştır.

SOKULLU MEHMET PAŞA DÖNEMİ (1566-1579)

         Aslen bir devşirme olan Sokulu Mehmet Paşa (Hırvat Devşirmesi) ,Kanuni’nin son dönemlerinde Sadrazam olmuştur (1565).Kanuni’den sonra tahta geçen padişahlardan II.Selim (1566-1574) ve III.Murat (1574-1595) dönemlerinde devlet işlerini yürüten asıl kişi Sokulu Mehmet Paşa olduğundan bu döneme Sokulu Mehmet Paşa Dönemi denir.

         (II.Selim Zamanı:1566-1574)

            1)KIBRIS ADASI’NIN FETHİ (1571)

         Suriye,Mısır ve Doğu ticaret yollarının güvenliği bakımından önemlidir.

         Kıbrıs Adası’na hakim olan Venediklerin;

         —-Osmanlı ticaret gemilerine saldırmaları

         —-Kıbrıs Adası için Osmanlılara ödediği vergiyi kesmeleri

üzerine Sokulu Mehmet Paşa’nın karşı çıkmasına rağmen II.Selim adanın fethine karar vermiş ve Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı donanması 11 aylık kuşatmadan sonra adayı fethetmştir.

         *Doğu Akdeniz’in güvenliği sağlandı

         *Anadolu’dan pek çok Türk ailesi getirilerek adaya yerleştirildi.

         *İnebahtı deniz Savaşı’na neden oldu.

         *Akdeniz ticaret yolunun güvenliği sağlandı.

         NOT:II.Bayezit buradan elde edilen ganimetle Mimar Sinan’a ünlü SELİMİYE CAMİİ’ni yaptırmıştır.

       iNEBAHTI DENİZ SAVAŞI (1571)

         Avrupalıların Kıbrıs gibi önemli bir adayı kaybetmeleri ve papanın kışkırtmaları denizde yeni bir Haçlı birliğinin oluşmasına neden oldu.Venedik,Malta,İspanya,İtalya (Piyemento) devletlerinin katıldığı Haçlı donanmasının başına da Şarlken’in oğlu Don Juan getirildi.

         Haçlı donanması ile İnebahtı Körfezi yakınlarında yapılan savaşı taktik hatası yüzünden Osmanlı Devleti kaybetti.Haçlılar İnebahtı Körfezi’nde bulunan Osmanlı Donanması’nı yaktılar.200 kadar gemimiz batarken 20 bin askerimiz şehit düştü.Yalnızca Uluç Ali Reis bir kısım gemileri alarak İstanbul’a dönebildi.

         *Uluç Ali Reis’in adı Kılıç Ali Reis olarak değiştirilmiş ve Kaptan-ı Deryalığa getirilmiştir.

         *Osmanlı Devleti’nin aldığı ilk büyük deniz yenilgisidir.

         *Bu yenilgi Osmanlı Devleti’ne herhangi bir yer kaybettirmemişse de ,Türklerin yenilmezliği inancını yıkmıştır.

         *Bu savaşta bir çok Osmanlı Denizcisinin ölmesi ileriki dönemde Osmanlı denizciliğinin gerilemesine neden olmuştur.

         *Bu savaş Osmanlı Devleti’nin Akdeniz egemenliğini sarsmıştır.

         *Osmanlı Donanması Sokullu’nun emriyle bir kış içerisinde çok daha güçlü bir şekilde yeniden oluşturulmuştur.

    TUNUS’UN FETHİ (1574)

         İnebahtı yenilgisinden sonra oluşturulan donanma,Kılıç Ali Reis komutasında Akdeniz’e açıldı.Haçlı Donanması Osmanlıların karşısına çıkmaya cesaret edemedi.

         Kılıç Ali Paşa İspanyolların elinde bulunan Tunus’u Osmanlı topraklarına kattı.Tunus Beylerbeyliği oluşturuldu.

         Böylece Fas dışındaki Kuzey Afrika tamamen Osmanlı toprağı oldu.

         Tunus’un fethi,hem Osmanlı-İspanya savaşlarını,hem de İspanyolların Kuzey Afrika’daki işgal politikalarını sona erdirmiştir.

         *II.Selim 1574 yılında öldü.

        NOT :  *Ordunun başında savaşa gitmeyen ilk Osmanlı padişahıdır.

        

(III.Murat Zamanı:1574-1595)

          LEHİSTAN (Polonya)’IN HİMAYESİ (1575)

         Lehistan Osmanlı himayesine alındı.(1575).Böylece Osmanlı hakimiyet alanı Batlık denizine ulaşmış oldu.

         Lehistan’da iç karışıklıklar çıkması üzerine Osmanlı Devleti Erdel Beyi’ni Leh kralı seçtirdi.

       FAS SULTANLIĞI’NIN OSMANLI HİMAYESİNE ALINMASI (1577)

         *Fas üzerinde Osmanlı-Portekiz hakimiyet mücadelesi

         *Osmanlıların Cebeli Tarık boğazına hakim olma isteği

         1577 yılında Fas’ta çıkan taht kavgaları üzerine bir kısım Faslılar Portekiz kralından;bir kısmı da Osmanlı padişahından yardım istediler.

         Sokulu Cezayir Beylerbeyi Ramazan Paşa’yı Fas üzerine gönderdi.Portekizlilerle yapılan “VADİ ÜS SEYL” savaşıyla Portekizlilere çok ağır bir darbe vurularak Portekiz ordusu kralı ile birlikte imha edildi.Fas Osmanlı himayesine alındı.

         *Bu olaydan sonra Portekizlilerin denizlerdeki etkinlikleri azalmıştır.

         *Osmanlı hakimiyet alanı Atlas okyanusuna ulaşmış oldu.

         SOKULLU DÖNEMİ KANAL PROJELERİ

          DON-VOLGA KANAL PROJESİ

         Bu proje ile Karadeniz’e dökülen DON Nehri ile ,Hazar Denizi’ne dökülen VOLGA ırmakları birleştirilerek Karadeniz’den Hazar Denizi’ne ulaşılmak istenmiştir.

         Amaçları;

         1-Orta Asya Türkleri ile bağlantı kurmak

         2-İran’la yapılacak savaşlarda donanma gücünü kullanmak

         3-Rusların güneye inmesini engellemek

         4-İpek yolu ticaretini canlandırmak

         *Kanal açma çalışmaları başladıysa da proje tamamlanamadı.

      SÜVEYŞ KANALI PROJESİ

         Bu projeyle Kızıldeniz ve Akdeniz birleştirilerek,Baharat yolunun canlandırılması amaçlanmıştır.

       İZNİK-SAKARYA-SAPANCA PROJESİ

         Bu proje ile Marmara’dan Karadeniz’e yeni bir su yolu açılmak istenmiştir.Bolu Dağı ormanlarından yararlanılmak istenmiştir.

         *Bu projeler başarıya ulaşmamışsa da ,devletin ileriye yönelik politikalar izlediğini göstermesi açısından önemli

3.SINIF HAYAT BİLGİSİ KONULARI

DÜN BUGÜN YARIN

KONULAR

ATATÜRK’ÜN HAYATI

ÖNDERİMİZ

MİLLİ BAYRAMLARIMIZDAN BİRİ

.ATATÜRK’ÜN TÜRK MİLLETİNE YAPTIĞI HİZMETLER

.ÜLKELER VE BAYRAKLAR

CUMHURİYETİMİZİ KORUMAK

GEÇEN YIL ,BU YIL

DEĞİŞEN DUYGULAR

AİLECE DEĞİŞİYORUZ

HAYALİMDEKİ MESLEK

HAVA TAHMİNLERİ

YAĞMUR,KAR, SİS

.ULAŞIM ARAÇLARI

BİLGİSAYARLAR HER YERDE

 DÜNDEN BUGÜNE İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ

YAŞADIĞIMIZ YERİN DÜNÜ BUGÜNÜ

DEDEMİN VE NİNEMİN OYUNLARI

GEÇMİŞE YOLCULUK

BİREY TOPLUM ÇEVRE

20. DOĞAL AFETLERDEN KORUNALIM

21.NELER ÖĞRENDİM?

ATATÜRK’ÜN HAYATI

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi. Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

atatürk'ün hayatı

         Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği’nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik’e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına “Kemal” i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, İstanbul’da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905’te yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907’de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı. 19 Nisan 1909’da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı. 1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911’de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912’de Derne Komutanlığına getirildi.

         Ekim 1912’de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915’te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı’nda, Mustafa Kemal Çanakkale’de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine “Çanakkale geçilmez! ” dedirtti. 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915’te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915’te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

      Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’dan sonra 1916’da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916’da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917’de İstanbul’a geldi. Velihat Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918’de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919’da Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ” ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz – 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919’da Ankara’da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

       Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye – ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

      Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
  • Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü’nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
  • Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
  • I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
  • II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
  • Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
  • Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)

Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922’de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Yurtta barış cihanda barış” temelleri üzerinde yükselmeye başladı.

Atatürk Türkiye’yi “Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak” amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:

1. Siyasal Devrimler:
· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
2. Toplumsal Devrimler
· Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
· Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
· Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
· Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)
3. Hukuk Devrimi :
· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
· Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)
4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
· Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
· Güzel sanatlarda yenilikler
5. Ekonomi Alanında Devrimler:
· Aşârın kaldırılması
· Çiftçinin özendirilmesi
· Örnek çiftliklerin kurulması
· Sanayiyi Teşvik Kanunu’nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
· I. ve II. Kalkınma Planları’nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması

          Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934’de TBMM’nce Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi.

Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

        Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.

       15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku’nu okudu.

     Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923’de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.

     1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox’a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.

ATATÜRK’ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ

      Atatürk’ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova’da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara’ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana’ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiğimillî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs’ta Ankara’ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul’a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu.

       Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı’nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul’a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938’de Hatay Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi Atatürk’ü çok sevindirip moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar Savarona’da kalan Atatürk’ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O’nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938’de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara’ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı.

     29 Ekim 1938’de kahraman Türk Ordusu’na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!” sözü ile Türk Ordusu’nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda “Türk vatanının ve Türk’lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır” diyerek Türk Ordusu’na olan güvenini belirtmiştir.

      Atatürk 1 Kasım 1938’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi’nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi’nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu’nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.

      Atatürk’ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk’ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı’nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü Atatürk’ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı’nın büyük tören salonunda katafalka konuldu.

      Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı’na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyiİzmit’e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara’ya getirilmek üzere hareket edildi.

      Atatürk’ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk’ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe’de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953’te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk’ün naaşı Anıtkabir’e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi